SON DAKİKA
Hava Durumu

#Finansman Maliyetleri

Ekometre - Finansman Maliyetleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansman Maliyetleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hizmet ve inşaatta güven arttı perakendede fren sinyali Haber

Hizmet ve inşaatta güven arttı perakendede fren sinyali

Özellikle satış beklentilerindeki düşüş, iç talepte temkinli seyrin sürdüğüne işaret etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksi verilerini yayımladı. Açıklanan verilere göre, hizmet ve inşaat sektörlerinde güven artışı yaşanırken, perakende ticaret sektöründe düşüş kaydedildi. Verilere göre hizmet sektörü güven endeksi bir önceki aya göre yüzde 1,4 artarak 112 seviyesine yükseldi. İnşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 0,6 artışla 83,5 olurken, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,6 gerileyerek 111 seviyesine indi. Hizmet sektöründe talep beklentisi güçlendi Hizmet sektöründe güven artışını gelecek döneme ilişkin iyimser beklentiler destekledi. Son üç aylık dönemde iş durumu göstergesi yüzde 0,5 yükselirken, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere yönelik talep beklentisi yüzde 3,7 arttı. Buna karşılık son üç aylık dönemde hizmetlere olan mevcut talep yüzde 0,2 gerileyerek sektörün mevcut faaliyetlerinde sınırlı bir yavaşlamaya işaret etti. Perakendede satış beklentileri zayıfladı Temmuz ayında en dikkat çekici gelişme perakende ticaret sektöründe yaşandı. Son üç aylık dönemde iş hacmi ve satışlar yüzde 0,5 azalırken, mevcut mal stok seviyesi yüzde 0,1 geriledi. Gelecek üç aya ilişkin iş hacmi ve satış beklentisindeki yüzde 3,8'lik düşüş, sektör temsilcilerinin önümüzdeki döneme daha temkinli baktığını ortaya koydu. Uzmanlar, yüksek finansman maliyetleri ve iç talepteki yavaşlamanın perakende sektöründeki güven üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdüğünü değerlendiriyor. İnşaatta siparişler arttı, istihdam beklentisi zayıfladı, inşaat sektöründe ise karışık bir tablo dikkat çekti. Mevcut kayıtlı siparişlerin düzeyi yüzde 3,9 artarak sektör açısından olumlu bir sinyal verirken, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,3 geriledi. Bu görünüm, firmaların yeni iş almaya devam ettiğini ancak istihdam konusunda temkinli davrandığını gösteriyor. Ekonomide sektörler farklı yönlerde ilerliyor Temmuz ayı verileri, Türkiye ekonomisinde sektörler arasında ayrışmanın sürdüğünü ortaya koyuyor. Hizmet sektöründe geleceğe yönelik iyimserlik güç kazanırken, inşaat sektöründe sipariş artışı dikkat çekiyor. Buna karşın perakende ticarette satış beklentilerindeki gerileme, tüketici talebindeki yavaşlamanın sektöre yansımaya devam ettiğini gösteriyor. Önümüzdeki aylarda enflasyon, finansman koşulları ve iç talebin seyri, sektörel güven endekslerinin yönü üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.

Orta ölçekli sanayi küresel rekabette zorlandı Haber

Orta ölçekli sanayi küresel rekabette zorlandı

Türkiye'nin toplam sanayi ihracatı artarken, İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 0,3 geriledi. İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırması, orta ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel pazarlarda rekabet baskısını artıran dikkat çekici veriler ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye'nin ihracatı büyümeye devam ederken İSO İkinci 500 kapsamındaki şirketler aynı performansı gösteremedi. 2025 yılında Türkiye'nin toplam ihracatı yüzde 4,4, sanayi malları ihracatı ise yüzde 4,5 artış gösterdi. Aynı dönemde İSO 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 8,4 yükselirken, İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 0,3 gerileyerek 15,9 milyar dolar seviyesinde kaldı. Raporda, bu tablonun orta ölçekli sanayi kuruluşlarının yoğunlaşan küresel rekabet ortamında mevcut pazarlarını korumakta ve yeni pazarlara açılmakta zorlandığına işaret ettiği vurgulandı. Artan maliyetler, kur dengesi ve zayıf dış talebin ihracat performansını sınırlayan temel unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Araştırma, ihracatın yanı sıra yatırım iştahında da yavaşlamaya dikkat çekti. İSO değerlendirmesinde, 2025 yılının sanayi kuruluşları açısından finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep ve küresel rekabet baskısı arasında denge kurmaya çalışılan zorlu bir dönem olduğu ifade edildi. Ekonomi çevreleri, ihracattaki bu performans farkının özellikle orta ölçekli sanayi işletmelerinin rekabet gücünü artıracak finansman, verimlilik ve katma değer odaklı politikalara duyduğu ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Bu haber, dünkü "sanayicinin kârı faize gitti" başlığını tekrar etmeden aynı araştırmanın farklı ve güncel bir yönünü öne çıkarır.

Bahçıvan: Sanayici üretmekten vazgeçmedi Haber

Bahçıvan: Sanayici üretmekten vazgeçmedi

Bahçıvan, araştırmanın yalnızca şirketlerin finansal performansını değil, aynı zamanda Türk sanayisinin dayanıklılığını, üretim gücünü ve geleceğe yönelik potansiyelini ortaya koyduğunu belirterek, İSO İkinci 500 listesinde yer alan şirketlerin geleceğin İSO 500 kuruluşları olma yolunda önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. 2025 yılının yüksek finansman maliyetleri, küresel talepteki zayıflama ve krediye erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle sanayi açısından oldukça zor geçtiğini belirten Bahçıvan, araştırma sonuçlarının bu tabloyu net biçimde yansıttığını söyledi. Araştırmaya göre, İSO İkinci 500 şirketlerinde üretimden satışlar üç yıllık reel gerilemenin ardından 2025 yılında yalnızca yüzde 0,2 oranında reel artış gösterdi. İhracat ise İSO 500'deki güçlü performansın aksine yüzde 0,3 gerileyerek sanayi kuruluşlarının satış büyümesini sınırlandırdı. Sanayicinin en büyük yükünün finansman maliyetleri olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 87'ye yükseldiğini belirterek, sanayi kuruluşlarının elde ettiği kazancın önemli bölümünü finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını söyledi. Tüm olumsuzluklara rağmen sanayi kuruluşlarının üretim çarklarını durdurmadığını vurgulayan Bahçıvan, yatırım isteğinin sürdüğünü ve Türk sanayisinin ekonominin temel taşı olmayı devam ettirdiğini ifade etti. Finansman desteği vurgusu Sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi için uygun finansman imkanlarının artırılması gerektiğini belirten Bahçıvan, verimlilik, yüksek katma değerli üretim, teknolojik dönüşüm ve ihracat odaklı yatırımların desteklenmesinin stratejik önem taşıdığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ekonomi yönetiminin sanayinin finansman ihtiyacını öncelikli gündem maddeleri arasına almasını ve açıklanan finansman destek paketini olumlu değerlendirdiklerini belirten Bahçıvan, bu yaklaşımın üretim ekonomisine verilen önemin göstergesi olduğunu ifade etti. Bahçıvan, "Sanayiye sahip çıkmak; üretime, istihdama, ihracata, teknolojiye ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaktır." diyerek, sanayicinin nefes almasını sağlayacak politikaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.

Merkez Bankası kararı öncesi piyasalar beklemede Haber

Merkez Bankası kararı öncesi piyasalar beklemede

Kararın yalnızca finans piyasalarını değil, kredi faizlerinden yatırım kararlarına, döviz kurundan enflasyon beklentilerine kadar ekonominin birçok alanını etkilemesi bekleniyor. Piyasalarda genel beklenti, TCMB'nin politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit bırakacağı yönünde şekilleniyor. Ekonomistler, Merkez Bankası'nın bu toplantıda faiz oranından ziyade para politikasına ilişkin vereceği mesajların ve fonlama stratejisinde atabileceği olası adımların daha belirleyici olacağını değerlendiriyor. Haziran ayında politika faizini değiştirmeyen Merkez Bankası, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanıncaya kadar sıkı para politikası duruşunu sürdüreceği mesajını vermişti. Bu nedenle yatırımcılar, temmuz ayı karar metninde kullanılacak ifadelerde olası bir değişiklik olup olmayacağını yakından izleyecek. Özellikle enflasyon görünümü, iç talep, kredi büyümesi ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler piyasaların yönü açısından önem taşıyor. Faiz kararının ardından döviz piyasası, Borsa İstanbul ve tahvil piyasalarında hareketliliğin artabileceği belirtiliyor. Kararın beklentilere paralel gelmesi halinde yatırımcıların dikkatini karar metnindeki yönlendirmelere çevirmesi beklenirken, sürpriz bir adımın ise finansal piyasalarda daha sert fiyatlamalara neden olabileceği ifade ediliyor. Bankacılık sektörü başta olmak üzere krediye duyarlı sektörler de kararı yakından takip ediyor. Ticari kredi maliyetleri, yatırım iştahı ve finansmana erişim koşulları açısından Merkez Bankası'nın para politikası, reel sektörün önümüzdeki dönemdeki planlamalarında belirleyici rol oynayacak. Bursa sanayisi açısından da kritik hafta İhracat ağırlıklı üretim yapan Bursa sanayisi için faiz politikası kadar döviz kuru ve finansman maliyetleri de büyük önem taşıyor. Otomotiv, makine, tekstil ve yan sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren firmalar, hem iç piyasadaki kredi koşullarını hem de Avrupa'daki ekonomik görünümü yakından izliyor. Faiz kararının ardından oluşacak piyasa dengeleri, işletmelerin yatırım ve finansman kararlarını doğrudan etkileyebilecek. TCMB'nin 2026 takvimine göre Para Politikası Kurulu toplantısı 23 Temmuz Perşembe günü gerçekleştirilecek ve faiz kararı saat 14.00'te kamuoyuyla paylaşılacak. Piyasalar, kararın yanı sıra yayımlanacak metinden çıkacak mesajların yılın ikinci yarısındaki para politikasına ilişkin önemli ipuçları vermesini bekliyor.

Petroldeki düşüş faiz indirimi beklentilerini güçlendirdi Haber

Petroldeki düşüş faiz indirimi beklentilerini güçlendirdi

Ekonomistler, ilk indirimin eylül ayında gelebileceği görüşünde birleşiyor. ABD ile İran arasında sağlanan geçici barış anlaşması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden tanker trafiğine açılması, petrol fiyatlarında sert geri çekilmeyi beraberinde getirdi. Brent petrolün varil fiyatı yeniden 70 dolar bandına gerilerken, bu gelişme küresel enflasyon baskılarının hafiflemesine katkı sağladı. Enerji fiyatlarındaki düşüşün Türkiye açısından cari açığı azaltması, enerji ithalatı maliyetlerini düşürmesi ve enflasyon görünümünü iyileştirmesi bekleniyor. Tarımsal üretimde yüksek rekolte beklentisi de dezenflasyon sürecini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor. JP Morgan faiz tahminini düşürdü Petrol fiyatlarındaki gerilemenin ardından uluslararası finans kuruluşları da beklentilerini güncelledi. JP Morgan, Türkiye için 2026 yıl sonu politika faizi tahminini yüzde 37'den yüzde 35'e çekti. Banka, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) eylül ve ekim aylarında 100'er baz puanlık faiz indirimi yapabileceğini öngördü. İş dünyası faiz indirimi bekliyor Yüksek finansman maliyetleri nedeniyle krediye erişimde zorlanan reel sektör, faiz indirim sürecinin başlamasını bekliyor. Yatırım Finansman Strateji ve Yatırım Danışmanlığı Müdürü Seda Yalçınkaya, petrol fiyatlarının 70 doların altında kalıcı olması halinde bunun enerji, ulaştırma ve döviz kuru kanalları üzerinden enflasyonu aşağı yönlü destekleyeceğini belirtti. Yalçınkaya, finansman baskısının tamamen ortadan kalkmasının ise 2027 yılında daha belirgin hissedilebileceğini ifade etti. İlk indirim eylülde gelebilir İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Yavuz, Merkez Bankası'nın temmuz toplantısında faizleri sabit bırakmasını, yılın son çeyreğinde ise kademeli indirimlere başlamasını beklediğini söyledi. Yavuz, yıl sonunda politika faizinin yüzde 34 seviyesine gerileyebileceğini ifade etti. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Karakaş da ilk faiz indiriminin eylül ayında gelebileceğini belirterek, düşen petrol fiyatlarının hem enflasyonu hem de cari açığı olumlu etkileyeceğini değerlendirdi. Ekonomistler, faizlerde başlayacak olası gevşeme sürecinin kredi maliyetlerini kademeli olarak düşüreceğini ancak düşük faiz dönemine hızlı bir dönüş beklenmemesi gerektiğini vurguluyor.

Bahçıvan: Sanayici bu ortamda nasıl yatırım yapsın? Haber

Bahçıvan: Sanayici bu ortamda nasıl yatırım yapsın?

Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması 2025 sonuçlarını açıklayan Bahçıvan, sanayi kuruluşlarının öz kaynaklarının bir önceki yıla göre 3 puan gerilediğini belirterek, "Sanayici bu ortamda nasıl yeni yatırım yapsın? Üretim odaklı büyümenin önemini biz de biliyoruz ancak mevcut koşullar buna izin vermiyor" dedi. Araştırmaya göre İSO 500 şirketlerinin üretimden satışları 2025 yılında yüzde 28 artışla 11,1 trilyon liraya yükseldi. Enflasyondan arındırıldığında ise üretimden satışlarda yüzde 2,1'lik sınırlı bir büyüme gerçekleşti. Böylece son üç yıldaki reel daralmanın ardından sanayi yeniden pozitif büyüme bölgesine geçti. Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 3,6 büyürken sanayi sektöründeki büyüme yüzde 2,9'da kaldı. Yüksek faizler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve Türk lirasındaki reel değerlenme özellikle emek yoğun sektörlerde baskı oluşturmaya devam etti. İSO 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara yükselirken, Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı yüzde 38,3 olarak gerçekleşti. Sanayi ihracatı içindeki pay ise yüzde 39,7'ye çıktı. Araştırmada kârlılık göstergelerinde toparlanma görülse de tarihsel ortalamaların altında kalındığı vurgulandı. İSO 500 şirketlerinin faaliyet kârı ilk kez 1 trilyon lirayı aşarken, vergi öncesi kâr yüzde 64,7 artarak 441 milyar liraya yükseldi. Buna rağmen yüksek finansman maliyetleri sanayicinin en önemli sorunu olmaya devam etti. Bahçıvan, üretimin sürdürülebilirliği ve yeni yatırımların önünün açılması için finansman koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti. Araştırmada ayrıca, 698,8 milyar liralık üretimden satışla Tüpraş'ın Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu unvanını koruduğu belirtildi.

Avrupa savunma endeksi geriledi Haber

Avrupa savunma endeksi geriledi

Avrupa savunma sanayi hisselerinde son aylarda dikkat çekici bir düzeltme yaşanıyor. Son yılların en güçlü yatırım temalarından biri olan sektör, yükselen finansman maliyetleri ve değişen savaş teknolojilerinin etkisiyle yeni bir dönüşüm sürecine girdi. Stoxx Europe Targeted Defence Endeksi, yıl başında gördüğü zirveden bu yana yüzde 15'in üzerinde değer kaybetti. Analistler, bu geri çekilmenin yalnızca piyasa düzeltmesi değil, savunma sektöründeki yapısal dönüşümün de bir göstergesi olduğunu değerlendiriyor. Dev şirketlerde milyarlarca euroluk kayıp Sektörün önde gelen şirketleri arasında yer alan BAE Systems, Rolls-Royce, Thales, Leonardo ve Rheinmetall'in piyasa değerlerinde milyarlarca euroluk erime yaşandı. Uzmanlara göre yatırımcılar artık savunma harcamalarının büyüklüğünden çok, bu harcamaların nasıl finanse edileceğine odaklanıyor. Citi Avrupa Savunma Analisti Charles Armitage, piyasanın önceki dönemde savunma bütçelerindeki artışı fiyatladığını, yeni dönemde ise finansman ve sürdürülebilirlik konularının öne çıktığını belirtti. Borçlanma baskısı artıyor Yükselen faiz oranları ve enflasyon beklentileri, Avrupa hükümetlerinin savunma harcamalarını borçlanma yoluyla finanse etmesini zorlaştırıyor. Enerji maliyetlerindeki yükselişin de kamu bütçeleri üzerindeki baskıyı artırması, yatırımcıların sektörün uzun vadeli büyümesine ilişkin daha temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Barclays Avrupa Hisse Senedi Stratejisi Başkanı Emmanuel Cau, piyasaların savunma harcamalarının sürdürülebilirliğini sorgulamaya başladığını ifade etti. Yeni gözde: Drone ve yapay zekâ Kurumsal yatırımcıların savunma sektöründeki pozisyonlarını azaltmaya başladığına işaret eden veriler, sermayenin yeni nesil savunma teknolojilerine yöneldiğini gösteriyor. Özellikle insansız hava araçları, yapay zekâ destekli savunma sistemleri, elektronik harp çözümleri ve yazılım tabanlı teknolojiler geliştiren şirketler yatırımcıların radarına girmiş durumda. Fransız drone üreticisi Parrot ile İsveç merkezli MilDef'in son dönemde gösterdiği performans, bu değişimin somut örnekleri arasında gösteriliyor. Sektörde yapısal dönüşüm Analistler, Avrupa savunma sanayiinde yaşanan değişimin geçici bir fiyat hareketinden çok daha fazlası olduğuna dikkat çekiyor. Geleneksel ağır savunma sanayi şirketlerinden teknoloji odaklı savunma firmalarına doğru yaşanan sermaye kaymasının, geleceğin savaş teknolojilerine yönelik beklentileri yansıttığı belirtiliyor. Bununla birlikte uzmanlar, savunma sektöründe alınan siparişlerin gelir ve kârlılığa dönüşüm sürecinin beklenenden daha uzun sürmesinin sektör hisseleri üzerindeki baskıyı bir süre daha devam ettirebileceğini değerlendiriyor.

Dünya dengeleri değişiyor mu? Haber

Dünya dengeleri değişiyor mu?

Ancak bu yıl fuarın asıl dikkat çeken yönü, ölçeğinden çok ortaya koyduğu tablo oldu. Önceki yıllara kıyasla daha sakin, daha kontrollü bir atmosfer vardı. Körfez temsilinde gözle görülür azalma Geçmişte geniş standları, kalabalık delegasyonları ve büyük tanıtım kampanyalarıyla fuarın güçlü aktörlerinden olan Körfez ülkelerinin (GCC) önceki yıllara kıyasla sınırlı katılımı bu yıl göze çarpan noktalardan biri oldu. Bu durum sermayenin piyasadan çekilmesinden , çok, stratejik bir nefes alma ve yeniden konumlanma dönemi olarak değerlendirilmeli. Avrupa’da temkinli toparlanma 2025 yılı boyunca Avrupa gayrimenkul pazarlarında yatırımcı iştahı yavaş yavaş toparlanmış, kredi piyasaları kısmen rahatlamış ve yatırımcıların beklentileri daha olumlu bir çerçeveye oturmaya başlamıştı. Ancak 2026’ya girerken özellikle İran merkezli bölgesel gerilimler, enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon beklentilerinin bozulması ve faiz indirimlerinin ötelenmesi, Avrupa’daki iyileşme havasını yeniden temkinli bir noktaya çekti. Çatışmaların ardından gayrimenkul sektöründeki birçok fondaki değer kaybının kısa sürede %7’ye yakın seviyelere ulaşması ve enerji fiyatlarındaki artış, Avrupa’daki yatırımcıların risk algısını yeniden şekillendirdi. Bu tablo, güçlü bir toparlanmadan ziyade daha kırılgan ve koşullara bağlı bir iyileşme sürecine işaret ediyor. Türkiye zorluklara rağmen denge noktası Türkiye ekonomisi her ne kadar kendi içinde enflasyon, finansman maliyetleri, kurdaki volatilite gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya olsa da MIPIM 2026’da hissedilen başka bir gerçeklik oldu. O da Türkiye’nin sadece ekonomik göstergelerle değil; daha geniş bir çerçevede değerlendirildiğiydi. Jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde, Türkiye’nin savunma kapasitesi, kendi coğrafyasındaki dengeleyici rolü ve bölgesel jeopolitik konumu; yatırımcıların Türkiye’ye yalnızca ekonomik değil, güvenlik temelli bir istikrar perspektifiyle yaklaşmasına da imkan veriyor. Bu durum Türkiye ekonomisinin sorunlarının yok sayıldığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu zorlukların yanında jeopolitik güç, savunma yatırımları ve stratejik konumlanma sayesinde riskleri dengeleme kapasitesi yatırımcı gözünde Türkiye’yi ayrı bir yere koyuyor. Bağlantısallık Türkiye’nin stratejik avantajı Türkiye’nin cazibesini artıran bir diğer etken ise artan bağlantısallık altyapısı. Türk Hava Yolları’nın 2024’te 78,7 milyon yolcuya ulaşması ve 489 uçaklık filoya erişmesi, Türkiye’yi bölgesel bir ulaşım merkezi haline getiriyor. Bu durum, özellikle Körfez bölgesindeki gerginliklerden etkilenip alternatif güvenli merkez arayan yatırımcılar ve uluslararası profesyoneller için Türkiye’yi erişilebilir ve operasyonel olarak sürdürülebilir bir merkez konumuna taşıyor. Yeni dönemin belirleyicisi uyum yeteneği MIPIM 2026’da en net duyulan mesaj şuydu: “Bu dönem güç gösterisi dönemi değil; ayakta kalabilme, uyum sağlayabilme ve değişime hızlı tepki verebilme dönemi.” Ekonomik belirsizliklerin, jeopolitik risklerin ve finansal koşulların daha karmaşık hale geldiği bu dönemde; yatırım kararları daha seçici, daha temkinli ve daha uzun vadeli bir perspektifle alınıyor. Bu çerçevede Türkiye, mevcut ekonomik zorluklarına rağmen; güvenliği, jeopolitik konumu ve değişen koşullara hızlı uyum sağlama kapasitesiyle bölgesel ölçekte dikkat çeken bir konumda yer alıyor. Türkiye’nin uzun yıllardır gösterdiği en önemli refleks, değişen koşullara hızlı uyum sağlayabilme yeteneği. Yeni dönemde belirleyici olan da bu olacak: Büyüklük değil, değişime ne kadar hızlı ve doğru yanıt verilebildiği. MIPIM 2026 boyunca, Cushman & Wakefield ekibi olarak sahada kurduğumuz temaslar ve gözlemlerimiz de küresel sermayenin giderek daha seçici, daha temkinli ve daha stratejik bir zeminde konumlandığını net biçimde ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.