SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gümrük Tarifeleri

Ekometre - Gümrük Tarifeleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gümrük Tarifeleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor?

DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD pazarındaki kaybını alternatif pazarlara yönelerek telafi etmeye çalışan Çin’in küresel rekabet haritasını değiştirdiğini belirterek, Türkiye açısından hem yeni rekabet alanlarının hem de fırsatların ortaya çıktığını söyledi. Çin ihracatını farklı pazarlara yönlendirdi Olpak, ABD’nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD pazarındaki konumunun gerilediğini, bunun üzerine ülkenin ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını ifade etti. Çin’in ABD’ye yaptığı ihracatın toplam dış satımı içindeki payı 2024’te yüzde 14,68 iken 2025’te yüzde 11,14’e geriledi. Olpak, ABD pazarındaki gerilemenin Çin’i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika, Orta Doğu ve Avrupa gibi farklı coğrafyalarda yeni ticaret kanalları oluşturmaya yönelttiğini belirterek, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD ile Çin arasındaki tarife anlaşmazlığından ibaret olmadığını, küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini söyledi. Çin’in yöneldiği pazarlar Türkiye için de kritik Çin’in alternatif pazarlardaki ağırlığının arttığına dikkat çeken Olpak, 2024-2025 döneminde Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 yükseldiğini belirtti. Afrika’da Nijerya, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği’nde Almanya’nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu ifade eden Olpak, bu coğrafyaların aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bölgeler olduğuna dikkat çekti. Olpak, “Önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız” dedi. Yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmeyeceğini vurgulayan Olpak, güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin giderek daha önemli hale geldiğini belirterek bu süreci küresel ticarette yükselen bir “güven rekabeti” olarak nitelendirdi. Afrika ve Orta Doğu yakından izlenmeli Olpak, Çin’in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını, buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. 2025 yılında Çin’in Mısır’a ihracatının 19,97 milyar dolara ulaştığını, Türkiye’nin ihracatının ise 4,07 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Olpak, aradaki farkın Çin lehine açıldığına işaret etti. Türkiye’nin Afrika’daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Olpak, Türkiye’nin ticaretin yanı sıra müteahhitlik, yatırım, lojistik ve sanayi iş birliklerinde önemli bir birikime sahip olduğunu söyledi. Olpak, Türkiye’nin rekabet modelinin kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerine kurulması gerektiğini belirterek, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da uzun vadeli ilişki kurma kapasitesinin önemli bir avantaj sağlayabileceğini kaydetti. Türkiye üretim ve yatırım merkezi olabilir Çin’in BAE’ye ihracatının 72,9 milyar dolara yükseldiğini, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının ise 9,28 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Olpak, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı. Yeni dönemde yalnızca hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünün hangi teknoloji seviyesi ve katma değerle ihraç edildiğinin de önem kazandığını belirten Olpak, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için daha fazla katma değer, güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve kalıcı iş ortaklıklarına odaklanması gerektiğini söyledi. ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Olpak, Türkiye’nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini ifade etti. Tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar Olpak, küresel ticarette artık yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, güvenli üretim, hızlı erişim, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve uzun vadeli iş ortaklıklarının da önem kazandığını belirtti. Avrupa’ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye’yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini söyledi. Olpak, ABD-Çin ticaretindeki dönüşümün yalnızca ihracat pazarlarında oluşabilecek rekabet açısından değil, Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. DEİK yeni ticaret alanlarını takip ediyor Küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını belirten Olpak, DEİK’in 153 iş konseyiyle Türk özel sektörünün yeni pazar ve iş birliklerine ulaşması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Olpak, Çin’in değişen ihracat stratejisinin de bu çerçevede takip edildiğini belirterek, hangi pazarlarda rekabetin arttığının ve hangi alanlarda yeni fırsatlar oluştuğunun veriye dayalı olarak analiz edilmesi gerektiğini ifade etti. Olpak’tan kur artışı uyarısı Olpak, ihracatçıların enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılması, döviz kurlarının bir miktar yükselmesi ve döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu söyledi. Kur artışının kısa vadede ihracat açısından çözüm gibi görülebileceğini ancak ithalatın ihracattan yüksek olduğu bir ekonomide maliyetlerin de buna bağlı olarak artabileceğini belirten Olpak, bu nedenle kur artışının orta vadeli bir çözüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Fon soruşturmalarına ilişkin açıklama Fon soruşturmalarıyla ilgili bir soru üzerine Olpak, hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, “Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı” dedi.

Avdagiç: Türkiye küresel ticarette avantajlı Haber

Avdagiç: Türkiye küresel ticarette avantajlı

Avdagiç, Türkiye’nin ekonomik altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla değişen ticaret ortamında önemli fırsatlara sahip olduğunu belirtti. İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Ticaret Kongresi, kamu, iş dünyası, akademi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getirdi. “Değişen Dünyada İstikrar Paradigması: Küresel Ticaretin Sorumluluk Perspektifiyle Yeniden İnşası” temasıyla gerçekleştirilen kongrede, dünya ticaretindeki dönüşüm, ekonomik riskler ve Türkiye’nin küresel ticaretteki konumu ele alındı. Kongreye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç ile iş dünyası ve akademi temsilcileri katıldı. Küresel ticarette maliyet baskısı artıyor İTO Başkanı Şekib Avdagiç, kongrede yaptığı konuşmada, küresel ticaretin jeopolitik ve jeoekonomik gerilimlerin etkisiyle önemli bir dönüşümden geçtiğini ifade etti. Korumacı ticaret politikaları, yüksek gümrük tarifeleri, tedarik zincirlerindeki sorunlar ve enerji ile lojistik maliyetlerindeki dalgalanmaların dünya ekonomisi açısından risk oluşturduğunu belirten Avdagiç, dijital ve yeşil dönüşümle birlikte teknolojik gelişmelerin de ticaretin işleyişini değiştirdiğini söyledi. Avdagiç, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı verilerine göre küresel mal ve hizmet ticaretinin 2025 yılında 35,2 trilyon doları aşarak tarihî en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı. Buna karşın korumacı politikaların güçlenmesi, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerindeki kırılmaların maliyetleri artırarak küresel ticaret açısından ciddi tehditler oluşturduğunu kaydetti. Dünya Ticaret Örgütünün değerlendirmelerine de değinen Avdagiç, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6,9’a kadar azalabileceği ve ticarette parçalanma riskinin özellikle yoksul ülkeler üzerinde etkili olabileceği yönündeki öngörüleri gündeme getirdi. Türkiye’nin rekabet avantajlarına dikkat çekti Avdagiç, Türkiye’nin son 25 yılda elde ettiği ekonomik birikimin ve altyapı yatırımlarının, değişen küresel ticaret ortamında ülkeye avantaj sağladığını belirtti. Türkiye’nin nitelikli iş gücü, lojistik kapasitesi, yakın tedarik üssü konumu, savunma sanayisindeki birikimi ve ikiz dönüşüm alanındaki çalışmalarıyla öne çıktığını ifade eden Avdagiç, küresel ticaretin yeniden yapılandırılmasında Türkiye’nin önemli bir rol üstlenebileceğini söyledi. Avdagiç, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Kongremizin temasında ortaya koyduğumuz gibi, küresel ticaretin sorumluluk perspektifiyle yeniden inşası Türkiye olmadan eksik kalacaktır. O yüzden bu kongrede soyut bir başlık konuşmuyoruz. Dört oturuma yayılmış somut bir yol haritası sunuyoruz.” Ticarette rekabet koşulları değişiyor Küresel ticarette rekabetin artık yalnızca fiyat ve kalite üzerinden şekillenmediğini belirten Avdagiç, işletmelerin finansmana erişim, enerji maliyetleri, teslimat güvenilirliği, mevzuata uyum ve bilgi kapasitesi gibi alanlarda da rekabet etmek zorunda kaldığını ifade etti. Bu unsurları kapsayan yeni bir ticaret yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu belirten Avdagiç, kongrenin dört oturumuyla bu dönüşüme yönelik somut bir yol haritası ortaya koymayı amaçladıklarını söyledi.

ABD tarifeleri Türk ihracatçısını zorluyor Haber

ABD tarifeleri Türk ihracatçısını zorluyor

Zeytinyağı ve zeytin ihracatında yaşanan gerilemenin ardından sektör temsilcileri, rakip ülkelere sağlanan tarife avantajlarının Türk ürünleri açısından haksız rekabet oluşturduğunu belirterek hükümete diplomasi ve destek çağrısında bulundu. ABD’nin yeni gümrük tarifeleri, Türk ihracatçılar açısından rekabet koşullarını yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’ye uygulanan yüzde 12,5’lik ilave gümrük vergisinin, bazı rakip ülkeler için daha düşük oranların uygulanmasıyla birlikte özellikle zeytinyağı, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde maliyet baskısını artıracağı belirtiliyor. Sektör temsilcileri, ABD pazarında yıllar içinde elde edilen konumun korunabilmesi için tarife farkının giderilmesini, diplomatik girişimlerin hızlandırılmasını ve ihracatçıya yönelik desteklerin sürdürülmesini istiyor. ABD’ye zeytinyağı ihracatında sert düşüş Cumhuriyet’ten Ece İçmez’in haberine göre, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emre Uygun, 2026’nın ilk yedi ayında Türkiye’nin ABD’ye gerçekleştirdiği zeytinyağı ihracatında önemli bir gerileme yaşandığını açıkladı. Bu dönemde zeytinyağı ihracatı miktar bazında yüzde 57 azalarak 4 bin 974 tona gerilerken, ihracat geliri de yüzde 54 düşüşle 21,8 milyon dolar oldu. Prina yağı ihracatında da benzer bir tablo ortaya çıktı. İhracat miktarı yüzde 56 azalarak 2 bin 194 tona inerken, değer bazındaki düşüş yüzde 60’a ulaştı ve ihracat geliri 4,74 milyon dolara geriledi. Sofralık zeytin ihracatında ise miktar bazında yüzde 31, değer bazında yüzde 17 düşüş kaydedildi. Uygun, ihracattaki gerilemede iklim krizinin üretim üzerindeki etkisinin yanı sıra artan iç maliyetler, geçmiş dönemlerde uygulanan ihracat kısıtlamaları ve küresel talepteki zayıflamanın etkili olduğunu ifade etti. Buna rağmen ABD’nin, yüzde 39,3’lük payla Türkiye’nin zeytinyağı ihracatındaki en büyük pazar olmayı sürdürdüğüne dikkat çekildi. Tarife farkı rekabeti zorluyor Yeni gümrük tarifelerinin mevcut sorunlara ek bir yük getirdiğini belirten Uygun, Türkiye’ye uygulanan yüzde 12,5’lik oranın rakip ülkeler karşısında maliyet dezavantajı yarattığını söyledi. İtalya ve İspanya gibi Avrupa Birliği ülkelerine uygulanan yüzde 10’luk oranın taban vergiyi de kapsadığını, Tunus’un ise ek vergiden muaf tutulduğunu hatırlatan Uygun, bu durumun Türk zeytinyağı ürünleri açısından ciddi bir rekabet eşitsizliği oluşturduğunu vurguladı. ABD pazarında markalı ve ambalajlı ürünlerle uzun yıllar içinde güçlü bir yer edinildiğini belirten Uygun, mevcut tarife farkının devam etmesi halinde Türkiye’nin elde ettiği pazar payını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Sektör temsilcileri, Ticaret Bakanlığı’nın ABD makamlarıyla diplomatik ve ticari temasları artırmasını isterken, döviz dönüşüm desteği gibi finansman mekanizmalarının sürdürülmesini ve ambalajlı ürün ihracatına yönelik teşviklerin yeniden devreye alınmasını talep etti. “İhracat daha da zorlaşacak” TARİŞ Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Akova da ek gümrük vergisinin ihracatçılar üzerindeki baskıyı artıracağını belirtti. Zaten yüksek maliyetlerle mücadele eden sektörün, yeni vergi uygulamasıyla ABD pazarında daha da zorlanacağını ifade eden Akova, Türk ürünlerinin rekabet gücünde zayıflama yaşanabileceğini söyledi. ABD pazarında oluşabilecek kayıplara karşı alternatif ihracat pazarları üzerinde çalışıldığını belirten Akova, tarife uygulamasının etkilerinin yalnızca ihracatçıyla sınırlı kalmayabileceğine dikkat çekti. Artan işçilik, gübre, mazot, sulama ve enerji maliyetlerinin üretici üzerindeki yükünü artırdığını belirten Akova, zeytin üreticisinin korunması amacıyla kilogram başına 50 liralık zeytinyağı desteği talep ettiklerini açıkladı. Yeni tarife düzenlemesinin özellikle Türkiye’nin ABD’deki rekabet gücü açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten sektör temsilcileri, pazar kaybının kalıcı hale gelmemesi için hem diplomatik girişimlerin hem de ihracatçıya yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesini istiyor.

Petrol şoku Fed'i zorluyor Haber

Petrol şoku Fed'i zorluyor

Ortadoğu'da tırmanan gerilim petrolü 100 doların üzerine taşıdı. İran merkezli jeopolitik gerilimin yeniden tırmanmasıyla birlikte küresel enerji piyasalarında sert fiyat hareketleri yaşanıyor. Brent petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesini aşması, yalnızca enerji maliyetlerini değil, küresel enflasyon beklentilerini de yukarı çekti. Bu gelişme, gözlerin yeniden ABD Merkez Bankası'nın (Fed) gelecek haftaki faiz kararına çevrilmesine neden oldu. Piyasalarda son bir haftada yaşanan fiyatlamalar, Fed'in politika faizini artırabileceği beklentisinin hızla güçlendiğini ortaya koyuyor. Financial Times'ın aktardığı ve CME Group vadeli işlem verilerine dayandırdığı hesaplamalara göre, yatırımcıların Fed'in toplantısında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimaline verdiği olasılık kısa sürede yaklaşık üç kat yükseldi. Bu değişim, yalnızca ABD ekonomisini değil, küresel sermaye hareketlerini de etkileyebilecek yeni bir sürecin habercisi olarak değerlendiriliyor. Petrol fiyatları neden kritik? Petrol fiyatlarındaki yükseliş, üretimden taşımacılığa kadar hemen her sektörde maliyet baskısını artırıyor. Enerji maliyetlerindeki artışın tüketici fiyatlarına yansıması ise enflasyonun yeniden hız kazanması riskini doğuruyor. Fed'in temel görevi fiyat istikrarını sağlamak olduğu için enerji kaynaklı enflasyon baskısı, faiz artırımı ihtimalini güçlendiren en önemli unsurlar arasında gösteriliyor. Brent petrolün son Fed toplantısından bu yana yaklaşık yüzde 25 yükselmiş olması da piyasalarda bu beklentiyi destekleyen gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor. Piyasalar neden fikir değiştirdi? Temmuz ayı başında beklentilerin altında kalan ABD enflasyon verileri sonrasında piyasalar faiz artışı ihtimalini oldukça düşük görüyordu. Ancak petrol fiyatlarındaki sert yükseliş tabloyu değiştirdi. Uluslararası yatırım kuruluşlarının ekonomistleri, enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı hale gelmesi durumunda Fed'in enflasyonla mücadelede daha agresif davranmak zorunda kalabileceğini belirtiyor. Bank of America ve PGIM gibi büyük finans kuruluşlarının ekonomistleri de faiz artırımının artık masadaki güçlü seçeneklerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Fed içinde şahin kanat güçleniyor Fed içerisinde enflasyona karşı daha sert adımlar atılmasını savunan üyelerin sayısının arttığı değerlendiriliyor. Dallas Fed Başkanı Lorie Logan ile Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack'ın enflasyonla mücadelede daha fazla beklenmemesi gerektiği yönündeki açıklamaları, piyasalarda "şahin" duruşun güç kazandığı şeklinde yorumlanıyor. Buna karşın bazı üyeler, enflasyonun yaz aylarındaki seyrinin görülmesi için eylül ayına kadar beklenmesini savunuyor. Bu nedenle faiz kararının son ana kadar belirsizliğini koruması bekleniyor. Sadece petrol değil, tarifeler ve yapay zekâ yatırımları da baskı oluşturuyor Ekonomistler, enflasyon riskinin yalnızca enerji fiyatlarından kaynaklanmadığını vurguluyor. ABD'nin uyguladığı gümrük tarifeleri, çip ve teknoloji yatırımlarında hızlanan yapay zekâ harcamaları ile hizmet sektöründeki yüksek fiyat artışlarının da enflasyonu yukarıda tutmaya devam ettiği belirtiliyor. Bu nedenle Fed'in önümüzdeki dönemde yalnızca petrol fiyatlarına değil, ekonominin genel enflasyon görünümüne odaklanacağı ifade ediliyor. Türkiye açısından ne anlama geliyor? Fed'in faiz artırması halinde küresel dolar faizleri yükselmeye devam edecek. Bu durum gelişmekte olan ülkeler açısından finansman koşullarını zorlaştırabilecek önemli bir risk olarak görülüyor. Türkiye açısından ise olası etkiler şu başlıklarda öne çıkıyor: Dış borçlanma maliyetleri artabilir.Küresel fonların gelişmekte olan ülkelerden çıkışı hızlanabilir. Döviz kuru üzerinde yukarı yönlü baskı oluşabilir. Yabancı yatırım girişleri yavaşlayabilir. Şirketlerin ve bankaların dış finansmana erişim maliyetleri yükselebilir. Ekonomistler, Fed'in alacağı kararın yalnızca ABD ekonomisini değil, küresel finansal dengeleri de etkileyeceğini belirtiyor. Özellikle enerji fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi halinde, para politikalarında yeniden sıkılaşma sürecinin güç kazanabileceği ve bunun Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler üzerinde yakından hissedileceği değerlendiriliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.