SON DAKİKA
Hava Durumu

#Düşük Karbon

Ekometre - Düşük Karbon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Düşük Karbon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

AB teşvikinde Türkiye riski Haber

AB teşvikinde Türkiye riski

İngiltere’nin belirli koşullarla kapsama alınmasının önü açılırken Türkiye’nin önerilen özel düzenlemenin dışında kalması endişe yarattı. Sektör temsilcileri, kararın ihracatı ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımları olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği (AB), küresel rekabette sanayisini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmak amacıyla yeni bir destek mekanizması hazırlıyor. Çin’in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD’nin sanayi teşviklerine karşı geliştirilen Made in Europe yaklaşımı, kamu alımları ve devlet desteklerinde Avrupa üretimi kriterlerini öne çıkarmayı hedefliyor. İmam Güneş’in haberine göre, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önü açılırken Türkiye ve Fas’ın önerilen özel kapsamın dışında kalması, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki konumuna ilişkin soru işaretleri yarattı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen düzenlemenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, üretim yeri ve Avrupa menşei kriterlerinin nihai biçimine bağlı olacak. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sanayisiyle güçlü üretim bağlarına rağmen yeni desteklerden yararlanamaması, ihracatın yanı sıra gelecekteki fabrika ve model yatırımlarını da etkileyebilir. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu tablo, düzenlemenin Türk otomotiv sektörü açısından önemini ortaya koyuyor. İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye’nin statüsü tartışmalı Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın temel başlıklarından biri, Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı oldu. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya, yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istedi. Gündeme gelen yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması öne çıktı. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken Türkiye’nin özel kapsam dışında kalması tartışmalara neden oldu. Uzlaşmada, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olması ve bataryalarda başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği aranması gibi kriterler gündeme geldi. Türkiye’de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşei hesabına dahil edilmesi mümkün olsa da nihai araç montajının AB sınırları içinde yapılmasının zorunlu tutulması, Türkiye’deki fabrikaları dezavantajlı duruma düşürebilir. Teşvikler üretim ve yatırım adreslerini değiştirebilir AB’nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri, üretimin hangi ülkelerde yapılacağını etkileyen araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünlerin desteklenmesini öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojileri gibi alanları kapsayan yaklaşımın, kamu alımları ve sanayi destekleri üzerinden uygulanması hedefleniyor. Elektrikli araç alım desteklerinde, kamu filolarında ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin ağırlık kazanması, AB dışındaki üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni yatırımların Avrupa ülkelerine yönelmesini teşvik edebilir. Türkiye’ye yönelik yatırımlar da risk altında Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına hangi hakların tanınacağı ve Avrupa menşei kriterlerinin nasıl uygulanacağı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret anlaşması veya Gümrük Birliği bulunan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine yönelik hükümler gündeme geliyor. Ancak Türk parçalarının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesi ile nihai aracın AB sınırları içinde üretilmesi farklı koşullar anlamına geliyor. Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye’nin yeni destek mekanizmalarına erişimi konusunda belirsizlik yaratıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye’nin Made with Europe yaklaşımı kapsamında en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas’ta bulunan Avrupalı üreticilerin yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. İş dünyasından eşit rekabet koşulları çağrısı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattıklarını belirtti. Gültepe, Avrupa tarafının düzenlemenin Türkiye’yi hedef almadığını ve kendi sanayisini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiğini aktardı. Ancak otomotiv ihracatının yüzde 70’inden fazlasının AB’ye yapıldığını hatırlatan Gültepe, yeni kriterlerin sektör üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının Türk üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini belirten Gültepe, ilave maliyetlerin ve vergilerin gündeme gelmesi halinde ihracatın azalabileceği ve yeni yatırımların Avrupa ülkelerine kayabileceği uyarısında bulundu. Gültepe, Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımlarının ve ortaklıklarının bulunduğunu vurgulayarak düzenlemenin henüz kesinleşmediğini ve Avrupa Parlamentosunun kararının belirleyici olacağını ifade etti. Türkiye’nin kendi üretimini ve sanayisini güçlendirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. OİB: Türkiye’nin dışlanması iki tarafa da zarar verir Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, Avrupa’nın sanayi rekabetini artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak desteklediklerini belirtti. Bununla birlikte Yazıcı, Türkiye’nin 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonuna rağmen kapsam dışında bırakılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayan Yazıcı, Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın mevcut haliyle yasalaşması durumunda hem AB’nin hem de Türk otomotiv sektörünün zarar görebileceğini söyledi. Tedarik zincirlerinin bozulmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Yazıcı, Eurostat verilerine dayanan analizlerine göre Türk otomotiv sektörünün AB genelinde 250 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlanmasını desteklediğini ifade etti. Yazıcı, Türkiye’de üretilen araç ve parçaların Made in Europe kapsamında değerlendirilmesi; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımları bakımından AB ülkeleriyle eşit koşullara tabi olması gerektiğini kaydetti. İKV: Gümrük Birliği hakları korunmalı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu da Fransa ile Almanya arasında otomotiv sektöründeki Made in Europe yaklaşımına ilişkin sağlanan uzlaşının Türkiye’yi dışarıda bırakmasını eleştirdi. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 73’ünün AB’ye yapıldığını hatırlatan Zeytinoğlu, Avrupa pazarında yeni üretim kriterleriyle karşılaşılmasının ticaret ve ihracat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için gündeme gelen ortak gümrük tarifeleri ve ticari korunma önlemlerine uyum şartlarının Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan önemli bir ekonomi olduğuna dikkat çekti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Gümrük Birliği’nin ruhuyla bağdaşmadığını savunarak gerekli görülmesi halinde Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil hukuki yolların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kamu alımları, dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemleri konusunda gerekli adımları atarak AB’den adil muamele talep etmesi gerektiğini de belirtti. Avrupa’nın yeni teşvik sisteminde neler var? AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi kapsamında öne çıkan başlıklar şöyle: Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. Batarya ve teknoloji yatırımları: İnovasyon Fonu ve IPCEI gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor. Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa’da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ticari korunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Nihai düzenleme Türkiye’nin konumunu belirleyecek Made in Europe düzenlemesinin nihai kapsamı, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet koşulları açısından belirleyici olacak. Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların hangi şartlarda Avrupa menşeli kabul edileceği, kamu alımlarına erişim ve yatırım teşviklerinden yararlanma imkanları önümüzdeki dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi ve Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki konumu dikkate alınarak özel bir düzenleme yapılması, sektör temsilcilerinin öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj Haber

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj

Türk sanayisinin Gümrük Birliği sayesinde Avrupa değer zincirlerine derin biçimde entegre olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Avrupa’nın maliyetlerini ve küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını güçlendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA), Türkiye açısından kritik bir başlık haline geldi. Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026’da açıklanan yasa teklifi, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki yasama sürecinden geçiyor. Teklifte çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojiler gibi stratejik alanlarda “Made in EU” ve düşük karbon şartlarının kamu alımları ile destek mekanizmalarında kullanılması öngörülüyor. Yasanın nihai kapsamı henüz kesinleşmezken, Türkiye’nin AB’nin yeni sanayi politikasında nasıl konumlandırılacağı Ankara ile Brüksel arasındaki temasların önemli gündem maddelerinden biri oldu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 16-17 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda da Türkiye’nin AB ile 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığının ve mevcut ticari entegrasyonunun dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye üçüncü ülke kategorisinde görülmemeli Türkiye açısından temel argüman, Türk sanayisinin Çin, Hindistan veya diğer üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa sanayi ve tedarik zincirleriyle güçlü biçimde bütünleşmesini sağladı. Bu nedenle “Made in EU” uygulamasının Türkiye’nin mevcut entegrasyon seviyesini göz ardı edecek biçimde uygulanmasının hem Türk üreticiler hem de Avrupa sanayisi açısından sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. AB Komisyonu’nun Nisan 2026’da verdiği bir yanıtta ise IAA teklifinin Gümrük Birliği’ni değiştirmediği, ayrıca Türkiye gibi AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ve ilgili koşulları sağlayan içeriğin, teklif kapsamındaki “Union origin” şartları bakımından Birlik menşeli içerikle eşdeğer kabul edildiği belirtildi. “Made in EU” tartışmasında Türkiye detayı Türk iş dünyasının yakından takip ettiği başlıklardan biri de IAA kapsamındaki menşe ve yerli içerik kriterleri. Yasanın nihai metni üzerindeki görüşmeler devam ederken, “Made in EU” yaklaşımının Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirme amacıyla nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Türkiye açısından kritik nokta ise mevcut Gümrük Birliği entegrasyonunun bu kuralların dışında bırakılıp bırakılmayacağı. AB Konseyi’ndeki değerlendirmelerde de “Made in EU” yaklaşımının ithalata bağımlılığı azaltabileceğini savunan ülkelerin yanı sıra, uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve değer zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin çekinceler dile getiriliyor. Avrupa sanayisi de maliyetle karşılaşabilir Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca Türk üreticiler açısından değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Otomotivden makineye, demir-çelikten kimyaya kadar birçok alanda Avrupalı üreticiler Türkiye’deki tedarikçilerle uzun süredir entegre biçimde çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinden uzaklaştırılması halinde tedarik maliyetlerinin yükselmesi, teslim sürelerinin uzaması ve tedarik güvenliğinin zayıflaması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından yalnızca bir ihracat pazarı değil, üretim ve tedarik zincirinin tamamlayıcı bir parçası olduğu vurgulanıyor. Otomotivde kritik eşik “Made in EU” tartışmasının en kritik alanlarından biri otomotiv sektörü. IAA kapsamında otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde Avrupa üretimini ve yerli içeriği artırmaya yönelik politikalar gündemde bulunuyor. Avrupa otomotiv tedarik sanayisini temsil eden CLEPA da Avrupa’nın rekabet gücünün yalnızca araç montajına değil, parçalar ve kritik teknolojiler dahil olmak üzere tüm değer zincirine bağlı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’nin otomotiv üretimi ve tedarik altyapısı, Avrupa’nın dönüşüm sürecinde önemli bir tamamlayıcı kapasite olarak öne çıkıyor. CLEPA: Rekabet gücünün temeli tedarik zinciri Tartışmalarda öne çıkan çalışmalardan biri, CLEPA tarafından Roland Berger’e hazırlatılan Avrupa otomotiv tedarik zincirinin rekabet gücüne ilişkin analizler oldu. Çalışmalarda Avrupa otomotiv tedarikçilerinin araç değerinin önemli bölümünü oluşturduğu ve küresel rekabet koşullarının Avrupa’daki üretim kapasitesi üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. CLEPA, Avrupa’nın rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca nihai araç üretimine değil, parçalar, elektronik, yazılım ve diğer kritik bileşenlerden oluşan geniş tedarik zincirine odaklanılması gerektiğini savunuyor. CLEPA’nın değerlendirmelerine göre Avrupa’daki otomotiv tedarikçilerinin oluşturduğu değer, sektörün toplam rekabet gücünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “Made in Europe” politikalarının tedarik zincirinin tamamını dikkate alacak biçimde tasarlanması gerektiği ifade ediliyor. Rekabet montajla sınırlı değil Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel başlıklar şöyle sıralanıyor: Araç montajı tek başına yeterli değil: Avrupa’da aracın monte edilmesi kadar kritik parçaların ve teknolojilerin de değer zinciri içinde üretilmesi önem taşıyor.Katma değer tedarik zincirine yayılıyor: Motor, elektronik, güç elektroniği, yazılım ve şasi sistemleri gibi bileşenler rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.Tedarik zinciri korunmalı: Avrupa’nın küresel rekabette güçlü kalabilmesi için yalnızca nihai ürün üretimine değil, üretimin tamamını destekleyen tedarik altyapısına odaklanması gerekiyor.Çin ve ABD rekabeti bütüncül kapasite gerektiriyor: Avrupa’nın küresel rekabette teknoloji, üretim kapasitesi ve tedarik güvenliğini birlikte güçlendirmesi gerekiyor. CLEPA’nın 2026 yılı analizleri de Avrupa otomotiv tedarikçilerinin küresel maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunmasının önemini ortaya koyuyor. “Avrupa duvar örmek yerine zinciri güçlendirmeli” Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu da Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için Türkiye ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da son dönemde öne çıkan “Made in EU” yaklaşımının yerine, Türkiye gibi yakın ve entegre üretim merkezlerini de kapsayan “Made with Europe” anlayışının daha rekabetçi bir model oluşturabileceğini ifade eden Silahtaroğlu, Türkiye’nin Avrupa açısından yalnızca bir tedarikçi değil, stratejik bir üretim ortağı olduğunu söyledi. Silahtaroğlu, Çin’in üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile ABD’nin teknoloji ve sermaye gücü karşısında Avrupa’nın yakın coğrafyadaki güvenilir üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye dışlanırsa tedarik süresi uzayabilir Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin sistem dışına itilmesinin maliyetleri artırabileceği ve tedarik sürelerini uzatabileceği değerlendirmesinde bulundu. Silahtaroğlu, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet gücünü artırmak için yeni ticari duvarlar oluşturmak yerine mevcut ve güvenilir değer zincirlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ürün çeşitliliği avantajı Türk otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, ürün çeşitliliği ve teknik yetkinlikleriyle de Avrupa açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin motor parçaları, fren sistemleri, filtreler, süspansiyon bileşenleri, elektrik-elektronik parçalar ve kablo sistemleri gibi geniş bir ürün grubunda üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Silahtaroğlu, hızlı teslimat kabiliyeti, ürün çeşitliliği ve maliyet avantajının Avrupa satış sonrası pazarında tedarik sürekliliğine katkı sağladığını belirterek, Türkiye ile sanayi entegrasyonunun derinleştirilmesinin Avrupa’nın dönüşüm kapasitesini ve küresel rekabet gücünü destekleyeceğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.