SON DAKİKA
Hava Durumu

#Fransa

Ekometre - Fransa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fransa haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Macron’un Körfez mesaisinde enerji güvenliği öne çıkıyor Haber

Macron’un Körfez mesaisinde enerji güvenliği öne çıkıyor

Kuveyt’in ardından Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar’ı ziyaret edecek Macron’un temaslarında iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi de ele alınacak. Kuveyt’te resmî törenle karşılandı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dört ülkeyi kapsayan Körfez ziyaretinin ilk durağı Kuveyt’e gitti. Kuveyt Uluslararası Havalimanı’nda düzenlenen karşılama törenine Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Veliaht Prens Şeyh Sabah Halid el-Hamed es-Sabah ve Başbakan Şeyh Ahmed Abdullah el-Ahmed es-Sabah katıldı. Törende Kuveytli çocuklar Macron’a çiçek takdim etti. İkili ilişkiler masaya yatırılacak Kuveyt haber ajansı KUNA’nın haberine göre Macron, Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah ile görüşerek iki ülke arasındaki işbirliğini geliştirme olanaklarını değerlendirecek. KUNA, ziyareti Fransa ile Kuveyt arasında 65 yıldır devam eden tarihî bağlar ve işbirliği açısından önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Kuveyt’in 1961’de bağımsızlığını kazanmasının ardından diplomatik ilişkiler kuran iki ülke, yıllar içinde savunma, güvenlik, ticaret, yatırım ve eğitim alanlarında işbirliğini geliştirdi. Hürmüz Boğazı ve petrol arzı gündemde Fransa Cumhurbaşkanlığının daha önce yaptığı açıklamaya göre Macron, 19-21 Ekim tarihlerinde Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar’ı kapsayan bir ziyaret gerçekleştirecek. Görüşmelerde bölgesel istikrarın yanı sıra Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü ve enerji güvenliği konuları ele alınacak. Küresel petrol arzı açısından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksadığı ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde yapılan ziyaret, enerji taşımacılığı ve Körfez’deki güvenlik gelişmeleri bakımından önem taşıyor.

AB teşvikinde Türkiye riski Haber

AB teşvikinde Türkiye riski

İngiltere’nin belirli koşullarla kapsama alınmasının önü açılırken Türkiye’nin önerilen özel düzenlemenin dışında kalması endişe yarattı. Sektör temsilcileri, kararın ihracatı ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımları olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği (AB), küresel rekabette sanayisini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmak amacıyla yeni bir destek mekanizması hazırlıyor. Çin’in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD’nin sanayi teşviklerine karşı geliştirilen Made in Europe yaklaşımı, kamu alımları ve devlet desteklerinde Avrupa üretimi kriterlerini öne çıkarmayı hedefliyor. İmam Güneş’in haberine göre, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önü açılırken Türkiye ve Fas’ın önerilen özel kapsamın dışında kalması, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki konumuna ilişkin soru işaretleri yarattı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen düzenlemenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, üretim yeri ve Avrupa menşei kriterlerinin nihai biçimine bağlı olacak. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sanayisiyle güçlü üretim bağlarına rağmen yeni desteklerden yararlanamaması, ihracatın yanı sıra gelecekteki fabrika ve model yatırımlarını da etkileyebilir. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu tablo, düzenlemenin Türk otomotiv sektörü açısından önemini ortaya koyuyor. İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye’nin statüsü tartışmalı Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın temel başlıklarından biri, Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı oldu. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya, yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istedi. Gündeme gelen yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması öne çıktı. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken Türkiye’nin özel kapsam dışında kalması tartışmalara neden oldu. Uzlaşmada, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olması ve bataryalarda başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği aranması gibi kriterler gündeme geldi. Türkiye’de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşei hesabına dahil edilmesi mümkün olsa da nihai araç montajının AB sınırları içinde yapılmasının zorunlu tutulması, Türkiye’deki fabrikaları dezavantajlı duruma düşürebilir. Teşvikler üretim ve yatırım adreslerini değiştirebilir AB’nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri, üretimin hangi ülkelerde yapılacağını etkileyen araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünlerin desteklenmesini öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojileri gibi alanları kapsayan yaklaşımın, kamu alımları ve sanayi destekleri üzerinden uygulanması hedefleniyor. Elektrikli araç alım desteklerinde, kamu filolarında ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin ağırlık kazanması, AB dışındaki üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni yatırımların Avrupa ülkelerine yönelmesini teşvik edebilir. Türkiye’ye yönelik yatırımlar da risk altında Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına hangi hakların tanınacağı ve Avrupa menşei kriterlerinin nasıl uygulanacağı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret anlaşması veya Gümrük Birliği bulunan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine yönelik hükümler gündeme geliyor. Ancak Türk parçalarının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesi ile nihai aracın AB sınırları içinde üretilmesi farklı koşullar anlamına geliyor. Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye’nin yeni destek mekanizmalarına erişimi konusunda belirsizlik yaratıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye’nin Made with Europe yaklaşımı kapsamında en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas’ta bulunan Avrupalı üreticilerin yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. İş dünyasından eşit rekabet koşulları çağrısı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattıklarını belirtti. Gültepe, Avrupa tarafının düzenlemenin Türkiye’yi hedef almadığını ve kendi sanayisini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiğini aktardı. Ancak otomotiv ihracatının yüzde 70’inden fazlasının AB’ye yapıldığını hatırlatan Gültepe, yeni kriterlerin sektör üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının Türk üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini belirten Gültepe, ilave maliyetlerin ve vergilerin gündeme gelmesi halinde ihracatın azalabileceği ve yeni yatırımların Avrupa ülkelerine kayabileceği uyarısında bulundu. Gültepe, Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımlarının ve ortaklıklarının bulunduğunu vurgulayarak düzenlemenin henüz kesinleşmediğini ve Avrupa Parlamentosunun kararının belirleyici olacağını ifade etti. Türkiye’nin kendi üretimini ve sanayisini güçlendirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. OİB: Türkiye’nin dışlanması iki tarafa da zarar verir Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, Avrupa’nın sanayi rekabetini artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak desteklediklerini belirtti. Bununla birlikte Yazıcı, Türkiye’nin 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonuna rağmen kapsam dışında bırakılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayan Yazıcı, Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın mevcut haliyle yasalaşması durumunda hem AB’nin hem de Türk otomotiv sektörünün zarar görebileceğini söyledi. Tedarik zincirlerinin bozulmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Yazıcı, Eurostat verilerine dayanan analizlerine göre Türk otomotiv sektörünün AB genelinde 250 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlanmasını desteklediğini ifade etti. Yazıcı, Türkiye’de üretilen araç ve parçaların Made in Europe kapsamında değerlendirilmesi; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımları bakımından AB ülkeleriyle eşit koşullara tabi olması gerektiğini kaydetti. İKV: Gümrük Birliği hakları korunmalı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu da Fransa ile Almanya arasında otomotiv sektöründeki Made in Europe yaklaşımına ilişkin sağlanan uzlaşının Türkiye’yi dışarıda bırakmasını eleştirdi. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 73’ünün AB’ye yapıldığını hatırlatan Zeytinoğlu, Avrupa pazarında yeni üretim kriterleriyle karşılaşılmasının ticaret ve ihracat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için gündeme gelen ortak gümrük tarifeleri ve ticari korunma önlemlerine uyum şartlarının Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan önemli bir ekonomi olduğuna dikkat çekti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Gümrük Birliği’nin ruhuyla bağdaşmadığını savunarak gerekli görülmesi halinde Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil hukuki yolların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kamu alımları, dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemleri konusunda gerekli adımları atarak AB’den adil muamele talep etmesi gerektiğini de belirtti. Avrupa’nın yeni teşvik sisteminde neler var? AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi kapsamında öne çıkan başlıklar şöyle: Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. Batarya ve teknoloji yatırımları: İnovasyon Fonu ve IPCEI gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor. Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa’da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ticari korunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Nihai düzenleme Türkiye’nin konumunu belirleyecek Made in Europe düzenlemesinin nihai kapsamı, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet koşulları açısından belirleyici olacak. Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların hangi şartlarda Avrupa menşeli kabul edileceği, kamu alımlarına erişim ve yatırım teşviklerinden yararlanma imkanları önümüzdeki dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi ve Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki konumu dikkate alınarak özel bir düzenleme yapılması, sektör temsilcilerinin öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı Haber

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı

Almanya en büyük ihracat pazarı olurken, otomotiv sektörü 22,9 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Kimyevi maddeler sektörünün AB’ye ihracatı ise 10 milyar doları aştı. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ihracatı, ocak-eylül döneminde artışını sürdürdü. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, AB’ye yapılan dış satım geçen yılın aynı dönemindeki 78,4 milyar dolar seviyesinden 81,5 milyar dolara yükseldi. Böylece ihracat gelirlerinde yaklaşık 3 milyar dolarlık artış kaydedildi. Türkiye’nin toplam ihracatı da aynı dönemde yüzde 5,2 artarak 210,9 milyar dolara ulaştı. AB ülkelerine yapılan ihracat, Türkiye’nin dış satımında önemli bir pay oluşturmayı sürdürdü. En fazla ihracat Almanya’ya yapıldı Türkiye’nin AB ülkeleri arasında en büyük ihracat pazarı Almanya oldu. Bu ülkeye yapılan ihracat, ocak-eylül döneminde yıllık yüzde 4,2 artarak 15,4 milyar dolara çıktı. Almanya’yı 9,6 milyar dolarla İtalya, 8,3 milyar dolarla İspanya ve 7,9 milyar dolarla Fransa izledi. Romanya’ya 5,5 milyar dolar, Hollanda’ya 5,5 milyar dolar ve Polonya’ya 4,8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa’ya yapılan toplam ihracat yaklaşık 41,2 milyar dolara ulaştı. Dokuz aylık dönemde AB üyesi 17 ülkeye ihracat artarken, 10 ülkede düşüş kaydedildi. Otomotiv ihracatı 23 milyar dolara yaklaştı AB pazarında ihracatını değer bazında en fazla artıran sektör otomotiv endüstrisi oldu. Sektörün bölgeye ihracatı geçen yılın aynı dönemindeki 21,9 milyar dolardan 22,9 milyar dolara yükseldi. Yıllık artış yüzde 4,8 olarak gerçekleşti. Otomotiv endüstrisini 10,3 milyar dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 7,3 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon sektörü takip etti. Değer bazında ihracat artışında otomotiv endüstrisi yaklaşık 1,1 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı 1 milyar doların üzerinde, elektrik ve elektronik sektörünün ihracatı ise yaklaşık 489 milyon dolar arttı. İhracatın merkezi İstanbul oldu Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatında İstanbul ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde İstanbul’dan AB pazarına 29 milyar dolarlık dış satım gerçekleştirildi. İstanbul’u 11,4 milyar dolarla Kocaeli, 9,4 milyar dolarla Bursa, 5,7 milyar dolarla Ankara ve 5,4 milyar dolarla İzmir izledi. Söz konusu beş ilin AB ülkelerine toplam ihracatı 60,9 milyar dolara yaklaştı. Veriler, Avrupa pazarının Türkiye’nin sanayi üretimi ve ihracatı açısından önemini koruduğunu ortaya koydu.

Türk hamsisi 22 ülkeye ihraç edildi Haber

Türk hamsisi 22 ülkeye ihraç edildi

İhracat miktarı yüzde 80 yükselerek 4 bin 62 tona ulaşırken, en fazla hamsi Belçika, Fransa ve Ukrayna’ya satıldı. Hamsi ihracatı 13,6 milyon doları aştı Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye’nin hamsi ihracatından elde ettiği gelir, 2025’in ilk dokuz ayında 11 milyon 313 bin 687 dolar olarak kaydedildi. Bu yılın aynı döneminde ihracat geliri yüzde 20 artışla 13 milyon 621 bin 885 dolara yükseldi. Geçen yıl ocak-eylül döneminde 2 bin 259 ton olan hamsi ihracatı da bu yıl 4 bin 62 tona çıktı. Böylece dış satım miktarında yüzde 80 artış gerçekleşti. En fazla hamsi Belçika’ya satıldı Türkiye’nin hamsi ihracatında ilk üç sırayı Belçika, Fransa ve Ukrayna aldı. Ocak-eylül döneminde Belçika’ya 3 milyon 898 bin 479 dolar, Fransa’ya 3 milyon 404 bin 163 dolar, Ukrayna’ya ise 2 milyon 27 bin 892 dolar değerinde hamsi ihraç edildi. Geçen yılın aynı döneminden farklı olarak Avustralya, Portekiz, Katar ve Irak da Türkiye’nin hamsi ihraç ettiği ülkeler arasında yer aldı. İhracatın 22 ülkeye ulaşması, ürünün uluslararası pazarlardaki erişiminin genişlediğini gösterdi. Yılın son çeyreğinde artış beklentisi DKİB Su Ürünleri Sektör Komitesi Başkanı Hasan Kuzuoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hamsi ihracatındaki artış eğiliminin yılın kalan döneminde de sürmesini beklediklerini belirtti. Miktar bazındaki yükselişin sektör açısından memnuniyet verici olduğunu ifade eden Kuzuoğlu, mevcut pazarlardaki talebin devam etmesini ve yeni pazarların ihracata katkı sağlamasını öngördüklerini kaydetti. Yeni pazarlara açılma çalışmaları sürüyor Türkiye’nin hamsi ihracatında ülke çeşitliliğinin giderek arttığına dikkat çeken Kuzuoğlu, Avrupa pazarlarının yanı sıra farklı coğrafyalardan gelen talebin de önem taşıdığını vurguladı. Hamsi ihracatını büyütmek amacıyla yeni pazar arayışlarının sürdüğünü belirten Kuzuoğlu, ürün tanıtımının güçlendirilmesi, pazar çeşitliliğinin artırılması ve katma değerli işlenmiş ürün ihracatının geliştirilmesinin öncelikli hedefler arasında bulunduğunu bildirdi. Türkiye’nin su ürünleri ihracatında önemli bir yere sahip olan hamside sektörün hedefi, mevcut pazarlardaki payı artırırken yeni ülkelere düzenli ihracat gerçekleştirmek.

Avrupa’da borç alarmı büyüyor Haber

Avrupa’da borç alarmı büyüyor

Avrupa’da artan kamu borcu ve bütçe açıkları, finans piyasalarında endişeleri artırıyor. Fransa’daki mali sorunların ardından yatırımcıların odağı İtalya’ya çevrilirken Başbakan Giorgia Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamalarına yönelik planları, ülkenin mali görünümüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Goldman Sachs, artan bütçe açıkları ve yüksek borçlanma maliyetlerinin İtalya’nın kamu borcunu azaltmasını zorlaştırabileceğine dikkat çekti. PIMCO ise İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu değerlendiriyor. Fransa’dan sonra İtalya gündemde Avrupa’da kamu maliyesine yönelik kaygılar giderek daha fazla ülkenin ekonomik görünümünü etkiliyor. Fransa’da artan borç yükü ve siyasi belirsizliklerin ardından İtalya’nın bütçe dengesi ve borçlanma politikaları da uluslararası yatırımcıların yakın takibine girdi. Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamaları için hazırladığı yeni mali plan, bütçe açığı tahminlerinin yükselmesine neden oldu. Yüksek faiz oranları ve artan kamu harcamaları, ülkenin borçlanma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırabilecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Meloni hükümetinden 28 milyar euroluk mali plan İtalya hükümeti, savunma ve enerji harcamalarını karşılamak amacıyla 2027 ve 2028 yıllarını kapsayan ek mali esneklik planı hazırladı. Avrupa Birliği’nin belirli koşullarda kamu harcamalarına esneklik sağlayan mali kuralları kapsamında değerlendirilen planın, iki yıllık dönemde yaklaşık 29 milyar euroya kadar ek mali alan oluşturabileceği belirtiliyor. Hükümetin 2 Ekim’de kabul ettiği kamu maliyesi planında, Avrupa Birliği’nin ulusal muafiyet mekanizmasından yararlanılması öngörülüyor. Söz konusu tutar, tamamı kullanılmış bir borçlanma miktarından ziyade planlanan ek mali esnekliği ifade ediyor. Bütçe açığı hedefleri yukarı çekildi İtalya’nın yeni mali çerçevesinde bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranının 2027’de yüzde 3,4, 2028’de ise yüzde 3,2 olması bekleniyor. Hükümetin açıkladığı bütçe açığı projeksiyonları şöyle: 2026: GSYİH’nin yüzde 2,9’u 2027: GSYİH’nin yüzde 3,4’ü 2028: GSYİH’nin yüzde 3,2’si 2029: GSYİH’nin yüzde 2,3’ü Tahminler, bütçe açığının 2026’da yüzde 3 seviyesinin altında kalmasının ardından 2027 ve 2028’de yeniden bu eşiği aşabileceğine işaret ediyor. Goldman Sachs’tan yüzde 137 borç tahmini Goldman Sachs Kıdemli Avrupa Ekonomisti Filippo Taddei, İtalya hükümetinin bütçe açığı hedeflerini yukarı yönlü revize etmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Taddei’ye göre genişleyen bütçe açıkları ve sıkı finansman koşulları, kamu borcunun milli gelire oranının düşürülmesini zorlaştırabilir. Goldman Sachs, İtalya’nın kamu borcunun GSYİH’ye oranının 2028’de yaklaşık yüzde 137’ye ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, ülkenin yüksek borç yükünün önümüzdeki yıllarda da Avrupa ekonomisinin temel risk başlıklarından biri olabileceğini gösteriyor. İtalya hükümetinin kendi projeksiyonlarında ise kamu borcu oranının 2027’de yüzde 138,5 civarında zirve yaptıktan sonra 2028’de yüzde 137,9’a gerilemesi bekleniyor. Bu nedenle İtalya’nın Avrupa’nın en yüksek borç oranına sahip ülkesi olacağı kesinleşmiş değil. Ülkenin sıralamadaki konumu, diğer Avrupa ekonomilerinin borç dinamiklerine de bağlı olacak. Seçim belirsizliği yatırımcıların odağında İtalya’nın mali görünümünü etkileyen unsurlar arasında siyasi gelişmeler de bulunuyor. Olağan takvime göre en geç Aralık 2027’de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde siyasi partilerin ekonomi politikaları ve harcama vaatleri yatırımcılar tarafından yakından izleniyor. Seçim dönemlerinde kamu harcamalarını artırmaya yönelik vaatlerin öne çıkması, bütçe açıklarını azaltmayı amaçlayan mali disiplin politikalarının uygulanmasını zorlaştırabiliyor. Yatırımcılar bu nedenle yalnızca İtalya’nın mevcut borç seviyesini değil, seçim sonrasında izlenebilecek ekonomi politikalarını da değerlendiriyor. Yükselen tahvil faizleri borçlanma maliyetlerini artırıyor İtalya’nın kamu borcuna ilişkin endişeler, devlet tahvili piyasasında da etkisini gösteriyor. Özellikle 10 yıllık İtalyan devlet tahvillerinin getirileri, ülkenin finansman koşullarını değerlendirmek açısından önem taşıyor. Tahvil getirilerinin yüksek seviyelerde kalması, yeni borçlanmaları ve vadesi gelen borçların yeniden finanse edilmesini daha maliyetli hale getirebilir. Bu durum, yüksek borç stokuna sahip ülkelerde faiz giderlerinin bütçe üzerindeki yükünü artırabilir. İtalya’da genişleyen bütçe açıklarının yüksek finansman maliyetleriyle aynı döneme denk gelmesi, kamu borcunun sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları güçlendiriyor. UBS’nin İtalyan tahvillerine yönelik pozisyonu Uluslararası yatırım bankası UBS’nin İtalyan devlet tahvillerine yönelik kısa pozisyon aldığına ilişkin değerlendirmeler de piyasalardaki risk algısı açısından dikkat çekiyor. Kısa pozisyon, bir finansal varlığın fiyatındaki düşüşten kazanç sağlamayı amaçlayan yatırım stratejisi olarak biliniyor. Tahvil fiyatları ile getirileri genellikle ters yönde hareket ettiğinden, tahvil fiyatlarındaki düşüş getiri oranlarını yükseltebiliyor. Bununla birlikte UBS’nin yaklaşımı, bütün yatırımcıların İtalya için aynı risk senaryosunu benimsediği anlamına gelmiyor. PIMCO’ya göre İtalya’nın Fransa karşısında avantajları var Küresel varlık yönetim şirketi PIMCO’nun Portföy Yöneticisi Konstantin Veit, İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu savunuyor. Veit’in değerlendirmesinde iki ülkenin devlet tahvillerindeki yatırımcı dağılımı öne çıkıyor. Fransız devlet tahvillerinde yabancı yatırımcıların önemli paya sahip olması, piyasa dalgalanmalarına karşı hassasiyeti artırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. İtalya’da ise yerli yatırımcı tabanının daha güçlü olması, tahvil piyasasında istikrar sağlayabilecek faktörlerden biri olarak gösteriliyor. İtalya’nın birincil bütçe dengesi de bu karşılaştırmada önem taşıyor. Kamu gelirleri ile faiz dışı harcamalar arasındaki farkı ifade eden birincil bütçe dengesinin Fransa’ya kıyasla daha güçlü olması, İtalya açısından olumlu bir unsur olarak değerlendiriliyor. Veit ayrıca İtalya’nın siyasi yapısına ve geçmişte zorlu mali kararları uygulama deneyimine dikkat çekiyor. Fransa ve İtalya’nın borç riskleri farklılaşıyor Fransa ve İtalya, yüksek kamu borçları, bütçe açıkları ve borçlanma maliyetleri nedeniyle Avrupa piyasalarında yakından izlenen ekonomiler arasında bulunuyor. Ancak iki ülkenin yatırımcı tabanı, birincil bütçe dengesi ve siyasi koşulları bakımından farklılıkları bulunuyor. İtalya’da yüksek borç stoku ve faiz giderleri öne çıkarken Fransa’da bütçe açıkları ve siyasi belirsizlikler önemli risk başlıkları arasında yer alıyor. Bu farklılıklar, iki ülkenin mali sorunlarının piyasalarda aynı şekilde fiyatlandırılmayabileceğine işaret ediyor. Avrupa’da yeni bir borç krizi yaşanır mı? Avrupa’da artan kamu borcu, yüksek tahvil getirileri ve bütçe açıkları, yeni bir borç krizi ihtimaline ilişkin tartışmaları gündemde tutuyor. Goldman Sachs, genişleyen bütçe açıkları ve finansman maliyetlerinin İtalya’nın borç oranını yüksek tutabileceğine dikkat çekerken PIMCO, ülkenin Fransa’ya kıyasla sahip olduğu yapısal avantajları öne çıkarıyor. İtalya’nın önümüzdeki dönemdeki mali görünümü, bütçe hedeflerinin uygulanmasına, faiz oranlarının seyrine, ekonomik büyümeye ve seçim sonrasında izlenecek politikalara bağlı olacak. Mevcut göstergeler kamu maliyesi üzerindeki baskının arttığına işaret etse de İtalya’da yeni bir borç krizinin kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak için yeterli veri bulunmuyor.

ING’den dolar uyarısı Haber

ING’den dolar uyarısı

Banka, doların kısa vadede güçlü kalabileceğini değerlendirirken euro/dolar paritesinde 1,110-1,112 aralığına doğru geri çekilme riskine dikkat çekti. Tahvil piyasalarındaki gelişmeler doları etkiliyor ING stratejistleri Frantisek Taborsky, Francesco Pesole ve Chris Turner, ABD Hazine tahvili piyasasında yaşanan kısmi rahatlamanın dolarda sınırlı bir değer kaybına yol açtığını bildirdi. Ancak bankaya göre, piyasalarda daha kapsamlı bir düzeltmeye işaret eden güçlü sinyaller henüz ortaya çıkmadı. Küresel tahvil piyasalarındaki kırılganlık ve risk iştahındaki dalgalanmalar doların seyrinde belirleyici olmaya devam ediyor. ING, Fed’in sıkı para politikası yaklaşımının da doların kısa vadeli görünümünü desteklediğini değerlendirdi. Fed’in faiz artırımı beklentisi doları destekliyor ING’nin değerlendirmesine göre piyasalar, Fed’in aralık ayında faiz artırabileceği beklentisini koruyor. Bu beklenti, doların kısa vadede değer kazanması için alan yaratıyor. Fed yetkilileri Alberto Musalem ve Christopher Waller’ın ilave faiz artırımlarına ihtiyaç duyulabileceğine ilişkin açıklamaları da piyasa beklentilerinde etkili oldu. Yatırımcılar, Fed yetkililerinin açıklamalarını ve ABD’den gelecek ekonomik verileri yakından izliyor. Petrol fiyatlarında jeopolitik risk etkisi ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki ara seçimlerden önce İran’a saldırı düzenlenmeyeceğini açıklamasının ardından jeopolitik gelişmeler de piyasalarda takip ediliyor. ING, Körfez bölgesinden petrol arzında iyileşme görülmesine rağmen piyasanın jeopolitik riskleri fiyatlardan tamamen çıkarmakta temkinli davrandığını belirtti. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde kalmasında bu risk algısının etkili olduğu değerlendirildi. ABD’de tüketici güveni ve enflasyon beklentileri izlenecek ABD’de Michigan Üniversitesi tarafından açıklanacak tüketici güveni ve enflasyon beklentileri anketleri, piyasaların gündeminde yer alıyor. ING, tüketici güveninde hafif gerileme, enflasyon beklentilerinde ise sınırlı yükseliş öngörüyor. Açıklanacak verilerin doların yönü ve Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına ilişkin beklentiler üzerinde etkili olması bekleniyor. Fransa kaynaklı riskler euro üzerindeki baskıyı artırıyor Euro/dolar paritesinin doların zayıflamasıyla 1,120 seviyesinin üzerine çıkmasına rağmen ING, euroda kalıcı bir toparlanma işareti görülmediğine dikkat çekti. Euronun İsviçre frangı, İngiliz sterlini ve İsveç kronu karşısında belirgin bir güç kazanamaması, Fransa’nın kamu maliyesine ilişkin endişelerin devam ettiğine işaret ediyor. Fransa’nın 10 yıllık devlet tahvili ile Almanya’nın aynı vadeli tahvili arasındaki getiri farkının 140 baz puanda bulunması da yatırımcıların Fransa kaynaklı riskleri izlemeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Euro/dolar paritesinde 1,110-1,112 aralığı izleniyor ING, Fransa’nın mali görünümüne ilişkin belirsizliklerin ve doların güçlü seyrinin euro/dolar paritesi üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtti. Banka, kısa vadede paritenin 1,110-1,112 aralığına gerileme ihtimalini koruyor. ING’ye göre küresel tahvil piyasalarındaki kırılganlık, Fed’in faiz politikası ve Fransa kaynaklı riskler, döviz piyasalarında önümüzdeki dönemde belirleyici olmaya devam edecek.

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu Haber

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu

Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay yüzde 15,2 oldu. Yılın ocak-eylül döneminde otomotiv ihracatı ise 31 milyar 145 milyon dolar oldu. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv endüstrisinin eylül ayında da Türkiye ihracatındaki liderliğini sürdürdüğünü belirterek, “Yılın kalan bölümünde mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü koruyarak ihracatımızı daha ileri taşımayı hedefliyoruz” dedi. Tedarik endüstrisi liderliği korudu Eylül ayında otomotiv endüstrisinin en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı 1 milyar 460 milyon dolar olarak gerçekleşti. Binek otomobil ihracatı 1 milyar 98 milyon dolara, Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı 800 milyon dolara ulaştı. Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı 251 milyon dolar olurken, Çekiciler ihracatı 292 milyon dolara çıktı. Ocak-eylül döneminde tedarik endüstrisi ihracatı 12 milyar 135 milyon dolara ulaşarak toplam otomotiv ihracatından yüzde 39 pay aldı. Almanya en büyük pazar olmayı sürdürdü Eylül ayında Almanya 629 milyon dolarlık ihracatla otomotiv endüstrisinin en büyük pazarı olmayı sürdürdü. Fransa 506 milyon dolarlık ihracatla ikinci, Birleşik Krallık ise 453 milyon dolarla üçüncü büyük pazar oldu. Önemli pazarlardan İtalya’ya ihracat 349 milyon dolar, ABD’ye 116 milyon dolar olarak gerçekleşti. Eylül ayında otomotiv ihracatının ilk beş pazarı içinde yer alan ülkelerin dördünde artış kaydedildi. Tedarik sanayisinde Almanya, binek otomobilde Fransa lider Tedarik endüstrisinde eylül ayında en fazla ihracat Almanya’ya yapıldı. Binek otomobillerde en büyük pazar Fransa oldu. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda ise Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya öne çıktı. AB’ye ihracat 2,9 milyar dolara yaklaştı Eylül ayında Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 73,4 pay ve 2 milyar 890 milyon dolarlık ihracatla ülke grubu bazında ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde ise AB ülkelerine otomotiv ihracatı 22 milyar 948 milyon dolara ulaştı. AB’nin toplam otomotiv ihracatındaki payı yüzde 73,7 oldu.

Euroda sert düşüş sonrası kritik eşik Haber

Euroda sert düşüş sonrası kritik eşik

ING Stratejisti Francesco Pesole, düşüşün aşırıya kaçmış olabileceğini belirterek paritenin önümüzdeki günlerde sınırlı bir toparlanma göstermesini ve 1,140 dolar seviyesinin hemen üzerinde dengelenmesini beklediklerini söyledi. Eurodaki düşüş aşırı görüldü ING’nin kısa vadeli değerleme modelleri, euro/dolar paritesindeki son gerilemenin temel göstergelere kıyasla zayıf bir fiyatlamaya işaret ettiğini ortaya koyuyor. Pesole, bu nedenle paritede sert bir yükselişten ziyade kısa vadede sınırlı bir toparlanma ve ardından dengelenme ihtimalinin öne çıktığını belirtti. 1,140 seviyesi takip ediliyor ING’nin değerlendirmesine göre 1,140 dolar seviyesi euro/dolar paritesi açısından kısa vadede önemli bir eşik olarak öne çıkıyor. Pesole, paritenin son düşüşün ardından bu seviyenin hemen üzerinde yeniden istikrar kazanabileceğini değerlendiriyor. Ancak bankaya göre euroda kalıcı ve güçlü bir yükseliş beklentisi bulunmuyor. Fransa tahvil piyasası risk oluşturuyor Euro açısından aşağı yönlü risklerin ise tamamen ortadan kalkmadığı belirtiliyor. Özellikle Fransa’nın mali görünümüne ilişkin endişelerin artması ve Fransız-Alman devlet tahvilleri arasındaki getiri farkının genişlemesi, euro üzerindeki baskıyı artırabilecek unsurlar arasında gösteriliyor. ING, Fransa’daki mali görünümün Euro Bölgesi tahvil piyasalarında ayrışmayı artırmasının yılın ikinci yarısında önemli risklerden biri olabileceğine dikkat çekiyor. Gözler Euro Bölgesi enflasyonunda Piyasaların odağındaki bir diğer başlık ise cuma günü açıklanacak Euro Bölgesi enflasyon verileri olacak. ING, enerji fiyatlarının etkisiyle manşet enflasyonda yeniden hızlanma yaşanabileceğini, çekirdek enflasyondaki artışın ise daha sınırlı kalmasını bekliyor. Enerji kaynaklı fiyat baskısının ekonominin diğer alanlarına güçlü biçimde yansımaması, ikinci tur etkilerin sınırlı kaldığına işaret edebilir. Bu nedenle enerji fiyatlarının çekirdek enflasyon üzerindeki etkisi, Avrupa Merkez Bankası’nın para politikası görünümü açısından yakından izleniyor. ECB’nin faiz politikası izleniyor ING, enerji fiyatlarının manşet enflasyonu yüksek tutması nedeniyle Avrupa Merkez Bankası’nın yıl bitmeden bir faiz artışına daha gidebileceğini öngörüyor. Bankanın 18 Eylül’de güncellediği tahminlere göre bir sonraki faiz artışının aralık ayında gerçekleşmesi bekleniyor. Bununla birlikte ING, enerji kaynaklı fiyat baskılarının çekirdek enflasyona güçlü biçimde yansımaması halinde 2027 yılında ilave faiz artışlarına ihtiyaç duyulmayabileceğini değerlendiriyor. Euroda iki yönlü risk ING’nin kısa vadeli senaryosunda euro/dolar paritesinin son düşüşün ardından sınırlı bir toparlanma göstermesi ve 1,140 dolar civarında dengelenmesi öne çıkıyor. Buna karşılık Fransa tahvil piyasasında yeni bir bozulma, enerji fiyatlarında yükseliş veya dolar lehine faiz farkının açılması halinde euro üzerindeki satış baskısının yeniden güçlenebileceği belirtiliyor.

Euro Bölgesi’nde enflasyon ağustosta yüzde 3,2’ye çıktı Haber

Euro Bölgesi’nde enflasyon ağustosta yüzde 3,2’ye çıktı

Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon, ağustosta temmuz ayındaki yüzde 2,9 seviyesinden yüzde 3,2’ye yükseldi. Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) yayımladığı nihai verilere göre, bölgede aylık enflasyon ağustosta yüzde 0,4 olarak gerçekleşti. Geçen yılın ağustos ayında yıllık enflasyon yüzde 2 seviyesindeydi. Çekirdek enflasyon yüzde 2,4 Enerji, gıda, alkol ve tütün ürünleri hariç tutularak hesaplanan çekirdek enflasyon ağustosta yıllık bazda yüzde 2,4, aylık bazda ise yüzde 0,2 oldu. Eurostat’ın ay başında yayımladığı öncü verilerde ağustos ayı yıllık enflasyonu yüzde 3,3 olarak tahmin edilmişti. Nihai veri, öncü tahminin 0,1 puan altında kaldı. Enerji fiyatlarında yüzde 14,3 artış Ağustosta enerji fiyatları yıllık bazda yüzde 14,3 arttı. Enerji kalemi, Euro Bölgesi’nin yıllık enflasyonuna 1,29 puan katkıda bulundu. Hizmetlerde yıllık enflasyon yüzde 3,0 olurken, enerji dışı sanayi ürünlerinde yüzde 1,2, gıda, alkol ve tütün ürünlerinde yüzde 1,1 olarak ölçüldü. Eurostat verilerine göre yıllık enflasyona en yüksek katkıyı 1,43 puanla hizmetler yaptı. Enerjinin katkısı 1,29 puan, enerji dışı sanayi ürünlerinin katkısı 0,30 puan, gıda, alkol ve tütün ürünlerinin katkısı ise 0,22 puan oldu. AB’de enflasyon yüzde 3,2 Avrupa Birliği’nde de yıllık enflasyon ağustosta yükseldi. Temmuzda yüzde 3 olan yıllık enflasyon, ağustosta yüzde 3,2’ye çıktı. AB’de aylık enflasyon yüzde 0,4 olarak gerçekleşti. Geçen yılın ağustos ayında AB genelinde yıllık enflasyon yüzde 2,4 seviyesindeydi. Büyük ekonomilerde farklı oranlar Euro Bölgesi’nin büyük ekonomilerinde ağustos ayı enflasyon oranları farklılık gösterdi. Yıllık enflasyon Almanya’da yüzde 2,9, Fransa’da yüzde 2,6, İtalya’da yüzde 3,2 ve İspanya’da yüzde 4,6 olarak kaydedildi. Euro Bölgesi’nde en düşük yıllık enflasyon yüzde 0,3 ile İsveç’te görülürken, en yüksek oran yüzde 6,3 ile Romanya’da ölçüldü. Eurostat’ın 17 Eylül 2026 tarihli nihai verileri, enerji fiyatlarındaki sert yükselişin Euro Bölgesi’nde enflasyonun ağustosta yeniden hızlanmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.