SON DAKİKA
Hava Durumu

#İnovasyon

Ekometre - İnovasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnovasyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

FUCHS ve Mercedes-Benz stratejik iş ortaklığını uzattı Haber

FUCHS ve Mercedes-Benz stratejik iş ortaklığını uzattı

İki şirket, yeni dönemde de Mercedes-Benz müşterilerine özel madeni yağ çözümleri sunarken; araç performansını ve verimliliğini artıracak, sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak yenilikçi çözümler üzerinde birlikte çalışmaya devam edecek. FUCHS ve Mercedes-Benz, otomotiv sektöründe inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında uzun yıllardır sürdürdükleri stratejik iş ortaklığında yeni bir döneme giriyor. Mevcut sözleşmenin uzatılmasıyla iki şirket, otomotiv yağlayıcıları alanındaki iş birliklerini sürdürecek. Dünyanın en büyük bağımsız madeni yağ üreticisi FUCHS Grubu ile Mercedes-Benz’in dünya genelindeki satış sonrası hizmetler ağını destekleyen Mercedes-Benz Global Services & Parts arasındaki iş birliği kapsamında, Mercedes-Benz müşterilerine markanın global ağı üzerinden özel olarak geliştirilen madeni yağ çözümleri sunulmaya devam edilecek. Yeni dönemde iki şirket, otomotiv yağlayıcıları alanındaki uzmanlıklarını bir araya getirerek araçların performansını ve güvenilirliğini artıran, verimliliği destekleyen ve çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayan yenilikçi çözümler geliştirmeyi sürdürecek. “Müşterilerimize sunduğumuz hizmet kalitesini daha da ileri taşıyacağız” Mercedes-Benz Group AG Yönetim Kurulu Üyesi, Satış ve Müşteri Deneyimi’nden Sorumlu Mathias Geisen, iş birliğinin devamına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “FUCHS ile uzun yıllardır sürdürdüğümüz başarılı iş birliği sayesinde dünya genelindeki müşterilerimize üst düzey hizmet kalitesi sunuyoruz. Müşteri odaklı olmak her zaman birincil önceliğimiz. İş birliğimizi birlikte daha ileri taşımaya sabırsızlanıyoruz.” dedi. “Mercedes-Benz ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş birliğimiz var” FUCHS ve Mercedes-Benz arasındaki uzun soluklu iş birliğine dikkat çeken FUCHS SE CEO’su Stefan Fuchs ise, “Mercedes-Benz ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş birliğimiz var. Genuine Oil Programı’nın ilk iş ortağı olarak başlayan bu yolculuğu bugün stratejik ortaklığımızla daha da ileri taşıyoruz. İki şirketin uzmanlığını bir araya getirerek araç performansını ve güvenilirliğini artıran, aynı zamanda sürdürülebilirliğe katkı sağlayan yüksek performanslı madeni yağ çözümleri geliştirmeye devam edeceğiz. Mercedes-Benz ile iş birliğimizin yeni döneminden büyük mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Arteche'nin küresel büyümesine Türkiye'den güçlü katkı Haber

Arteche'nin küresel büyümesine Türkiye'den güçlü katkı

Dünyanın en büyük üç ölçü ve koruma trafosu üreticisinden biri olan İspanya merkezli Arteche, 2026 yılının ilk yarısında güçlü finansal ve operasyonel performansını sürdürdü. Yılın ilk altı ayında net kârını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44,3 artırarak 30,6 milyon Euro'ya çıkaran şirket, siparişlerini yüzde 15,7, satışlarını ise yüzde 10,7 artırdı. Arteche'nin küresel ölçekte devam eden büyümesinde Türkiye fabrikası da üretim, mühendislik ve ihracat kabiliyetiyle stratejik rol üstleniyor. Arteche'nin açıkladığı 2026 ilk yarı sonuçlarına göre şirketin siparişleri 338 milyon Euro'ya, satışları ise 277,9 milyon Euro'ya ulaştı. Operasyonel verimlilik ve ürün karmasındaki gelişimin de katkısıyla FAVÖK yüzde 29,2 artışla 51,1 milyon Euro seviyesine yükselirken, FAVÖK marjı yüzde 18,4 olarak gerçekleşti. Özellikle Türkiye'nin de içinde bulunduğu EMEA bölgesinde siparişlerin yüzde 23,4, satışların ise yüzde 18,8 artması, bölgenin Arteche'nin küresel büyüme stratejisindeki önemini bir kez daha ortaya koydu. Bayram: "Türkiye fabrikamız küresel büyümenin önemli yapı taşlarından biri" Arteche'nin Türkiye ve Endonezya fabrikalarından sorumlu Genel Müdürü Murat Bayram, grubun ilk yarı performansını değerlendirirken, güçlü finansal sonuçların arkasında teknoloji, insan kaynağı, operasyonel verimlilik ve sürdürülebilir büyüme anlayışının bulunduğunu belirtti. Bayram, "Arteche'nin 2026 yılının ilk yarısında ortaya koyduğu güçlü performans, küresel ölçekte izlediğimiz uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir sonucu. Özellikle EMEA bölgesinde kaydedilen büyüme bizim açımızdan ayrıca değerli. Türkiye fabrikamız; sahip olduğu üretim kabiliyeti, mühendislik gücü, kalite standartları ve ihracat yetkinliğiyle Arteche'nin bu bölgedeki ve küresel pazarlardaki büyümesinin önemli yapı taşlarından biri olmayı sürdürüyor" dedi. Birçok alanda etkin çalışma Öte yandan, Türkiye operasyonunda sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve yalın üretim uygulamalarını öncelikli alanlar arasında tutan Arteche; üretim süreçlerinin gerçek zamanlı izlenebilirliğinden enerji verimliliğine, çevre dostu ürün geliştirmeden kaynakların etkin kullanımına kadar birçok alanda çalışmalar yürütüyor. Türkiye fabrikasında mühendislik, inovasyon, kalite ve sürdürülebilirliğin birlikte ele alındığı yaklaşım, şirketin daha önce açıkladığı uzun vadeli büyüme stratejisinin de temelini oluşturuyor.

Türk hazır giyim sektörü Paris’te gücünü gösterecek Haber

Türk hazır giyim sektörü Paris’te gücünü gösterecek

Dünya moda endüstrisinin önemli merkezlerinden Paris’te yılda iki kez düzenlenen Premiere Vision Paris; hazır giyimden kumaşa, iplikten deriye, aksesuardan tasarıma kadar moda endüstrisinin tüm bileşenlerini aynı çatı altında buluşturuyor. EHKİB, 19 Türk hazır giyim ihracatçısıyla fuarda yer alarak sektörün üretim kabiliyetini, tasarım gücünü, esnek üretim altyapısını ve sürdürülebilirlik alanındaki dönüşümünü uluslararası alıcılara tanıtacak. Bağcı: “Fransa dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, Avrupa Birliği’nin Türkiye hazır giyim sektörünün en önemli ihracat pazarı olduğunu, Fransa’nın ise sektör açısından stratejik ülkelerin başında geldiğini söyledi. Türkiye’nin Fransa’ya hazır giyim ihracatının 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalarak 468 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini paylaşan Bağcı, şöyle devam etti: “Fransa, Türkiye genelinde en fazla hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı gerçekleştirdiğimiz 6’ncı büyük pazar konumunda. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz açısından ise Fransa 8’inci büyük ihracat pazarımız. Fransa 2025 yılında yaklaşık 30 milyar dolarlık hazır giyim ithalatı gerçekleştirdi. ABD ve Almanya’nın ardından dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı konumunda bulunuyor. Türkiye ise Çin, Bangladeş ve İtalya’nın ardından Fransa’nın dördüncü büyük giyim tedarikçisi. Bu tablo, Fransa pazarının sektörümüz açısından taşıdığı potansiyeli açık şekilde ortaya koyuyor.” “Türkiye fuarın en güçlü katılımcı ülkeleri arasında” Premiere Vision Paris’in Türk moda endüstrisinin Avrupa’daki konumunu güçlendirmesi açısından kritik bir platform olduğunun altını çizen Bağcı, Türkiye’nin fuardaki güçlü varlığının uzun yıllara dayandığını dile getirdi. Bağcı, “Türkiye; yaklaşık 200 kumaş, hazır giyim, deri ve aksesuar üreticisiyle Premiere Vision Paris’e en fazla katılımcı gönderen ülkelerin başında geliyor. Bu güçlü katılım, Türk moda endüstrisinin küresel tedarik zincirindeki öneminin de göstergesi. Türkiye olarak Avrupa’ya coğrafi yakınlığımız, hızlı ve esnek üretim kabiliyetimiz, güçlü tekstil ve hazır giyim altyapımız, tasarım yetkinliğimiz ve sürdürülebilir üretime yönelik yatırımlarımızla rakiplerimizden ayrışıyoruz.” diye konuştu. “Fiyat rekabetinden katma değer rekabetine geçmek zorundayız” Türk hazır giyim sektörünün son yıllarda küresel pazarlarda yoğun bir rekabet ortamıyla karşı karşıya olduğuna işaret eden Bağcı, artan üretim maliyetleri nedeniyle Türkiye’nin özellikle fiyat odaklı siparişlerde Asyalı ve Kuzey Afrikalı rakipleriyle rekabet etmekte zorlandığını vurguladı. Bağcı sözlerini şöyle sürdürdü: “Hazır giyim sektörümüzün küresel rekabette yeniden ivme kazanması için fiyat rekabetinden ziyade tasarım, inovasyon, sürdürülebilirlik, dijitalleşme, hızlı teslimat ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerekiyor. Avrupa’nın yakın coğrafyadan tedarik eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat. Bu avantajı kalıcı hale getirmek için müşterilerimizle doğrudan temasımızı artırmamız ve uluslararası fuarlarda güçlü şekilde yer almamız gerekiyor. Premiere Vision Paris’i bu açıdan yalnızca bir fuar değil, sektörümüzün Avrupa’daki mevcut müşterileriyle ilişkilerini geliştirdiği ve yeni iş bağlantıları kurduğu stratejik bir platform olarak görüyoruz.” Seyfeli: “Fransa pazarındaki payımızı korumak ve büyütmek istiyoruz” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Dış Pazar Komitesi Başkanı Seray Seyfeli ise Türk hazır giyim sektörünün son dönemde artan üretim maliyetleri nedeniyle geçmiş yıllardaki maliyet avantajını önemli ölçüde kaybettiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Fransa pazarındaki güçlü konumunu korumasının sektör açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Seyfeli, “Fransa pazarında hemen arkamızda Hindistan, Vietnam ve Tunus gibi güçlü ihracatçı ülkeler bulunuyor. Bu ülkelere karşı mevcut konumumuzu korumak ve pazar payımızı artırmak için müşterilerimizle yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Premiere Vision Paris gibi sektörün küresel ölçekte referans kabul edilen fuarlarına düzenli katılım sağlamamız bu nedenle çok önemli.” dedi. “Müşteriye yakın olmak her zamankinden daha önemli” Avrupalı markaların tedarik kararlarında fiyatın yanı sıra hız, esneklik, kalite, düşük adetli üretim kabiliyeti, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik kriterlerinin giderek daha belirleyici hale geldiğine işaret eden Seyfeli, Türkiye’nin bu alanlarda önemli avantajlara sahip olduğunu kaydetti. Seyfeli, “Avrupa pazarına yakınlığımız sektörümüzün en önemli avantajlarından biri. Ancak yalnızca coğrafi yakınlık yeterli değil. Alıcıların değişen beklentilerini yakından takip etmek, sürdürülebilir üretim altyapımızı geliştirmek, tasarım ve koleksiyon gücümüzü artırmak ve müşterilerimizle sürekli iletişim halinde olmak zorundayız. PV Paris bu anlamda sektörümüz için son derece değerli. EHKİB olarak fuara 19 firmamızla katılıyoruz. Firmalarımızın yeni müşterilere ulaşmasını sağlarken mevcut müşterileriyle ticari ilişkilerini güçlendirmelerini hedefliyoruz.” diye konuştu. 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üretici Paris’te buluşacak Küresel moda endüstrisinin önemli buluşma noktalarından Premiere Vision Paris Fuarı, dünyanın dört bir yanından tekstil ve moda profesyonellerini bir araya getirecek. Fuar kapsamında iplik, kumaş, deri, hazır giyim, aksesuar ve tasarım başta olmak üzere moda endüstrisinin farklı alanlarında faaliyet gösteren 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üreticinin koleksiyonlarını uluslararası alıcıların beğenisine sunması bekleniyor. Premiere Vision Paris’in Şubat 2026 edisyonunu yaklaşık 20 bin sektör profesyoneli ziyaret etmişti. Eylül buluşmasında da dünyanın önde gelen moda markalarının satın alma ekipleri, tasarımcılar, üreticiler, tedarikçiler ve sektör profesyonellerinin Paris’te bir araya gelmesi bekleniyor. EHKİB’den uluslararası pazarlarda kesintisiz tanıtım Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Türk hazır giyim sektörünün uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü artırmak, ihracatçıların yeni müşterilere ulaşmasını sağlamak ve mevcut pazarlardaki konumunu güçlendirmek amacıyla Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’na uzun yıllardır düzenli olarak milli katılım organizasyonu gerçekleştiriyor. EHKİB, 1-3 Eylül 2026 tarihlerindeki organizasyonla Premiere Vision Manufacturing Paris’e 21’inci kez milli katılım gerçekleştirerek Ege Bölgesi’nin tasarım, üretim, kalite ve sürdürülebilirlik kabiliyetini dünyanın önde gelen moda profesyonelleriyle buluşturacak.

DESA’dan biyomalzeme alanında yeni yatırım Haber

DESA’dan biyomalzeme alanında yeni yatırım

Deri ve deri mamulleri sektöründeki köklü deneyimini yenilikçi ve geleceğin ihtiyaçlarına odaklanan yatırımlarla geliştiren DESA, biyomalzeme alanında yeni bir adım atıyor. 5 Ağustos 2026 tarihli Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda, biyomalzemelerin araştırılması, geliştirilmesi, üretimi ve ticarileştirilmesi amacıyla Nuera Sürdürülebilir Biyofabrikasyon Teknoloji Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanlı yeni bir şirket kurulmasına karar verdi. DESA’nın yüzde 100 iştiraki olarak faaliyet gösterecek Nuera Sürdürülebilir Biyofabrikasyon’un sermayesi 40 milyon TL olarak belirlendi. Sermayenin tamamı DESA tarafından karşılanacak. DESA ayrıca yeni iştirakin yönetim kurulunda tüzel kişi üye olarak yer alırken, şirket adına hareket etmek üzere DESA CEO’su Burak Çelet görevlendirildi. Yeni yapılanma, DESA’nın deri alanındaki köklü uzmanlığının yerine geçen değil, bu birikimi tamamlayan yeni bir gelişim alanı olarak konumlanıyor. Şirket, yıllara dayanan deri işleme, üretim ve zanaatkârlık deneyimini korurken, bu bilgi birikimini geleceğin materyalleri, yeni üretim teknolojileri ve biyomalzeme çözümleriyle bir araya getirmeyi hedefliyor. “Geçmişin zanaatkârlığını geleceğin materyalleriyle buluşturacağız” DESA CEO’su Burak Çelet, yeni yatırım kararına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “DESA’nın temelinde deri, üretim kültürü ve güçlü bir zanaatkârlık mirası var. Sektörümüzde yıllardır üstlendiğimiz öncü rolü, yalnızca mevcut uzmanlığımızı koruyarak değil, geleceğin üretim ve malzeme dünyasını bugünden okuyarak sürdürmek istiyoruz. Biyomalzeme alanındaki yatırımımızı da bu mirastan uzaklaşmak olarak değil, onu geleceğe taşıyan yeni bir adım olarak görüyoruz. Hayvansal deri, işimizin ve uzmanlığımızın önemli bir parçası olmaya devam edecek. Bunun yanında, malzeme dünyasındaki dönüşümü yakından takip ederek yeni nesil materyalleri de üretim yetkinliğimizin bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz. Nuera Sürdürülebilir Biyofabrikasyon ile geçmişten gelen zanaatkârlığımızı, üretim gücümüzü ve sektörel deneyimimizi geleceğin materyalleri ve teknolojileriyle buluşturarak hem sektörümüzün dönüşümüne öncülük etmek hem de yeni bir değer alanı yaratmak istiyoruz.” Nuera Sürdürülebilir Biyofabrikasyon’un kurulmasıyla DESA, mevcut üretim uzmanlığını korurken inovasyon ve yeni nesil malzeme teknolojileri alanındaki çalışmalarını da ayrı bir kurumsal yapı altında geliştirmeyi amaçlıyor. Böylece şirket, geleneksel uzmanlığı ile geleceğin üretim anlayışı arasında güçlü ve sürdürülebilir bir köprü kurmayı hedefliyor.

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli Haber

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli

"Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi" ile güneş panel bakım süreçlerinde doğa temelli çözümler kullanılırken, yerel ekonomiye de katkı sağlandı Değer yaratan bu proje sadece çevreyi korumakla kalmıyor, aynı zamanda yerel ekonomiye de katkı sağlıyor. Borusan Holding ve Energie Baden-Württemberg AG’nin (EnBW) ortak girişimi Borusan EnBW Enerji, %100 yenilenebilir enerji üretiminin yanı sıra faaliyet gösterdiği sahalarda doğa pozitif uygulamalar geliştirerek çevresel ve sosyal fayda yaratmaya devam ediyor. Bu kapsamda Çanakkale’de Çan ve Merkez ilçelerinde bulunan ülkemizin en büyük RES-GES hibrit tesisi olan Saros Rüzgar ve Güneş Enerjisi Santrali çalışanları tarafından hayata geçirilen “Güneş Enerjisi Sahalarında Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi”, panel verimliliğini korumak için sahalarda yapılması gereken düzenli ot temizliği ve kontrolü için sürdürülebilir bir model sunuyor. Geleneksel yöntemlerde ot kontrolü, fosil yakıtlı ekipmanlar veya kimyasal herbisitler kullanılarak gerçekleştiriliyor. Bu yöntemler karbon salımı, maliyet artışı ve çevresel etkiler gibi çeşitli sorunlar doğurabiliyor. Projenin geliştirdiği doğa temelli yaklaşımla, güneş enerjisi sahasında kimyasallar kullanılarak yapılan ot mücadelesi yerine kısmi bir mekanik biçmeye ek olarak kontrollü koyun ve kuzu otlatma yöntemi uygulanmaya başlandı. Döngüsel ekonomi modeli: Doğal otlatma yöntemi sayesinde, sahadaki otlar doğal yollarla temizlenerek güneş panellerinin verimini olumsuz etkileyebilecek yoğun bitki örtüsü kontrol altına alındı, panellerin performansı korundu. Aynı zamanda yaz aylarında kuru ot birikiminin engellenmesiyle yangın riski azaltıldı ve iş güvenliği de sağlanmış oldu. Sadece hayvan otlatmaya uygun olmayan dikenli otların bulunduğu bölgede biçme ekipmanı kullanıldığı için saha bakım süreçlerinden kaynaklanan karbon emisyonları azaltıldı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santrali’nin, işletmeye geçmesinden bu yana otla mücadele için hiçbir kimyasal kullanılmadı. Böylece, toprak biyolojik çeşitliliğinin ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağladı. Projenin sosyal ve ekonomik katkıları da öne çıkıyor Proje, çevresel hassasiyetleri gözetirken aynı zamanda bölgedeki besiciler için sosyal ve ekonomik fayda yaratıyor. Yerel besicilerle kurulan iş birliği sayesinde kırsal ekonomiye doğrudan katkı sağlanıyor. Doğal yırtıcılardan korunan sürüler güvenli bir ortamda otlarken, besiciler de diğer günlük işlerini yapabilme fırsatı yakalıyor. Besiciler, yem maliyetleri azalırken, yaptıkları tasarruf sonucu sürülerini genişletme imkanı da buluyor. Ayrıca, alımına destek olunan yün kırkma makineleri ile bölge hayvancılığına katkı sunuldu. Bölgede besiciliği yapılan küçükbaş hayvan sayısı 5 misline çıktı. Proje uygulamasının ilk 6 ayında ciddi boyutta ot kaynağı doğal yollarla değerlendirilirken, bölgedeki yetiştiricilerin yem maliyetlerinde büyük bir tasarruf sağlandı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santralinde uygulama sayesinde dış kaynaklı bakım faaliyetlerine kıyasla önemli bir ekonomik fayda elde edildi. Güvenli ve sürdürülebilir bir model Uygulama kapsamında hayvanların güvenliği ve konforu için tüm detaylar düşünüldü. Trafo merkezleri ve kablo kanalları fiziksel bariyerlerle çevrilerek riskler ortadan kaldırıldı, saha içerisine hayvanlar için su kaynakları ve gölgelik alanlar oluşturuldu. Borusan EnBW Enerji, bu uygulamayla yenilenebilir enerji üretimi ile tarımsal faaliyetlerin uyum içinde yürütüldüğü yeni bir örnek gösterirken, döngüsel ekonomi yaklaşımını da sahaya taşımış oldu. Şirket, elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğal otlatma modelini farklı sahalarda yaygınlaştırmayı ve sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarını geliştirmeyi hedefliyor. Borusan Grubu’nun "İklim, İnsan ve İnovasyon" odaklı sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm süreçlerinde uygulayan Borusan EnBW Enerji, bu projeyle hem karbon ayak izini azaltan hem de yerel ekonomiyi güçlendiren örnek bir model sunuyor.

İzocam’a iki prestijli ödül birden Haber

İzocam’a iki prestijli ödül birden

İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru, Yılın Yeşil Yapı Malzemesi & Teknolojisi 2025 ödülleri kapsamında “Yılın Yeşil Yapı Malzemesi” seçilirken; İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası, Şantiye'nin Yıldızı 2025 ödüllerinde “Şantiye® Özel Ödülü”ne layık görüldü. Türkiye'nin en büyük yalıtım üreticisi İzocam, Ar-Ge ve inovasyon alanındaki başarılarını iki ayrı prestijli ödülle taçlandırdı. Firmanın, yalıtım sektöründe fark yaratan ürünleri arasında yer alan İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru, Yılın Yeşil Yapı Malzemesi & Teknolojisi 2025 ödülleri kapsamında “Yılın Yeşil Yapı Malzemesi” ödülüne layık görülürken; İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası ise Şantiye'nin Yıldızı 2025 ödüllerinde “Şantiye® Özel Ödülü”ne layık görüldü. Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları tarafından bu yıl 6’ncısı düzenlenen “Yılın Yeşil Yapı Malzemesi & Teknolojisi” ve “Şantiye’nin Yıldızı” ödülleri, yeni-inovatif-sürdürülebilir çözümlerin inşaat sektörüne daha yakından tanıtılması amacıyla gerçekleştiriliyor. İzocam HT camyünü prefabrik boru, sanayi tesislerine özel olarak geliştirildi Sektörde 60 yılı aşkın deneyimiyle sürdürülebilir, güvenli ve yüksek kaliteli yalıtım çözümleri sunan İzocam, geçen sene piyasaya kazandırdığı yeni ürünü "HT Camyünü Prefabrik Boru" ile yüksek sıcaklıklarda yalıtım performansını bir üst seviyeye taşıdı. Performans, güvenlik ve konforu bir arada sunduğu bu ürününü sanayi tesislerine özel olarak tasarlayan lider firma, endüstriyel yalıtıma güçlü bir katkı daha sunmuş oldu. Yüzde 80’e kadar geri dönüştürülmüş içeriğe sahip camyününden imal edilen ve dış yüzeyi alüminyum folyo ile kaplanan bu inovatif ürün, 450°C’ye kadar sıcaklıklara dayanıklılığı ile öne çıkıyor. Sanayi tesisleri, enerji santralleri, doğalgaz ve petrokimya hatları gibi yüksek sıcaklıkla çalışan sistemlerde ideal bir çözüm sunan bu benzersiz ürün, tesisatlarda ve boru hatlarında ısı yalıtımı, terleme ve donmaya karşı koruma gibi temel işlevlerinin yanı sıra; basınçlı su borularında titreşim ve ses yalıtımı amacıyla da kullanılıyor. A sınıfı yangın dayanımı ile öne çıkan “İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru”, yangın güvenliği açısından da önemli bir avantaj sunuyor. Yüksek sıcaklıklarda bile düşük ısı iletkenlik değerleriyle mükemmel bir enerji tasarrufu sağlayan ürün, çalışanlar için daha sessiz, güvenli ve konforlu bir ortam yaratılmasına katkıda bulunuyor. Modüler yapısı sayesinde kolay montaj imkânı sunan “İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru”, montaj sürecinde zaman ve iş gücünden de önemli ölçüde tasarruf edilmesini sağlıyor. Böylece büyük ölçekli endüstriyel projelerde hem ekonomik hem de verimli bir tercih olarak öne çıkıyor. İzocam everest mineral asma tavan levhası ile yalıtımı zirveye taşıdı İzocam, geçen yıl sektöre kazandırdığı diğer ürünü “İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası” ile de iç mekan tasarımında estetik ve işlevi bir arada sunuyor. Üstün teknik performansı şık tasarımla birleştiren bu özel ürün, modern mimarinin ihtiyaçlarına kusursuz bir çözüm getirirken yalıtımı da zirveye taşıyor. “İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası”, yüksek performanslı mineral yün yapısı sayesinde A sınıfı yangın dayanımı sunarken, aynı zamanda ses ve ısı yalıtımında da üstün bir performans sergiliyor. Farklı en, boy ve kalınlık seçenekleri ile projelere esneklik kazandıran bu yenilikçi çözüm, üzerindeki dekoratif cam tülü kaplama sayesinde estetik beklentileri de karşılıyor. Ofislerden okullara, kamu binalarından alışveriş merkezlerine kadar birçok alanda kullanım için ideal olan ürün, mekanlara güvenli ve konforlu bir atmosfer kazandırıyor. Mineral yünün doğal ses yutma özelliği, “İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası”nın en güçlü yönlerinden biri. Ortamda oluşan gürültüyü önemli ölçüde azaltarak daha huzurlu ve verimli yaşam alanları sunan “İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası”, okul ve ofislerde hem öğrenciler hem de çalışanlar için dikkatlerini daha kolay toplayarak, performanslarını artırabilecekleri ortamların oluşmasına maksimum katkı sağlıyor.

Yazılım sektörüne yeni teşvik Haber

Yazılım sektörüne yeni teşvik

Yazılım ve oyun sektörüne yönelik açıklanan yeni teşvik paketi, Türkiye’nin teknoloji ekosisteminde yeni bir büyüme dönemi başlatabileceği beklentisini güçlendirdi. Özellikle hizmet ihracatında sağlanan yüzde 100 vergi istisnasının, sektörün küresel rekabet gücünü artırabilecek kritik adımlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Sektör temsilcileri, düzenlemenin yalnızca kısa vadeli mali avantaj sağlamayacağını, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek katma değerli teknoloji üretiminde daha güçlü konuma gelmesine katkı sunacağını ifade ediyor. Ar-Ge ve küresel açılım hızlanabilir Yeni teşviklerin, yazılım şirketlerinin maliyet yükünü azaltarak Ar-Ge yatırımlarını hızlandırabileceği belirtiliyor. Özellikle ihracat odaklı çalışan teknoloji firmalarının yeni pazarlara açılma süreçlerinde önemli avantaj elde edebileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre vergi yükünün azalması, şirketlerin daha agresif büyüme stratejileri geliştirmesine ve ürün geliştirme süreçlerine daha fazla kaynak ayırmasına imkan sağlayabilir. Yatırım ekosistemine olumlu yansıma bekleniyor Teşvik paketinin teknoloji girişimlerine yönelik yatırım iştahını artırabileceği de konuşulan başlıklar arasında yer alıyor. Sektör kaynakları, vergi avantajlarının hem yerli yatırımcıların teknoloji alanına yönelmesini hızlandırabileceğini hem de uluslararası yatırım fonlarının Türkiye’ye ilgisini artırabileceğini belirtiyor. Bu sürecin, girişimlerin yalnızca kurulmasını değil ölçeklenmesini ve küresel oyuncular haline gelmesini de destekleyebileceği ifade ediliyor. “Teşvik kadar ekosistem de önemli” Öte yandan uzmanlar, Türkiye’nin yazılım alanında küresel merkez haline gelmesi için yalnızca mali teşviklerin yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor. Hukuki öngörülebilirlik, nitelikli insan kaynağı, finansmana erişim, uluslararası çalışma ortamı ve yaşam kalitesi gibi başlıkların da teknoloji ekosisteminin büyümesinde belirleyici rol oynadığı vurgulanıyor. Türkiye bölgesel teknoloji merkezi olabilir Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve gelişen girişimcilik ekosistemi sayesinde bölgesel teknoloji merkezi olma potansiyelini artırdığı değerlendiriliyor. Uzmanlara göre yazılım sektörüne sağlanacak güçlü destekler; ihracat, inovasyon ve yüksek katma değerli üretim açısından Türkiye ekonomisine uzun vadeli katkı sağlayabilir.

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi Haber

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi

Bankacılıkta güven bir tercih değil, temel bir gerekliliktir. Ancak bankalar yapay zeka yatırımlarını diğer sektörlere kıyasla daha hızlı artırıyor. Buna rağmen çoğu kurum, bu teknolojiyi güven oluşturacak yönetişim, gözetim ve altyapıdan yoksun şekilde hayata geçiriyor. IDC’nin araştırma verilerine dayanan SAS Veri ve Yapay Zeka Etki Raporu: Güven Esası (The Trust Imperative), sektördeki bu temel çelişkiye dikkat çekiyor. Araştırmada, incelenen dört sektör arasında bankacılık; hem yapay zeka harcamalarında hem de güvenilir yapay zeka uygulamalarının benimsenmesinde kamu, sigorta ve yaşam bilimleri sektörlerini geride bırakıyor. Nitekim bankaların yaklaşık dörtte biri (%23), IDC’nin Güvenilir Yapay Zeka Endeksi’nde en yüksek seviyede yer alıyor. Ancak bu avantajlara rağmen, kurumların büyük çoğunluğu raporun "ideal durum" olarak tanımladığı "yüksek iç güven ve kanıtlanmış güvenilirlik" kombinasyonunun çok uzağında kalıyor. Rapora göre: Bankaların yalnızca %11’i hem kurum içi yapay zekâ güvenini yüksek seviyede tesis edebilmiş hem de somut olarak güvenilirliği kanıtlanmış yapay zekâ sistemlerine sahip. Bankaların yaklaşık yarısı (%47) IDC’nin “güven ikilemi” olarak tanımladığı noktada konumlanıyor. Bu kurumlar ya güven eksikliği nedeniyle güvenilir yapay zekayı yeterince kullanamıyor ya da doğrulanmamış sistemlere aşırı bağımlı hale geliyor. SAS Risk, Dolandırıcılık ve Uyum Çözümlerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Stu Bradley, konuya ilişkin şunları söyledi: “Güvenilir yapay zeka söz konusu olduğunda bankacılık, bu çalışmadaki tüm sektörlerin önünde yer alıyor. Buna rağmen çoğu bankanın temel hazırlık seviyesi olması gereken noktanın oldukça gerisinde kalıyor. Yaklaşık 10 bankadan 9'u henüz güven algısını somut kanıtlarla hizalayamadı ve her beş bankadan biri hâlâ izole edilmiş (silo) veri yapılarıyla çalışıyor. Yapay zeka hedefleri ile hazırlık seviyesi arasındaki bu boşluğu kapatmak, tüm bankalar için yönetim katında bir öncelik olmalıdır.” Yatırımlar artıyor, ancak temeller hâlâ kırılgan Dünya genelinde 2.375 BT ve iş dünyası liderinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor: Yapay zeka yetkinliklerine yapılan yatırımlar; bu teknolojiyi güvenilir kılan "sorumlu inovasyon" ilkeleri ile yapılan yatırımlarla eşleşmiyor. Tek bir model hatasının bile ağır düzenleyici cezalara yol açabileceği veya müşteri güvenini bir gecede yerle bir edebileceği bu sektörde, söz konusu kopukluk ciddi bir risk arz ediyor. Sorun yatırım eksikliği değil: Bankaların yapay zeka harcama grafiği, araştırmadaki diğer tüm sektörlerin üzerinde seyrediyor. Bankaların %60’ı bu alanda %4 ile %20 arasında bir büyüme beklerken, %12’lik bir kesim çok daha keskin artışlar öngörüyor. Bu ivmeye rağmen, çalışmada şu kritik temel yapısal zayıflıklara dikkat çekiyor: Veri siloları: Bankaların %19’u hâlâ silo veri altyapısıyla faaliyet gösteriyor; bu oran araştırmadaki en yüksek seviye. Yetersiz veri temelleri: Bankaların önemli bir bölümü etkin veri yönetişimi (%45) ve/veya merkezi ya da optimize edilmiş veri altyapısından (%41) yoksun. Yetenek açığı: Kurumların %42’si uzmanlaşmış yapay zekâ yetkinliklerinde eksiklik yaşıyor. Bu sorunları aşmak için bankaların %52’si yapay zekâ mimarisini genişletmeyi, %43’ü ise özel yapay zekâ ekipleri kurmayı veya büyütmeyi planlıyor. Ancak yalnızca %31’i doğrudan yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine odaklanmayı hedefliyor. Bu da karşı karşıya olunan engellerin teorik değil, doğrudan yapısal olduğunu ortaya koyuyor. IDC Yapay Zeka ve Otomasyon Bölümü Araştırma Direktörü Kathy Lange, “Bankacılık sektörü yapay zekanın potansiyelini açıkça anlıyor, ancak anlamak ile uygulamak aynı şey değil. Güçlü veri mimarileri, yönetişim çerçeveleri ve yetkin insan kaynağı olmadan bankalar, yatırım getirisi (ROI) sağlayamayan projelere kaynak ayırma riskiyle karşı karşıya kalır. Daha da önemlisi, bu durum güven temelini zedeleyebilir.” uyarısında bulundu. Yapay zekada gerçek değer: maliyet değil, inovasyon Rapor, yapay zekânın bankacılıktaki temel değerinin maliyet azaltımı olduğu yönündeki yaygın varsayımı da sorguluyor. Buna karşılık bankacılık sektörü, yapay zekâdan elde edilen değerin ana kaynağı olarak süreç verimliliği yerine ürün ve hizmet inovasyonunu önceliklendiren tek sektör olarak öne çıkıyor. Sektörler arası yatırım getirisi (ROI) verileri de bu yaklaşımı destekliyor. Yapay zekayı müşteri deneyimini iyileştirmek için kullanan kurumlar, yapılan her 1 dolarlık yatırım karşılığında 1,83 dolar ile en yüksek getiriyi elde ediyor. Pazar payını artırmaya odaklananlar 1,74 dolar ile ikinci sırada yer alırken, maliyet tasarrufuna odaklananların getirisi 1,54 dolar ile en düşük seviyede kalıyor. Ayrıca güvenilir yapay zekâyı önceliklendiren kurumların, yapay zekâ yatırımlarından elde ettikleri toplam getiriyi iki katına çıkarma olasılığı %60 daha yüksek. Bankalar aynı zamanda agentic AI (ajan tabanlı yapay zeka) konusunda diğer sektörlere göre daha kararlı adımlar atıyor. Kurumların yaklaşık üçte biri, daha otonom sistemleri desteklemek için güvenilir yapay zeka yatırımlarını artırmayı planlıyor. Ancak yapay zeka sistemleri daha fazla karar verme yetkisi kazandıkça, zayıf yönetişimin doğuracağı sonuçlar da bir o kadar ağırlaşıyor. SAS Global Finansal Hizmetler Direktörü Alex Kwiatkowski ise şunları söyledi: “Düzenleyici kurumlar ve müşteriler süreci yakından takip ediyor. Şu anda bankaların neredeyse yarısı ya doğrulanmamış yapay zekalar kullanıyor ya da onayladıkları teknolojileri hayata geçirmekte tereddüt ediyor,” diyerek ekledi: “Hiçbir banka bu rekabetçi rekabette geri planda kalan oyuncu olmak istemez ancak maliyet tasarrufu tek başına onları yarışta tutmaya yetmeyecektir. Kazananlar; yönetişim, açıklanabilirlik, şeffaflık ve güçlü veri temellerine işi ölçeklendirmeden önce, yani henüz bir şeyler bozulmadan yatırım yapan bankalar olacak.” dedi.

Şişecam’ın 'Geleceğe ilerleyen kadınlar’ projesi tamamlandı Haber

Şişecam’ın 'Geleceğe ilerleyen kadınlar’ projesi tamamlandı

Kurulduğu günden bu yana üretimden Ar-Ge’ye, satış-pazarlamadan bilgi teknolojilerine kadar her alanda kadınların iş hayatında var olmasını destekleyen Şişecam, 2025 yılının sonunda başladığı Geleceğe İlerleyen Kadınlar sosyal sorumluluk projesinin ilk etabını tamamladı. İstanbul, Kocaeli, Mersin, Eskişehir, Bursa, Kırklareli, Ankara, Balıkesir ve Denizli’den 960 genç kadın, STEM, yapay zekâ, öz gelişim ve liderlik alanında toplam 13 eğitim aldı. Program boyunca ayrıca 7 farklı deneyim aktarım seansında Şişecam’ın liderleri katılımcılarla bir araya geldi. 48 yeni proje fikri geliştirildi Program sonunda düzenlenen ideathon kapsamında katılımcılar, toplumsal fayda yaratmaya yönelik 48 yenilikçi proje fikri geliştirdi. Bu projeler teknoloji, sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve sosyal inovasyon gibi farklı alanlarda çözüm önerileri sundu. Toplumsal cinsiyet eşitliğini kurumsal bir değer olarak benimseyen Şişecam, “Geleceğe İlerleyen Kadınlar” programıyla genç kadınların potansiyellerini keşfetmelerine, teknolojiye ve geleceğin becerilerine erişim sağlamalarına destek olmaya devam edecek. Program, bilimsel çerçeveye dayanarak hazırlandı UNESCO ve küresel eğitim politikaları; kapsayıcı eğitim, mentorluk, rol modellerle buluşma ve teknoloji odaklı beceri gelişiminin, genç kadınların akademik ve profesyonel yaşama güçlü bir başlangıç yapmalarında kritik rol oynadığını vurguluyor. Şişecam’ın “Geleceğe İlerleyen Kadınlar” programı tam da bu bilimsel çerçeveye dayanarak tasarlandı. Program, genç kadınların geleceğin becerilerine erişimini artırmak, STEM ve yapay zekâ alanlarında güçlendirmek, inovasyon süreçlerine katılımlarını desteklemek ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirildi. Bu yönüyle, Şişecam’ın başlattığı program yalnızca katılımcıların bireysel gelişimine değil; aynı zamanda toplumun yenilik kapasitesinin, ekonomik dinamizminin ve eşitlik düzeyinin güçlenmesine yönelik stratejik bir yatırım niteliği taşıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.