SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gıda Güvenliği

Ekometre - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BM'den kritik El Nino uyarısı Haber

BM'den kritik El Nino uyarısı

50 milyon kişi akut açlık riskiyle karşı karşıya Kurum, El Nino'nun küresel ısınmayla birleşmesi halinde 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 50 milyon insanın daha akut açlık riskiyle karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), El Nino hava olayının küresel gıda güvenliği üzerindeki olası etkilerine ilişkin dikkat çeken bir rapor yayımladı. Rapora göre hızla güçlenen El Nino, kuraklık, aşırı sıcaklık ve düzensiz yağışlarla birlikte tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek milyonlarca insanın gıdaya erişimini zorlaştırabilir. 50 milyon kişi daha açlık riski altında WFP'nin değerlendirmesine göre El Nino'nun etkileri, halihazırda akut gıda güvensizliği yaşayan 225 milyon kişinin bulunduğu 45 ülkede krizi daha da derinleştirecek. Kurum, önümüzdeki yılın sonuna kadar yaklaşık 50 milyon kişinin daha akut açlık riskiyle karşı karşıya kalabileceğini öngörüyor. En fazla etkilenecek bölgeler Raporda, Orta ve Güney Amerika, Karayipler ile Güney Afrika'nın El Nino'dan en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer aldığı belirtildi. Güney ve Güneydoğu Asya'da ise yağışların normalin altında kalmasının tarımsal üretim, su kaynakları ve çiftçiler üzerinde ciddi baskı oluşturabileceği ifade edildi. Son 70 yılın en güçlü El Nino'su olabilir Uzmanlar, Pasifik Okyanusu'nda belirli aralıklarla oluşan El Nino'nun son 70 yılın en güçlü seviyelerinden birine ulaşabileceğini belirtiyor. İklim değişikliğinin etkisiyle daha da güçlenmesi beklenen hava olayının, küresel sıcaklık rekorlarını da beraberinde getirebileceği değerlendiriliyor. Bilim insanları, 2027 yılının dünyanın şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yılı olabileceği uyarısında bulunuyor. Tarımsal üretim ve gıda fiyatları baskı altında WFP, El Nino'nun kuraklık ve aşırı hava olayları nedeniyle tarımsal üretimi azaltacağını, bunun da küresel gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturacağını belirtti. Raporda ayrıca Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin ve savaşların gıda tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekildi. Erken önlem için 80 milyon dolarlık plan Dünya Gıda Programı, olası insani krizin etkilerini azaltmak amacıyla erken uyarı sistemleri ve önleyici yardım faaliyetleri için en az 80 milyon dolarlık kaynak ayrıldığını açıkladı. Kurum, afet yaşanmadan önce yapılacak desteklerin hem insani kayıpları hem de ekonomik maliyetleri önemli ölçüde azaltabileceğini vurguladı. Geçmişte milyonlarca kişiyi etkiledi 2015-2016 dönemindeki güçlü El Nino hava olayı nedeniyle dünya genelinde 60 ila 100 milyon kişi akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmıştı. Uzmanlar, bu kez hava olayının daha güçlü olabileceğini ancak erken müdahale programları sayesinde insani etkilerin sınırlanmasının mümkün olduğunu belirtiyor. Küresel kuruluşlar ise ülkeleri, gıda ihracatına yönelik kısıtlamalardan kaçınmaları ve uluslararası iş birliğini artırmaları konusunda uyarıyor.

Ziraat Bankası'nın tarım kredileri 1 trilyon liraya ulaştı Haber

Ziraat Bankası'nın tarım kredileri 1 trilyon liraya ulaştı

Çakar, Türkiye'de verilen her 100 liralık tarım kredisinin 70 lirasının Ziraat Bankası tarafından sağlandığını belirtti. İstanbul Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 5. Tarım Ekosistemi Buluşması'nda konuşan Çakar, tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik, stratejik bağımsızlık ve gıda güvenliği açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Tarım finansmanında lider konum Çakar, Ziraat Bankası'nın üreticilerin yalnızca kredi sağlayıcısı değil, üretim sürecinin her aşamasında çözüm ortağı olduğunu vurguladı. Yaklaşık 1 milyon üreticiye ulaşan 1 trilyon liralık kredi hacminin çiftçilerle kurulan güven ilişkisinin en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirten Çakar, tarım kredilerindeki takip oranının yüzde 1'in altında olduğunu ifade etti. Faiz desteği ve sürdürülebilir üretim Çakar, devlet destekli sübvansiyonlu tarım kredilerinde faizin ortalama yüzde 70'inin kamu tarafından karşılandığını hatırlatarak, düşük karbonlu üretim, su verimliliği ve iklim değişikliğine uyum sağlayan yatırımların finansmanını artıracaklarını söyledi. Modern sulama sistemleri ve su tasarrufu sağlayan projelerin öncelikli destek alanları arasında yer alacağını belirten Çakar, iklim risklerinin artık tarım kadar finans sektörü açısından da önemli bir unsur haline geldiğini ifade etti. Genç ve kadın çiftçilere güçlü destek Ziraat Bankası'nın genç çiftçilere kullandırdığı kredi bakiyesinin 230 milyar lirayı, kadın çiftçilere sağlanan finansmanın ise 82 milyar lirayı aştığını açıklayan Çakar, tarımın geleceği için gençlerin ve kadınların üretimde daha fazla yer almasının büyük önem taşıdığını dile getirdi. Ayrıca Ziraat Çiftçi Platformu'nun 135 bini aşkın kullanıcıya ulaştığını belirten Çakar, dijital tarım uygulamalarını finansal hizmetlerle tek çatı altında sunmaya devam edeceklerini kaydetti.

Türk lezzetleri Uzak Doğu yolcusu Haber

Türk lezzetleri Uzak Doğu yolcusu

Türkiye'nin yaş meyve, sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında katma değeri yüksek pazarlara yönelme stratejisi kapsamında, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, 20-29 Kasım 2026 tarihlerinde, Japonya ve Güney Kore'yi kapsayan “Sektörel Ticaret Heyeti” düzenleyecek. Ticaret Bakanlığı koordinasyonu ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği organizasyonunda gerçekleştirilecek programda Türk ihracatçıları, Seul ve Tokyo'da ithalatçılar, ulusal perakende zincirleri, distribütörler ve gıda sektörünün önde gelen satın alma kuruluşlarıyla ikili iş görüşmeleri yapacak. "Uzak Doğu, kilogram başına ihracat değerimizi artırabilecek en önemli pazarlardan biri" Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, küresel gıda ticaretinde rekabetin artık fiyat kadar kalite, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiğini belirterek, Japonya ve Güney Kore'nin bu dönüşümün en güçlü örnekleri arasında yer aldığını söyledi. İhracatta hedefimiz orta vadede 200 milyon dolar İhracatta sadece hacim artışı değil, kilogram başına ihracat değerini yükseltecek pazarlara odaklanıyoruz” diyen Balık, “Japonya ve Güney Kore, yüksek gelir seviyeleri, kaliteli ürün talebi ve güvenilir tedarikçi arayışlarıyla sektörümüz için stratejik öneme sahip. Türk üreticisi ve ihracatçısı son yıllarda kalite, gıda güvenliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim alanlarında önemli mesafe kat etti. Bu birikimi artık Uzak Doğu pazarlarında daha güçlü şekilde değerlendirmek istiyoruz. 2025 yılında Japonya ve Güney Kore’ye 63 milyon dolar olan yaş meyve sebze ve mamul ihracatımızı kısa vadede 100 milyon dolara orta vadede 200 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. İki ülke 110 milyar dolarlık gıda ithal ediyor Güney Kore’nin yıllık 40 milyar dolar, Japonya’nın ise yıllık 70 milyar dolar gıda ürünleri ithal ettiğine vurgu yapan Başkan Balık sözlerini şöyle tamamladı; “İki ülkenin gıda ithalatlarının yüksek olması Türk gıda sektörüne büyük fırsatlar sunuyor. Alım gücü yüksek ve yaklaşık 175 milyonluk nüfusa sahipler. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörleri Meyve suları, kuru domates, salça, meyve püreleri, turşular, dondurulmuş meyveler, konserve, narenciye, domates, kiraz, üzüm, elma, şeftali-nektarin, nar başta olmak üzere yaş meyve sebze ve mamul üretiminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri. Dünya’nın gıda ambarı konumundayız. Sektörel ticaret heyetleriyle taze ürünlerde ve mamul ihracatında pazar payımızı artırmak için çalışıyoruz. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatçılarımızı sektörel ticaret heyetimize katılmaya davet ediyoruz.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin “Güney Kore-Japonya Sektörel Ticaret Heyeti”ne katılmak isteyen firma temsilcilerimiz 7 Temmuz 2026 Salı günü mesai bitimine kadar tarim3@eib.org.tr adresiyle iletişime geçebilirler.

Turizm rekoru gıda lojistiğini hareketlendirdi Haber

Turizm rekoru gıda lojistiğini hareketlendirdi

Akca Lojistik, turizm bölgelerine yönelik sevkiyatlarının geçen yıla göre yüzde 10 arttığını açıklarken, sıcak hava nedeniyle soğuk zincir yönetiminin gıda kayıplarını önlemede kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin yaz sezonuna girmesiyle birlikte turizm hareketliliği, gıda tedarik zincirinde de yoğunluğu artırdı. TÜİK verilerine göre geçen yıl Türkiye'yi ziyaret eden yaklaşık 64 milyon turistin 23,6 milyonu yalnızca Temmuz-Eylül döneminde ülkeye gelirken, oteller, restoranlar ve turizm bölgelerindeki perakende satış noktalarında artan gıda talebi lojistik operasyonlarını hızlandırdı. Akca Lojistik'in verilerine göre şirketin turizm bölgelerine yönelik sevkiyat hacmi 2025 yılında yüzde 10 artış gösterdi. Yaz aylarında özellikle yaş meyve-sebze, süt ürünleri ve sıcaklık kontrollü taşınması gereken gıdalarda operasyon yoğunluğu yükselirken, depolama, dağıtım ve soğuk zincir yönetimi sektörün en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Akca Lojistik Genel Müdürü Enes Akça, Türkiye'nin turizmde ulaştığı büyüklüğün lojistik sektörünü doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi: "Turizm hareketliliğinin etkisini ilk hisseden sektörlerden biri lojistik oluyor. Turizm bölgelerine hizmet veren satış noktalarının gıda talebi ciddi şekilde artıyor. Biz de bu hareketliliği depolama, mikro dağıtım ve nakliye operasyonlarımızda doğrudan görüyoruz.” Yazın en büyük riski: Gıda kaybı Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton, Türkiye'de ise 23-26 milyon ton gıda israf ediliyor. Kişi başına düşen yıllık gıda israfı 102 kilogram seviyesinde seyrediyor. Verilere göre bu israfın yüzde 60'ı hanelerde, yüzde 28'i hizmet sektöründe, yüzde 12'si ise perakende sektöründe meydana geliyor. Uzmanlara göre yaz aylarında yükselen sıcaklıklar ve artan tüketim, uygun koşullarda taşınmayan ürünlerde kayıp riskini daha da artırıyor. Lojistik süreçlerin gıda israfının azaltılmasında kritik bir sorumluluk üstlendiğini belirten Akça, şunları söyledi: "Bir gıda ürünü tüketiciye ulaşıncaya kadar ömrünün önemli bölümünü lojistik operasyonlarının içinde geçiriyor. Gıda, hata toleransının en düşük olduğu ürün gruplarından biri. Bir gıda ürünü bozulduğunda bunu geri döndürmek mümkün olmuyor ve ürün zayi oluyor. Bu nedenle ürünün doğru koşullarda depolanması, taşınması ve zamanında teslim edilmesi çok önemli. Yapılan hesaplamalar, Türkiye'de gıda israfının yüzde 10 azaltılmasıyla yaklaşık 50 milyar TL tasarruf sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Lojistik süreçleri ne kadar doğru planlar ve etkin yönetebilirsek, ürün kayıplarını o ölçüde azaltır, ülke ekonomisine de o kadar fazla katkı sağlayabiliriz.” İzlenebilirlik gıda güvenliğini destekliyor Teknolojinin gıda lojistiğinde verimliliğin yanında ürün güvenliği açısından da önemli katkılar sağladığını belirten Enes Akça; "Bugün lojistikte en önemli konulardan biri izlenebilirlik. Operasyonu ne kadar iyi takip ederseniz, olası risklere o kadar hızlı müdahale edebilirsiniz. Biz de bu anlayışla dijital altyapılarımız sayesinde depolarımızı, araçlarımızı ve ürün hareketlerimizi anlık olarak izliyoruz. Sıcaklık değişimlerini veya herhangi bir sapmayı anında tespit ederek gerekli aksiyonları alabiliyoruz. Süreçlerin dijital olarak yönetilmesi operasyonel verimlilik ve gıda güvenliği açısından çok önemli” dedi.

Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti Haber

Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti

Kuraklık, çölleşme ve arazi tahribatının hızla arttığı bir dönemde 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, doğal varlıkların korunmasının kritik önemini yeniden gündeme taşıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını "Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı" ilan etmesiyle birlikte, bu yılın odağı kurak ve yarı kurak ekosistemlerin korunmasında kritik rol oynayan meralar oldu. "Fark Et, Koru, İyileştir!" çağrısı, mera alanlarının ekolojik, ekonomik ve sosyal değerine dikkat çekerken; gıda güvenliği, su döngüsü ve kırsal yaşam için yaşamsal rolünü de ortaya koyuyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, meraların yalnızca hayvancılıkla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdan biridir." dedi. Türkiye'nin kaybettiği mera alanı, Marmara’nın iki katı büyüklüğünde Doğal meraların çölleşme ve erozyonla mücadelede kritik rol oynadığını vurgulayan Ataç, "Toprağı örterek yağışın yüzeyde oluşturduğu tahribatı azaltır, suyun toprağa sızmasını sağlar ve su döngüsüne katkı sunar. Meraların tahrip edilmesi ise erozyonu artırır, toprak kaybını hızlandırır ve kuraklığın etkilerini derinleştirir." dedi. Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığını vurgulayan Deniz Ataç, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediğini hatırlattı. Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte. "Doğal meralar azalırken, mevcut alanlar üzerinde baskı da artıyor. Bu durum hem ekosistem bütünlüğü hem de gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor." şeklinde konuşan Ataç, tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerinin bu kaybın temel nedenleri olduğunu ifade etti. Gıda üretiminin ve kırsal yaşamın güvencesi Meralar ekonomik açıdan da önemli işlevler üstleniyor; küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık önemli ölçüde mera alanlarına bağlı olarak sürdürülüyor. Hayvancılıkta en büyük maliyet kalemlerinden birinin yem giderleri olduğuna işaret eden Ataç, “Ülkemizde meraların yüzde 70’i düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş halde. Bu durum verim düşüklüğüne, hayvanlarda beslenme yetersizliklerine ve kaba yem açığının büyümesine yol açıyor. Oysa meraların iyileştirilmesi, kaba yem açığının azaltılmasına katkı sağlayarak üreticileri destekler. Ayrıca kırsal yaşamın sürdürülmesi ve dünya genelinde hayvancılıkla geçimini sağlayan 500 milyon insanın ekonomik olarak güçlenmesi açısından da önemli bir fırsat sunar." dedi. Biyolojik çeşitliliğin göz ardı edilen yaşam alanları Meraların aynı zamanda biyolojik çeşitlilik açısından zengin doğal ekosistemler olduğuna da dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, birkaç metrekarelik bir mera alanında onlarca farklı bitki türünün bir arada bulunabildiğini belirtti. Meraların yalnızca bitkiler için değil, böcek, kuş ve memeli türleri için de yaşam alanı sağladığının altını çizerek "Dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bölgelerin büyük bölümü doğal mera ekosistemleriyle ilişkilidir. Buna rağmen meralar, çoğu zaman ormanlar kadar dikkat çekmemekte ve yeterince korunmamaktadır. Oysa biyolojik çeşitliliğin korunması için meraların da güçlü koruma politikalarıyla desteklenmesi gerekiyor." uyarısında bulundu. Meraları korumak geleceği korumaktır Türkiye’de 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun mera alanlarının korunması açısından önemli bir yasal çerçeve sunduğunu belirten Ataç, buna rağmen enerji, madencilik, turizm ve çeşitli arazi kullanım taleplerinin mera alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Deniz Ataç, özellikle Temmuz 2025’te kabul edilen Torba Yasa gibi son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin de doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekerek, "Zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal varlık kısa vadeli kullanım baskılarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde doğal alanları korumak, ülkemizin geleceğini korumaktır." dedi. TEMA Vakfı'nın Kurucu Onursal Başkanları merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit’in Mera Kanunu’nun yasalaşması için büyük emek verdiğini hatırlatan Ataç, sözlerini şöyle tamamladı: "Vakfımızın ilk projelerinden biri mera ıslah çalışmalarıydı. Bugün çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının yolu; mera alanlarının korunmasından, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesinden ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılmasından geçiyor. Meraları korumak yalnızca bugünün üretimini değil; su varlığımızı, gıda güvenliğimizi ve biyolojik çeşitliliğimizi de korumaktır. Bu nedenle tüm karar vericileri, yerel yönetimleri ve toplumun tüm kesimlerini doğal meraların korunması ve iyileştirilmesi için birlikte hareket etmeye davet ediyoruz." Biliyorsun, Sorumlusun!

Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak oldu Haber

Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak oldu

2018-2026 yılları arasında Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı olarak yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörüne 8 yıl emek veren Hayrettin Uçak, önümüzdeki dönemde Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı olarak ihracatın gelişimi için mesaisine devam edecek. 2026 yılı nisan ayında yapılan ihracatçı birlikleri genel kurul toplantıları sonrasında oluşan Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu ilk toplantısını Ege İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirdi. Toplantıda Sektör Kurulu Başkan Yardımcılıklarına, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Melisa Tokgöz Mutlu ve Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Faruk Kuşçulu seçildiler. Üç sektör ortak hareket edecek Türkiye’nin yıllık 58-60 milyon ton yaş meyve sebze ürettiğini bunun taze meyve sebze, meyve sebze mamulleri ve kuru meyve olarak katma değere dönüştüğünü vurgulayan Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, önümüzdeki dönemde öncelikli çalışma alanlarının meyve sebze üretiminde kalite ve gıda güvenliğini artırmak olacağını, üç sektörün bu çabada ortak hareket edeceğini dile getirdi. Meyve sebze sektörü olarak 10 milyar dolar ihracat hedefiyle yola çıkıyoruz Meyve sebze mamulleri, taze meyve sebze ve kuru meyve sektörlerinde pestisit sorununun önüne geçmek için Tarım ve Orman Bakanlığı, üreticiler, tüccarlar, üniversiteler iş birliğinde yoğun bir mesai vereceklerinin altını çizen Başkan Uçak, “Pestisit sorunu 3 sektörümüzün ortak sorunu. O nedenle ortak hareket edeceğiz. Ben değil biz mantığıyla sektörümüzün sorunlarını çözme gayreti içinde olacağız. Üç sektörümüzün toplamda yıllık 8,3 milyar dolar seviyesinde olan ihracatını 10 milyar dolara çıkarmak için kalite ve gıda güvenliği başlıkları yanında pazarlamada da birlikte hareket edeceğiz. TURQUALITY Projeleri, URGE Projeleri, Fuarlar ve Sektörel Ticaret Heyetlerine ağırlık vereceğiz” şeklinde konuştu. Sektör kurulundaki diğer üyeler kimler? Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu’nda, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cevdek Çekok, EYMSİB Başkan Yardımcısı Kenan Unat, Yönetim Kurulu Üyeleri Deniz Celep, Tolga Selim Kağan, Martin Sanford, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri Ali Başman ve Emre Erbalcı, Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alistair Baran Blake ve Yönetim Kurulu Üyesi Emre Kamiloğlu Sektör Kurulu Üyesi olarak görev yapacaklar. Meyve Sebze Mamullerinde Kuru Domates İhracat Rekortmeni Oldu Türkiye, 2025 yılında 2,1 milyon ton meyve sebze mamulleri ihraç ederek 2,5 milyar dolar döviz geliri elde ederken, en çok ihraç edilen ürün 185,5 milyon dolarla kuru domates oldu. Biber turşusu 146,5 milyon dolarlık ihracat gelirini hanesine yazdırırken, üçüncü sırada 124 milyon dolarla kornişon turşuları yer aldı. Almanya, ABD ve İngiltere ilk üç ülke Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatının zirvesinde 165 milyon dolarla yer alan Almanya, zirveyi Amerika Birleşik Devletleri’nden gelir aldı. Amerika Birleşik Devletleri 162 milyon dolarlık ihracatla ikinci sıraya yerleşirken, İngiltere 86 milyon dolarlık Türk lezzetleri talep etti.

Çiftçi sayısı azalıyor tarımın geleceği alarm veriyor Haber

Çiftçi sayısı azalıyor tarımın geleceği alarm veriyor

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Tarımsal Üretim ve Küçükbaş Yetiştiricileri Genel Merkezi (TÜRKYED) Genel Başkanı Nihat Çelik, Türkiye’de çiftçi sayısının azalmasının ve yaş ortalamasının yükselmesinin tarımsal üretim açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Çelik, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nün, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve gıda güvenliği için emek veren çiftçilerin önemine dikkat çekmek amacıyla kutlandığını belirtti. Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu’nun (IFAP) 14 Mayıs 1946’daki kuruluşunun anısına, 1984 yılından bu yana çeşitli etkinliklerle çiftçilerin toplumdaki kritik rolünün vurgulandığını ifade etti. Çiftçiliğin insanlık tarihinin en kadim ve vazgeçilmez mesleklerinden biri olduğunu belirten Çelik, “İnsanoğlu varlığını sürdürdükçe çiftçilik de var olmaya devam edecektir. İnsanların çiftçilere olan borcu hiçbir zaman bitmeyecektir” dedi. “Çiftçi sayısındaki düşüş büyük tehlike” Tarım sektörünün son yıllarda ağır ekonomik baskılar altında olduğunu kaydeden Çelik, özellikle artan girdi maliyetlerinin üreticiyi zorladığını söyledi. 2000’li yılların başında yaklaşık 3 milyon seviyesinde olan kayıtlı çiftçi sayısının bugün 2 milyon seviyelerine gerilediğini belirten Çelik, bu durumun tarımsal üretimin geleceği açısından alarm verdiğini ifade etti. Çiftçilerin milli gelirden aldığı payın oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Çelik, tarımın stratejik bir sektör olarak yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı. “Kırsal nüfus yaşlanıyor” Çiftçi yaş ortalamasının hızla yükseldiğini belirten Çelik, kırsal nüfusun yaşlanmasının sürdürülebilir üretim açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi. “Kırsal kesimde yaş ortalaması neredeyse 60’a dayanmış durumda” diyen Çelik, genç nüfusun ekonomik nedenlerle tarımdan uzaklaştığını ve büyükşehirlere göç ettiğini ifade etti. Artan maliyetler ve pazarlama sorunlarının üreticiyi daha zor koşullar altında bıraktığını belirten Çelik, genç çiftçilerin üretimde kalabilmesi için daha güçlü destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu söyledi. “Genç çiftçilere özel destek şart” Gençlerin tarıma yönlendirilmesi için devlet desteklerinin artırılması gerektiğini kaydeden Çelik, genç çiftçilere yönelik sigorta destekleri, hibeler ve özel teşvik programlarının yaygınlaştırılmasının önemine dikkat çekti. Akıllı tarım uygulamaları, dijitalleşme ve modern teknolojilerin gençlere daha fazla anlatılması gerektiğini belirten Çelik, tarım sektöründe kalıcı refah için uzun vadeli politikaların uygulanmasının şart olduğunu ifade etti. Çelik, açıklamasının sonunda üretimin sürdürülebilirliği için çiftçilerin desteklenmesinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Üreten ve sofraları dolduran çiftçilerimiz her şeyin en iyisini hak ediyor” dedi.

Akdeniz ve Marmara’da sıcaklık stresi artıyor Haber

Akdeniz ve Marmara’da sıcaklık stresi artıyor

Türkiye İş Bankası tarafından ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün kullanımına sunulan ve 2023’ten bu yana Türkiye’nin tüm denizlerinde veriler toplayan insansız su altı planörü (glider) Deniz Kâşifi, iklim değişikliğinin etkilerini, denizlerdeki oksijensizleşmeyi ve biyokimyasal döngülerdeki değişimleri uzun soluklu olarak izlemeyi sürdürüyor. Can suyu girdaplar ilk kez uzun süreli ölçümlendi 2025 yılında Akdeniz’de 60 gün boyunca inceleme yapan Deniz Kâşifi, 2 bin 100 kilometreden fazla yol kat ederek 900 dalış gerçekleştirdi. Böylece Deniz Kâşifi ile Akdeniz için can suyu olan deniz girdapları ilk kez bu kadar uzun süreli ölçümlendi. Doğu Akdeniz’in beklenenden çok daha dinamik bir girdap yapısına sahip olduğunu gösteren Deniz Kâşifi’nin topladığı verilere göre, Akdeniz’deki çok sayıda girdap, taşıdıkları ısı ve maddeler sayesinde denizlerin sıcaklığını ve iklimini düzenlemeye yardımcı oluyor. Bu girdapların körfez ve koylara taşıdığı serin ve temiz sular, özellikle Mersin ve Antalya Körfezi gibi kapalı bölgeler için hayati bir ‘havalandırma’ işlevi görüyor ve kirlilik baskısı altındaki alanlar için adeta can suyu sağlıyor. Marmara Denizi’nde bugüne kadarki en kapsamlı müsilaj verisi toplandı Deniz Kâşifi, 2025 yılında Marmara Denizi’nde de 30 gün boyunca suda kalarak 600 kilometrelik rota üzerinde 807 dalış gerçekleştirdi ve bugüne kadarki en kapsamlı müsilaj ölçümünü gerçekleştirdi. Müsilajın bir ay boyunca sürekli üretildiği, geniş bir alana yayıldığı ve Marmara Denizi’nin yapısal özelliği neticesinde müsilajın akıntılarla su kolonunda nasıl taşındığı ayrıntılı biçimde haritalandı. Özellikle Tekirdağ–Orta Çukur bölgesinde oluşan girdabın, müsilajlı tabakayı yüzeye taşıyarak sistemden daha hızlı uzaklaştırdığı tespit edilirken, bu yapının müsilajı daha hızlı hareket eden yüzey sularına taşıyarak Marmara Denizi’nden daha çabuk uzaklaşmasını sağladığı gözlemlendi. Bu döngü Deniz Kâşifi sayesinde uzun süreli olarak ilk kez tespit edildi. “Çalışmalar Deniz Kâşifi ile uzun dönemli akademik izleme sürecine girdi” Deniz Kaşifi’nin 2025 yılında yaptığı ölçümleri değerlendiren ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu konuya ilişkin şunları söyledi: “2023 yılından bu yana Türk denizlerinde Deniz Kâşifi tarafından toplanan verilerle deniz araştırmalarında pek çok ilke imza atıldı. Deniz Kâşifi ile elde edilen veriler Marmara ve Akdeniz’deki girdap yapıları ve su sıcaklıklarının zaman içindeki değişimini ortaya koydu. Bu bulgular, deniz ekosistemlerinin iklim değişikliğine ve kirlilik baskısına nasıl tepki verdiğini gösteriyor. Ayrıca Deniz Kâşifi sayesinde Marmara Denizi’nde müsilajın yüzeyde görünmese bile denizin derinliklerinde varlığını sürdürdüğünü, yaygın olduğunu ve Marmara’nın fiziksel koşullarının sürekli müsilaj üretimine elverişli olduğunu gördük. Bu tablo, sorunun geçici değil kalıcı önlemler gerektiren yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.” “Denizler yaşamı doğrudan ilgilendiren temel alanlardan biri“ İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen de, her geçen gün daha da derinleşen iklim değişikliği bağlantılı problemlerin çözümü için tek tek vatandaşların ya da kurumların sorumluluk üstlenmelerinin yetersiz kaldığını belirterek, ilgili tüm tarafların el birliğiyle çalışmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Sözen, iklim değişikliğiyle mücadelede deniz ekosisteminin büyüyen rolüne işaret ederek, “Genellikle akademik ve bilimsel ortamlarda konuşulan, tartışılan denizlerimizdeki durumun aslında genel kanaatin aksine pek iyi olmadığını 2021 yılında karşılaştığımız müsilaj gerçeğiyle çok net bir biçimde anladık. Deniz ekosistemi sadece çevre veya iklim değişikliğiyle ilgili bir konu değil gıda güvenliği ve ekonomik faaliyetler gibi yaşamı doğrudan ilgilendiren temel alanlardan biri. Bu yüzden biz de üç tarafı denizlerle çevrili, aynı zamanda bir iç denize sahip ülkemizde daha fazla sorumluluk üstleniyor, üniversitelerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmalar yürütüyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.