SON DAKİKA
Hava Durumu

#Faiz

Ekometre - Faiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Faiz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Küresel piyasalar haftaya negatif başladı Haber

Küresel piyasalar haftaya negatif başladı

Pakistan'da yürütülen müzakere sürecinde taraflar Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusunda restleşirken, ABD Başkanı Donald Trump ülkeye ait donanmanın söz konusu boğaza girmeye veya çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlatacağını bildirdi. Bu açıklama, ateşkes sonrası çatışmaların yeniden alevlenebileceği yönündeki korkuları körükledi. Ayrıca Trump, donanmanın Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek olacağını söylerken, İran'ın nükleer hedeflerinden vazgeçmeye istekli olmadığına vurgu yaptı. Buna ek olarak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bugün İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik deniz ablukası başlatacağını açıkladı. İsrailli bakanlar da müzakerelerden sonuç çıkmamasının ardından ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırılara yeniden başlayabileceğini ileri sürdü. Analistler, Orta Doğu'daki gerilimlerin müzakere masasında da sürmesi ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolüne ilişkin belirsizliğin devam etmesinin piyasalarda stres hafızasını yeniden devreye soktuğunu, bu nedenle fiyatlamaların tekrardan en kötü senaryoları yansıtmaya başladığını belirtti. Piyasalarda savaş fiyatlamaları öne çıkıyor Bu gelişmelerle piyasalarda "yeni bir gerilim" fiyatlamaları öne çıktı. Brent petrolün varil fiyatı yüzde 7,4 artışla 98,7 dolara, dolar endeksi de yüzde 0,4 yükselişle 99 seviyesine çıktı. Savaşın yeniden şiddetlenebileceğine yönelik endişeler, enflasyon risklerinin sürebileceği tahminlerini güçlendirirken, tahvil piyasası ve altın yeni haftaya satıcılı bir seyirle girdi. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi cuma günkü kapanışına göre 4 baz puan artışla yüzde 4,36 seviyesine çıkarken, altının onsu da yüzde 0,6 düşüşle 4 bin 723 dolardan işlem görüyor. ABD'de vadeli işlem piyasalarında, endeks vadeli kontratlar haftaya negatif seyirle başladı. Petrol tedarikine ilişkin endişeler küresel ölçekte enflasyonist baskıların artabileceğine işaret ederken, ABD'de açıklanan son veriler de yükselen enerji maliyetlerinin fiyatlar üzerindeki etkisinin belirginleşmeye başladığını gösterdi. ABD'de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta yıllık bazda yüzde 3,3 ile beklentilerin altında kalmasına karşın önceki aya göre hızlanmaya işaret etti. Aylık enflasyon ise yüzde 0,9 ile tahminlere paralel gerçekleşti. Aylık enflasyondaki yükselişte en belirgin katkı enerji kaleminden geldi. Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınacağına yönelik haberler, ülkede enflasyonist baskıların daha da artabileceği endişesini güçlendirdi. Bu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, ABD Merkez Bankasının (Fed) olası "şahin" adımlarına yönelik henüz güçlü bir sinyal oluşmazken, faiz indirimi beklentilerinin bir miktar zayıfladığı görüldü. Öte yandan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Grubu'nun 2026 Bahar Toplantıları, Washington bugün başlayacak ve 18 Nisan'a kadar sürecek. Toplantı kapsamında Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Andrew Bailey de dahil olmak üzere birçok önde gelen merkez bankası başkanı konuşma yapacak. Toplantılarda petrol fiyatlarındaki artış, sevkiyat engelleri ve çatışmanın yol açtığı diğer aksaklıkların ele alınması bekleniyor. Avrupa'da endeks vadeli kontratlar negatif seyrediyor Avrupa borsaları, Orta Doğu'da tansiyonun bir süre daha devam edebileceğine yönelik kaygılarla yeni haftaya giriş yaptı. Bölgede enerji arzına yönelik risklerin sürmesi endişe oluştururken, endeks vadeli kontratlarda gerileme yaşanıyor. ECB Başkanı Christine Lagarde'ın IMF ve Dünya Bankası Grubu'nun 2026 Bahar Toplantıları'nda yarın yapacağı konuşma yakından takip edilecek. ABD ile İran'ın yürüttüğü müzakere sürecinden henüz olumlu çıkmaması ECB'ye yönelik faiz artırımı tahminlerini artırdı. Geçen hafta ateşkes ile birlikte yıl sonuna kadar 2'ye gerileyen faiz artışı tahminleri yeniden 3'e doğru yükselişe geçti. Öte yandan Macaristan'da yapılan genel seçimi Başbakan Viktor Orban'ın rakibi Saygı ve Özgürlük Partisi (Tisza) lideri Peter Magyar kazandı. Asya borsaları satıcılı seyrediyor Asya piyasaları, ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarının bölgeye yönelik enerji akışında aksamalara yol açabileceği endişeleriyle satış baskısı altında kaldı. Bölge ülkelerinin enerjide dışa bağımlılığı göz önünde bulundurulduğunda gelecek dönemde makroekonomik görünümde bozulma riski öne çıkıyor. Çin'de üretici enflasyonu geçen ay negatif taraftan kurtulurken, bu durumun talep kaynaklı değil, enerji maliyetlerinden artıştan dolayı gerçekleşmesi nedeniyle sağlık olmadığı değerlendiriliyor. Söz konusu gelişmelerle kapanışa yakın Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,8, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 0,9, Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 1,2 düştü. Yurt içinde cari denge verileri takip edilecek Cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,81 değer kazanarak 14.073,79 puandan tamamladı. Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) BIST 30 endeksine dayalı nisan vadeli kontrat ise cuma akşam seansında normal seans kapanışına göre yüzde 0,63 artışla 16.534,00 puandan işlem gördü. Öte yandan yurt içinde gözler ödemeler dengesi verilerine çevrildi. AA Finans Ödemeler Dengesi Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, cari işlemler hesabının şubatta 7 milyar 182 milyon dolar, bu yıl ise 45 milyar 938 milyon dolar açık vereceğini tahmin etti. Dolar/TL, cuma gününü 44,6200'dan tamamlarken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışın yüzde 0,2 üzerinde 44,7040'tan işlem görüyor. Analistler, bugün yurt içinde ödemeler dengesi, yurt dışında ise ABD'de mevcut konut satışları verilerinin yanı sıra ABD ile İran arasındaki müzakerelere yönelik haber akışının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 14.200 ve 14.300 puanın direnç, 14.000 ve 13.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız Haber

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız” çağrısı yaptı. Avdagiç, İTO’nun nisan ayı Meclis Toplantısı’nda küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Büyüme için 3 öneri Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, “Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz" dedi. Fırsat penceresi konjonktürel değil Türkiye'nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: “Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)' diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız.” Temel zorluğumuz fiziksel kıtlık Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, “Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar” dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, “Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların yarattığı etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" dedi. Barışla yeni bir dönem bekliyoruz Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, “ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Yüzde 7’ye yaklaşan kur-enflasyon makası ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor Başkan Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, “Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız” dedi. Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4.7 arttığını kaydetti. Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: “Bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye'nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.” Merkez Bankası'nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: “Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır.” SOFTITO’da yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz 2026 yılının İTO ve üyeleri için dijital dönüşümün bir ileri safhaya taşındığı yapay zeka dönemi olacağını, bu yönde projelere ve faaliyetlere ağırlık vereceklerini hatırlatan Şekib Avdagiç, “Artık üretimden eğitime, gündelik hayattan kültüre kadar her safhada yapay zeka, odak noktamızda yer alıyor. Bizler de ya kendimizi dönüştüreceğiz ya da başkalarının dönüştüreceği bir varlık haline geleceğiz. Üretimimizi, sanayimizi yapay zeka ile yeniden tasarlamamız gerekiyor” dedi. Yapay zekanın, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için de stratejik bir teknoloji olduğunun altını çizen Avdagiç, bu yöndeki faaliyetleri ve projeleriyle İTO Teknoloji Ekosistemi oluşturduklarını, SoftITo, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ve Teknopark İstanbul ile birbirini tamamlayan üç kritik yapı kurduklarını anımsattı. Avdagiç, Meclis üyelerine de şu çağrıda bulundu: “Sizlere bir duyurum var: Şimdi bu yapının önemli bir ayağı olan SoftITo’da 4. Dönemi başlatıyoruz. Yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz. 320 saatlik eğitim sonucunda bu alanda aranan vasıflarla donatıyoruz. Müracaatları 19 Nisan 2026 tarihine kadar alıyoruz.”

Piyasalar ateşkesi coşkuyla karşıladı Haber

Piyasalar ateşkesi coşkuyla karşıladı

Küresel ekonomide “yüksek enflasyon-yüksek faiz” baskısı hafifilerken; ons altın 4.858 dolar ve Bitcoin 72 bin 750 dolarla son 3 haftanın zirvesine yöneldi. Gümüş fiyatı 76,50 dolara yükselirken, Asya borsalarında %5’in de üzerinde primler dikkat çekiyor. Orta Doğu’da ABD ve İran’ın iki haftalık ateşkes ilan etmesinin ardından küresel piyasalar nefes aldı. Dün akşam TSİ 21.00’de 110 dolarda işlem gören Brent petrolün varil fiyatının bugün sabah saatlerinde 95 dolara kadar gerilemesi, bütün piyasalarda risk iştahını artırdı. Petrolde saatler içinde %-14’e yaklaşan sert düşüşün ardından, altın başta olmak üzere gümüş, kripto varlıklar ve borsalarda sert yükselişler yaşanıyor. Kıymetli metaller Orta Doğu krizi sırasında en düşük 4.099 doları test eden ons altın fiyatı, bugün 4.858 dolara kadar yükseldi. Böylece ons fiyatında 19 Mart sonrası işlemlerde en yüksek seviye görüldü. TSİ 05:50 sıralarında ons fiyatı %2’nin de üzerinde primle 4.810 dolara yakın denge arayışını sürdürüyor. Benzer şekilde gümüş de yükselişe geçerek 76,50 dolara yöneldi. Mart ayında gri metal en düşük 61 doları görmüş, dünkü işlemlerde de 69,80 doları test ettikten sonra 72,90 dolardan kapanış yapmıştı. Kripto varlıklar Riskli varlık grubunda yer alan kriptolarda da pozitif fiyatlamalar öne çıktı. Pazartesi günü 68.850 dolardan kapanış yapan BTC fiyatı jeopolitik tansiyonda düşüşle birlikte 72 bin 750 dolara kadar yükseldi. BTC fiyatında sabah saatlerinde 71.500 dolara yakın görünüm devam ederken, piyasanın en büyük kripto varlığı, yeniden psikolojik 70 bin dolar seviyesini aşarak, son 3 haftanın en yüksek noktalarını yokladı. Borsalarda coşku Petrolün yüksek seyri Asya başta olmak üzere bütün ekonomileri tehdit ederken, enerji fiyatları üzerindeki stresin azalması, borsalarda da büyük coşkuyla karşılandı. Asya borsalarında bu sabah ilk işlemlerde %5’in de üzerinde yükselişler dikkat çekiyor. Japonya endeksi %4,90, G. Kore %5,70, Hong Kong %2,75 ve Çin borsasında da %1’in üzerinde prim öne çıkıyor. Avrupa borsalarında vadeli işlemlerde %4’ün de üzerinde yükseliş gözlemlenirken, ABD vadeli endekslerinde de artışlar %2’yi geçti. Dolar endeksi ve tahviller Bu arada dün 100 seviyesinin üzerinde seyreden dolar endeksi bugün 98,85’e geriledi ve son 1 ayın dibini gördü. ABD’de 2 yıllık gösterge faiz de %-2,7 geriledi ve 3,73’e çekildi. Küresel piyasalar, yüksek petrol fiyatları sebebiyle “yüksek enflasyon-yüksek faiz” endişeleri ile son dönemde büyük baskı altında kalmıştı. İki haftalık ateşkes ve petrol fiyatındaki sert düşüş, piyasalarda ilk tepkiler itibarıyla bu endişeleri de bir miktar azalttı. Analistler, bundan sonraki süreçte ateşkes şartlarının netleşmesi, bunların uygulanabilirliği, kalıcı bir çatışmasızlık ortamının tesisi ve özellikle de Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi gelişmelerin piyasaların radarında olacağını vurguluyor.

JPMorgan Türkiye için faiz beklentisini yükseltti Haber

JPMorgan Türkiye için faiz beklentisini yükseltti

JPMorgan, Türkiye ekonomisine yönelik yayımladığı raporda, enerji fiyatlarındaki yükselişin oluşturduğu risklere dikkat çekerek faizlerdeki yüksek seyrin beklenenden daha uzun süre korunabileceği öngörüsünde bulundu. Raporda Türkiye’de yıllık enflasyonun mart ayında yüzde 30,87’ye gerilediği hatırlatılırken, yıl sonu enflasyon beklentisi enerji fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle daha önce yüzde 26,4 olan seviyesinde yüzde 28’e yükseltildi. Faiz beklentisi de yükseldi JPMorgan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizine ilişkin yıl sonu beklentisini yüzde 32’den yüzde 34’e çıkardı. Kısa vadede faiz artışı ihtimalinin de masada olduğu ifade edilerek, TCMB'nin 22 Nisan'da yapacağı PPK toplantısında politika faizini yüzde 37'den yüzde 40'a yükseltmesini bekledikleri belirtildi. Gecelik borç verme faizinin de yüzde 43’e çıkması beklenirken, temmuzda faiz indirimlerinin yeniden başlayabileceği öngörüldü. Faiz indirimlerinde yıl sonuna dek 100'er baz puanlık 3 adım beklendiği belirtildi. Elektrik ve doğalgaza zam beklentisi Raporda, elektrik ve doğalgaz fiyatlarında artış öngörülürken, bu kalemlerde yıllık enflasyonun yüzde 39 seviyesine ulaşabileceği tahmin edildi. JPMorgan’a göre enerji fiyatları kaynaklı enflasyon baskısı devam ettiği sürece, para politikasında sıkı duruş korunacak. Bu da Türkiye’de faizlerin beklenenden daha uzun süre yüksek kalacağı anlamına geliyor.

BTSO’da dijital dönüşüm ve uluslararası iş birliği fırsatları Haber

BTSO’da dijital dönüşüm ve uluslararası iş birliği fırsatları

Toplantıda konuşan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Bursa’daki KOSGEB desteklerinin son iki yılda 20 kat artmasına rağmen, dijital dönüşüm için ayrılan kaynakların henüz yeterince değerlendirilmediğini belirtti. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla sağlanan 300 milyon Euro’luk kaynağın büyük bir kısmının henüz başvuru aşamasında olduğunu hatırlatan İbrahimcioğlu, Bursalı firmaları bu küresel rekabet fırsatından pay almaya davet etti. Bursa iş dünyasının dijital dönüşüm süreçlerine katkı sağlamak, KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası destek mekanizmalarına erişimini artırmak ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesine zemin hazırlamak amacıyla “Dijital Dönüşüm ve Uluslararası İş Birliği Fırsatları” etkinliği BTSO Ana Hizmet Binası’nda düzenlendi. Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında organize edilen; BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip’in açılış konuşmalarıyla başlayan program kapsamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve KOSGEB temsilcileri tarafından Dijital Avrupa Programı, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri, Avrupa İşletmeler Ağı, EuroHPC çağrıları, Ufuk Avrupa Programı ve ulusal dijital dönüşüm destekleri gibi önemli başlıklarda bilgilendirme sunumları yapıldı. “Dijital dönüşüm hayati bir zorunluk haline geldi” BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, ekonominin taşıyıcı sütunları olan KOBİ’lerin, Türkiye’deki toplam işletme sayısının yüzde 99,7’sini oluşturarak üretimin, ihracatın ve istihdamın ana kaynağı konumunda olduğunu ifade etti. Mevcut ekonomi ikliminde, geleneksel üretim refleksleriyle KOBİ’lerin bu büyük yükü taşımaya devam etmekte her geçen gün zorlandığını belirten Şenyurt, “Bugün dünyada ‘dijital olgunluk’ seviyesini tamamlamış işletmeler ile geleneksel yapıdakiler arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Dolayısıyla dönüşüm, varlığımızı sürdürebilmemiz için hayati nitelikte bir zorunluluk haline gelmiştir.” dedi. “Geleneksel yöntemlerle ayakta kalma şansı azalıyor” “Bugün attığımız her adım, küresel pazarda var olma ya da yok olma çizgisini belirleyen gerçek bir yaşam savaşıdır.” diyen Şenyurt, geleneksel yöntemlerle çalışan bir işletmenin on birimlik bir yolu katetmeye çalışırken, dijital dönüşümünü tamamlayan bir rakibinin aynı sürede menzilini çok daha ileriye taşıyabilmekte olduğuna vurgu yaptı. Şenyurt, “Bu durum, sadece verimlilik farkı değil aynı zamanda oyunun dışında kalma riskini de beraberinde getirmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın vizyonu, KOSGEB’in hibe ve teşvik gücü, TÜBİTAK’ın ise teknik rehberliği sayesinde işletmelerimizin bu değişim yolculuğunda devletimizin desteğini her an hissetmesi bizler için çok kıymetlidir. Değerli kurumlarımıza şehrimizin dijital geleceğine sundukları bu güçlü katkı için şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu. “KOBİ’lerin dijitalleşmesini hızlandırmayı hedefliyoruz” Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ise “KOBİ’ler İçin Dijitalleşme Fırsatları” toplantılarının ilkini Mersin’de düzenlediklerini, ikincisi için ise Bursa’da bulunduklarını ifade etti. Pazarların daraldığı ve ekonomik türbülansların yaşandığı bir dönemde işletmelerin dayanıklılığını artıracak çözümler üzerinde çalıştıklarını dile getiren İbrahimcioğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri programının başlatıldığını hatırlatarak, söz konusu merkezlerin firmalara dijitalleşme süreçlerinde mentorluk sağlamak, finansal araçlara erişimi kolaylaştırmak ve dijital odaklı projelerin entegrasyonunu desteklemek amacıyla akredite edildiğini belirtti. KOSGEB’den Bursalı firmalara 1,8 milyar tl finansman desteği Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, tüm bu çalışmaların destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek hem TÜBİTAK hem de KOSGEB tarafından çeşitli destek programlarının devreye alındığını söyledi. KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, “Dijital dönüşüme yönelik Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla 300 milyon Euro’luk bir kaynak oluşturduk. Türkiye İş Bankası, Yapı Kredi ve TEB gibi bankalarla yaptığımız anlaşmalar sayesinde uygun koşullu kredilere erişimi başlattık. Ancak üzülerek söylemek isterim ki bu kaynağın yalnızca 37 milyon TL’lik kısmı Bursa’da kullanılmış durumda.” dedi. KOSGEB desteklerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını belirten İbrahimcioğlu, Bursa’da 2023 yılında 117 milyon TL olan desteklerin 2025 yılında 1,8 milyar TL’ye ulaştığını, iki yılda yaklaşık 20 kat artış sağlandığını söyledi. Bu artışın kapasite geliştirme ve diğer destek programlarını da kapsadığını belirten İbrahimcioğlu, “Buna rağmen dijital dönüşüm programlarının toplam kullanılan destekler içindeki payı Bursa’da yalnızca 37 milyon TL seviyesinde kalmış durumda. Bu oranın mutlaka artırılması gerekiyor.” diye konuştu. “Yüzde 40 olan faizin yarısını biz karşılıyoruz” KOBİ’lerin bu süreçte kritik öneme sahip olduğunu, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde sunulan bu kredilerin büyük bir fırsat sunduğunu söyleyen İbrahimcioğlu şöyle devam etti: “Program kapsamında faiz oranı 40,5. Bunun 20 puanını KOSGEB olarak biz karşılıyoruz. 36 ay vade imkânı sunuyoruz ve kredinin yüzde 80’ine Kredi Garanti Fonu aracılığıyla kefalet sağlıyoruz. Açıkçası mevcut ekonomik ortamda bu en mühim finansman araçlarından biri. Türkiye’nin dijitalleşmede geri kalma lüksü yok. Küresel rakiplerimiz yatırımlarını yavaşlatmadan sürdürüyor. Bu nedenle biz de elimizdeki kaynakları etkin şekilde kullanmak zorundayız.” “Bursa dijital dönüşümde stratejik konumda” Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip, Bursa’nın üretimdeki gücü ve ihracattaki belirleyiciliğiyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezleri arasında olduğunu belirterek, “Bursa, dijitalleşme politikalarımızın doğal odak noktalarından biridir.” dedi. Avrupa Birliği ile yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında Bursa’ya önemli bir yatırım kazandırdıklarını ifade eden Hatip, “Yaklaşık 6,2 milyon Euro bütçeyle kompozit malzeme ve teknik tekstil prototip üretim uygulama merkezini 2024 yılında Bursa’ya kazandırdık. Bu yatırım, yüksek teknolojili üretime geçişte güçlü bir enstrüman niteliği taşımaktadır. Böylece Bursa’nın köklü tekstil birikimini daha ileri teknoloji seviyesine taşıyacak önemli bir değer oluşturduk.” diye konuştu. “Dijital dönüşümün merkezinde yer almakta kararlıyız” Dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm olmadığını vurgulayan Hatip, “Dijitalleşme artık tüm süreçleri yeniden tanımlayan bir rekabet alanıdır. Yapay zeka, yüksek performanslı hesaplama, siber güvenlik, yarı iletken teknolojileri ve veri odaklı uygulamalar; ülkelerin kalkınma hızını ve rekabet gücünü belirleyen temel alanlar haline gelmiştir. Türkiye olarak bu dönüşümün dışında değil, tam merkezinde yer almakta kararlıyız.” ifadelerini kullandı. Bu vizyonun 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde de ortaya konulduğuna işaret eden Hatip, “İmalat sanayinde robot kullanımını 8 kat artırarak 200 bine çıkarmayı ve yüksek teknolojili ürün ihracatını 30 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyoruz. Destek programlarımızı birbirini tamamlayan bir yapı içinde kurguluyor, daha fazla işletmenin ve araştırmacı girişimcinin bu dönüşümden faydalanmasını amaçlıyoruz.” dedi. Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Aydın Bakoğlu, KOSGEB Bursa Batı Müdürü Erkan Güngör, BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, TSE Bursa Bölge Koordinatörü Mehmet Hüsrev, İMSİAD Başkanı Şeref Demir ve iş dünyası temsilcilerinin de katıldığı toplantı açılış konuşmalarının ardından yapılan sunumlarla sona erdi.

Borç yapılandırmada son 1 ay Haber

Borç yapılandırmada son 1 ay

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) aldığı bir karar ile bankalara olan kart ve kredi borçlarının yeniden yapılandırılmasının önünü açmıştı. Yapılandırma başvuru için de 3 aylık bir süre verildi. 29 Ocak'ta alınan bu karar sonrası son başvuru ise 29 Nisan'da son erecek. Borçtan kurtulmak isteyenler için 1 aylık bir süre kalmış durumda. Peki bu yapılandırma nasıl yapılacak. BDDK'nın kararına göre işte yapılandırmanın detayları... Kimler yapılandırmadan yararlanabilecek? Son ödeme tarihinde dönem borcu kısmen ya da tamamen ödenmemiş bireysel kredi kartları ile 29 Ocak 2026'dan önce kullandırılmış ve bu tarih itibarıyla anapara ve/ veya faiz ödemeleri otuz günden fazla gecikmiş ihtiyaç kredilerinin (kredili mevduat hesapları dahil) sahipleri olan vatandaşlar yapılandırmadan yararlanacak. Yapılandırma şartları nasıl belirlendi? Yapılandırma için vade seçenekleri 48 aya kadar çıkartıldı. Resmi Gazete'de yayınlanan yönetmeliğe göre de uygulanacak akdi faiz oranı, ilan edilen aylık referans oranını aşamayacak. Bu da yüzde 3.11 olarak belirlendi. Daha kısa vade seçilebilecek mi? Sabh'tan Faruk Erdem'in haberine göre, BDDK yapılandırma vadesi olarak 'en fazla 48 ay' sınırı belirledi. Tüketiciler isterlerse daha kısa vadelerde borçlarını bitirebilecek. Böylece daha az faiz ile kısa sürede borçlarından kurtulabilecek. Her tüketici ödeme imkanına göre vade belirleyebilecek. Bankalar hangi işlemleri yapacak? Şartları taşıyan vatandaşlar, borçlu oldukları bankalara müracaat edecekler. Banka kendiliğinden işlem yapmayacak. Başvuru gerekiyor. Bankalar borçlunun istediği vade seçeneğine göre belirlenen faiz oranını uygulayarak borcu taksitlendirecek. Sonra da ödemeler başlayacak. İlk taksit ödendikten sonra vatandaşın kredi riski de kalkmış olacak. Kredi kartında yapılandırılan aylık taksit tutarı, ilgili ayın asgari ödeme tutarına eklenecek. Kredi kartı yeniden yapılandırma borcunun yüzde 50'si ödeninceye kadar ilgili bankaca kart hamiline tahsis edilen kredi kartlarının limiti artırılmayacak. Kredi kartı tekrar kullanılabilecek mi? Yapılandırmadaki kredi kartı limiti olduğu sürece kullanılabilecek. Yeniden yapılandırma tutarının kredi kartı limitini aşması halinde, yapılandırma tutarının kart limitini aşan kısmı, limit aşımı olarak değerlendirilmeyecek. Başvuru süresi ne zaman bitecek? Yapılandırma başvuruları, bankalar üzerinden gerçekleşecek. Yapılandırma için 3 ay içinde başvurmak gerekiyor. Karar tarihi 29 Ocak 2026. Buna göre borçlu vatandaşlar 29 Nisan'a kadar bankalarına başvurabilecek. Bu yüzden tüketiciler için sadece 1 aylık süre kaldı. En az faiz ödeme hangi vadede olacak? Borçlar 48 aya kadar taksitle yapılandırılabiliyor. Ödeme gücü hangi taksite yetiyorsa o vadeyi seçmek daha doğru. Ancak hesaplamalar kısa vadeli yapılandırmanın avantajlı olduğunu gösteriyor. Böylece daha kısa sürede daha az ödeme yaparak borç kapatılabilecek. Vade kısaldıkça ödenecek faiz miktarı da azalıyor. Bu yüzden bütçeler zorlanarak kısa vade seçilmesi tüketicinin avantajına olacak.

Konut kredi faizleri 28 ayın en düşüğünde Haber

Konut kredi faizleri 28 ayın en düşüğünde

Dezenflasyon programı ve Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinin etkisiyle konut kredisi faizleri 28 ayın en düşük seviyesine geriledi. 12 Aralık haftasında ortalama faiz oranı yüzde 37,63 olarak kaydedilirken, aylık faiz oranı da yüzde 2,5'in altına kadar indi. Ekonomi yönetimi tarafından uygulanan dezenflasyon programının çıktıları verilere yansırken, Haziran 2024'te yüzde 71,6'ya yükselen enflasyon kasımda yüzde 31,1'e kadar düştü. Bu gerilemeye paralel olarak politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını kademeli bir şekilde aşağı çeken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son olarak 150 baz puan düşürerek yüzde 38'e indirdi. TCMB tarafından yapılan indirimler bankalarca sunulan konut kredilerinin faiz oranlarına da yansıdı. Merkez Bankası verilerine göre, bankalarca açılan konut kredilerinde uygulanan ortalama faiz oranı 12 Aralık haftasında yüzde 37,63'e düşerken, bu rakam 28 ayın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Bundan önceki düşük rakam 1 Eylül 2023'te yüzde 35,69 şeklindeydi. En yüksek oran ise 5 Nisan 2024 haftasında yüzde 45,14 olmuştu. Aylık faiz oranı yüzde 2,5'in altına geriledi Geçen yıl ortalarında bankalarda en düşük konut kredisi faiz oranı yüzde 3,05 iken, bu rakam yüzde 2,49'a kadar geriledi. Böylece 10 yıl vadeli 1 milyon liralık kredi için aylık ödenen rakam 31 bin 352 liradan 26 bin 273 liraya düşmüş oldu. Toplam ödenen tutar ise 609 bin lira düşüşle 3 milyon 153 bin liraya geriledi. "Bankalar konut kredisi hacmini kontrollü biçimde yeniden açmak istiyor" İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bankalarca açılan konut kredilerinde uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranının 5 Nisan 2024'ten bu yana yaklaşık 7,5 puan geri çekildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu gerilemenin arkasında birkaç dinamik var. İlki, bankaların konut kredisi hacmini kontrollü biçimde yeniden açma isteği. 2023 sonbaharından itibaren konut kredisi neredeyse 'vitrin ürününe' dönüşmüştü. Fiyat vardı, müşteri yoktu. Talep sert biçimde baskılanmıştı. İkinci unsur ise politika faizinin zirveye yaklaşmasıyla ileriye dönük beklentilerin yumuşaması. Bankalar kredi fiyatlarken sadece bugünkü politika faizine bakmaz. Önümüzdeki 12-24 aya ilişkin faiz patikasını da fiyatlar. Burada 'daha yukarısı zor' algısı oluştuğu anlaşılıyor." Hepşen, bu oranın herkese açılan bir faiz seviyesi olmadığını kaydederek, düşük riskli ve yüksek peşinatı bulunan müşterilerin bundan daha çok faydalandığını söyledi. "Oranlar hala yüksek" Prof. Dr. Hepşen, bu oranın hala yüksek olduğunu belirterek, söz konusu düşüşün geniş tabanlı bir talep patlaması oluşturmayacağını, kısmi bir nefes alma sağladığını anlattı. Faizlerin zirve yaptığı dönemde bankaların "Konut kredisi veriyorsam, ya gerçekten çok kazanırım ya da hiç vermem" mantığıyla yaklaştığını dile getiren Hepşen, "Bugün ise yaklaşım biraz değişmiş görünüyor. Kredi musluğu açılmıyor ama kilit de tamamen kapalı değil. Faizdeki düşüş bu strateji değişiminin işareti." dedi. Hepşen, mevcut oranlarla kredili alıcının kesin geri döndüğünün söylenemeyeceğini kaydederek, "Ancak krediyi tekrar hesaba katan bir alıcı profili oluşuyor. 'Hiç mümkün değil' noktasından, 'küçük bir krediyle' noktasına geçiliyor. Bu bile piyasa psikolojisi açısından önemli diye düşünüyorum." diye konuştu. "Satışlara ciddi etki yapacak oran yüzde 1 seviyesi" Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Genel Başkanı Hakan Akdoğan da kredilerdeki gerilemenin ipotekli satışlara yansımaya başladığını belirterek, "2025'in 11 ayında ipotekli satışlar yüzde 53,5 artmasına rağmen kredili satışların toplamdan aldığı pay hala istenilen seviyede değil. Şu anda yüzde 13,3 seviyesinde ancak yüzde 30'larda olması gerekiyor. Bunun sebebi kredi oranlarının halen istenilen seviyelere gelmemesi." dedi. Yüksek kira ödemek istemeyenlerin mevcut oranlara rağmen kredi kullanarak ev sahibi olma yolunu seçtiğini dile getiren Akdoğan, "Şu anda oranlar hala yüzde 2,5 ve üzerinde. Ancak tüketicilerin beklentisi ve satışlara ciddi etki yapacak oran yüzde 1 seviyesi. Sosyal konut kampanyasına başvuranların sayısı, milyonlarca kişinin konuta talebinin olduğunu gösteriyor. Bu nedenle krediler daha hızlı düşmeli ve daha aşağılara gelmeli." şeklinde konuştu.

Bankalar kredi faizlerini indirmeyecek mi? Haber

Bankalar kredi faizlerini indirmeyecek mi?

Özellikle ticari kredilerde, sa­nayicilerin kaynak kullanım maliyetini belirgin şekilde düşürecek boyutta bir düşüş henüz görülmüyor. Haziran 2023’te iş başına gelen yeni ekonomi yöneti­minin ilk adım olarak 23 Ha­ziran’da politika faizini yüz­de 8,5’ten yüzde 15’e çıkarma­sı ile fiilen başlayan parasal sıkılaştırma döneminde söz konusu faiz kademeli artış­larla faiz Mart 2024’te yüzde 50’ye kadar çıkarılarak Ara­lık 2025’e kadar bu düzeyde tutulmuş; ekonomide yavaş­lama işaretleri ve sanayi ve diğer sektörlerden gelen ta­lepler doğrultusunda Merkez Bankası aylar sonra yeniden faiz indi­rimine geçmişti. 27 Aralık 2024’te 250 baz pu­anla baş­lanan in­dirim süreci 19 Mart’ta baş­layan siyasilere yönelik yargı süreci ve nisan ba­şında ABD’nin açıkladığı ra­kip ülkelere fahiş oranlar içe­ren sürpriz yeni gümrük ta­rifesinin yol açtığı belirsizlik ve türbülans üzerine kesinti­ye uğramış, Merkez Bankası yeniden artırıma gitmek zo­runda kalmıştı. Küresel ve ulusal ekonomide belirsizlik bulutlarının kısmen dağılma­sı üzerine indirimlere kaldı­ğı yerden devam eden Mer­kez Bankası, nisanda yüzde 46’ya çıkardığı politika faizi­ni 25 Temmuz’da yüzde 43’e ve en son 11 Eylül toplantısın­da yüzde 40,5’e kadar indir­di. Böylece, tepe nokta olan 27 Aralık 2025’e göre toplam in­dirim 950 baz puanı (9,5 pu­an) buldu. Bu dönemde bankaların kredi faizleri politika faizine paralel bir şeyi izlemekle bir­likte, düşüşlerin daha sınır­lı olması nedeniyle aradaki marj varlığını korudu. Ticarideki düşüş 4,2 puan Böylece Merkez Banka­sı’nın dokuz aylık indirim sürecinde gelinen noktada, Merkez Bankası’nın açık pi­yasa işlemleriyle bankacılık sektörünü yıllık yüzde 40,5’le fonluyor. Buna karşılık, sana­yi başta olmak üzere ekono­minin üretim ayağına açılan ticari kredilerin yıllık orta­lama faizi ise Merkez Banka­sı’nın haftalık verilerine gö­re 12 Eylül itibarıyla yüzde 55,46 düzeyinde bulunuyor. Bu oran sektördeki bankala­rın uyguladığı faizlerin orta­lamasını gösteriyor, bunun altında ve üstünde faizle kre­di kullandıran bankalar bu­lunuyor. Yapılan indirimlerle poli­tika faizi 27 Aralık 2024’te­ki düzeyinin 9,5 puan altına inerken, o tarihte yüzde 59,63 düzeyinde bulunan ortalama ticari kredi faizinde 12 Ey­lül’e kadar olan yaklaşık do­kuz aylık dönemdeki toplam düşüşün 4,17 puan olduğu gö­rülüyor. Ortalama ticari kredi faizi bu yıl özellikle martın ikinci yarısından itibaren yüksele­rek yüzde 60’ı geçmiş, nisan sonunda yüzde 62,63 olmuş, politika faizindeki indirim paralelinde temmuz sonunda yüzde 58,71’e, ağustos sonun­da yüzde 53,85’e kadar inmiş­ti. Ortalama ticari kredi faizi­nin 5 Eylül haftasında yüzde 57,26’ya yükseldiği, Merkez Bankası’nın 11 Eylül indiri­minin ertesinde yüzde 55 do­layına gerilediği görüldü. Düşüşler devam edecek mi? Dezenf­lasyon sürecini destekle­mek için politika faizini kade­meli olarak dü­şürmeye devam eden Merkez Bankası, son indirim kararında, enflasyon hedefi doğrultusun­da veri odaklı bir yaklaşımın benimsendiği, ancak sıkı para politikası duruşunu koruduğu­nu vurgulamıştı. Naki Bakır'ın haberine göre, Merkez Bankası Para Politika­sı Kurulu’nun (PPK) yılın kalan döneminde 23 Ekim ve 11 Aralık olmak üzere iki toplantı daha yapacak. Gelecek toplantılar­da yeni indirimler beklenmek­le birlikte, enflasyon ana eğili­mi ve beklentileri be­lirleyici olacak. Bankacılık sektöründe ise Mer­kez Bankası indirimleri mevdu­at faizlerine görece daha fazla yansırken, kredi faizlerinde ise yansıma sınırlı kalıyor. Ekono­mi çevrelerinde ekimdeki PPK toplantısında yeni faiz indirimi gelirse, kredi faizlerinde 0,2- 0,5 puanlık daha düşüş beklen­tisi ağırlıkta. Ancak dezenflasyonun sey­riyle bağlantılı faiz politikasın­da, sanayici ve diğer kesim­lerin finansman maliyetlerini makul düzeylere faiz düzeyi için yıllık enflasyonun yüzde 23 dolayına gerilemesi gerek­tiği ifade ediliyor. İhtiyaç kredisi ortalama faizi yüzde 64,9 Tüketici kredileri cephesine bakıldığında, 27 Aralık’tan bu yana en 5,23 puanla fazla düşüşün, en yaygın segment olan ihtiyaç kredilerinin faizinde olduğu görülüyor. Ancak sektör ortalamasında ihtiyaç kredisi yıllık basit faizi 12 Eylül itibarıyla yüzde 64,85’le hem diğer krediler hem de bankaların Merkez Bankası’ndan borçlanma maliyetinin çok üzerinde bulunuyor. Anılan tarihte yüzde 70,08 olan ihtiyaç kredisi ortalama faizi, politika faizi paralelinde 19 Mart öncesinde yüzde 62’ye kadar indikten sonra patlak veren belirsizlikte yükselerek mart sonunda yüzde 72,45 olmuş, nisan sonunda yüzde 73’ü aşmıştı. Yine politika faizi paralelinde temmuz sonunda yüzde 65,17’ye gerileyen söz konusu faizde Merkez Bankası’nın son indirimi sonrası düşüş ise sınırlı kaldı. Tüketici kredilerinden konut kredisinin 27 Aralık’ta yüzde 40,87 olan sektör ortalaması yıllık basit faizi ise politika faizine paralel iniş çıkışlar sonrası 12 Eylül itibarıyla yüzde 39,15 düzeyinde oluştu. Buna göre konut kredi faizlerinde bu dönemde 1,72 puanlık bir düşüş yaşandı. Ancak konut kredisi faizinde kamu bankalarının uyguladığı düşük oranlar ortalamayı aşağı çekiyor. Aynı dönemde taşıt kredilerinin ortalama yıllık basit faizinin ise 3,1 puan artarak yüzde 38,9’dan yüzde 42’ye yükselmesi dikkati çekti. Bankaların faiz düşürmede çekinceleri Merkez Bankası’nın toplam 950 baz puanlık indirimine rağmen kredi faizlerinde indirim konusunda daha ketum davranan bankalar maliyetlerini (mevduat fonlama, risk primi vb.) gerekçe göstererek oranları yüksek tutma eğiliminde. Bu durum, reel sektörde finansman baskısı yaratmaya devam ediyor, yatırımlar erteleniyor. Sanayicilerden “Bu faizlerle üretim mümkün değil” şeklinde tepkiler gelmeye devam ediyor. Bankaların temkinli davranmasında, enflasyon beklentilerine göre belirlenmiş kredi büyüme sınırlamalarının da etkisi bulunuyor. Ancak kredilerdeki büyümenin kısıtlanmasının arzı baskılayıp enflasyonu tetikleme olasılığı da bulunuyor. Yüksek kredi faizleri sanayiciler için ise yüksek üretim maliyeti anlamına geliyor. Özellikle KOBİ kredilerinde faiz indirim talepleri artıyor. Alternatif olarak, 1,5 milyondan 2,5 milyona çıkarılan esnaf limitleri gibi devlet destekleri bu konuda kısmen rahatlama yaratıyor.

Fed'in önceliği enflasyonla mücadele Haber

Fed'in önceliği enflasyonla mücadele

Fed, Federal Açık Piyasa Komitesinin 29-30 Temmuz'da yapılan toplantısına ilişkin tutanakları yayımladı. Politika faizinin beklentiler doğrultusunda yüzde 4,25-4,50 aralığında sabit tutulduğu son toplantının tutanakları, Fed yetkililerinin tarife etkilerinin verilerde daha belirgin hale geldiğini düşündüğünü gösterdi. Tutanaklarda, birkaç yetkilinin, tarife etkilerinin enflasyonun temel eğilimini gizlediğini ve tarife etkileri bir kenara bırakıldığında enflasyonun hedefe yakın olduğunu belirttiği ifade edildi. Yetkililerin genel olarak enflasyonun yakın vadede artmasını beklediği bilgisi verilen tutanaklarda, yetkililerin bu yılki gümrük vergisi artışının etkilerinin zamanlaması, büyüklüğü ve kalıcılığı konusunda önemli belirsizliklerin devam ettiğini değerlendirdiği belirtildi. Tutanaklarda, gümrük vergisi maliyetlerinin ağırlıklı olarak yerli işletmeler ve tüketiciler tarafından karşılandığına işaret edildi. Fed yetkililerinin, işsizlik oranının düşük seviyelerde seyrettiğini aktardığı belirtilen tutanaklarda, istihdamın maksimum istihdam tahminlerine yakın veya bu seviyelerde olduğunun kaydedildiği ifade edildi. Ekonomik belirsizlik yüksek Tutanaklarda, yetkililerin ekonomik görünümle ilgili belirsizliğin yüksek seviyede kaldığına karar verdiği, ancak bazı yetkililerin maliye politikası, göç politikası veya gümrük vergisi politikasıyla ilgili belirsizliğin bir miktar azaldığını belirttiği aktarıldı. Enflasyon ve istihdam hedeflerine ilişkin risklere işaret edilen tutanaklarda, "Yetkililerin çoğu, enflasyona yönelik yukarı yönlü riskin istihdama yönelik aşağı yönlü riskten daha büyük olduğunu değerlendirdi." ifadesi kullanıldı. Tutanaklarda, birkaç yetkilinin enflasyon ve istihdam risklerinin neredeyse dengede olduğunu, birkaç yetkilinin ise istihdama yönelik aşağı yönlü riskin daha belirgin olduğunu düşündüğü belirtildi. Veriler, faiz oranının belirlenmesine yardımcı olacak Tutanaklarda, bazı yetkililerin, gelecek aylarda verilerden çok şey öğrenilebileceğini aktardığı, bunun risk dengesi ve faiz oranının uygun şekilde belirlenmesi konusundaki değerlendirmelerine yardımcı olacağını vurguladığı kaydedildi. Tutanaklarda, "Bazı yetkililer, para politikası duruşunu ayarlamadan önce gümrük vergilerinin enflasyon üzerindeki etkilerinin tamamen netleşmesini beklemenin mümkün veya uygun olmayacağını belirtti." bilgisi verildi. Geçen ayki para politikası toplantısında, Fed'in Denetimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bowman ile Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, iş gücü piyasasına dair artan endişeleri nedeniyle faiz indirimi yönünde oy kullanmıştı. Fed'in gelecek toplantısı 16-17 Eylül'de yapılacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.