SON DAKİKA
Hava Durumu

#Enerji Verimliliği

Ekometre - Enerji Verimliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Verimliliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Elektrikli otomobilde büyük yarış başlıyor Haber

Elektrikli otomobilde büyük yarış başlıyor

Fiyat, menzil, şarj süresi ve teknolojinin aynı anda belirleyici hale geldiği pazarda, yeni modellerin devreye girmesiyle 2027’nin elektrikli otomobiller açısından kritik bir rekabet yılı olması bekleniyor. Elektrikli araçlar otomotivin merkezine yerleşti Elektrikli araçlar son 10 yılda otomotiv sektöründeki en hızlı dönüşüm alanlarından biri haline geldi. Pandemi sonrasında değişen tedarik zincirleri, batarya yatırımlarındaki artış, kullanım maliyetlerini düşürme arayışı ve enerji piyasalarındaki belirsizlikler elektrikli araçlara yönelik ilgiyi destekledi. İlk nesil elektrikli otomobiller yaklaşık 80 kilometrelik menzil sunarken, günümüzde birçok model 500 kilometrenin üzerinde yol alabiliyor. Batarya teknolojisindeki ilerlemeler, elektrikli araçların günlük kullanımın yanı sıra uzun mesafeli yolculuklarda da daha fazla tercih edilmesinin önünü açıyor. IEA verilerinde elektrikli araçların payı artıyor Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 tarihli Global EV Outlook raporuna göre, dünya genelinde elektrikli otomobil satışları 2025’te yüzde 20 artarak 20 milyon adedi aştı. Böylece dünyada satılan her dört yeni otomobilden biri elektrikli hale geldi. IEA verilerine göre elektrikli otomobillerin 2026’nın ilk yarısında küresel yeni otomobil satışlarındaki payı yüzde 24 seviyesine ulaştı. Bu oranın yıl sonunda yüzde 29’a çıkabileceği öngörülüyor. Batarya teknolojisi menzili değiştirdi Elektrikli araçlardaki dönüşümün temel unsurlarından biri batarya teknolojisindeki gelişmeler oldu. 2010’lu yılların başında elektrikli otomobillerin ortalama menzili yaklaşık 127 kilometre seviyesindeyken, bu rakam 2020’de 350 kilometreye yükseldi. IEA’nın 2026 verilerine göre bataryalı elektrikli araçların ortalama menzili yaklaşık 380 kilometreye ulaştı. Özellikle orta, üst ve SUV segmentlerinde 500 kilometrenin üzerinde menzil sunan modellerin yaygınlaşması, elektrikli otomobillerin uzun yol kullanımına ilişkin çekinceleri azaltıyor. Batarya maliyetleri geriliyor Elektrikli otomobillerin fiyatını belirleyen en önemli kalemlerden biri olan bataryalarda da maliyet düşüşü yaşanıyor. Otomotiv Uzmanı Murat Boyacıoğlu, IEA verilerine göre lityum-iyon batarya paketlerinin ortalama fiyatının 2025 yılında yüzde 8 gerileyerek kilovatsaat başına 108 dolara düştüğünü belirtti. Üretim kapasitesindeki artış, daha düşük maliyetli LFP bataryaların yaygınlaşması ve sektördeki yoğun rekabet, maliyetlerdeki düşüşün başlıca nedenleri arasında gösteriliyor. Boyacıoğlu’na göre batarya maliyetlerindeki gerileme üreticilere iki önemli seçenek sunuyor. Üreticiler aynı batarya kapasitesiyle daha uzun menzil sağlayabilirken, daha küçük bataryalar kullanarak araç maliyetlerini de aşağı çekebiliyor. 2027’de yeni modeller sahneye çıkıyor Murat Boyacıoğlu, batarya teknolojisindeki ilerlemelerin yalnızca menzili artırmadığını, aynı zamanda araç fiyatlarının düşürülmesi ve şarj sürelerinin kısaltılması açısından da önemli fırsatlar yarattığını belirtti. Boyacıoğlu, üreticilerin 2027 ürün planlamalarında çok sayıda yeni elektrikli model bulunduğuna dikkat çekerek Volkswagen Grubu’nun yeni modelleri, Hyundai’nin Türkiye’deki elektrikli araç üretimi ve Togg’un yeni modeli T10F’in pazara girmesinin rekabeti artıracağını ifade etti. Enerji piyasasındaki dalgalanma elektrikliye ilgiyi artırıyor Elektrikli araçlara yönelik ilgiyi etkileyen faktörlerden biri de petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar oldu. Özellikle 2026 yılında Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim ve petrol arzına yönelik riskler, küresel enerji piyasalarında belirsizliği artırdı. Brent petrol fiyatının 100 doların üzerine çıkması, elektrikli araçların kullanım maliyeti açısından sunduğu avantajı daha görünür hale getirdi. Boyacıoğlu, enerji piyasalarındaki gelişmelerin elektrikli araçlara yönelimi destekleyeceğini belirterek yeni model yatırımları, menzil teknolojilerindeki gelişmeler ve artan üretim kapasitesinin sektörü yeni bir döneme taşıyacağını söyledi. Tüketicinin önceliği değişiyor Elektrikli otomobil satın almayı düşünen tüketicilerin kararında üç başlık öne çıkıyor: menzil, şarj altyapısı ve fiyat. Murat Boyacıoğlu, yeni dönemde daha verimli elektrik motorları, yazılım optimizasyonları, gelişmiş batarya kimyaları ve hızlı şarj teknolojilerinin önem kazanacağını ifade etti. Üreticilerin temel hedefinin aynı batarya kapasitesiyle daha fazla menzil elde etmek veya daha küçük bataryayla benzer performans sunmak olduğunu belirten Boyacıoğlu, bu dönüşümün özellikle Çin ve diğer Asya ülkelerinde daha hızlı ilerlediğini söyledi. 500 Kilometre menzil tek başına yeterli olmayacak Elektrikli otomobillerde 500 kilometrenin üzerindeki menzil tüketici açısından önemli bir avantaj sağlasa da batarya kapasitesini sürekli büyütmek maliyet ve ağırlık açısından yeni sorunlar yaratabiliyor. Bataryanın büyümesi aracın ağırlığını ve maliyetini artırırken, enerji tüketimini de etkileyebiliyor. Bu nedenle üreticilerin menzil, fiyat, verimlilik ve şarj süresi arasında optimum dengeyi kurması gerekiyor. 2027’de rekabetin yalnızca menzil üzerinden yürümeyeceğini belirten Boyacıoğlu, tüketicinin uygun fiyat, yeterli menzil, hızlı şarj ve gelişmiş teknolojiyi aynı otomobilde görmek istediğini kaydetti. Türkiye’de elektrikli araç pazarı büyüyor Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD) Başkanı Berkan Bayram da küresel elektrikli araç pazarındaki büyümenin Türkiye’ye de yansıdığını belirtti. Bayram, dünya genelinde elektrikli araç satışlarının 2025 sonunda 20 milyon seviyesine ulaştığını, Türkiye’de ise aynı dönemde yaklaşık 189 bin elektrikli otomobil satıldığını ifade etti. Türkiye’nin artık yalnızca elektrikli otomobillerin satıldığı bir pazar olmaktan çıktığını belirten Bayram, batarya teknolojileri, şarj altyapısı ve yapay zeka uygulamalarının yanı sıra üretim ekosisteminin de geliştiğine dikkat çekti. Bayram, Türkiye’nin küresel elektrikli araç pazarından daha fazla pay alabilmesi için teknoloji ve üretim alanındaki yetkinliklerin artırılması gerektiğini söyledi. Yangın riskinde istatistikler ne diyor? Son dönemde elektrikli araç yangınlarının kamuoyunda daha fazla gündeme gelmesinin tüketici algısını etkilediğini belirten Bayram, araç başına düşen yangın vakalarının elektrikli otomobillerde daha düşük olduğunu savundu. Bayram’ın aktardığı verilere göre her 100 bin araç başına yangın vakası hibrit modellerde 3 bin 475, içten yanmalı araçlarda 1.530, elektrikli araçlarda ise 25 olarak hesaplanıyor. Elektrikli araç yangınlarının haber değeri nedeniyle daha fazla görünür hale geldiğini belirten Bayram, kamuoyundaki algının her zaman istatistiklerle örtüşmeyebileceğini ifade etti. Bayram ayrıca elektrikli araçlarda batarya koruma sistemlerinin güvenlik açısından kritik olduğunu, özellikle aracın alt bölümüne alınan darbelerin dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguladı. İkinci el elektrikli araçta batarya kontrolü kritik İkinci el elektrikli otomobil satın alacak tüketicilerin yalnızca aracın dış görünümünü ve elektronik sistemlerini kontrol etmesinin yeterli olmayacağı belirtiliyor. Berkan Bayram, satın alma öncesinde aracın mutlaka ekspertize götürülmesi gerektiğini söyledi. Özellikle aracın liftle kaldırılarak alt bölümünün incelenmesi, daha önce darbe alıp almadığının ve batarya muhafazasının durumunun kontrol edilmesi önem taşıyor. Servis geçmişi de ikinci el elektrikli otomobillerde dikkat edilmesi gereken temel kriterler arasında yer alıyor. 2027’de rekabetin parametreleri değişecek Elektrikli otomobil pazarında önümüzdeki dönemde yalnızca daha uzun menzil sunmak yeterli olmayacak. Üreticiler fiyat, batarya kapasitesi, enerji verimliliği, şarj süresi, yazılım ve sürüş teknolojilerini aynı denklem içinde optimize etmek zorunda kalacak. Yeni modellerin artmasıyla birlikte 2027, elektrikli otomobillerde tüketicinin daha fazla seçenekle karşılaşacağı ve üreticilerin fiyat-performans dengesinde daha yoğun rekabet edeceği bir dönem olarak öne çıkıyor.

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı Haber

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı

Karbon emisyonlarıyla birlikte su tüketimi, enerji verimliliği, hammadde kullanımı ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması, üretimin çevresel performansını belirleyen temel göstergeler arasında öne çıkıyor. Özellikle kimya sanayisinde bu yaklaşım, kaynak tedarikinden üretim tesislerine ve sanayi bölgelerinin altyapısına kadar uzanan kapsamlı bir kaynak yönetimini beraberinde getiriyor. Sanayide yeşil dönüşümün odağı karbon emisyonlarının ötesine geçerek su, enerji, hammadde ve atık yönetimine genişliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, üretim maliyetlerinin azaltılmasının yanı sıra sanayinin çevresel performansında da belirleyici hale geliyor. Kimya sanayi yaptığı çalışmalarla yeşil dönüşüme öncülük ediyor. Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, 2025 yılında aldığı Yeşil OSB Sertifikasıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını belgelendirirken, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sera gazı emisyonlarının takibi ve yenilenebilir enerji kullanımı alanlarında çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Kimya sanayinde suyun tekrar kullanılması öne çıkıyor İklim değişikliği ile beraber su kaynakları üzerindeki baskı, sanayide suyun verimli kullanılmasından geri kazanımına kadar tüm sürecin yeniden ele alınmasını beraberinde getiriyor. Kimya sanayisinde proseslerde kullanılan suyun verimli yönetilmesi ve atıksuyun geri kazanımı, kaynak verimliliğinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB bu alanda 100 bin metreküp hacme sahip GEBKİM Gölet Projesini hayata geçirmek üzere çalışılıyor. Gölet Projesiyle, bölgede yağmur suyu hasadı gerçekleştirilerek bölge katılımcıların alternatif su kaynağı oluşturulacaktır. Su tasarrufuna yönelik uygulamalar da mevcut tesislerde devam ediyor. Atıksu arıtma tesisinde yapılan hat revizyonlarıyla kimyasal hazırlama, çamur susuzlaştırma ünitesi ve insani kullanım gerektirmeyen temizlik işlemlerinde arıtılmış atıksu kullanılmaya başlandı. Bu uygulamayla aylık 1.000 metreküp şebeke suyu kullanımının önüne geçilirken, atıksu ve kuyu suyu arıtma tesislerinde yapılan revizyonlarla yıllık 20 bin metreküp su geri kazanılmaya devam ediyor. “Mavi Damla Projesi” ile su verimliliği analiz edilmekte Sanayide su verimliliğinin bir diğer boyutunu tüketimin ölçülmesi ve verimli kullanım için üretim süreçlerinin analiz edilmesi oluşturuyor. GEBKİM OSB tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle yürütülen Mavi Damla Su Verimliliği Projesi kapsamında, su kullanımının yüksek olduğu iki pilot tesisin tüketim profilleri analiz edildi. Yapılan ölçüm ve değerlendirmeler doğrultusunda firmaların uygulayabileceği su verimliliği çalışmaları belirlendi. Proje kapsamında GEBKİM OSB Yönetim Merkezi'nde de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda su verimliliği sistemi oluşturularak dokümante edildi. OSB’ye ait bina ve tesislerde gerekli verimlilik önlemleri alındı. OSB katılımcılarına yönelik su verimliliği eğitimleri de gerçekleştirildi. Yeşil alanlarda ise su tüketimini azaltmaya yönelik damlama sulama sistemleri kullanılıyor. GEBKİM OSB'nin 246 hektarlık alanındaki yeşil alanların 10 bin 880 metrekarelik bölümünde yağmurlama, 176 bin 64 metrekarelik bölümünde ise damlama sulama sistemi uygulanıyor. Enerji tüketimi de ölçülüyor, yenilenebilir kaynaklar artırıyor Kaynak verimliliğinin diğer önemli ayağını enerji yönetimi oluşturuyor. Sanayide enerji tüketiminin ölçülmesi, yüksek tüketim noktalarının belirlenmesi ve verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanılması, yeşil dönüşüm yatırımlarının temel başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında enerji tüketimlerini takip etnekte ve kayıt altına almaktadır. Atıksu arıtma tesisi ve çevre aydınlatması gibi önemli enerji kullanım noktaları analizlerle izlenirken, OSB Yönetim binalarında elektrik tüketimini azaltmak amacıyla LED aydınlatma ve enerji verimli ekipman kullanımına geçildi. OSB içerisindeki belirli alanlarda bulunan Güneş Enerjisi Santrali (GES) panelleri de yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlıyor. Sera gazı emisyonları izleniyor Yeşil dönüşümde üretimin çevresel etkisinin ölçülmesi, yatırım kadar önemli hale geliyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB'de sera gazı emisyonlarının hesabı ve takibi OSB Yönetim Merkezi tarafından gerçekleştiriliyor. Doğrudan ve dolaylı emisyonlar izlenirken, sürdürülebilirlik raporlaması yapan ve sera gazı emisyon hesabı gerçekleştiren katılımcı firmaların oranı da takip ediliyor. Mevcut verilere göre, GEBKİM OSB katılımcılarının yüzde 31'i sera gazı hesaplarını tamamlamış durumda. Bu verilerin düzenli olarak takip edilmesi, OSB ölçeğinde çevresel performansın ölçülebilir hale getirilmesine ve gelecekteki iyileştirme çalışmalarının somut göstergeler üzerinden yürütülmesine imkan sağlıyor. Atık yönetiminden dijital dönüşüme Kimya sanayisinde çevresel performansın önemli başlıklarından biri de atıkların kaynağında azaltılması ve uygun şekilde yönetilmesi. GEBKİM OSB, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında atıkların uygun bertaraf firmalarına yönlendirilmesini, çalışanların çevre konusunda bilinçlendirilmesini ve su tüketimi, enerji kullanımı ile mevzuata uyum süreçlerinin kayıt altında tutulmasını sağlıyor. Kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik uygulamalar yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmıyor. GEBKİM OSB'nin fiziksel arşivinin dijital ortama taşınmasıyla kağıt tüketiminin azaltılması ve buna bağlı atık oluşumunun önlenmesi sağlanmakta. GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, sanayide sürdürülebilirliğin artık üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkilerin azaltılması ve üretim altyapısının geleceğin ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi sanayinin öncelikli sorumlulukları arasında yer alıyor. GEBKİM olarak su ve enerji verimliliğinden atık yönetimine, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından, yenilenebilir enerji kullanımına kadar farklı alanlarda ölçülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil OSB Sertifikamızla da bu çalışmalarımızı belirli kriterler çerçevesinde belgeledik. Önümüzdeki dönemde özellikle suyun geri kazanımı ve kaynak verimliliği alanındaki uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi.

Edge AI ile yapay zeka sahanın merkezine taşınıyor Haber

Edge AI ile yapay zeka sahanın merkezine taşınıyor

Son yıllarda bulut bilişim, Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeler, kritik sektörlerde dijital dönüşümü hızlandırmaya devam ediyor. Özellikle üretim, enerji, kamu hizmetleri ile ulaşım ve lojistik gibi alanlarda faaliyet gösteren kuruluşlar, yapay zekayı operasyonel süreçlerine entegre ederek verimliliklerini arttırmayı ve daha hızlı karar almayı hedefliyor. Ancak saha operasyonlarında internet bağlantısının her zaman mümkün olmaması, bulut tabanlı yapay zeka çözümlerinin kullanımını sınırlandırabiliyor. “Yapay zeka, küresel ekonomiye yaklaşık 15,7 trilyon dolarlık katkı sağlayacak” Edge AI teknolojisinin bu soruna çözüm sunduğunun altını çizen Getac Teknoloji Şirketi Başkan Yardımcısı Jerry Huang, yapay zeka yeteneklerini doğrudan sahaya taşıyan yeni nesil dayanıklı cihazların kritik sektörlerde önemli bir dönüşüm başlattığını belirtiyor. Son 20 yılda yaşanan teknolojik gelişmeleri değerlendiren Huang, sözlerine şöyle devam ediyor: "20 yıllık süreçte üretim, enerji, kamu hizmetleri ile ulaşım ve lojistik gibi kritik sektörlerde iş yapış biçimlerini köklü şekilde değiştirdi. Bulut bilişim, ölçeklenebilir BT altyapıları ve merkezi veri yönetimi gibi önemli avantajlar sunarken, IoT teknolojileri de gerçek zamanlı izleme, öngörüye dayalı bakım ve otomatik iş akışlarını mümkün hale getirdi. Bugün ise yapay zeka, dijital dönüşümün yeni aşamasını temsil ediyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre yapay zeka, 2030 yılına kadar küresel gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) %14’e kadar katkı sağlayacak ve yaklaşık 15,7 trilyon dolarlık ekonomik değer yaratacak. Bu potansiyel, işletmelerin yapay zekayı operasyonlarına entegre etme konusunda neden bu kadar hızlı hareket ettiğini açıkça ortaya koyuyor." Bağlantı bağımlılığı yapay zekanın yaygınlaşmasını sınırlandırıyor Bulut tabanlı yapay zeka modellerinin güçlü internet bağlantısına ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Huang, bunun özellikle saha ekipleri açısından önemli bir kısıt oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: "Uzak tesislerde çalışan bakım mühendisleri, endüstriyel sahalardaki teknisyenler veya zorlu koşullarda görev yapan lojistik ekipleri, ihtiyaç duydukları anda bulut tabanlı yapay zeka araçlarına sürekli erişemeyebiliyor. Bağlantının olmadığı durumlarda ise çalışanlar, kendilerine destek olmak amacıyla geliştirilen teknolojilerden yararlanamama riskiyle karşı karşıya kalıyor." Edge AI ile yapay zeka doğrudan cihaz üzerinde çalışıyor Edge AI yaklaşımının yapay zekayı kullanıcıya yaklaştırdığını belirten Huang, dayanıklı Copilot+ PC'lerin bu dönüşümde önemli rol üstlendiğini söyledi. Huang, "Tamamen bulut işlemeye bağımlı kalmak yerine Edge AI, güçlü yapay zeka uygulamalarının doğrudan cihaz üzerinde çalışmasını mümkün kılıyor. Bu sayede daha hızlı yanıt süreleri, daha yüksek operasyonel bağımsızlık ve bağlantının sınırlı olduğu ortamlarda dahi güvenilir bir kullanıcı deneyimi sunuyor. Özel Nöral İşlem Birimleri (NPU) ise yapay zeka iş yüklerini doğrudan cihaz üzerinde işleyerek performans, enerji verimliliği ve veri gizliliği açısından önemli avantajlar sağlıyor” açıklamasında bulundu. Saha ekiplerinin çalışma biçimi değişiyor Edge AI teknolojisinin yalnızca teknik bir gelişme olmadığını ifade eden Jerry Huang, bunun saha operasyonlarını doğrudan dönüştürdüğünün altını çizerek şunları söyledi: "Uzak bir trafo merkezinde çalışan saha mühendisi, artık yüzlerce sayfalık teknik dokümanı manuel olarak incelemek yerine yaşadığı sorunu doğal bir dille ifade ederek yapay zekadan saniyeler içinde doğru yönlendirmeleri alabiliyor. Bu yaklaşım yalnızca zamandan tasarruf sağlamıyor; aynı zamanda doğruluğu arttırıyor, duruş sürelerini azaltıyor ve uzmanların bilgi aramak yerine sorun çözmeye odaklanmasına imkan tanıyor." Veri güvenliği ve operasyonel bağımsızlık öne çıkıyor Edge AI çözümlerinin veri güvenliği açısından da önemli avantajlar sunduğunu belirten Huang, verilerin doğrudan cihaz üzerinde işlenmesinin hem güvenliği arttırdığını hem de internet bağlantısına olan bağımlılığı azalttığını ifade etti. Huang, "Yapay zekanın geleceği yalnızca daha güçlü modeller geliştirmekten ibaret olmayacak. Asıl önemli olan, bu teknolojileri onlara en çok ihtiyaç duyan insanların erişimine sunabilmek. Dayanıklı Edge AI çözümleri, yapay zekayı gerçek çalışma ortamlarının gerektirdiği güvenilirlik ve mobiliteyle buluşturarak saha ekiplerinin bulundukları her yerde yapay zeka desteğinden yararlanmasını sağlıyor” açıklamasında bulundu.

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı Haber

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı

"Üretim Takvimine Uygun Destek Şart"EZZİB'in düzenlediği finansman toplantısında sektörün krediye erişim sorunları masaya yatırıldı. İhracatçılar, reeskont kredilerinde mevsimsel limit artışı, döviz dönüşüm desteğinde kademeli teşvik ve yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için pozitif ayrımcılık talep etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerinin katıldığı toplantıda, mevcut finansman destekleri anlatılırken sektörün talepleri de doğrudan ilgili kurumlara iletildi. Ege İhracatçı Birlikleri hizmet binasında gerçekleştirilen toplantıda konuşan EZZİB Başkanı M. Emre Uygun, zeytin ve zeytinyağı sektörünün tamamen yerli girdilerle üretim yaptığını belirterek, finansman politikalarının sektörün üretim takvimine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. "Ham madde alım döneminde finansman ihtiyacı zirveye çıkıyor" Sektörün en yoğun finansman ihtiyacının eylül-ocak döneminde yaşandığını ifade eden Uygun, üreticilere peşin ve Türk lirası üzerinden ödeme yapıldığını hatırlattı. Bu nedenle özellikle ham madde alım sezonunda reeskont kredi limitlerinin artırılması ve kredi tahsis süreçlerinin hızlandırılmasının sektörün rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağını dile getirdi. Döviz dönüşüm desteğinde yeni model önerisi Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de ihracat gelirlerinin Türk lirasına dönüştürülmesini teşvik eden döviz dönüşüm desteği oldu. EZZİB, mevcut destek sisteminin geliştirilmesini isteyerek, yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için destek oranının yüzde 7'ye çıkarılmasını önerdi. Başkan Uygun ayrıca, ihracat gelirinin daha büyük bölümünü Türk lirasına çeviren firmalara daha yüksek destek verilmesini sağlayacak kademeli teşvik modeli önerisinde bulundu. Bu modelin hem Merkez Bankası rezervlerine katkıyı artıracağını hem de ihracatçıyı daha fazla döviz bozdurmaya teşvik edeceğini ifade etti. TCMB: Katma değeri esas alan model üzerinde çalışılıyor TCMB Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Mert Angılı, sektör bazlı farklı destek oranlarının uygulanmasının kamu politikaları açısından çeşitli zorluklar içerdiğini söyledi. Bununla birlikte, katma değer ve verimliliği esas alan daha adil bir destek mekanizması üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirtti. Reeskont kredilerinde yeni limitler açıklandı Toplantıda ihracatçılarla reeskont kredilerine ilişkin güncel bilgiler de paylaşıldı. Buna göre; Günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL'ye çıkarıldı.Firma başına günlük kullanım limiti 60 milyon TL olarak uygulanıyor.KOBİ dışındaki firmalar için toplam üst limit en az 2,5 milyar TL seviyesinde bulunuyor.Reeskont kredilerinde uygulanan yüzde 19,32 faiz oranının mevcut piyasa koşullarına göre avantajlı olduğu ifade edildi. Ayrıca Türk lirası reeskont kredisi kullanan firmalara yönelik döviz alım kısıtlamalarında da belirli esneklikler sağlandığı aktarıldı. Eximbank'tan yeni sigorta ve teminat modeli Toplantıda Türk Eximbank yetkilileri de ihracatçılara yönelik yeni uygulamaları paylaştı. Buna göre; Yurt dışı iştirakler,Depolar,Üçüncü ülkeler üzerinden yapılan transit ticaret işlemleri, belirli şartlar altında alacak sigortası kapsamına alınabilecek. Ayrıca sigortalı alacakların doğrudan kredi teminatı olarak kullanılmasına imkân sağlayacak yeni sistem üzerinde çalışıldığı açıklandı. Bu uygulamanın devreye girmesiyle ihracatçıların teminat mektubu maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor. Yeşil yatırımlara 8,5 yıla varan finansman Toplantıda Dünya Bankası kaynaklı Yeşil İhracat Kredisi hakkında da bilgi verildi. Programa göre gıda ile zeytin ve zeytinyağı sektörü de; güneş enerjisi,rüzgâr enerjisi,elektrikli araç,elektrikli forklift,enerji verimliliği,su tasarrufu yatırımları için 8,5 yıla varan vadelerle finansman kullanabilecek. Kasım 2023 sonrasında gerçekleştirilen uygun yatırımlar için geriye dönük finansman imkânı da bulunduğu belirtildi. Sektörün beklentisi: Finansmanda pozitif ayrışma Toplantının sonunda ihracatçılar, finansmana erişimde yaşadıkları sorunları TCMB, Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerine doğrudan iletti. Sektör temsilcileri, tamamen yerli üretim yapan zeytin ve zeytinyağı sektörünün ihracattaki stratejik konumu dikkate alınarak finansman politikalarında mevsimsellik, üretim takvimi ve katma değer odaklı yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Sanayici karbon sertifikası sürecine hazır mı? Haber

Sanayici karbon sertifikası sürecine hazır mı?

Şimdi ise gözler Şubat 2027'de başlayacak karbon sertifikası satışlarına çevrildi. Isıtma sektörünün öncü sanayi kuruluşlarından Çukurova Isı, sanayicilerin karbon maliyetlerinden etkilenmemek için bugünden enerji tüketimi yoğun sistemleri gözden geçirmeleri ve verimlilik yatırımlarını hızlandırmaları gerektiğine dikkat çekti. Avrupa Birliği'nin iklim politikaları kapsamında uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 2026 yılıyla birlikte mali yükümlülük dönemine geçmişti. Bu yeni dönemde, AB pazarına ihracat yapan şirketler, ürünlerinin karbon emisyonlarını raporlamakla kalmayıp bu emisyonlar için mali sorumluluk da üstlenmeye başladı. Sanayiciler şimdi de mekanizmanın en kritik aşamalarından biri olan karbon sertifikası sürecine hazırlanıyor. Sertifika uygulaması Şubat 2027’de başlayacak Şubat 2027’de başlayacak sertifika uygulamasıyla birlikte demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde faaliyet gösteren AB ithalatçıları, SKDM yükümlülükleri kapsamında 2026 ve 2027 yılı ithalatlarına ilişkin sertifika satın alacak. SKDM sertifikalarının fiyatı ise Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi'nde (AB ETS) oluşan karbon fiyatlarına göre belirlenecek. 2026 yılı ithalatları için sertifika bedeli, 2026 yılı boyunca oluşan karbon fiyatlarının çeyrek dönem ortalaması esas alınarak hesaplanacak. 2027 ve sonraki yıllarda ise sertifika fiyatı, satışın yapıldığı haftadan önceki haftada Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nin (AB ETS) karbon fiyatına göre belirlenecek. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman Ünlü, şunları söyledi: "Karbon emisyonu artık ticaretin önemli maliyet kalemlerinden biri" “SKDM, artık yalnızca çevresel bir düzenleme değil, ihracat yapan sanayiciler açısından doğrudan maliyet oluşturan bir mekanizma haline geldi. Şimdi ise karbon sertifikası süreci devreye giriyor. Sertifika satın alma uygulamasıyla birlikte karbon emisyonları doğrudan ticari maliyete dönüşecek. Dolayısıyla sanayicilerin yalnızca emisyonlarını hesaplamaları değil, bu emisyonları azaltacak yatırımları da hızla hayata geçirmeleri gerekiyor. Düşük karbonlu üretim yapan işletmeler hem daha düşük karbon maliyetleriyle karşılaşacak hem de Avrupa pazarındaki rekabet gücünü artıracak." dedi. Sanayiciler enerji tüketen sistemleri gözden geçirmeli “SKDM kapsamında ürünlerin karbon emisyonları, gerçek üretim verileriyle birlikte hesaplanıyor. Bu nedenle üretim süreçlerinde enerji tüketimini azaltacak yatırımlar oldukça önemli” diyen Osman Ünlü, şu değerlendirmede bulundu: Sertifika maliyetlerini minimize ediyor "Sanayicilerin ilk olarak tesislerindeki yüksek enerji tüketen sistemleri analiz etmeleri gerekiyor. Isıtma sistemleri de bunların başında geliyor. Fabrikalarda kullanılan eski ve verimsiz sistemlerin yerine yüksek verimli teknolojilere geçilmesi, hem enerji tüketimini hem de karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltıyor. Biz de Çukurova Isı olarak, sanayicilerin emisyon yükünü azaltmalarına katkı sağlayan çözümler geliştiriyoruz. Avrupa Komisyonu'nun Ecodesign (ErP) Direktifi'ne uygun olarak geliştirdiğimiz Goldsun CPH seramik plakalı radyant ısıtıcı ürünümüzle geleneksel ısıtma sistemlerinden %70 daha verimli ısıtma sağlıyoruz. İşletmeler daha düşük enerji tüketimi sayesinde hem enerji maliyetlerini düşürüyor hem de ürünlerinin gömülü karbon emisyonlarını azaltarak SKDM kapsamında doğacak sertifika maliyetlerini minimize edebiliyor.” Bugün yapılan yatırımlar, yarının rekabet gücünü şekillendirecek Önümüzdeki yıllarda ücretsiz karbon tahsisatlarının kademeli olarak kaldırılmasıyla birlikte karbon maliyetlerinin daha da artmasının beklendiğini vurgulayan Ünlü, firmaların bugünden atacakları enerji verimliliği adımlarının hem işletme maliyetlerini hem de gelecekteki ihracat performanslarını doğrudan etkileyeceğini ifade etti.

AB destekli finansmanda yeni dönem  Haber

AB destekli finansmanda yeni dönem 

Kaynak, sürdürülebilir sanayi yatırımları ve ihracatçıların yeşil dönüşüm projelerinde kullanılacak. Türkiye, yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda Avrupa Yatırım Bankası'ndan (AYB) 200 milyon euroluk yeni finansman desteği sağladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan edinilen bilgilere göre, uygun koşullu dış finansman kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında AYB ile iki ayrı kredi anlaşması imzalandı. Hazine geri ödeme garantisi altında sağlanan finansmanın 100 milyon euroluk bölümü Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına aktarılacak. Kalan 100 milyon euroluk kaynak ise Türk Eximbank üzerinden ihracatçıların yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerinin finansmanında kullanılacak. Yeşil büyüme hedeflerine katkı sağlayacak Sağlanan finansmanla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim ve sürdürülebilir sanayi alanlarında gerçekleştirilecek yatırımların desteklenmesi hedefleniyor. Söz konusu kredi anlaşmalarıyla birlikte Türkiye'nin 2026 yılı içerisinde sağladığı uygun koşullu dış finansman tutarı 4,9 milyar dolara ulaştı. Şimşek: Destekler yeniden harekete geçti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin kalkınma öncelikleri açısından önemli katkılar sunduğunu belirtti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin dış finansmana erişimi de desteklediğini ifade eden Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası'nın deprem sonrası sağlanan finansman hariç olmak üzere yaklaşık 8 yıl aradan sonra yeniden Türkiye'nin kalkınma projelerine yönelik uygun koşullu kredi imkanlarını devreye aldığını söyledi. Reel sektör ve ihracatçıya destek Yeni finansman paketinin özellikle reel sektörün dönüşüm yatırımları ile ihracatçıların uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum süreçlerine katkı sağlaması bekleniyor. Uzmanlar, yeşil dönüşüm yatırımlarının hız kazanmasının hem ihracat pazarlarında rekabet gücünü artıracağını hem de Türkiye'nin uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerine destek vereceğini değerlendiriyor.

İnşaat sektörünü şekillendirecek yatırım trendleri Haber

İnşaat sektörünü şekillendirecek yatırım trendleri

Gayrimenkul ve inşaat sektörü, değişen ekonomik dinamikler, teknolojik gelişmeler ve tüketici beklentileri doğrultusunda dönüşümünü sürdürürken, 2026 yılında sektöre yön verecek yatırım trendleri de netleşmeye başladı. Deprem güvenliği, sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve yaşam kalitesi odaklı projeler yatırımcıların karar süreçlerinde belirleyici unsurlar haline gelirken, sektör temsilcileri de geleceğin ihtiyaçlarına uygun projeler geliştirmeye odaklanıyor… SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, gayrimenkul sektöründe yaşanan dönüşümü değerlendirerek yatırımcı davranışlarının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Artukoğlu, “Geçmişte yatırım kararlarında öncelikli kriter lokasyon ve fiyat olurken, bugün güvenli yapılaşma, sosyal yaşam alanları, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar da en az bunlar kadar önem taşıyor. Özellikle deprem gerçeğinin daha fazla hissedildiği bir dönemde yatırımcılar yalnızca bir mülk satın almıyor; güvenli ve uzun vadeli bir yaşam alanına yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı. Sürdürülebilir projeler ön plana çıkıyor Küresel ölçekte çevresel farkındalığın artmasıyla birlikte sürdürülebilir yapıların önem kazandığını belirten Artukoğlu, enerji tasarrufu sağlayan sistemlerin ve çevre dostu uygulamaların yeni projelerin vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini ifade etti. “Yeşil bina uygulamaları, yenilenebilir enerji çözümleri ve düşük karbon ayak izine sahip projeler artık yatırımcıların tercih sebepleri arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik odaklı projelerin sektördeki payının daha da artacağını öngörüyoruz” diye konuştu. Akıllı teknolojiler yatırım değerini artırıyor Dijitalleşmenin inşaat ve gayrimenkul sektöründe de etkisini gösterdiğine dikkat çeken Artukoğlu, akıllı bina teknolojilerinin yatırım kararlarında giderek daha fazla rol oynadığını belirtti. Artukoğlu, “Enerji tüketimini optimize eden sistemler, uzaktan yönetilebilen yaşam alanları ve güvenlik teknolojileri artık modern projelerin standartları arasında yer alıyor. Akıllı teknolojilere sahip yapılar hem kullanıcı deneyimini artırıyor hem de uzun vadede yatırım değerine katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Ankara ve gelişen şehirler yatırımcıların radarında Türkiye’de yatırımcı ilgisinin yalnızca büyük metropollerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Artukoğlu, gelişen şehirlerin ve yeni yaşam merkezlerinin öne çıkmaya başladığını söyledi. “Ulaşım yatırımları, yeni ticaret alanları ve planlı şehirleşme projeleri sayesinde Ankara başta olmak üzere birçok şehir yatırım açısından önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle yaşam kalitesini yükselten, sosyal donatıları güçlü ve ulaşım avantajı sağlayan projeler yatırımcıların dikkatini çekmeye devam edecek” dedi. ‘Geleceğin projeleri bugünden şekilleniyor’ 2026 yılında sektörün odağında güven, sürdürülebilirlik ve teknoloji ekseninin yer alacağını belirten Artukoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Gayrimenkul sektörü yalnızca yapı üretmekten ibaret değil. İnsanların yaşamlarına değer katan, şehirlerin gelişimine katkı sağlayan ve gelecek nesillere daha yaşanabilir alanlar bırakan projeler geliştirmek gerekiyor. Biz de SOA Holding olarak geleceğin ihtiyaçlarını bugünden analiz ederek, uzun vadeli değer üreten projelere odaklanmayı sürdürüyoruz” ifadelerinde bulundu.

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı Haber

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda Ecoplas Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak OİB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. OİB’in 2026-2030 dönemini kapsayacak Kemal Yazıcı Başkanlığında yeni Yönetim Kurulunda; Beyçelik Gestamp, Ford Otomotiv, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri, Bosch Sanayi ve Ticaret, Toyota Otomotiv, Oyak Renault, Tofaş Türk, İnci GS Yuasa Akü, Teknorot Otomotiv ve Valeo Otomotiv, Denetim Kurulu’nda ise TKG Otomotiv, OSKİM Pazarlama ve Canel Otomotiv yer aldı. Çelik: “Sekiz yıla devasa bir dönüşümü sığdırdık” Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

Isı yalıtımının iklim üzerindeki 5 kritik rolü Haber

Isı yalıtımının iklim üzerindeki 5 kritik rolü

Bu kapsamda yürürlüğe giren standartlar ve İklim Kanunu, sürdürülebilir bir gelecek için kritik bir çerçeve sunuyor. Binalarda tüketilen enerjinin yaklaşık yüzde 80’inin ısıtma ve soğutma kaynaklı olduğuna dikkat çeken Baumit Türkiye CEO’su Atalay Özdayı, “Nitelikli ısı yalıtımı, binalarda enerji tüketimini yüzde 60’a varan oranlarda azaltarak hem karbon emisyonlarını düşürüyor hem de iklim krizine karşı en hızlı ve en düşük maliyetli çözümlerden birini sunuyor” dedi. Dünya genelinde toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ından ve karbon salınımının önemli bir bölümünden sorumlu olan binalar, doğru yalıtım uygulamalarıyla önemli bir dönüşüm potansiyeli barındırıyor. Uzmanlara göre nitelikli ve doğru uygulanmış ısı yalıtımı sayesinde binaların enerji ihtiyacı yüzde 50 ila 60 oranında azaltılabiliyor. Bu da sera gazı emisyonlarının doğrudan düşürülmesine katkı sağlıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baumit Türkiye CEO’su Atalay Özdayı, “İklim kriziyle mücadelede en temiz enerji, hiç harcanmayan enerjidir. Isı yalıtımı, enerji tüketimini azaltarak karbon salımını düşüren en hızlı uygulanabilir çözümlerin başında geliyor. Aynı zamanda kullanıcıya anında tasarruf sağlıyor. Bu yönüyle hem çevre hem de ekonomi için kazan-kazan yaklaşımı sunuyor” ifadelerini kullandı. Binalarda dönüşümün anahtarı ısı yalıtımı Isı yalıtımının iklim kriziyle mücadelede kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Atalay Özdayı, bu etkinin 5 temel başlıkta öne çıktığını belirtti: 1.Emisyonların azaltılması Isı yalıtımı, ısınma ve soğutma için gereken enerji ihtiyacını önemli ölçüde azaltarak atmosfere salınan sera gazlarını doğrudan düşürür. 2. Enerji Verimliliği ve Kaynak Tasarrufu Yalıtımlı binalar daha az enerji tüketir. Bu durum, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltırken enerji kaynaklarının verimli kullanılmasına katkı sağlar. 3. Kentsel Isı Adası etkisinin azaltılması Isı yalıtımı, binaların ısıtma ve soğutma ihtiyacını azaltarak enerji tüketimini düşürür; bu sayede hem karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlar hem de şehirlerin genel enerji verimliliğinin artırılmasına destek olur. 4. İklim dirençli yapılar ve konfor Aşırı sıcak ve soğuk hava koşullarına karşı iç mekân sıcaklığını koruyarak yaşam konforunu artırır, iklimlendirme ihtiyacını azaltır. 5.Yapı ömrünün uzaması ve sürdürülebilirlik Nem, küf ve korozyon gibi riskleri önleyerek yapı ömrünü uzatır; böylece yeni yapı malzemelerine duyulan ihtiyacı azaltır ve karbon ayak izini düşürür. Isı yalıtımının yalnızca bireysel tasarruf aracı olmadığını, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir yatırım olduğunu belirten Özdayı, “Bugün atılacak doğru adımlar, gelecekte hem çevresel hem de ekonomik anlamda önemli kazanımlar sağlayacak” diyerek sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.