SON DAKİKA
Hava Durumu

#İnsan Kaynağı

Ekometre - İnsan Kaynağı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnsan Kaynağı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi’nde ilk ders zili çaldı Haber

GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi’nde ilk ders zili çaldı

Türkiye genelinde LGS’de en başarılı 48 öğrencinin eğitim göreceği okulun açılışında konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Geleceğimiz için yaptığımız en büyük yatırım öğrencilerimizdir. Buradan ülkemizi geleceğe taşıyacak çok değerli girişimciler ve liderler yetişeceğine inanıyorum.” dedi. BTSO öncülüğünde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekleriyle hayata geçen GUHEM’in yerleşkesindeki programa Bursa Valisi Erol Ayyıldız, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, İl Millî Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer, BTSO Meclis ve Yönetim Kurulu üyeleri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM projesine yaklaşık 10 yıl önce büyük bir hayalle başladıklarını belirterek merkezin bugün dünyanın önde gelen uzay ve havacılık merkezlerinden biri haline geldiğini söyledi. Bursa’nın ekonomik gücünün arkasında sanayi ve teknolojinin bulunduğunu ifade eden Burkay, geleceğin asıl gücünün ise nitelikli insan kaynağı olduğunu vurguladı. İbrahim Burkay, “Fabrikalarımız, üretim gücümüz ve teknolojimiz elbette çok kıymetli. Ancak geleceğimiz için yaptığımız en büyük yatırım gençlerimizdir. GUHEM çatısı altında yetişecek gençlerimizin içinden önümüzdeki 20 yılda ülkemizi sıçratacak girişimciler, bilim insanları ve liderler çıkacağına inanıyoruz.” diye konuştu. Pekin ve Toulouse ile öğrenci değişimi Öğrencilerin uluslararası eğitim ve proje programlarıyla destekleneceğini belirten Başkan Burkay, Çin’in Pekin ve Fransa’nın Toulouse kentlerindeki uzay merkezleriyle iş birliklerinin bulunduğunu söyledi. Burkay, “Öğrencilerimiz Çin, Fransa, İngiltere ve ABD başta olmak üzere farklı ülkelerdeki gençlerle ortak projeler geliştirecek. İngilizcenin yanında ikinci bir yabancı dili de çok önemsiyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren hazırlık sınıfımızda İngilizcenin yanı sıra Çince eğitimi de vermeyi planlıyoruz. Hedefimiz gençlerimize bilgiyle birlikte harekete geçme cesareti kazandırmak.” dedi. Yüksek Teknoloji Kampüsü öğrencilere açılacak GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi öğrencilerinin akademik eğitimin yanı sıra üretim ve teknoloji altyapılarıyla da buluşacağını ifade eden Burkay, BUTGEM, MESYEB, BUTEKOM ve Bursa Model Fabrika’nın yer aldığı Yüksek Teknoloji Kampüsü’nün öğrencilerin çalışma alanlarından biri olacağını kaydetti. Öğrencilerin GUHEM’de görev yapan uzmanlardan eğitim alacağını belirten Burkay, “Tüm öğrencilerimiz yüzde 100 burslu. 12 öğrencimiz şehir dışından geldi. Önümüzdeki yıldan itibaren Bursa’daki öğrencilerimiz dahil tamamının yatılı eğitim almasını hedefliyoruz. Bu evlatlarımız artık bize emanet. Onların analitik düşünme kabiliyetlerini geliştirecek ve dünya ile rekabet edebilecek bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak her türlü desteği vereceğiz.” ifadelerini kullandı. “48 öğrencimiz bu vizyonun temsilcileri olacak” Bursa Valisi Erol Ayyıldız, günümüzde ülkelerin gücünün bilgi üreten, teknoloji geliştiren ve nitelikli insan kaynağı yetiştiren ekosistemlerle ölçüldüğünü söyledi. Havacılık, uzay ve savunma sanayiinin stratejik önemine dikkat çeken Vali Ayyıldız, “Bugün eğitime başlayan 48 öğrencimiz bu vizyonun en önemli temsilcileri olacaktır. GUHEM’in güçlü altyapısından yararlanacak, üniversitelerimizin ve sanayicilerimizin mentorluk desteğiyle üretim kültürü içerisinde yetişeceksiniz. Sizlerden beklentimiz merak eden, araştıran, üreten ve bilgisini ülkemiz için değere dönüştüren gençler olmanızdır.” dedi. “Köklü birikimi bilim ve havacılıkla buluşturuyoruz” BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur da Bursa’nın üretim ve girişimcilik birikiminin bilim ve teknolojiyle güçlendiğini belirterek, “GUHEM’in eğitimle bütünleşmesini Bursa adına tarihi bir adım olarak görüyorum. GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisemizle gençlerimiz geleceğin stratejik alanlarına çok daha donanımlı hazırlanacaktır. Bu yatırımın hayata geçirilmesinde emeği bulunan başta Yönetim Kurulu Başkanımız İbrahim Burkay olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” dedi. “BTSO üyesi olarak bu projeleri görünce ödediğimiz aidatlar helal olsun diyoruz” Öğrenci velisi Esra Şahiner Çırpar, BTSO’nun teknoloji merkezlerini ziyaret ettiklerini belirterek, “Biz de BTSO üyesiyiz. Odamız bugüne kadar birçok şeyi başardı. Bugün BUTEKOM’u, MESYEB’i ve diğer merkezleri gezdik, katma değeri çok yüksek projeler gördük. Odamızın gücünden güç alan GUHEM’de oğlumuzun okumasını yürekten istedik. Oda’mıza ödediğimiz aidatlar helal olsun. Bu emeklerin nereye dönüştüğünü bugün daha iyi gördük. BTSO’ya ve Yönetim Kurulu Başkanımıza gönülden teşekkür ediyorum.” dedi. “İbrahim Burkay’ın güçlü bir vizyonu var” Kırklareli Lüleburgaz’dan oğlunu okula getiren Salih Akaner ise kampüsü gördükten sonra yeni açılan bir okul olmasına ilişkin endişelerinin tamamen ortadan kalktığını söyledi. Akaner, “Fiziki şartları ve ortaya konan vizyonu görünce içimiz çok rahatladı. BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın çok derin bir tecrübesi var, vizyonu geniş. Buraya katkısının ne kadar büyük olduğunu gördüm. Aynı enerjiyi çocuklarımız da yakalarlarsa ülkemiz için çok değerli evlatlar olarak yetişeceklerinden hiç şüphem kalmadı. Burada gördüklerimizin benim vizyonuma da katkı sağlayacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı. “GUHEM bir dünya markası” Öğrencilerden Metin Önder, hayalinin uzay ve havacılık alanında eğitim almak olduğunu belirterek, “GUHEM’i daha önce de biliyordum. Burada bir lise açıldığını duyunca büyük heyecan yaşadım. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada büyür bir marka. Bizim hayal ettiğimiz okul burasıydı. Burada çok iyi eğitim alacağıma eminim. Burada harika imkanlar var. Laboratuvarları ve imkânları gördük. Arkadaşlarımızla birlikte TEKNOFEST başta olmak üzere önemli projelere imza atmak istiyoruz. Geleceğin uzay, havacılık ve teknoloji mühendislerinin buradan yetişeceğine inanıyorum. Bize bu imkanı sağlayan BTSO’ya ve emeği geçenlere teşekkür ederim” dedi. “Pilot olmak istiyorum” Zixin Liao da GUHEM’i daha önce okul gezisiyle ziyaret ettiğini belirterek, “Havacılıkla ilgileniyorum ve ileride pilot olmak istiyorum. İlk öğrencilerden biri olduğum için çok heyecanlıyım. Hayallerime giden ilk adımlarımı burada atmayı umuyorum.” diye konuştu. GUHEM ortamının heyecan verici olduğunu ifade eden öğrenci Ezgi Berfin Kaymakçı ise “Burası diğer okullardan farklı. Havacılık ve uzayla doğrudan iç içe bir ortamımız var. GUHEM Fen Lisesi’nin bize çok şey katacağına ve geleceğe daha güçlü hazırlayacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Bilişim sektörünün yol haritası İTO’da masaya yatırıldı Haber

Bilişim sektörünün yol haritası İTO’da masaya yatırıldı

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Bilgi Teknolojileri Meslek Komitesi, bilgi teknolojileri sektörünün mevcut durumunu değerlendirmek ve sektörün öncelikli ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla çalışma toplantısı düzenledi. İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu’nun başkanlığındaki toplantıya Meslek Komitesi üyeleri ve sektör temsilcileri katıldı. Dijital dönüşüm rekabet gücünün temel unsuru Toplantıda sektörün gelişim alanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Murat Hazıroğlu, bilgi teknolojilerinin artık yalnızca teknoloji sektörünü ilgilendiren bir alan olmaktan çıktığını, ekonominin farklı sektörlerinde doğrudan belirleyici rol üstlendiğini söyledi. Üretimden ticarete, finanstan hizmetlere kadar geniş bir alanda dijital dönüşümün etkisinin arttığına dikkat çeken Hazıroğlu, işletmelerin rekabet güçlerini koruyabilmeleri için teknoloji yatırımlarını artırmaları gerektiğini belirtti. Hazıroğlu, özellikle KOBİ’lerin yeni teknolojilere erişiminin kolaylaştırılmasının ve dijital altyapılarının güçlendirilmesinin önemine işaret ederek, İTO’nun sektör temsilcilerinin karşılaştığı sorunları takip ettiğini ve iş dünyasının taleplerini ilgili kurumlara aktardığını ifade etti. İnsan kaynağı ve girişimcilik potansiyeline vurgu Bilgi teknolojileri sektörünün sürdürülebilir büyümesi için kamu, özel sektör ve girişimcilik ekosistemi arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Hazıroğlu, Türkiye’nin sahip olduğu insan kaynağı ve girişimcilik potansiyelinin daha yüksek ekonomik değere dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Hazıroğlu, İTO olarak sektörün gelişimini destekleyecek işbirliklerine katkı sunmaya ve üyelerin beklentilerini ilgili platformlarda gündeme taşımaya devam edeceklerini belirtti. TÜBİTAK’ın özel sektör destekleri anlatıldı Toplantıda İTO Bilgi Teknolojileri Meslek Komitesi Başkanı Bekir Sami Nalbantoğlu da komitenin yürüttüğü çalışmalar ve sektörün gündemindeki başlıklar hakkında katılımcılara bilgi verdi. Program kapsamında TÜBİTAK Özel Sektör İş Geliştirme Direktörü Mahmut Bulut tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Sunumda TÜBİTAK’ın özel sektöre yönelik destek mekanizmaları, girişimcilik ekosistemi, iş geliştirme imkanları ve bilgi teknolojileri sektörüne yönelik fırsatlar ele alındı. Toplantının devamında sektör temsilcileri, bilgi teknolojileri sektörünün mevcut durumu, ihtiyaçları ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin değerlendirmelerini TÜBİTAK yetkilileriyle paylaştı. Katılımcılar ayrıca sektörün gelişimine yönelik görüş ve önerilerini aktardı.

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı Haber

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı

Ekometre Araştırma, Türkiye’nin dijital egemenlik hedefini rakamlar ve politika başlıkları üzerinden inceledi. Dijital teknolojiler artık yalnızca ekonomik büyümenin veya günlük hayatın bir parçası değil. Veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapılar; ülkelerin ekonomik rekabet gücü kadar kamu kapasitesi ve stratejik bağımsızlığı açısından da önem taşıyan alanlara dönüşüyor. Türkiye de yapay zekâ ve dijital dönüşümde yeni dönem hedeflerini ortaya koymuş durumda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 Haziran 2026’da açıklanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, insan kaynağından veri altyapısına, yapay zekâ uygulamalarından dijital kapasitenin güçlendirilmesine kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı çalışması ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Raporda dijital teknolojilerdeki dış bağımlılığın yalnızca ekonomik bir konu olmadığı; veri egemenliği, kritik altyapılar ve devletlerin bağımsız karar alma kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Dijital güç, yeni rekabet alanı haline geliyor Dijital ekonomide büyük platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisi arttıkça, ülkelerin teknolojiye erişimi kadar bu teknolojiler üzerindeki denetim ve yönetişim kapasitesi de önem kazanıyor. TÇE’nin raporunda öne çıkan temel yaklaşım, dijital gücün yalnızca piyasa büyüklüğüyle açıklanamayacağı yönünde. Veri yoğunlaşması, platform ekonomilerinin ağ etkisi ve kritik altyapılardaki bağımlılık, dijitalleşmenin aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede dijital egemenlik tartışmasının merkezinde dört temel soru bulunuyor: Kritik veriler nerede ve hangi kurallar çerçevesinde işleniyor?Dijital altyapılarda tek bir kaynağa aşırı bağımlılık oluşuyor mu?Devletler, kendi pazarlarında faaliyet gösteren büyük dijital platformları ne ölçüde denetleyebiliyor?Kritik teknolojilere erişimde kesinti yaşanması halinde alternatif kapasite bulunuyor mu? Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki teknoloji politikası açısından bu soruların önemi giderek artacak. Türkiye, yapay zekâ için yeni hedeflerini açıkladı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında şekilleniyor. Planın insan kaynağı hedefleri arasında 81 ilde kurulacak yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri aracılığıyla iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi bulunuyor. Aynı dönemde 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Bu hedefler, yapay zekâ rekabetinin yalnızca yazılım veya donanım yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojiyi geliştirecek, uygulayacak ve kamu ile özel sektörde kullanıma dönüştürecek nitelikli insan kaynağı, dijital kapasitenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Veri altyapısı ve hesaplama kapasitesi kritik olacak Yapay zekâ sistemlerinin gelişmesi, büyük miktarda verinin işlenmesini ve güçlü fiziksel altyapıların kurulmasını gerektiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın açıkladığı hedefler arasında, Türkiye'nin veri merkezi kapasitesinin mevcut 250 megavat seviyesinden 1 gigavat düzeyine yükseltilmesi de yer alıyor. Bakanlık, bu amaçla enerji altyapısı güçlü yapay zekâ büyüme bölgeleri oluşturulacağını ve özel sektör yatırımlarının hızlandırılacağını belirtiyor. Bu hedef, dijital egemenlik tartışmasının görünmeyen ancak en kritik boyutlarından birine işaret ediyor: Yapay zekâ yalnızca yazılım değil, aynı zamanda büyük ölçekte enerji, işlem gücü ve veri merkezi altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla ülkelerin yapay zekâ yarışındaki konumu, geliştirdikleri uygulamalar kadar bu uygulamaları destekleyecek fiziksel ve teknik kapasiteyle de belirlenecek. Türkiye büyük bir dijital pazar Türkiye'nin dijitalleşmedeki mevcut ölçeği de dikkat çekici. Digital 2026 Türkiye verilerine göre, 2025 yılı sonunda Türkiye'de 77,5 milyon internet kullanıcısı bulunuyordu. İnternet penetrasyonu ise nüfusun yüzde 88,3'üne ulaştı. Aynı veri setine göre ülkede 62,3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye'yi küresel dijital ekonomi açısından önemli bir pazar haline getiriyor. Ancak büyük bir dijital kullanıcı tabanına sahip olmak ile dijital teknolojilerin kritik katmanlarında güçlü bir üretim ve kontrol kapasitesine sahip olmak aynı anlama gelmiyor. TÇE'nin dijital hegemonya tartışmasının Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Dijitalleşme büyürken stratejik bağımlılıkların hangi alanlarda yoğunlaştığı ve bu bağımlılıkların nasıl yönetileceği. 253,6 milyar TL’lik pazarda dijitalin ağırlığı arttı Dijitalleşmenin ekonomik boyutu, Türkiye'deki medya ve reklam yatırımlarında da açık biçimde görülüyor. Reklamverenler Derneği verilerine göre Türkiye'de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında yüzde 78,9 artarak 253,6 milyar TL'ye ulaştı. Medya yatırımları içinde en büyük pay ise yüzde 74,2 ile dijital mecralara ayrıldı. Dijital yatırımların tutarı 158 milyar TL'yi aştı. Bu tablo, ekonomik faaliyetlerin giderek daha büyük bölümünün dijital platformlar ve dijital iletişim kanalları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dijital platformların ekonomik etkisi ise yalnızca reklam gelirleriyle sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin işlenmesi, içeriklerin algoritmalar aracılığıyla sıralanması ve dijital görünürlüğün platform kurallarıyla şekillenmesi, dijital piyasalardaki gücün çok boyutlu hale geldiğini gösteriyor. Asıl mesele dış bağımlılığı sıfırlamak değil Dijital egemenlik tartışmasında en kritik noktalardan biri, kavramın yanlış biçimde “bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek” şeklinde yorumlanması. Bugünün teknoloji değer zinciri küresel ölçekte birbirine bağlı durumda. Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon altyapısından yapay zekâ modellerine kadar birçok kritik alanda üretim farklı ülkeler ve şirketler arasında dağılmış bulunuyor. Bu nedenle daha gerçekçi yaklaşım, tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil; kritik bağımlılıkları belirlemek, riskleri ölçmek ve stratejik alanlarda alternatif kapasite oluşturmaktır. TÇE'nin raporunda da dijital egemenlik, Türkiye'nin tüm teknoloji katmanlarında tek başına yeterli hale gelmesi hedefinden ziyade, stratejik risk yaratabilecek bağımlılıkların yönetilmesi çerçevesinde ele alınıyor. Türkiye için asıl rekabet: Kullanmak mı, üretmek ve yönetmek mi? Türkiye'nin yapay zekâ alanında açıkladığı yeni hedefler, dijital ekonomide daha güçlü bir kapasite oluşturma isteğini ortaya koyuyor. Beş milyon kişiye eğitim verilmesi, on bin ileri düzey uzman ve yüz bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi ile veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması hedefi; insan kaynağı ve altyapının birlikte geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşımı işaret ediyor. Ancak Ekometre Araştırma'nın değerlendirmesine göre, önümüzdeki dönemde başarı yalnızca bu hedeflere ulaşılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Türkiye'nin kritik dijital altyapılardaki kapasitesini ne ölçüde artırdığı,veri ve yapay zekâ alanında yerli üretim gücünü ne kadar geliştirdiği,tek bir teknoloji veya tedarikçiye aşırı bağımlılık riskini ne ölçüde yönettiği,büyük dijital platformlar karşısında etkili bir düzenleme ve denetim kapasitesi oluşturup oluşturamadığı olacak. Ekometre Araştırma'nın sonucu Dijital çağda güçlü olmak, yalnızca en fazla teknolojiyi kullanan ülkeler arasında yer almak anlamına gelmiyor. Asıl güç; kritik teknolojileri anlayabilmek, stratejik bağımlılıkları yönetebilmek, gerekli altyapıyı kurabilmek, insan kaynağını yetiştirebilmek ve dijital alanın kurallarında söz sahibi olabilmekten geçiyor. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı bu hedef doğrultusunda önemli bir yol haritası ortaya koyuyor. Bundan sonraki kritik aşama ise açıklanan hedeflerin uygulanması ve Türkiye'nin büyük bir dijital tüketici pazarının ötesine geçerek teknoloji üretimi, altyapı kapasitesi ve dijital yönetişimde daha güçlü bir konuma ulaşıp ulaşamayacağı olacak. Özetle Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmasındaki temel soru şu: Teknolojinin yalnızca büyüyen pazarlarından biri mi olacak, yoksa teknolojiyi üreten, yöneten ve kurallarının şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasına mı girecek?

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor Haber

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor

Plan kapsamında 5 milyon vatandaşa yapay zekâ eğitimi verilmesi, 10 bin uzman ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi, veri merkezi kapasitesinin 2030’a kadar 1 gigavata çıkarılması ve yapay zekâ altyapısına en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Türkiye, yapay zekânın ekonomide kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla yeni bir yol haritasını uygulamaya alıyor. 2026-2030 dönemini kapsayan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı; insan kaynağı, veri, hesaplama altyapısı, finansman, girişimcilik ve kamu kullanımını birlikte ele alıyor. Plan, 13 Haziran 2026'da Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi'nde kamuoyuna açıklanmıştı. Dört ana eksen üzerine kurulan planın odağında yapay zekânın Türkiye'de geliştirilmesinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal kullanımının yaygınlaştırılması bulunuyor. KOBİ’lere yapay zekâ desteği Eylem Planı'nın ekonomi açısından dikkat çeken başlıklarından biri KOBİ'lerin yapay zekâ kullanımının artırılması. Sağlık, enerji ve akıllı üretim başta olmak üzere öncelikli sektörlerde KOBİ'lerin yapay zekâ çözümlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla yapay zekâ kuponları uygulanması planlanıyor. Ayrıca enerji ve dijital altyapısı hazır Yapay Zekâ Büyüme Bölgeleri kurulması hedefleniyor. Bu yaklaşım, yapay zekâ yatırımlarının yalnızca büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmaması açısından önem taşıyor. Yapay zekânın üretim, lojistik, perakende, ihracat ve hizmet sektörlerindeki işletmeler tarafından kullanılmaya başlaması, teknolojinin ekonomik verimliliğe dönüşmesinde belirleyici olacak. 5 milyon kişiye yapay zekâ eğitimi İnsan kaynağı da planın önemli başlıkları arasında. Türkiye, iki yıl içerisinde 81 ilde 5 milyon vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi vermeyi hedefliyor. Bunun yanında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi planlanıyor. Bu hedefler, yapay zekânın yalnızca yazılım geliştiricilerinin uzmanlık alanı olmaktan çıkarılarak daha geniş bir iş gücüne yayılmasını amaçlıyor. Veri merkezi kapasitesi 1 GW’a çıkarılacak Yapay zekâ yatırımlarının büyümesi, hesaplama kapasitesi ve veri merkezi altyapısına olan ihtiyacı da artırıyor. Eylem Planı kapsamında Türkiye'nin veri merkezi kurulu gücünün 2030'a kadar en az 1 gigavata çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında özel sektör öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Bu hedef, yapay zekâ ekonomisinin yalnızca yazılım tarafında değil, enerji, veri merkezi, bulut bilişim ve yüksek başarımlı hesaplama altyapısında da yeni yatırım ihtiyacı oluşturacağını gösteriyor. Kamu, yerli yapay zekâ için ilk müşteri olacak Plan kapsamında kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması hedefleniyor. Ayrıca kamu kurumlarının başarılı yerli yapay zekâ çözümlerinin ilk kullanıcılarından olması planlanıyor. Böylece kamu alımlarının, yerli yapay zekâ şirketleri için yalnızca gelir kaynağı değil, aynı zamanda referans ve ürün doğrulama mekanizması olarak kullanılması amaçlanıyor. En az 2 bin kamu veri seti erişime açılacak Yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde veri altyapısı da planın temel unsurlarından biri. Sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişime açılması planlanıyor. Verilerin güncel, güvenilir, kullanılabilir ve güvenli biçimde erişilebilir olması; kişisel verilerin korunması ve veri güvenliğiyle birlikte ele alınacak. Yapay zekâ yatırımlarında finansman büyüyecek Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini büyütme planında girişim sermayesi ve teknoloji finansmanı da yer alıyor. 2030'a kadar veri merkezi ve yapay zekâ altyapısında 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi hedefleniyor. Bu kaynakların girişimlere, veri merkezlerine ve yüksek teknoloji yatırımlarına ne ölçüde aktarılacağı, planın ekonomik sonuçları açısından önemli olacak. Asıl ölçüm verimlilikte yapılacak Türkiye'nin yapay zekâ politikasında önemli eşik, açıklanan yatırım ve insan kaynağı hedeflerinin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkacak. Çünkü yapay zekâ yatırımlarının ekonomik karşılığı yalnızca kurulan veri merkezi veya geliştirilen model sayısıyla ölçülmeyecek. Üretim maliyetlerinin düşmesi, ihracat kapasitesinin artması, işletmelerin verimliliğinin yükselmesi ve yeni teknoloji şirketlerinin küresel pazarlara açılması daha belirleyici göstergeler olacak. Yapay zekânın gerçek ekonomik değerinin, teknoloji şirketlerinin dışına çıkarak üretim yapan işletmeler ve KOBİ'ler tarafından kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıkması bekleniyor. Türkiye'nin 2026-2030 dönemindeki yapay zekâ politikasının başarısı da bu nedenle “kaç model geliştirildi?” sorusundan çok, “yapay zekâ ekonominin ne kadarına yayıldı?” sorusunun yanıtında ölçülecek.

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri Haber

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri

Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), iş dünyasının rekabet gündemini doğrudan ilgilendiren “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”nu İzQ İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirdi. NETNOCON ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen forum, markalaşmanın yapay zekâ, algoritmalar, dijital topluluklar, veri temelli müşteri içgörüsü ve yeni nesil tüketici davranışları ekseninde yeniden tanımlandığı dönemi İzmir iş dünyasının gündemine taşıdı. Forumun keynote konuşmacısı, netnografi yönteminin kurucusu, dijital pazarlama ve tüketici kültürü alanında dünyanın önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Robert V. Kozinets oldu. Yaklaşık 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de iş dünyasıyla buluşan Kozinets, markalaşmanın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Markalaşmanın Geleceği: Şirketlerin Yol Haritası” başlıklı panelde ise; University of Southern California’dan Dijital Pazarlama ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Robert V. Kozinets, Università Cattolica del Sacro Cuore’dan Marka ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Rossella Gambetti, University of Southern California’dan İletişim ve Turizm Profesörü Prof. Dr. Ulrike Gretzel ve Pacific University’den Pazarlama ve Tüketici Kültürü alanında çalışmalar yürüten Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu yer aldı. Panelin moderasyonunu Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu üstlendi. İzmir’i markalaşan bir şehir olarak konumlandıracağız Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi. EGİAD’ın 18. Dönem vizyonunun merkezinde yer alan “Üçüz Dönüşüm” yaklaşımına dikkat çeken Özhelvacı, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, yapay zekâ çağında şirketlerin değişimi takip eden değil, değişime yön veren aktörler olması gerektiğini vurguladı. “Algoritmalar görünürlüğü belirliyor, içerikler saniyeler içinde üretiliyor, trendler hızla yayılıyor, veri ise müşteri içgörüsünün ana kaynağı haline geliyor. Böyle bir dönemde markalaşma, yalnızca pazarlama departmanlarının görevi olmaktan çıkıyor; yönetim kurullarının, şirket sahiplerinin ve girişimcilerin sahiplenmesi gereken stratejik bir sorumluluğa dönüşüyor” diyen Özhelvacı, Türkiye’nin üretim gücünü küresel marka değerine dönüştürmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Brand Finance Türkiye 2026 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 125 markasının toplam değerinin 19,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özhelvacı, bu artışın değerli olduğunu ancak küresel rekabet ölçeğinde Türkiye’nin markalaşma ajandasını daha stratejik, uzun vadeli ve kararlı biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Özhelvacı, “Üretim gücümüz var. Girişimcilik enerjimiz var. Genç ve dinamik insan kaynağımız var. Sanayi tecrübemiz ve ihracat kapasitemiz var. Ancak bütün bu değerleri küresel ölçekte daha güçlü marka hikâyelerine dönüştürme konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var” dedi. İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” diyen Özhelvacı, genç iş insanlarına bu noktada büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. EGİAD Başkanı Özhelvacı, forumun yalnızca bir bilgi paylaşımı değil, İzmir iş dünyası için yeni sorular üretmesi gereken stratejik bir başlangıç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Markamızı gerçekten tanıyor muyuz? Müşterimizi yeterince dinliyor muyuz? Dijital toplulukların sesini anlayabiliyor muyuz? Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak mı görüyoruz, yoksa daha derin müşteri içgörüsü üretmek için kullanabiliyor muyuz? İzmir’den dünyaya nasıl daha güçlü markalar çıkarabiliriz? Çünkü bazen dönüşüm, tek bir cevaptan değil; doğru zamanda sorulan güçlü bir sorudan başlar.” Perihan İnci: “Geleceğin rekabeti markalar arasında yaşanacak” EGİAD Danışma Kurulu Başkanı Perihan İnci ise markalaşmanın artık yalnızca şirketlerin değil, şehirlerin ve ülkelerin de rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ ve veri ekonomisinin şekillendirdiği yeni dünyada üretmenin tek başına yeterli olmadığını belirten İnci, güçlü markaların güven, sürdürülebilirlik, inovasyon ve değer üretimi üzerine inşa edildiğini ifade etti. İzmir’in üretim gücü, limanı, girişimcilik ekosistemi ve uluslararası vizyonuyla önemli bir marka şehir potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken İnci, şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde hem Türkiye markasını hem de İzmir markasını daha güçlü bir şekilde inşa etmek zorundayız. Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca ekonomiler arasında değil; markalar arasında yaşanacaktır.” Kozinets: “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” Forumun keynote konuşmacısı Prof. Dr. Robert V. Kozinets ise, markalaşmanın yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet sunan yapılar değil, dijital topluluklar içerisinde şekillenen kültürel ekosistemler haline geldiğini söyledi. Günümüz rekabetinde marka değerinin şirketlerin anlattığı hikâyelerden çok, tüketicilerin kendi aralarında kurduğu etkileşimlerden doğduğunu vurgulayan Kozinets, “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” dedi. Dijital çağda müşteri sadakatinin yerini topluluk aidiyetinin aldığını belirten Kozinets, başarılı markaların tüketicileri yalnızca hedef kitle olarak görmeyip onları marka deneyiminin aktif bir parçası haline getiren kurumlar olacağını ifade etti. Yapay zekânın içerik üretimi, veri analizi ve müşteri deneyimi yönetiminde önemli fırsatlar sunduğunu belirten Kozinets, teknolojinin marka yaratmadığını ancak marka deneyimini büyüttüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ marka yaratmaz; marka deneyimini ölçeklendirir. Veri bize ne olduğunu söyler, kültür ise neden olduğunu açıklar.” Yapay zekânın giderek yaygınlaştığı yeni dönemde teknolojinin herkes tarafından erişilebilir hale geleceğini ifade eden Kozinets, sürdürülebilir rekabet avantajının kültürel anlam üretebilen markalar tarafından yaratılacağını belirtti. Tüketici artık hedef kitle değil, marka ortağı Konuşmasında tüketicinin değişen rolüne de dikkat çeken Kozinets, dijital çağın tüketicisini yalnızca satın alma kararı veren bir müşteri olarak değil; içerik üreten, marka hikâyelerini şekillendiren ve kurumların algısını doğrudan etkileyen bir paydaş olarak tanımladı. Markaların tüketicilerle tek yönlü iletişim kurmak yerine ortak değer üretme anlayışıyla hareket etmeleri gerektiğini belirten Kozinets, markalaşmanın geleceğinin katılımcı, topluluk temelli ve insan merkezli modeller üzerinden şekilleneceğini söyledi. Forumda yapılan değerlendirmelerde; yapay zekânın markalar için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, tüketiciyi, toplulukları ve kültürel kodları anlamaya imkân veren stratejik bir içgörü altyapısı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, yapay zekâ destekli markalaşma, dijital topluluklar, tüketici deneyimi, kültürel içgörü ve küresel rekabet başlıklarında geleceğin iş dünyasına ilişkin önemli perspektifler kazandı. Yoğun katılımla gerçekleşen forum, İzmir iş dünyası için markalaşmayı yapay zekâ çağının en kritik rekabet başlıklarından biri olarak yeniden gündeme taşırken; şirketlerin yalnızca üretim, fiyat ve kalite avantajıyla değil, anlam yaratan marka hikâyeleri, güçlü müşteri içgörüleri, dijital topluluklarla kurulan güven ilişkisi ve küresel ölçekte ayırt edici konumlanma ile öne çıkabileceği mesajını verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.