SON DAKİKA
Hava Durumu

#Enerji Verimliliği

Ekometre - Enerji Verimliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Verimliliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Edge AI ile yapay zeka sahanın merkezine taşınıyor Haber

Edge AI ile yapay zeka sahanın merkezine taşınıyor

Son yıllarda bulut bilişim, Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeler, kritik sektörlerde dijital dönüşümü hızlandırmaya devam ediyor. Özellikle üretim, enerji, kamu hizmetleri ile ulaşım ve lojistik gibi alanlarda faaliyet gösteren kuruluşlar, yapay zekayı operasyonel süreçlerine entegre ederek verimliliklerini arttırmayı ve daha hızlı karar almayı hedefliyor. Ancak saha operasyonlarında internet bağlantısının her zaman mümkün olmaması, bulut tabanlı yapay zeka çözümlerinin kullanımını sınırlandırabiliyor. “Yapay zeka, küresel ekonomiye yaklaşık 15,7 trilyon dolarlık katkı sağlayacak” Edge AI teknolojisinin bu soruna çözüm sunduğunun altını çizen Getac Teknoloji Şirketi Başkan Yardımcısı Jerry Huang, yapay zeka yeteneklerini doğrudan sahaya taşıyan yeni nesil dayanıklı cihazların kritik sektörlerde önemli bir dönüşüm başlattığını belirtiyor. Son 20 yılda yaşanan teknolojik gelişmeleri değerlendiren Huang, sözlerine şöyle devam ediyor: "20 yıllık süreçte üretim, enerji, kamu hizmetleri ile ulaşım ve lojistik gibi kritik sektörlerde iş yapış biçimlerini köklü şekilde değiştirdi. Bulut bilişim, ölçeklenebilir BT altyapıları ve merkezi veri yönetimi gibi önemli avantajlar sunarken, IoT teknolojileri de gerçek zamanlı izleme, öngörüye dayalı bakım ve otomatik iş akışlarını mümkün hale getirdi. Bugün ise yapay zeka, dijital dönüşümün yeni aşamasını temsil ediyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre yapay zeka, 2030 yılına kadar küresel gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) %14’e kadar katkı sağlayacak ve yaklaşık 15,7 trilyon dolarlık ekonomik değer yaratacak. Bu potansiyel, işletmelerin yapay zekayı operasyonlarına entegre etme konusunda neden bu kadar hızlı hareket ettiğini açıkça ortaya koyuyor." Bağlantı bağımlılığı yapay zekanın yaygınlaşmasını sınırlandırıyor Bulut tabanlı yapay zeka modellerinin güçlü internet bağlantısına ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Huang, bunun özellikle saha ekipleri açısından önemli bir kısıt oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: "Uzak tesislerde çalışan bakım mühendisleri, endüstriyel sahalardaki teknisyenler veya zorlu koşullarda görev yapan lojistik ekipleri, ihtiyaç duydukları anda bulut tabanlı yapay zeka araçlarına sürekli erişemeyebiliyor. Bağlantının olmadığı durumlarda ise çalışanlar, kendilerine destek olmak amacıyla geliştirilen teknolojilerden yararlanamama riskiyle karşı karşıya kalıyor." Edge AI ile yapay zeka doğrudan cihaz üzerinde çalışıyor Edge AI yaklaşımının yapay zekayı kullanıcıya yaklaştırdığını belirten Huang, dayanıklı Copilot+ PC'lerin bu dönüşümde önemli rol üstlendiğini söyledi. Huang, "Tamamen bulut işlemeye bağımlı kalmak yerine Edge AI, güçlü yapay zeka uygulamalarının doğrudan cihaz üzerinde çalışmasını mümkün kılıyor. Bu sayede daha hızlı yanıt süreleri, daha yüksek operasyonel bağımsızlık ve bağlantının sınırlı olduğu ortamlarda dahi güvenilir bir kullanıcı deneyimi sunuyor. Özel Nöral İşlem Birimleri (NPU) ise yapay zeka iş yüklerini doğrudan cihaz üzerinde işleyerek performans, enerji verimliliği ve veri gizliliği açısından önemli avantajlar sağlıyor” açıklamasında bulundu. Saha ekiplerinin çalışma biçimi değişiyor Edge AI teknolojisinin yalnızca teknik bir gelişme olmadığını ifade eden Jerry Huang, bunun saha operasyonlarını doğrudan dönüştürdüğünün altını çizerek şunları söyledi: "Uzak bir trafo merkezinde çalışan saha mühendisi, artık yüzlerce sayfalık teknik dokümanı manuel olarak incelemek yerine yaşadığı sorunu doğal bir dille ifade ederek yapay zekadan saniyeler içinde doğru yönlendirmeleri alabiliyor. Bu yaklaşım yalnızca zamandan tasarruf sağlamıyor; aynı zamanda doğruluğu arttırıyor, duruş sürelerini azaltıyor ve uzmanların bilgi aramak yerine sorun çözmeye odaklanmasına imkan tanıyor." Veri güvenliği ve operasyonel bağımsızlık öne çıkıyor Edge AI çözümlerinin veri güvenliği açısından da önemli avantajlar sunduğunu belirten Huang, verilerin doğrudan cihaz üzerinde işlenmesinin hem güvenliği arttırdığını hem de internet bağlantısına olan bağımlılığı azalttığını ifade etti. Huang, "Yapay zekanın geleceği yalnızca daha güçlü modeller geliştirmekten ibaret olmayacak. Asıl önemli olan, bu teknolojileri onlara en çok ihtiyaç duyan insanların erişimine sunabilmek. Dayanıklı Edge AI çözümleri, yapay zekayı gerçek çalışma ortamlarının gerektirdiği güvenilirlik ve mobiliteyle buluşturarak saha ekiplerinin bulundukları her yerde yapay zeka desteğinden yararlanmasını sağlıyor” açıklamasında bulundu.

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı Haber

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı

"Üretim Takvimine Uygun Destek Şart"EZZİB'in düzenlediği finansman toplantısında sektörün krediye erişim sorunları masaya yatırıldı. İhracatçılar, reeskont kredilerinde mevsimsel limit artışı, döviz dönüşüm desteğinde kademeli teşvik ve yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için pozitif ayrımcılık talep etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerinin katıldığı toplantıda, mevcut finansman destekleri anlatılırken sektörün talepleri de doğrudan ilgili kurumlara iletildi. Ege İhracatçı Birlikleri hizmet binasında gerçekleştirilen toplantıda konuşan EZZİB Başkanı M. Emre Uygun, zeytin ve zeytinyağı sektörünün tamamen yerli girdilerle üretim yaptığını belirterek, finansman politikalarının sektörün üretim takvimine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. "Ham madde alım döneminde finansman ihtiyacı zirveye çıkıyor" Sektörün en yoğun finansman ihtiyacının eylül-ocak döneminde yaşandığını ifade eden Uygun, üreticilere peşin ve Türk lirası üzerinden ödeme yapıldığını hatırlattı. Bu nedenle özellikle ham madde alım sezonunda reeskont kredi limitlerinin artırılması ve kredi tahsis süreçlerinin hızlandırılmasının sektörün rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağını dile getirdi. Döviz dönüşüm desteğinde yeni model önerisi Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de ihracat gelirlerinin Türk lirasına dönüştürülmesini teşvik eden döviz dönüşüm desteği oldu. EZZİB, mevcut destek sisteminin geliştirilmesini isteyerek, yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için destek oranının yüzde 7'ye çıkarılmasını önerdi. Başkan Uygun ayrıca, ihracat gelirinin daha büyük bölümünü Türk lirasına çeviren firmalara daha yüksek destek verilmesini sağlayacak kademeli teşvik modeli önerisinde bulundu. Bu modelin hem Merkez Bankası rezervlerine katkıyı artıracağını hem de ihracatçıyı daha fazla döviz bozdurmaya teşvik edeceğini ifade etti. TCMB: Katma değeri esas alan model üzerinde çalışılıyor TCMB Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Mert Angılı, sektör bazlı farklı destek oranlarının uygulanmasının kamu politikaları açısından çeşitli zorluklar içerdiğini söyledi. Bununla birlikte, katma değer ve verimliliği esas alan daha adil bir destek mekanizması üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirtti. Reeskont kredilerinde yeni limitler açıklandı Toplantıda ihracatçılarla reeskont kredilerine ilişkin güncel bilgiler de paylaşıldı. Buna göre; Günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL'ye çıkarıldı.Firma başına günlük kullanım limiti 60 milyon TL olarak uygulanıyor.KOBİ dışındaki firmalar için toplam üst limit en az 2,5 milyar TL seviyesinde bulunuyor.Reeskont kredilerinde uygulanan yüzde 19,32 faiz oranının mevcut piyasa koşullarına göre avantajlı olduğu ifade edildi. Ayrıca Türk lirası reeskont kredisi kullanan firmalara yönelik döviz alım kısıtlamalarında da belirli esneklikler sağlandığı aktarıldı. Eximbank'tan yeni sigorta ve teminat modeli Toplantıda Türk Eximbank yetkilileri de ihracatçılara yönelik yeni uygulamaları paylaştı. Buna göre; Yurt dışı iştirakler,Depolar,Üçüncü ülkeler üzerinden yapılan transit ticaret işlemleri, belirli şartlar altında alacak sigortası kapsamına alınabilecek. Ayrıca sigortalı alacakların doğrudan kredi teminatı olarak kullanılmasına imkân sağlayacak yeni sistem üzerinde çalışıldığı açıklandı. Bu uygulamanın devreye girmesiyle ihracatçıların teminat mektubu maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor. Yeşil yatırımlara 8,5 yıla varan finansman Toplantıda Dünya Bankası kaynaklı Yeşil İhracat Kredisi hakkında da bilgi verildi. Programa göre gıda ile zeytin ve zeytinyağı sektörü de; güneş enerjisi,rüzgâr enerjisi,elektrikli araç,elektrikli forklift,enerji verimliliği,su tasarrufu yatırımları için 8,5 yıla varan vadelerle finansman kullanabilecek. Kasım 2023 sonrasında gerçekleştirilen uygun yatırımlar için geriye dönük finansman imkânı da bulunduğu belirtildi. Sektörün beklentisi: Finansmanda pozitif ayrışma Toplantının sonunda ihracatçılar, finansmana erişimde yaşadıkları sorunları TCMB, Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerine doğrudan iletti. Sektör temsilcileri, tamamen yerli üretim yapan zeytin ve zeytinyağı sektörünün ihracattaki stratejik konumu dikkate alınarak finansman politikalarında mevsimsellik, üretim takvimi ve katma değer odaklı yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Sanayici karbon sertifikası sürecine hazır mı? Haber

Sanayici karbon sertifikası sürecine hazır mı?

Şimdi ise gözler Şubat 2027'de başlayacak karbon sertifikası satışlarına çevrildi. Isıtma sektörünün öncü sanayi kuruluşlarından Çukurova Isı, sanayicilerin karbon maliyetlerinden etkilenmemek için bugünden enerji tüketimi yoğun sistemleri gözden geçirmeleri ve verimlilik yatırımlarını hızlandırmaları gerektiğine dikkat çekti. Avrupa Birliği'nin iklim politikaları kapsamında uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 2026 yılıyla birlikte mali yükümlülük dönemine geçmişti. Bu yeni dönemde, AB pazarına ihracat yapan şirketler, ürünlerinin karbon emisyonlarını raporlamakla kalmayıp bu emisyonlar için mali sorumluluk da üstlenmeye başladı. Sanayiciler şimdi de mekanizmanın en kritik aşamalarından biri olan karbon sertifikası sürecine hazırlanıyor. Sertifika uygulaması Şubat 2027’de başlayacak Şubat 2027’de başlayacak sertifika uygulamasıyla birlikte demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde faaliyet gösteren AB ithalatçıları, SKDM yükümlülükleri kapsamında 2026 ve 2027 yılı ithalatlarına ilişkin sertifika satın alacak. SKDM sertifikalarının fiyatı ise Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi'nde (AB ETS) oluşan karbon fiyatlarına göre belirlenecek. 2026 yılı ithalatları için sertifika bedeli, 2026 yılı boyunca oluşan karbon fiyatlarının çeyrek dönem ortalaması esas alınarak hesaplanacak. 2027 ve sonraki yıllarda ise sertifika fiyatı, satışın yapıldığı haftadan önceki haftada Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nin (AB ETS) karbon fiyatına göre belirlenecek. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman Ünlü, şunları söyledi: "Karbon emisyonu artık ticaretin önemli maliyet kalemlerinden biri" “SKDM, artık yalnızca çevresel bir düzenleme değil, ihracat yapan sanayiciler açısından doğrudan maliyet oluşturan bir mekanizma haline geldi. Şimdi ise karbon sertifikası süreci devreye giriyor. Sertifika satın alma uygulamasıyla birlikte karbon emisyonları doğrudan ticari maliyete dönüşecek. Dolayısıyla sanayicilerin yalnızca emisyonlarını hesaplamaları değil, bu emisyonları azaltacak yatırımları da hızla hayata geçirmeleri gerekiyor. Düşük karbonlu üretim yapan işletmeler hem daha düşük karbon maliyetleriyle karşılaşacak hem de Avrupa pazarındaki rekabet gücünü artıracak." dedi. Sanayiciler enerji tüketen sistemleri gözden geçirmeli “SKDM kapsamında ürünlerin karbon emisyonları, gerçek üretim verileriyle birlikte hesaplanıyor. Bu nedenle üretim süreçlerinde enerji tüketimini azaltacak yatırımlar oldukça önemli” diyen Osman Ünlü, şu değerlendirmede bulundu: Sertifika maliyetlerini minimize ediyor "Sanayicilerin ilk olarak tesislerindeki yüksek enerji tüketen sistemleri analiz etmeleri gerekiyor. Isıtma sistemleri de bunların başında geliyor. Fabrikalarda kullanılan eski ve verimsiz sistemlerin yerine yüksek verimli teknolojilere geçilmesi, hem enerji tüketimini hem de karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltıyor. Biz de Çukurova Isı olarak, sanayicilerin emisyon yükünü azaltmalarına katkı sağlayan çözümler geliştiriyoruz. Avrupa Komisyonu'nun Ecodesign (ErP) Direktifi'ne uygun olarak geliştirdiğimiz Goldsun CPH seramik plakalı radyant ısıtıcı ürünümüzle geleneksel ısıtma sistemlerinden %70 daha verimli ısıtma sağlıyoruz. İşletmeler daha düşük enerji tüketimi sayesinde hem enerji maliyetlerini düşürüyor hem de ürünlerinin gömülü karbon emisyonlarını azaltarak SKDM kapsamında doğacak sertifika maliyetlerini minimize edebiliyor.” Bugün yapılan yatırımlar, yarının rekabet gücünü şekillendirecek Önümüzdeki yıllarda ücretsiz karbon tahsisatlarının kademeli olarak kaldırılmasıyla birlikte karbon maliyetlerinin daha da artmasının beklendiğini vurgulayan Ünlü, firmaların bugünden atacakları enerji verimliliği adımlarının hem işletme maliyetlerini hem de gelecekteki ihracat performanslarını doğrudan etkileyeceğini ifade etti.

AB destekli finansmanda yeni dönem  Haber

AB destekli finansmanda yeni dönem 

Kaynak, sürdürülebilir sanayi yatırımları ve ihracatçıların yeşil dönüşüm projelerinde kullanılacak. Türkiye, yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda Avrupa Yatırım Bankası'ndan (AYB) 200 milyon euroluk yeni finansman desteği sağladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan edinilen bilgilere göre, uygun koşullu dış finansman kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında AYB ile iki ayrı kredi anlaşması imzalandı. Hazine geri ödeme garantisi altında sağlanan finansmanın 100 milyon euroluk bölümü Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına aktarılacak. Kalan 100 milyon euroluk kaynak ise Türk Eximbank üzerinden ihracatçıların yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerinin finansmanında kullanılacak. Yeşil büyüme hedeflerine katkı sağlayacak Sağlanan finansmanla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim ve sürdürülebilir sanayi alanlarında gerçekleştirilecek yatırımların desteklenmesi hedefleniyor. Söz konusu kredi anlaşmalarıyla birlikte Türkiye'nin 2026 yılı içerisinde sağladığı uygun koşullu dış finansman tutarı 4,9 milyar dolara ulaştı. Şimşek: Destekler yeniden harekete geçti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin kalkınma öncelikleri açısından önemli katkılar sunduğunu belirtti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin dış finansmana erişimi de desteklediğini ifade eden Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası'nın deprem sonrası sağlanan finansman hariç olmak üzere yaklaşık 8 yıl aradan sonra yeniden Türkiye'nin kalkınma projelerine yönelik uygun koşullu kredi imkanlarını devreye aldığını söyledi. Reel sektör ve ihracatçıya destek Yeni finansman paketinin özellikle reel sektörün dönüşüm yatırımları ile ihracatçıların uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum süreçlerine katkı sağlaması bekleniyor. Uzmanlar, yeşil dönüşüm yatırımlarının hız kazanmasının hem ihracat pazarlarında rekabet gücünü artıracağını hem de Türkiye'nin uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerine destek vereceğini değerlendiriyor.

İnşaat sektörünü şekillendirecek yatırım trendleri Haber

İnşaat sektörünü şekillendirecek yatırım trendleri

Gayrimenkul ve inşaat sektörü, değişen ekonomik dinamikler, teknolojik gelişmeler ve tüketici beklentileri doğrultusunda dönüşümünü sürdürürken, 2026 yılında sektöre yön verecek yatırım trendleri de netleşmeye başladı. Deprem güvenliği, sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve yaşam kalitesi odaklı projeler yatırımcıların karar süreçlerinde belirleyici unsurlar haline gelirken, sektör temsilcileri de geleceğin ihtiyaçlarına uygun projeler geliştirmeye odaklanıyor… SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, gayrimenkul sektöründe yaşanan dönüşümü değerlendirerek yatırımcı davranışlarının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Artukoğlu, “Geçmişte yatırım kararlarında öncelikli kriter lokasyon ve fiyat olurken, bugün güvenli yapılaşma, sosyal yaşam alanları, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar da en az bunlar kadar önem taşıyor. Özellikle deprem gerçeğinin daha fazla hissedildiği bir dönemde yatırımcılar yalnızca bir mülk satın almıyor; güvenli ve uzun vadeli bir yaşam alanına yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı. Sürdürülebilir projeler ön plana çıkıyor Küresel ölçekte çevresel farkındalığın artmasıyla birlikte sürdürülebilir yapıların önem kazandığını belirten Artukoğlu, enerji tasarrufu sağlayan sistemlerin ve çevre dostu uygulamaların yeni projelerin vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini ifade etti. “Yeşil bina uygulamaları, yenilenebilir enerji çözümleri ve düşük karbon ayak izine sahip projeler artık yatırımcıların tercih sebepleri arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik odaklı projelerin sektördeki payının daha da artacağını öngörüyoruz” diye konuştu. Akıllı teknolojiler yatırım değerini artırıyor Dijitalleşmenin inşaat ve gayrimenkul sektöründe de etkisini gösterdiğine dikkat çeken Artukoğlu, akıllı bina teknolojilerinin yatırım kararlarında giderek daha fazla rol oynadığını belirtti. Artukoğlu, “Enerji tüketimini optimize eden sistemler, uzaktan yönetilebilen yaşam alanları ve güvenlik teknolojileri artık modern projelerin standartları arasında yer alıyor. Akıllı teknolojilere sahip yapılar hem kullanıcı deneyimini artırıyor hem de uzun vadede yatırım değerine katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Ankara ve gelişen şehirler yatırımcıların radarında Türkiye’de yatırımcı ilgisinin yalnızca büyük metropollerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Artukoğlu, gelişen şehirlerin ve yeni yaşam merkezlerinin öne çıkmaya başladığını söyledi. “Ulaşım yatırımları, yeni ticaret alanları ve planlı şehirleşme projeleri sayesinde Ankara başta olmak üzere birçok şehir yatırım açısından önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle yaşam kalitesini yükselten, sosyal donatıları güçlü ve ulaşım avantajı sağlayan projeler yatırımcıların dikkatini çekmeye devam edecek” dedi. ‘Geleceğin projeleri bugünden şekilleniyor’ 2026 yılında sektörün odağında güven, sürdürülebilirlik ve teknoloji ekseninin yer alacağını belirten Artukoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Gayrimenkul sektörü yalnızca yapı üretmekten ibaret değil. İnsanların yaşamlarına değer katan, şehirlerin gelişimine katkı sağlayan ve gelecek nesillere daha yaşanabilir alanlar bırakan projeler geliştirmek gerekiyor. Biz de SOA Holding olarak geleceğin ihtiyaçlarını bugünden analiz ederek, uzun vadeli değer üreten projelere odaklanmayı sürdürüyoruz” ifadelerinde bulundu.

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı Haber

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda Ecoplas Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak OİB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. OİB’in 2026-2030 dönemini kapsayacak Kemal Yazıcı Başkanlığında yeni Yönetim Kurulunda; Beyçelik Gestamp, Ford Otomotiv, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri, Bosch Sanayi ve Ticaret, Toyota Otomotiv, Oyak Renault, Tofaş Türk, İnci GS Yuasa Akü, Teknorot Otomotiv ve Valeo Otomotiv, Denetim Kurulu’nda ise TKG Otomotiv, OSKİM Pazarlama ve Canel Otomotiv yer aldı. Çelik: “Sekiz yıla devasa bir dönüşümü sığdırdık” Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

Isı yalıtımının iklim üzerindeki 5 kritik rolü Haber

Isı yalıtımının iklim üzerindeki 5 kritik rolü

Bu kapsamda yürürlüğe giren standartlar ve İklim Kanunu, sürdürülebilir bir gelecek için kritik bir çerçeve sunuyor. Binalarda tüketilen enerjinin yaklaşık yüzde 80’inin ısıtma ve soğutma kaynaklı olduğuna dikkat çeken Baumit Türkiye CEO’su Atalay Özdayı, “Nitelikli ısı yalıtımı, binalarda enerji tüketimini yüzde 60’a varan oranlarda azaltarak hem karbon emisyonlarını düşürüyor hem de iklim krizine karşı en hızlı ve en düşük maliyetli çözümlerden birini sunuyor” dedi. Dünya genelinde toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ından ve karbon salınımının önemli bir bölümünden sorumlu olan binalar, doğru yalıtım uygulamalarıyla önemli bir dönüşüm potansiyeli barındırıyor. Uzmanlara göre nitelikli ve doğru uygulanmış ısı yalıtımı sayesinde binaların enerji ihtiyacı yüzde 50 ila 60 oranında azaltılabiliyor. Bu da sera gazı emisyonlarının doğrudan düşürülmesine katkı sağlıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baumit Türkiye CEO’su Atalay Özdayı, “İklim kriziyle mücadelede en temiz enerji, hiç harcanmayan enerjidir. Isı yalıtımı, enerji tüketimini azaltarak karbon salımını düşüren en hızlı uygulanabilir çözümlerin başında geliyor. Aynı zamanda kullanıcıya anında tasarruf sağlıyor. Bu yönüyle hem çevre hem de ekonomi için kazan-kazan yaklaşımı sunuyor” ifadelerini kullandı. Binalarda dönüşümün anahtarı ısı yalıtımı Isı yalıtımının iklim kriziyle mücadelede kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Atalay Özdayı, bu etkinin 5 temel başlıkta öne çıktığını belirtti: 1.Emisyonların azaltılması Isı yalıtımı, ısınma ve soğutma için gereken enerji ihtiyacını önemli ölçüde azaltarak atmosfere salınan sera gazlarını doğrudan düşürür. 2. Enerji Verimliliği ve Kaynak Tasarrufu Yalıtımlı binalar daha az enerji tüketir. Bu durum, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltırken enerji kaynaklarının verimli kullanılmasına katkı sağlar. 3. Kentsel Isı Adası etkisinin azaltılması Isı yalıtımı, binaların ısıtma ve soğutma ihtiyacını azaltarak enerji tüketimini düşürür; bu sayede hem karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlar hem de şehirlerin genel enerji verimliliğinin artırılmasına destek olur. 4. İklim dirençli yapılar ve konfor Aşırı sıcak ve soğuk hava koşullarına karşı iç mekân sıcaklığını koruyarak yaşam konforunu artırır, iklimlendirme ihtiyacını azaltır. 5.Yapı ömrünün uzaması ve sürdürülebilirlik Nem, küf ve korozyon gibi riskleri önleyerek yapı ömrünü uzatır; böylece yeni yapı malzemelerine duyulan ihtiyacı azaltır ve karbon ayak izini düşürür. Isı yalıtımının yalnızca bireysel tasarruf aracı olmadığını, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir yatırım olduğunu belirten Özdayı, “Bugün atılacak doğru adımlar, gelecekte hem çevresel hem de ekonomik anlamda önemli kazanımlar sağlayacak” diyerek sözlerini tamamladı.

Orta Doğu'daki savaşın etkileri enerji krizini derinleştiriyor Haber

Orta Doğu'daki savaşın etkileri enerji krizini derinleştiriyor

Orta Doğu'daki savaşın tetiklediği enerji krizi derinleşirken, tedarik kıtlığına karşı dünya çapında birçok ülke, tüketimi azaltmak ve artan maliyetlerin etkisini sınırlandırmak için bir dizi önlem devreye aldı. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) "2026 Enerji Krizi Politika Takip Aracı" ve hükümetlerin açıklamalarından derlenen bilgilere göre, ülkeler bir yandan talebi düşürmeye yönelik tasarruf politikalarını devreye alırken, diğer yandan vergi indirimleri, sübvansiyonlar ve fiyat kontrolleriyle hane halklarını korumaya çalışıyor. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin taşındığı Hürmüz Boğazı'nda yaşanan arz kesintisi, Brent petrolün varil fiyatının savaş öncesi döneme göre yüzde 50'ye yakın artmasına neden oldu. Dünya genelinde doğal gaz fiyatları da hızla arttı. Pek çok ülke, yüksek fiyatlar ve arz kısıtı karşısında talebi düşürmek için önlem almaya başladı. Asya'da sert tasarruf ve kısıtlama politikaları Orta Doğu'dan gelen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikine yüksek bağımlılığı olan Asya ülkeleri, enerji tüketimini doğrudan sınırlayan önlemlerle öne çıkıyor. Körfez ülkeleri ve İran'dan önemli miktarda ham petrol ithal eden Çin ise yurt içindeki rafine petrol ürünlerinin fiyatlarına yönelik geçici sınırlama getirdi. Bangladeş'te kamu binalarında klima sıcaklığı 25 dereceyle sınırlandırıldı, üniversiteler geçici olarak kapatıldı, gereksiz aydınlatmanın azaltılması ve toplu taşıma kullanımının artırılması istendi. Endonezya'da kamu çalışanları için haftada bir gün uzaktan çalışma uygulaması başlatılırken, kamu görevlilerinin seyahatleri sınırlandırıldı ve kamu binalarında enerji tasarrufu önlemleri sıkılaştırıldı. Ülkede biyoyakıt üretim programının hızlandırılması kararlaştırıldı. Hindistan, sanayide doğal gaz kullanımını sınırlandırdı, LPG yerine boru hattıyla gaz kullanımını yaygınlaştırma kararı aldı ve ticari LPG kullanımına sınırlama getirdi. Hindistan petrol ihtiyacının yüzde 50'sinden fazlasını Orta Doğu'dan alıyordu. Güney Kore'de kamu kurumlarında araç kullanımına yönelik haftalık sınırlama sistemi uygulanırken, enerji yoğun sektörlerde tasarruf kampanyaları yürütülüyor. Petrol fiyatlarının 120-130 dolar bandına çıkması halinde özel araç kullanımına da kısıtlama getirilmesi planlanıyor. Laos'ta kamu çalışanları için uzaktan çalışma ve vardiyalı sistem uygulanırken, okullarda haftalık eğitim süresi 5 günden 3 güne indirildi. Ulusal acil durum ilan edilen Filipinler'de kamu çalışanları için 4 günlük çalışma sistemine geçildi, gereksiz kamu seyahatleri sınırlandırıldı ve bazı şehirlerde öğrenci ve çalışanlara ücretsiz toplu taşıma imkanı sağlandı. Filipinler enerji ihtiyacının neredeyse tamamını Orta Doğu'dan karşılıyordu. Myanmar'da kamu görevlileri için haftada bir gün zorunlu uzaktan çalışma uygulanırken, araçlar için dönüşümlü kullanım sistemi ve "yakıt kotası" uygulaması devreye alındı. Sri Lanka'da kamu kurumları haftanın belirli günlerinde kapatılırken, uzaktan çalışma teşvik ediliyor. QR kodlu yakıt dağıtım sistemi ve araç başına yakıt kotası uygulamaya konuldu. Ayrıca reklam panolarının aydınlatması gece saatlerinde kapatıldı. Tayland'da uzaktan çalışma ve çevrim içi toplantılar teşvik edilirken, kamu görevlilerinin yurt dışı seyahatleri sınırlandırıldı ve ortak araç kullanımı (carpooling) özendirildi. Ülkede ofis çalışanlarının asansör yerine merdivenleri kullanması ve kullanılmayan cihazların kapalı tutulması istendi. Vietnam'da uzaktan çalışma yaygınlaştırılırken, özel araç kullanımını azaltmaya yönelik kampanyalar ve toplu taşıma teşvikleri devreye alındı. Singapur'da vatandaşların enerji tasarrufu için verimliliği yüksek cihazlar kullanması tavsiye edildi. Afrika ülkeleri tasarrufa odaklandı Nijerya'da özellikle sanayi kuruluşlarının enerji verimliliğine odaklanması istendi. Etiyopya'da kamu ve özel sektörde uzaktan çalışma ve çevrimiçi toplantılar teşvik edilirken, hükümet yakıt sübvansiyonlarını artırdı ve vatandaşlara enerji tasarrufu çağrısı yaptı. Mısır'da kamu çalışanları için haftada bir gün uzaktan çalışma uygulaması başlatıldı, kamu binalarında aydınlatma ve elektronik cihaz kullanımı sınırlandırıldı, başkentte kamu kurumlarının çalışma saatleri kısaltıldı. Halka enerji tasarrufu için çağrıda bulunulurken, dükkanların hafta sonu biraz daha erken kapatılması istendi. Senegal'de vatandaşlara enerji tüketimini azaltma çağrısı yapıldı. Avrupa'da fiyat kontrolleri ve vergi indirimleri Avrupa ülkeleri enerji krizine daha çok ekonomik araçlarla müdahale ediyor. Almanya'da akaryakıt istasyonlarının fiyat artışlarını günde bir defa ile sınırlandıran düzenleme yürürlüğe girerken, Fransa ulaşım, balıkçılık ve tarım sektörlerine yönelik doğrudan mali destek paketleri açıkladı. İspanya'da enerji verimliliği yatırımları ve yenilenebilir enerji kurulumlarına yönelik vergi indirimleri devreye alınırken, akaryakıtlar için de KDV indirimine gidildi. İsveç'te araç yakıtlarına yönelik vergiler geçici olarak düşürüldü. Polonya ve Hırvatistan'da benzin ve dizel fiyatlarına tavan fiyat uygulanırken, Slovenya'da yakıt alımları geçici olarak sınırlandırıldı. Sırbistan'da ise yakıtlara tavan fiyat konuldu ve vergi indirimleri yürürlüğe alındı. İngiltere'de düşük gelirli ailelere yönelik yakıt desteği açıklandı. İrlanda'da akaryakıt vergileri düşürüldü, emekliler ve engelliler gibi kırılgan gruplara yönelik hedefli destek programları hayata geçirildi. İtalya'da yakıt üzerindeki tüketim vergileri azaltılırken, Portekiz'de de akaryakıt vergilerinde geçici indirim uygulandı. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu da Orta Doğu'daki gelişmelerin enerji arzı üzerindeki etkileri nedeniyle üye ülkelerden, vatandaşlarını daha az araç kullanmaya, daha az uçuş yapmaya ve evden çalışmaya teşvik etmelerini istedi. Öte yandan, Orta Doğu'daki çatışmanın başlangıcından bu yana AB'de gaz fiyatları yaklaşık yüzde 70, petrol fiyatları yüzde 60 artarken, 30 günlük çatışmanın Birliğin fosil yakıt ithalat faturasına 14 milyar avro ekledi. Türkiye, akaryakıt fiyatlarındaki artışın tüketiciye yansımasını sınırlandırmak için mart başında eşel mobil mekanizmasını devreye aldı. Meksika ve latin amerika'da önlemler Brezilya'da yakıt üreticileri ve ithalatçılarına yönelik destekler artırılırken, dizele yönelik vergiler düşürüldü. Şili'de kerosen fiyatları donduruldu ve yakıt kredileri askıya alındı. Meksika'da akaryakıt fiyatlarını sınırlamak için sektörle anlaşmalar yapılırken, Barbados'ta fuel oil fiyatları geçici olarak sabitlendi ve elektrik sübvansiyonları artırıldı. Arjantin'de yakıt vergisi artışları ertelendi, bazı ülkelerde biyoyakıt karışım oranlarının artırılması gibi alternatif çözümler devreye alındı. Avustralya'da hükümet, artan maliyetleri hafifletmek amacıyla akaryakıt vergilerini geçici olarak yarıya indirdi ve akaryakıt istasyonlarının kar marjlarını sınırlandırdı.

SIEMENS Türkiye enerji verimliliğini dijital dönüşümün merkezine alıyor Haber

SIEMENS Türkiye enerji verimliliğini dijital dönüşümün merkezine alıyor

Enerji Verimliliği Haftası kapsamında bir açıklamada bulunan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, “Dünya, iklim değişikliğinin yarattığı acil sorunlarla karşı karşıya. Bu dönemde dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adım değil, sürdürülebilirlik ve büyüme için önemli bir itici güç olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ, IoT, bulut bilişim ve dijital ikiz gibi teknolojiler yalnızca operasyonel ve maliyet verimliliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda çevresel koşullara gerçek zamanlı uyum sağlayabilen akıllı altyapıların temelini oluşturuyor. Siemens Türkiye olarak, enerji verimliliğini ve dijital dönüşümü değer zincirimizin her aşamasına entegre ediyor, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiğimiz iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyoruz” dedi. Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümü odağına alan Siemens Türkiye, mühendislik ve teknoloji gücüyle enerjinin daha verimli kullanılmasına yönelik çözümler geliştiriyor. Sanayi, altyapı ve binalarda dijitalleşme odaklı yaklaşımıyla düşük karbonlu dönüşüme katkı sunan Siemens Türkiye, 5–11 Ocak Enerji Verimliliği Haftası kapsamında enerji verimliliğinin iklim kriziyle mücadelede ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolüne dikkat çekiyor. Hüseyin Gelis: “Dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik için güçlü bir itici güç” Enerji verimliliği ve dijital dönüşümün sürdürülebilirlik açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, “Dünya, iklim değişikliğinin yarattığı acil sorunlarla karşı karşıya. Bu dönemde dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adım değil, sürdürülebilirlik ve büyüme için önemli bir itici güç olarak öne çıkıyor. Ancak bugün sürdürülebilirlik alanındaki en büyük risk, teknoloji eksikliği değil; kısa vadeli düşünme ve karar alma alışkanlıkları. Hükümetlerin, endüstri ve kurumların karbon salımını azaltmaya, kaynakları daha verimli kullanmaya ve belirsizlikler karşısında daha dayanıklı yapılar oluşturmaya odaklanması büyük önem taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın bu hafta yaptığı ve ‘2030 vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin enerjisini verimlilikle büyütme’ hedeflerini vurgulayan açıklama da ülkemizin bu konuya verdiği önemin en güçlü göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu hedef doğrultusunda dijitalleşmenin, gerekli altyapının tasarımından işletilmesine kadar tüm süreçleri kapsayarak dönüşümü hızlandıran güçlü bir araç sunduğuna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı. Dijitalleşmenin sürdürülebilirlik açısından sunduğu fırsatlara dikkat çeken Hüseyin Gelis, bu dönüşümün aynı zamanda önemli zorluklar barındırdığını vurgulayarak şunları söyledi: “Sürdürülebilirlik için dijitalleşme önemli bir adım olsa da aşılması gereken ciddi zorluklar bulunuyor. Bugün birçok altyapı sistemi uzun yıllardır kullanılıyor ve dijital teknolojilerle kolayca entegre edilemiyor. Bununla birlikte, verinin birçok noktada mevcut olmasına rağmen bu verinin bütünleşmiş, tutarlı ve güvenilir bir yapıda karar alma süreçlerine yansıtılamaması da önemli bir darboğaz oluşturuyor. Dijital yetkinlik ile sürdürülebilirlik bilgisini bir araya getirebilecek insan kaynağının sınırlı olması da bu süreci yavaşlatan önemli faktörlerden biri. Yatırım boşlukları ve kısa vadeli finansal bakış açıları, uzun vadeli sürdürülebilirlik faydalarının önüne geçebiliyor. Bütünleşmiş veri sistemlerinin eksikliği ise veri silolarına yol açarak dijital dönüşümün tüm potansiyelinden yararlanılmasını zorlaştırıyor. Tüm bu süreçlerin, veri gizliliği, siber güvenlik ve etik yapay zekâ gibi başlıkları kapsayan güçlü bir yönetişim anlayışıyla desteklenmesi büyük önem taşıyor.” Hüseyin Gelis: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan... Değişime en çok uyum sağlayabilendir, hayatta kalan” sözü bugünkü dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yolculuğunun özünü anlatıyor Tüm bu zorluklara rağmen, dijitalleşmenin sürdürülebilir verimlilik için güçlü bir kaldıraç sunduğunu belirten Gelis, “Yapay zekâ, IoT, bulut bilişim ve dijital ikizler gibi teknolojiler yalnızca operasyonel ve maliyet verimliliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda çevresel koşullara gerçek zamanlı uyum sağlayabilen akıllı altyapıların temelini oluşturuyor. Bu dönüşüm, teknik bir güncellemenin ötesinde sürdürülebilirliği tasarımdan işletmeye, oradan da sürekli optimizasyona uzanan bir yaşam döngüsü olarak ele alan bütüncül bir yaklaşımı ifade ediyor. Kentlerin ve endüstriyel sistemlerin bu bakış açısıyla yeniden ele alınması gerekiyor. Bu nedenle kamu, özel sektör, akademi ve teknoloji sağlayıcılarının ortak bir vizyonla hareket etmesi, sürdürülebilir bir gelecek için kritik önem taşıyor. Dijital dönüşümün kalıcı etki yaratabilmesi için yalnızca teknolojiye yatırım yapmak yeterli değil. Ölçülebilirlik, sahiplenme ve hesap verebilirlik olmadan sürdürülebilir sonuçlardan söz etmek pek mümkün görünmüyor. Güçlü bir yönetişim anlayışı dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası” dedi. Siemens Türkiye’den enerji verimliliğinde somut kazanımlar Siemens Türkiye, geçtiğimiz yıl hem kendi operasyonlarında hem de müşterilerinde önemli kazanımlar elde etti. Şirket, 2025 yılında, müşterilerinin operasyonlarında 148 bin tCO2-eşd emisyon azaltımına katkı sundu. Aynı dönemde hayata geçirilen enerji verimliliği projeleri sayesinde müşteriler için 448 adet enerji tasarruf önlemi ile 21,72 milyon avroluk tasarruf potansiyeli ortaya çıkarıldı. Siemens Türkiye, proje bazlı çalışmalarının yanı sıra 2009 yılından bu yana sürdürdüğü Sertifikalı Enerji Yöneticisi eğitimleriyle, enerji verimliliği alanında nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sağlamayı sürdürüyor. Siemens Türkiye farklı sektörlerde enerji verimliliğini destekliyor Siemens Türkiye, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiği iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyor. Bu kapsamda Siemens Türkiye, Yıldız Holding bünyesinde faaliyet gösteren sakız ve şekerleme şirketi Continental Confectionery Company (CCC) ile yürüttüğü projede, üretim süreçlerinde enerji verimliliği ve dijitalleşmeyi birlikte ele alıyor. Çorlu’daki üretim tesisinde soğutma sistemlerinin dönüşümünü kapsayan ve Enerji Performans Sözleşmesi (EPS) modeliyle hayata geçirilen projede, dijital ikiz teknolojileriyle sistemler izlenip yönetilirken, enerji tasarrufu ve operasyonel verimliliğin artırılması hedefleniyor. Petrokimya sektöründe ise Siemens Türkiye, SOCAR Türkiye ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle, Petkim’in Aliağa’daki tesislerinde enerji altyapısının modernizasyonuna katkı sağlıyor. Elektrik altyapısının yenilendiği ve dijital izleme–kontrol sistemleriyle desteklenen çalışmalarla, enerji kayıplarının azaltılması, güvenliğin artırılması ve üretim süreçlerinin daha verimli hale getirilmesi hedefleniyor. Uzun yıllara yayılan bu iş birliği, ağır sanayide dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik açısından örnek uygulamalar arasında yer alıyor. Siemens Türkiye’nin Kardemir’de gerçekleştirdiği elektrifikasyon ve otomasyon modernizasyonları ve dijital enerji yönetimi çözümleri, üretim süreçlerinde hem verimliliğin artmasına hem de kesintisiz ve güvenli enerji hedeflerinin desteklenmesine katkı sağladı. Bu çalışmalar, demir-çelik sektöründe dijitalleşmenin etkisini güçlü bir şekilde hissettirdi. Siemens, entegre ağaç sektöründe Starwood Orman Ürünleri ile yürüttüğü enerji verimliliği projesiyle üretim süreçlerinde verimlilik ve dijitalleşmeyi birlikte ele alırken, makine imalatı alanında Mert Makina ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle otomasyon ve dijital çözümler aracılığıyla üretim performansının artırılmasına katkı sağlıyor. Dijital izleme ve kontrol sistemleriyle desteklenen bu çalışmalar, sürdürülebilir ve verimli üretim süreçlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.