SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gsyh

Ekometre - Gsyh haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gsyh haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

ABD’nin kamu borcu milli gelire yetişti Haber

ABD’nin kamu borcu milli gelire yetişti

Borç yükündeki yükseliş, ABD Hazine tahvilleri başta olmak üzere küresel finans piyasalarının da yakından izlediği riskler arasında yer alıyor. ABD’nin kamu borcundaki yükseliş, ülkenin mali sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB), ABD Hazine Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı Ekonomik Analiz Bürosu (BEA) verileri, kamu borcunun milli gelire oranının tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrettiğini gösteriyor. Kamu borcunun GSYH’ye oranı, İkinci Dünya Savaşı döneminde uygulanan yüksek kamu harcamalarının etkisiyle 1945-1946 yıllarında yüzde 100’ün üzerine çıkmıştı. Savaş sonrasında güçlü ekonomik büyüme ve mali disiplinin etkisiyle gerileyen oran, 1970’lerin ortalarında yüzde 25’in altına kadar indi. Finansal kriz ve pandemi borç yükünü artırdı ABD’nin borçluluk oranı 1970’lerin ortasındaki düşük seviyelerin ardından yeniden yükseliş eğilimine girdi. 2008 küresel finans krizine kadar yüzde 30-40 bandında seyreden kamu borcunun GSYH’ye oranı, kriz sonrasında uygulanan geniş kapsamlı mali teşviklerin etkisiyle hızla arttı. 2020’de COVID-19 salgınının başlamasıyla uygulanan destek paketleri ve genişlemeci maliye politikaları, borç yükündeki artışı daha da hızlandırdı. Kamu borcunun milli gelire oranı yeniden yüzde 100 seviyesine yaklaşırken, 2026’nın ilk çeyreğinde de yüksek seviyesini korudu. Faiz giderleri mali baskıyı artırıyor Borç stokundaki yükselişin yanı sıra yüksek faiz oranları da ABD bütçesi üzerindeki baskıyı artırıyor. Bütçe açıklarının devam etmesi ve uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, ABD hükümetinin borç servis giderlerini artırıyor. Bu durum, yeni borçlanma ihtiyacının yanı sıra kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine ilişkin endişeleri de güçlendiriyor. ABD’nin mali görünümü, yalnızca ülke ekonomisi açısından değil, küresel tahvil ve sermaye piyasaları açısından da önem taşıyor. ABD Hazine tahvillerindeki faiz hareketleri, küresel borçlanma maliyetleri ve yatırımcıların risk iştahı üzerinde etkili olabiliyor. Piyasaların gözü bütçe ve borç tavanında ABD’nin yüksek borçluluk seviyesiyle birlikte bütçe açıklarının seyri ve borç tavanına ilişkin gelişmeler de piyasaların gündeminde bulunuyor. Yatırımcılar, Washington’ın maliye politikasının uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığını ve artan borç servis maliyetlerinin bütçe dengesi üzerindeki etkisini yakından takip ediyor. Not: Kaynak metindeki “kamu borcunun GSYH’ye oranı 2. Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez yüzde 100’ü gördü” ifadesini aynen kullanmadım. ABD’nin hangi borç tanımının (brüt federal borç, kamuya ait borç vb.) esas alındığı bu ifade açısından kritik; yayına girmeden önce rakamın güncel resmi veriyle netleştirilmesi daha doğru olur.

PLASFED’den “büyümenin kalitesi” uyarısı Haber

PLASFED’den “büyümenin kalitesi” uyarısı

PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, ilk çeyrekteki yüzde 0,8’lik daralmanın ardından gelen toparlanmanın umut verici olduğunu belirterek, kalıcı büyüme için finansman, enerji, hammadde ve işçilik maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyümesi sanayideki toparlanmayı da beraberinde getirdi. Sanayi sektörü, yılın ilk çeyreğinde kaydettiği yüzde 0,8’lik daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini değerlendiren Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, sanayinin yeniden büyüme eğilimine girmesinin üretim gücü açısından olumlu olduğunu belirtti. Ancak Karadeniz, büyüme oranının yanı sıra büyümenin niteliğine de odaklanılması gerektiğini vurguladı. Sanayideki toparlanma umut verdi Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyürken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 arttı. Bu dönemde sanayi sektörünün yüzde 2,4 büyümesi dikkat çekti. İlk çeyrekte yüzde 0,8 küçülen sanayinin yeniden büyümeye dönmesi, üretim cephesindeki hareketliliğin güçlendiğine işaret etti. Karadeniz, sanayideki toparlanmanın olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, bunun kalıcı hale getirilmesinin önemine dikkat çekti. “Sanayi sektörünün yılın ilk çeyreğinde yaşadığı yüzde 0,8'lik daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyümesi, üretim cephesinde yeniden hareketlenme başladığını göstermesi açısından umut verici. Ancak Türkiye'nin sürdürülebilir ve yüksek kaliteli bir büyüme patikasına girebilmesi için sanayideki bu toparlanmanın kalıcı hale gelmesi gerekiyor” dedi. “Sanayinin büyümesi tek başına yeterli değil” Karadeniz’e göre Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir büyümenin temel koşullarından biri üretim ve sanayinin güçlendirilmesi. Büyüme oranının tek başına yeterli olmadığını belirten Karadeniz, sanayicilerin karşı karşıya bulunduğu maliyet ve rekabet baskısının devam ettiğini söyledi. “Sanayinin yüzde 2,4 büyümesi önemli ve değerli bir gelişme. Ancak sanayicimizin bugün karşı karşıya olduğu yüksek finansman maliyetleri, enerji ve hammadde giderleri, işçilik maliyetleri ve küresel rekabet baskısı devam ediyor” ifadelerini kullandı. Karadeniz, mevcut koşullarda sağlanan büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için üretim maliyetlerini aşağı çekecek ve yatırımları destekleyecek politikaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Plastik sektörü sanayi için kritik önemde Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesinde plastik sektörünün önemli bir yere sahip olduğunu belirten Karadeniz, sektörün otomotiv, ambalaj, inşaat ve sağlık başta olmak üzere çok sayıda alana girdi sağladığına dikkat çekti. Plastiğin artık çok geniş bir üretim zincirinin temel girdilerinden biri olduğunu ifade eden Karadeniz, sektörün teknoloji ve inovasyon açısından da stratejik önem taşıdığını belirtti. “Daha yüksek katma değerli yapıya geçmeliyiz” Karadeniz, sanayideki toparlanmanın plastik sektörüne de güçlü biçimde yansımasını istediklerini söyledi. “Plastik sanayisi, Türkiye'nin üretim ekosisteminin temel sektörlerinden biri. Dolayısıyla sanayideki toparlanmanın plastik sektörüne de güçlü biçimde yansımasını istiyoruz” diyen Karadeniz, sektörün temel sorunlarının başında hammadde, finansman ve enerji maliyetlerinin geldiğini belirtti. Karadeniz, Türkiye’nin mevcut üretim kapasitesini korurken daha yüksek katma değerli ve rekabetçi bir üretim yapısına yönelmesi gerektiğini ifade etti. Sanayideki ikinci çeyrek performansının olumlu bir başlangıç olduğunu belirten Karadeniz’in değerlendirmeleri, önümüzdeki dönemde büyümenin sürdürülebilirliği açısından maliyetlerin azaltılması, yatırımların desteklenmesi ve ihracat rekabetçiliğinin güçlendirilmesi başlıklarını öne çıkarıyor.

Türkiye’nin ilave 1 milyon işgücüne ihtiyacı var Haber

Türkiye’nin ilave 1 milyon işgücüne ihtiyacı var

Raporda, özellikle Suriye’den geri dönüşlerin oluşturacağı işgücü açığının, Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Türk soylu topluluklardan sağlanacak kontrollü göç politikaları ile dengelenebileceği ifade edildi. Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, raporun Türkiye’nin ekonomik geleceğine ışık tuttuğunu belirterek, işgücü planlamasında stratejik ve sürdürülebilir bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Konya Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi (KOSAM), Türkiye’nin iş gücü piyasasındaki yapısal dinamikleri ve demografik dönüşüm sürecini kapsamlı şekilde ele alan “Bir Milyon Soydaş Göçmen İşgücünün Türkiye’ye Sosyo-Ekonomik Etkileri” başlıklı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Rapor, küresel ölçekte derinleşen nitelikli iş gücü rekabeti karşısında Türkiye’nin, kültürel ve dilsel bağlara sahip Türk soylu göçmen potansiyelini nasıl değerlendirmesi gerektiğine ilişkin somut politika önerileri sunuyor. Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, rapora ilişkin değerlendirmesinde göç konusunun artık yalnızca sosyal bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik ve sürdürülebilir kalkınma açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurguladı. Öztürk, küresel iş gücü rekabetinin yeni bir döneme girdiğini belirterek, gelişmiş ülkelerin yaşlanan nüfus ve düşen doğurganlık oranları nedeniyle ciddi iş gücü açıklarıyla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, “OECD verilerine göre İtalya 2028’e kadar 500 bin, Almanya ise 2035’e kadar 7 milyon vasıflı işçiye ihtiyaç duyarken; Türkiye de benzer demografik risklerle karşı karşıyadır. Sanayi, tarım, hizmet ve teknoloji sektörlerinde artan iş gücü ihtiyacı, bizi daha planlı, şeffaf ve stratejik bir göç yönetimine yöneltmek zorundadır” dedi. Bu sürecin kısa vadeli çözümlerle yönetilemeyeceğini vurgulayan Öztürk, göç ve iş gücü politikalarının uzun vadeli kalkınma vizyonunun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini ifade etti. Raporda öne çıkan önemli başlıklardan birinin Türk Cumhuriyetlerinden gelen iş gücü potansiyeli olduğunu belirten Öztürk, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerden gelen iş gücünün Türkiye açısından stratejik bir fırsat sunduğunu söyledi. Öztürk, “Dil birliği, kültürel yakınlık ve tarihsel bağlar, entegrasyon sürecini hızlandıran en önemli unsurlardır. Bu durum hem toplumsal kabulü artırmakta hem de kayıtlı istihdamın önünü açmaktadır. Türk soylu göçmenlere yönelik toplumsal tepkinin düşük olması ve uyum sürecinin daha sağlıklı ilerlemesi, Türkiye açısından önemli bir avantajdır” değerlendirmesinde bulundu. KOSAM raporunun yalnızca bir durum tespiti değil, aynı zamanda uygulanabilir bir yol haritası sunduğunu ifade eden Öztürk, politika önerilerini şu şekilde değerlendirdi: “Türk soylu göçmenler için Avrupa’daki Mavi Kart uygulamasına benzer şekilde ‘Türk Soylu Kart Modeli’ oluşturulmalı, ikamet ve çalışma izinleri bu sistem üzerinden düzenlenmelidir. Başvurularda eğitim, mesleki yeterlilik ve dil seviyesi gibi kriterlere dayalı nitelik odaklı bir değerlendirme mekanizması kurulmalıdır. Ayrıca işverenler ile göçmen iş gücünü güvenli bir zeminde buluşturacak dijital bir eşleştirme platformu hayata geçirilmelidir. İŞKUR ve ilgili kurumlar iş birliğiyle ihtiyaç temelli mesleki eğitim programları geliştirilmelidir. Türkiye’de belirli bir süre çalışarak üretime katkı sunan ve toplumsal uyum sağlayan Türk soylu bireylere vatandaşlık imkânı tanınması da uzun vadeli nüfus ve iş gücü dinamizmi açısından önemli bir adım olacaktır.” Türkiye’nin ekonomik gücüne de dikkat çeken Selçuk Öztürk, “Ülkemiz 1,60 trilyon doları aşan GSYH büyüklüğüyle Türk dünyasının en büyük ekonomisi konumundadır. Bu gücü sürdürülebilir kılmak için beşerî sermayemizi stratejik ve rasyonel bir göç yönetimiyle desteklemek zorundayız” dedi. Öztürk, bir milyon soydaş göçmen iş gücünün planlı, kademeli ve nitelik temelli biçimde Türkiye ekonomisine kazandırılmasının; sanayinin rekabet gücünü artıracağını, üretim kapasitesini yükselteceğini ve Türkiye’yi küresel ölçekte nitelikli insan kaynağı için bir cazibe merkezi haline getireceğini ifade ederek değerlendirmesini tamamladı.

Kısa vadeli rahatlama uzun vadeli risk Haber

Kısa vadeli rahatlama uzun vadeli risk

JPMorgan’dan ABD tahvil hamlesine uyarı: Bankaya göre mali disiplin sağlanmazsa yatırımcıların talep ettiği ek getiri yeniden yükselebilir. ABD Hazinesinin uzun vadeli tahvillerde geri alım miktarını artırma kararı Wall Street’in önde gelen bankalarını ikiye böldü. JPMorgan, hamlenin kısa vadede tahvil faizlerini aşağı çekebileceğini kabul ederken, ABD’nin temel mali sorunları çözülmeden uygulanacak bir politikanın uzun vadede piyasa güvenini zedeleyebileceği uyarısında bulundu. Jay Barry’nin de aralarında yer aldığı JPMorgan stratejistleri, Hazine’nin attığı adımın borçlanma maliyetlerindeki yükselişi geçici olarak hafifletebileceğini ancak yüksek faizlerin arkasındaki yapısal nedenleri ortadan kaldırmayacağını değerlendirdi. JPMorgan’a göre sorun borç maliyetinden daha derin Bankanın analizinde, tahvil geri alımlarının yüksek borçlanma maliyetlerini baskılayabileceği ancak ABD'nin mali görünümündeki temel bozulmayı tek başına düzeltemeyeceği vurgulandı. JPMorgan stratejistlerine göre piyasaların asıl odaklandığı konu, yalnızca tahvil faizlerinin hangi seviyeye gerileyeceği değil, Washington'ın artan kamu borcu ve bütçe açığı karşısında ne kadar sürdürülebilir bir mali politika izleyeceği. Bu nedenle geri alım programının, mali konsolidasyonla desteklenmemesi halinde yatırımcıların gözünde geçici bir müdahale olarak kalabileceği ifade edildi. Yüzde 6'lık bütçe açığı alarm veriyor JPMorgan, ABD ekonomisinin tam istihdama yakın seyrettiği bir dönemde bütçe açığının GSYH'nin yaklaşık yüzde 6'sı seviyesinde bulunmasına özellikle dikkat çekti. Normal koşullarda ekonomik büyümenin ve istihdamın güçlü olduğu dönemlerde kamu maliyesinin daha dengeli bir görünüm sergilemesi beklenirken, mevcut tablonun yatırımcılar açısından soru işaretleri yarattığı belirtildi. Banka, kalıcı bir mali disiplin programı olmadan Hazine'nin tahvil piyasasına yönelik hamlelerinin güvenilirlik tartışmasını beraberinde getirebileceği görüşünde. Tahvil faizleri yeniden yükselebilir JPMorgan’ın en önemli uyarılarından biri de borç yönetimindeki olası politika değişikliğine ilişkin oldu. Hazine'nin “düzenli ve öngörülebilir” tahvil ihraç yaklaşımından uzaklaşarak piyasa koşullarına göre daha fırsatçı bir strateji izlemesi halinde yatırımcıların uzun vadeli risk algısının değişebileceği belirtildi. Böyle bir durumda yatırımcıların uzun vadeli tahvilleri elde tutmak için talep ettiği ek getiri, yani vade primi yeniden yükselebilir. Bu gelişme de geri alımların kısa vadede faizler üzerinde yarattığı aşağı yönlü etkinin zamanla ortadan kalkmasına yol açabilir. İki hafta arayla gelen karar dikkat çekti JPMorgan stratejistleri, Hazine'nin son açıklamasının zamanlamasını da olağan dışı buldu. Yeni kararın, eski tahvillerin geri alım takviminin açıklanmasından yalnızca iki hafta sonra gelmesi, Hazine'nin borç yönetimi stratejisinde daha hızlı bir değişime gidip gitmediği sorusunu gündeme taşıdı. Banka, uzun vadeli faizlerin yeniden yükselmesi halinde Hazine'nin uzun vadeli tahvil ihalelerinin büyüklüğünü azaltma seçeneğine daha fazla yönelebileceğini de değerlendirdi. Citi ise tahvil piyasasında fırsat görüyor Citigroup cephesinde ise tablo daha iyimser. Banka, ABD Hazinesinin geri alım hamlesinin tahvil piyasasına destek verebileceğini ve enflasyondaki yavaşlamayla birlikte önümüzdeki dönemde güçlü bir fiyat yükselişinin yaşanabileceğini öngörüyor. Citigroup, bu beklenti doğrultusunda müşterilerine 20 yıllık ABD tahvillerinde alım tavsiyesinde bulundu. İki bankanın değerlendirmeleri, Hazine'nin hamlesinin kısa vadeli etkisi konusunda önemli bir görüş ayrılığı olmadığını, ancak asıl tartışmanın bu desteğin ne kadar sürdürülebilir olduğu üzerinde yoğunlaştığını gösteriyor. JPMorgan, mali sorunlar çözülmeden faizlerde kalıcı bir rahatlama beklemenin riskli olduğu uyarısını yaparken, Citi mevcut piyasa koşullarının tahvil yatırımcıları için fırsat yaratabileceğini düşünüyor.

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi Haber

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi

İstanbul'da düzenlenen Türkiye-Tunus İşbirliği ve Yatırım Geliştirme Forumu'nda konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Türkiye ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirterek, mevcut 1,6 milyar dolarlık ticaret hacminin yeni iş birlikleriyle daha üst seviyelere taşınacağını ifade etti. Tunus Türk Ticaret ve Sanayi Odası (CCITT), Türkiye-Tunus Sanayi ve Ticaret Platformu ile Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu (WCI Forum) iş birliğinde düzenlenen etkinliğe, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Ahmet Misbah Demircan, Tunus'un Ankara Büyükelçisi Ahmed Ben Sghaier ve iki ülkenin iş dünyası temsilcileri katıldı. "Türkiye stratejik üretim ortağı konumunu güçlendiriyor" Küresel ekonomide tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğine dikkat çeken Gürcan, ülkelerin artık yalnızca ticaret ortağı değil, aynı zamanda stratejik üretim ve yatırım ortağı arayışında olduğunu söyledi. Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen güçlü performans sergilediğini vurgulayan Gürcan, 2026'nın ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 2,5 büyüyerek 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğünü, yıllıklandırılmış GSYH'nin ise 1 trilyon 639 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştığını belirtti. İhracatta güçlü performans Türkiye'nin dış ticarette dayanıklılığını koruduğunu ifade eden Gürcan, 2025 yılında mal ihracatının 273,4 milyar dolar, hizmet ihracatının ise 122,6 milyar dolar olduğunu, toplam mal ve hizmet ihracatının 396 milyar dolara ulaştığını söyledi. Gürcan, Türkiye'nin Tunus'a ihracatının da 2025 yılında yüzde 11,6 artışla 1,2 milyar dolar seviyesine yükseldiğini kaydetti. Hedef karşılıklı ticaret ve ortak üretim İki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmayı amaçladıklarını belirten Gürcan, hedeflerinin yalnızca Türkiye'nin Tunus'a ihracatını artırmak olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: "Amacımız hem Tunus'a mal satmak hem de Tunus'un ürettiği ürünleri ülkemize kazandırmak. Karşılıklı ticaret ve yatırım iş birliklerini daha ileri seviyeye taşımak istiyoruz." Gürcan, ekonomik iş birliğinin güçlenmesinin Türkiye ile Tunus arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını da daha sağlam bir zemine oturtacağını ifade etti. DEİK: Yeni sektörlerde önemli potansiyel var Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Tunus İş Konseyi Başkanı Banu Küçükel de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2025 itibarıyla 1,6 milyar dolara ulaştığını belirtti. Küçükel, Tunus'un Afrika pazarına açılan önemli bir üretim ve yatırım üssü olduğuna dikkat çekerek; otomotiv, makine, elektrik-elektronik, tekstil, gıda ve tarım sektörlerinin yanı sıra lojistik, yenilenebilir enerji, sağlık, dijital dönüşüm, yaşlı bakımı ve sanayi yatırımlarında da önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu söyledi. Forum kapsamında Türk ve Tunuslu firmalar arasında ikili iş görüşmeleri gerçekleştirilerek yeni ticaret ve yatırım ortaklıklarının temelleri atıldı.

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü Haber

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü

Çin Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) yayımladığı verilere göre, Çin'in Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) Ocak-Mart 2026 döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 arttı. Birinci çeyrekte büyüme, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin mart ayı verilerine olumsuz yansımasına rağmen, hükümetin bu yıl için "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlediği hedef doğrultusunda gelişim gösterdi. GSYH, ilk çeyrekte geçen yılın 4. çeyreğine kıyasla yüzde 1,3 artış kaydetti. Çin ekonomisi 2025'in 4. çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,5, yıl genelinde ise yüzde 5 büyüme kaydetmişti. Hükümet, büyümedeki ivme kaybı karşısında önceki 3 yılda "yüzde 5 civarında" belirlediği yıllık büyüme hedefini "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlemişti. UİB Direktör Yardımcısı Mao Şıngyong, Çin ekonomisinin ilk çeyrekte yıla güçlü bir başlangıç yaptığını, ancak giderek karmaşık ve kırılgan hale gelen dış koşullar ve içeride güçlü arz ile zayıf talep arasındaki dengesizliğin sürmesi nedeniyle ekonomik büyümenin temelinin daha fazla güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Üretim ve tüketimde ivme yavaşladı UİB'nin yayımladığı mart ayı ekonomik verilerine göre, savaşın etkilerinin hissedildiği ayda ülkede üretim ve tüketimdeki artış, ocak ve şubat aylarına kıyasla yavaşladı, yatırımlar ise geriledi. Yıllık cirosu 20 milyon yuanın (yaklaşık 2,9 milyon dolar) üzerindeki sanayi işletmelerinin üretim çıktılarının hesaplandığı sanayi üretimi, martta yıllık bazda yüzde 5,7 artarken ocak ve şubat aylarındaki yüzde 6,3 artışın altında kaldı. Tüketimin ölçüsü olarak kabul edilen perakende satışlar ise martta, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,7 artarken ilk iki aydaki yüzde 2,8'lik artışın gerisine düştü. Çin'de yatırımların seyri Altyapı, taşınmazlar, makine ve donanım harcamalarını içeren sabit sermaye yatırımları yılın ilk 3 ayında yüzde 1,7 artarken ilk 2 aydaki yüzde 1,8'lik artışa kıyasla geriledi. Son 3 yıldaki gerilemesiyle sabit sermaye yatırımlarını olumsuz etkileyen gayrimenkul sektöründe düşüş, bu yılın ilk çeyreğinde de devam etti. Gayrimenkul yatırımları, ilk 3 ayda, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 azaldı. Yatırımcı güveninin göstergesi olarak görülen özel sektör yatırımları da ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 2,2 düşüş kaydetti. Ülkede Şubat 2025 sonunda yüzde 5,3 olan kentlerdeki genel işsizlik oranı, mart ayı sonunda 0,1 puan artışla yüzde 5,4 oldu. IMF'nin büyüme tahmini Uluslararası Para Fonu (IMF), 14 Nisan'da Çin'in 2026 büyüme tahminini, zayıf iç ekonomik etkinlik ve İran savaşının etkilerini gerekçe göstererek yüzde 4,5'ten yüzde 4,4'e düşürdüğünü bildirmişti. Orta Doğu'da savaşın enerji fiyatlarındaki yol açtığı artışın hammadde maliyetlerinden enflasyon beklentilerine kadar tüm ülkeleri olumsuz etkileyeceğine işaret eden IMF, ABD, Avro bölgesi ve diğer majör ekonomiler için de büyüme tahminlerini düşürmüştü. ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri ile Basra Körfezi'nde tırmanan çatışma nedeniyle, küresel mal ve enerji ticareti açısından kritik bir geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği büyük ölçüde kesilmişti. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Irak ve İran'ın hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarlarına bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25'inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun ana güzergahı konumunda bulunuyor. Çin'in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45'i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30'u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ülkeye ulaşıyor. Boğazdaki tanker trafiğindeki kesintiler küresel petrol tedarikinde aksamalara, petrol fiyatlarında artışa yol açmış durumda.

Küresel piyasalarda savaşın faturası 14 trilyon dolar Haber

Küresel piyasalarda savaşın faturası 14 trilyon dolar

Orta Doğu’da bir ayı geride bırakan askeri gerilim, küresel hisse senedi piyasalarında yaklaşık 14 trilyon dolarlık değer kaybına yol açarken, borsaların toplam piyasa değeri 157,5 trilyon dolardan 143,5 trilyon dolara geriledi. ABD-İsrail'in İran'a karşı başlattığı saldırılar ve ardından Tahran yönetiminin misillemeleri sonrası bölgesel bir gerginliğe dönüşen çatışmalar 1 ayı geride bıraktı. ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran'ın misillemeleriyle tırmanan Orta Doğu'daki gerilimlerde ilk ay geride kalırken çatışmaların piyasalarda oluşturduğu tahribat dikkat çekici boyutlara ulaştı. Savaşın başladığı 28 Şubat'tan itibaren geçen bir ayda, küresel borsaların 157,5 trilyon dolar olan toplam piyasa değeri 30 Mart itibarıyla 143,5 trilyon dolara indi. Bu dönemde piyasalardaki değer kaybı yaklaşık 14 trilyon dolar olarak hesaplandı. Söz konusu kayıp, Almanya, Japonya, İngiltere ve Fransa gibi birçok gelişmiş ülkenin yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasılasını (GSYH) geride bıraktı. En fazla Güney Kore borsası geriledi Bu dönemde Amerika, Avrupa ve Asya'daki en çok takip edilen ülke endekslerinin tamamı negatif seyrederken, en fazla gerileyen borsa yüzde 16,8 ile Güney Kore'de Kospi endeksi oldu. Analistler, Temmuz 2025’ten bu yana yükseliş trendinde olan Kospi endeksindeki geri çekilmelerde, dünya genelinde artan risk algısına ek olarak yatırımcıların kar realizasyonu isteğinin de etkili olduğunu belirtti. Bu endeksi, yüzde 12 kayıpla Japonya'da Nikkei 225, yüzde 10,7 düşüşle Almanya'da DAX 40 endeksi, yüzde 9,4 azalışla Fransa'da CAC 40 endeksi, yüzde 7,6 değer kaybıyla İspanya'da IBEX 35 endeksi, yüzde 7,2 geri çekilmeyle İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi ve FTSE 100 endeksi izledi. Bu dönemde Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 6, Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 7,4 geriledi. ABD'de New York borsasında da büyük kayıplar görüldü. Savaşın başından beri S&P 500 endeksi yüzde 7,7, Nasdaq endeksi yüzde 8,2 ve Dow Jones endeksi yüzde 7,6 değer kaybetti. Söz konusu gelişmelerle piyasalarda "korku endeksi" olarak bilinen ve S&P 500'deki dalgalanmayı gösteren VIX Endeksi, bu periyotta yaklaşık yüzde 46'lık artışla 31,3 seviyesine çıktı. Merkez Bankalarına yönelik "Şahinleşen" beklentiler tahvil piyasalarını sarstı Savaş süresinde ABD ve İran tarafından savaşın seyrine ilişkin gelen çelişkili mesajlar, piyasalarda risk algısının yüksek kalmasına neden oldu. Gelişmelere ilişkin olumlu ve olumsuz haberler piyasalarda dalgalanmaları beraberinde getirirken, petrol fiyatlarındaki artışın devam etmesi, küresel çapta enflasyon endişelerinin sürmesine yol açtı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin küresel enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabileceğine ilişkin görüşler öne çıkıyor. Başta Fed olmak üzere önemli merkez bankalarının para politikalarında beklenen gevşeme sürecini öteleyebileceği değerlendiriliyor. Piyasa fiyatlamalarında Fed başta olmak üzere önemli merkez bankalarına yönelik daha önceki "güvercin" beklentiler, yerini "şahin" adımlara bıraktı. Para piyasalarında, bankanın bu yıl politika faizini sabit tutması güçlü şekilde fiyatlanırken olası faiz artırımı senaryoları hala masada kalmayı sürdürüyor. Özellikle son dönemde açıklanan makroekonomik verilerin enflasyonda katılığa işaret etmesi ve jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerinden ek baskı yaratması, piyasalarda faiz indirim beklentilerinin zayıflamasına neden oldu. Bu gelişmeler ışığında dünya genelinde devam eden enflasyon endişeleri küresel tahvil piyasalarını da sarstı. ABD, Avrupa ve Asya tarafında ülke tahvil piyasaları satış baskısı altında kalırken, ABD 10 yıllık tahvil faizi 27 Mart'ta yüzde 4,4870 seviyesine çıkarak Temmuz 2025'ten bu yana en yüksek seviyesini test etti. Avrupa'da tahvil faizleri son 18 yılın zirvelerinde Avrupa'da artan enerji maliyetlerinin enflasyonist baskıları güçlendireceğine yönelik endişelerle, para piyasalarında Avrupa Merkez Bankasının (ECB) yıl sonuna kadar 3 faiz artırımına gidebileceği fiyatlanmaya başlandı. Devam eden enflasyon kaygıları bölge tahvillerinde satış baskısının sürmesine neden oldu. Bu süreçte Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,09 ile, Haziran 2011'den, Fransa'nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,83 ile Haziran 2009'dan, İngiltere'nin 10 yıllık tahvil faizi de yüzde 4,99 ile Temmuz 2008'den bu tarafa en yüksek seviyesini gördü. Asya'da Çin tahvilleri ayrıştı Asya tarafında enflasyonist baskıların sürdüğü Japonya'da, para politikasının sıkılaşabileceği tahminleri öne çıkıyor. Piyasalarda Japonya Merkez Bankasının (BoJ) nisan ayında faiz artırımına gidebileceği öngörüleri yüzde 70 ihtimalle fiyatlanıyor. Bu süreçte Japonya'nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2,39'le 1999'dan bu yana en yüksek seviyeyi görürken, Çin'in 10 yıllık tahvil faizleri ise çatışmaların başından itibaren yüzde 1,80 ile yatay seviyesini korudu. Analistler, bu süreçte Çin tahvillerinin ise deflasyon risklerinden dolayı Çin Merkez Bankasının (PBoC) para politikasında sıkılaşmaya gidemeyeceği düşüncesiyle bu ülkelerden ayrıştığını belirtti. FED Başkanı Powell "Temkinli duruş" mesajları verdi ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell dün, Harvard Üniversitesinde "İktisadın İlkeleri" dersinde konuşma yaptığı konuşmada, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin benzin fiyatlarını etkileyeceğini belirterek, "Ancak politikalarımızın, gelişmelerin seyrini bekleyip görmek için uygun bir konumda olduğunu düşünüyoruz." dedi. Powell, para politikası araçlarının, talep üzerinde etkisi olduğunu ve arz şoklarıyla karşılaşıldığında kısa vadede kayda değer bir etkisi bulunmadığını belirtti. Bir arz şoku meydana geldiğinde, "Buna bir tepki verilmeli mi?" sorusunun gündeme geldiğine işaret eden Powell, enerji şoklarının genellikle oldukça hızlı şekilde ortaya çıkıp kaybolma eğiliminde olduğunu, para politikasının ise uzun ve değişken gecikmelerle işlediğini vurguladı. Powell, para politikasının etkileri hissedilmeye başladığında, petrol fiyatlarındaki şokun muhtemelen çoktan geride kalacağına değinerek, arz şoklarının art arda yaşanmasının zamanla enflasyon beklentilerinin yükselmesine yol açabileceğinin altını çizdi. Bu gelişmelere paralel olarak ABD-İran hattındaki gelişmeler ve bunların küresel ekonomiye olası etkilerinin nisan ayında da piyasalarda ana gündem maddesi olması bekleniyor.

Asya borsaları pozitif seyir izliyor Haber

Asya borsaları pozitif seyir izliyor

Orta Doğu’da gerilimin azalabileceğine yönelik mesajlar ve enerji fiyatlarındaki sınırlı geri çekilme, Asya piyasalarında alımları destekledi. Orta Doğu'daki gelişmelere ilişkin her türlü haber akışı varlık fiyatlarını etkilemeye devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, önceki günkü Orta Doğu'da bir anlaşma zemini üzerinde çalışıldığına yönelik açıklamalarına ek dün de İran ile müzakere halinde olduklarını ifade etmesi bölgedeki gerilimlerin yakın zamanda sona erebileceğine dair umutları artırdı. Bölgede tansiyonun tam olarak yatışmaması yatırımcıları temkinli hareket etmeye yöneltirken bu durum piyasaların güçlü bir toparlanmaya girmesini engelliyor. Asya piyasalarında enerji maliyetlerindeki sınırlı geri çekilme ve gerilimlerin azalacağına yönelik iyimserliklerle alış ağırlıklı bir seyir izleniyor. Bölge genelinde jeopolitik gelişmeler yakından takip edilirken Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi telefonda görüştü. Erakçi, görüşmede, uluslararası enerji ve mal ticareti açısından kritik bir nakil hattı olan deniz yolunun durumuna ilişkin, "Hürmüz Boğazı herkese açıktır ve tüm gemiler güvenle geçebilir fakat (bizimle) savaşan ülkeler söz konusu değildir." ifadesini kullandı. Çinli Bakan Vang da krizlerin güç kullanımıyla değil diyalog ve müzakereyle çözümünden yana olduklarını, bunun İran devletinin ve halkının çıkarına olduğu kadar uluslararası toplumun da genel arzusu olduğunu vurguladı. Vang, tarafların barış için tüm fırsatları ve fırsat pencerelerini değerlendirmelerini ve barış sürecini en kısa zamanda başlatmalarını umut ettiklerini belirtti. Analistler, Orta Doğu'daki gelişmelerin enerji açısından Çin'i yakından ilgilendirdiğini ifade ederken Çin'in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45'i, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ülkeye ulaştığını hatırlattı. Öte yandan, uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, Orta Doğu savaşının tetiklediği enerji şokuna karşın Asya'da teknoloji odaklı ekonomiler ve sektörlerin desteğiyle büyümenin süreceğini tahmin etti. Buna ek olarak, Çin'de düzenlenen Boao Asya Forumu'nun "Asya'da Ekonomik Görünüm ve Bütünleşmenin Gelişimi" başlıklı raporunda, Asya ülkelerinin toplam gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) bu yıl yüzde 4,5 artacağının öngörüldüğü bildirildi. Raporda Asya-Pasifik ekonomilerinin bölgesel entegrasyon yoluyla küresel değer zincirlerine eklemlenme sürecinin hızlandığı, ülkelerin bölgesel dayanışma sayesinde değer zincirinde hızla üst basamaklara tırmandığına işaret edildi. Makroekonomik veri tarafında ise Japonya'da ekonomik faaliyetlerdeki gelecek yönlü eğilimi ölçmek için kullanılan öncü endeks, ocakta 112,1 oldu. Bu gelişmelerle Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 1,6 yükselişle 5.642 puandan, Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,8 artışla 53.727 puandan günü tamamladı. Şu sıralarda Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,2 değer kazancıyla 3.926 puandan, Hong Kong'da Hang Seng endeksi ise bir önceki kapanışına göre yüzde 0,3 primle 25.147 puandan işlem görüyor. Hindistan'da Sensex endeksi ise yüzde 2,2 yükselişle 75.668 puan seviyesinde bulunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.