SON DAKİKA
Hava Durumu

#Döngüsel Ekonomi

Ekometre - Döngüsel Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Döngüsel Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eti Bakır, iklim ve doğa raporunu yayımladı Haber

Eti Bakır, iklim ve doğa raporunu yayımladı

Eti Bakır sektörde ilk kez iklim ve doğa bağlantılı risk ve fırsatların ele alındığı İklim ve Doğa Bağlantılı Risk ve Fırsat Değerlendirme Raporu’nu yayımladı. Türkiye’nin bakır ihtiyacının yaklaşık %25’ini karşılayan Eti Bakır, madencilik ve metal sektörünün geleceğini yalnızca doğal kaynakların verimli kullanımı değil, iklim değişikliği ve doğa kaybının beraberinde getirdiği risklere karşı dayanıklılık kapasitesinin de belirleyeceği yaklaşımıyla, “İklim ve Doğa Bağlantılı Risk ve Fırsat Değerlendirme Raporu 2025”i yayımladı. 1 Ocak–31 Aralık 2025 dönemine ait veriler temel alınarak hazırlanan rapor; Samsun, Mazıdağı, Küre, Adıyaman, Siirt, Murgul, Cerattepe ve İzmir olmak üzere şirketin 8 işletmesini kapsıyor. Doğayla uyumlu üretim modeli Sürdürülebilirliği sadece çevresel etkileri yönetmek olarak değil, uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini belirleyen bir unsur olarak gördüklerini kaydeden Eti Bakır Genel Müdürü Asım Akbaş, “COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca uluslararası taahhütlerle değil, reel sektörün üretim süreçlerinde hayata geçirdiği somut uygulamalarla da ele alınması açısından önemli bir fırsat. Cengiz Holding olarak iklim değişikliğiyle mücadeleyi; kaynakların verimli kullanılması, döngüsel ekonominin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, su kaynaklarının korunması ve doğal yaşamın desteklenmesiyle birlikte değerlendiriyoruz. Eti Bakır’ın Türkiye madencilik sektöründe bir ilk olma özelliği taşıyan Entegre İklim ve Doğa Raporu da bu yaklaşımımızın önemli bir yansıması. Eti Bakır’ın 8 işletmesini kapsayan rapor; iklim ve doğa bağlantılı risk ve fırsatları yalnızca çevresel etkiler açısından değil, üretimin sürekliliği ve uzun vadeli değer yaratma perspektifiyle ele alıyor” diye konuştu. Madencilikte döngüsel ekonomi Eti Bakır’ın entegre üretim modelinin doğa ve iklim perspektifinden değerlendirildiği raporda Küre–Mazıdağı–Samsun arasındaki üretim zinciri öne çıkıyor. Bir işletmede ortaya çıkan malzemenin diğer tesislerde hammadde olarak değerlendirilmesi, doğal kaynak kullanımının azaltılmasına ve döngüsel ekonominin güçlendirilmesine katkı sağlıyor. Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi’nde ise metal içeren artık ürünler ve proseslerden ortaya çıkan kükürt dioksit; entegre üretim modeli içerisinde değerlendirilerek katot bakır, sülfürik asit, fosforik asit ve gübre üretiminde kullanılıyor. Tesiste yıllık yaklaşık 5.919 ton bakır ve 680 bin ton sülfürik asit geri kazanılıyor. 54,4 Hektarlık yeni saha ihtiyacı ortadan kalktı Eti Bakır’ın uluslararası standartları baz alarak hazırlamış olduğu “İklim ve Doğa Bağlantılı Risk ve Fırsat Değerlendirme Raporu”nda işletmeleri özelinde doğaya yapmış oldukları etkiler anlatıldı. Mazıdağı Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde yılda yaklaşık 500 bin ton ikincil hammadde geri kazanılırken, böylece 54,4 hektarlık yeni bir madencilik alanına duyulabilecek ihtiyacın önüne geçiliyor. Tesis aynı zamanda yılda yaklaşık 528 bin ton ithalat ikamesi sağlayan gübre üretimi gerçekleştiriyor. Yenilenebilir elektrik kullanımıyla da yılda 85.809 MWh elektrik üretimi ve 53.562 ton karbon emisyonunun önlenmesine katkı sağlayan tesis, bu yolla her yıl 11 bin 600 binek aracın ürettiği karbon emisyonu miktarı kadar emisyon salınımının önüne geçiyor. Yakıt tasarrufu sağlandı Eti Bakır’ın doğa ve iklim bağlantılı uygulamalarında lojistik süreçler de önemli bir yer tutuyor. Cerattepe İşletmesi’nde kullanılan teleferik sistemi, karayolu taşımacılığı ihtiyacını azaltarak yılda yaklaşık 1 milyon litre yakıt tüketiminin ve buna bağlı emisyonların önlenmesine katkı sağlıyor. Engellenen yakıt, bir binek araç dünyanın çevresini 300’den fazla kez dönebileceği miktarı oluşturuyor. Murgul İşletmesi’nde ise yenilenebilir elektrik kullanımıyla 29.877 ton karbon emisyonunun önlenmesine katkı sağlanırken, rehabilitasyon çalışmaları kapsamında 2006 yılından bu yana 1 milyon metrekarenin üzerinde alan yeniden doğaya kazandırıldı ve 815 binden fazla fidan dikildi. Küre’de suyun devridaim oranı % 92 Doğal kaynakların verimli kullanımının öne çıktığı işletmelerden biri de Küre. İşletmede proses suyunun yaklaşık yüzde 92’si geri kazanılarak yeniden kullanılıyor. Ayrıca yılda yaklaşık 250 bin ton pirit atığının geri kazanılması, yeni birincil madencilik faaliyetleri ile ilave atık depolama altyapısı ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlıyor. Eti Bakır’ın raporunda tesisler genelinde kapalı devre proses suyu sistemlerinin yaygınlaştırıldığı ve işletmeye göre yüzde 80 ila yüzde 95 seviyelerine ulaşan su geri kazanım oranlarının sağlandığı da belirtiliyor.

Çolakoğlu Metalurji 2026 dekarbonizasyon hedefini  bir yıl erken aştı Haber

Çolakoğlu Metalurji 2026 dekarbonizasyon hedefini bir yıl erken aştı

80. kuruluş yılını geride bırakan Çolakoğlu Metalurji, 2025 yılına ilişkin sürdürülebilirlik performansını ortaya koyan 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Rapor; iklim değişikliğiyle mücadele, enerji ve kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, operasyonel verimlilik, çalışan gelişimi ve kurumsal dayanıklılık alanlarında kaydedilen ilerlemeleri ortaya koyuyor. Elektrikli Ark Ocağı (EAF) teknolojisine ve hurda bazlı üretim modeline dayanan üretim yapısıyla Çolakoğlu Metalurji, çeliğin yeniden ekonomiye kazandırılmasına ve kaynakların döngüsel kullanımına katkı sağlıyor. Şirket, “Geleceğin Çeliğine Hayat Veriyoruz” sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda çalışmalarını Sorumlu Üretim, İnsana ve Topluma Değer, Sürdürülebilir Büyüme ve Kurumsal Dayanıklılık değer alanları altında sürdürüyor. Dekarbonizasyon hedefi bir yıl erken aşıldı Çolakoğlu Metalurji, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında emisyonlarını düzenli olarak ölçmeye ve izlemeye devam ederken, 2025 yılında Kapsam 1+2 emisyon yoğunluğunu 2024 yılına göre %17,8 azalttı. Emisyon yoğunluğu 0,309 tCO₂e/ton sıvı çelik seviyesine gerilerken, 2026 yılı için belirlenen %13’lük azaltım hedefi bir yıl önceden gerçekleştirildi ve hedef 4,8 yüzde puan aşıldı. Şirketin iklim alanındaki çalışmaları 2025 yılında ilk kez CDP İklim Değişikliği Raporlaması kapsamında değerlendirildi ve Çolakoğlu Metalurji B skoru elde etti. Aynı dönemde iklim bağlantılı risk ve fırsatlar ilk kez detaylı şekilde analiz edilerek, 2°C’nin altındaki iklim senaryosu da dikkate alınarak bir risk ve fırsat haritası oluşturuldu. Enerji ve kaynak verimliliğinde somut ilerleme 2025 yılında operasyonel süreçlerin geliştirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması Çolakoğlu Metalurji’nin öncelikli çalışma alanlarından biri oldu. Bu kapsamda nihai sıvı çelik üretiminde ton başına enerji yoğunluğu %2,24, sıvı çelik üretiminde ton başına su yoğunluğu ise %11,01 azaltıldı. Atık yönetiminde de önemli bir ilerleme kaydedildi. 2025 yılında 411.224 ton atık geri kazanılırken, geri kazanılan atık miktarı bir önceki yıla göre %24,79 artırıldı. Yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında ise 2,1 MWp kurulu güce sahip Çubuk Haddehanesi Çatı GES, Temmuz 2025’te devreye alındı. Döngüsellik üretim modelinin üretimin temelinde yer alıyor EAF teknolojisine dayalı hurda bazlı üretim modeli, Çolakoğlu Metalurji’nin döngüsel ekonomi yaklaşımının önemli unsurlarından biri olmayı sürdürüyor. 2025 yılında geri dönüştürülmüş içerik oranı yassı ürünlerde %79,26, uzun ürünlerde ise %95,19 olarak gerçekleşti. Operasyonel verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalardan biri olan Manyetik Karıştırıcı Projesi de 2025 yılında hayata geçirildi. Proje ile üretim süreçlerinde verimlilik ve enerji kullanımının optimize edilmesine katkı sağlandı. CBAM sürecine hazırlık güçlendirildi 2025 yılı, Çolakoğlu Metalurji açısından Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) hazırlık çalışmalarının da yoğunlaştığı bir dönem oldu. Düzenli emisyon hesaplamaları gerçekleştirilirken müşterilerle çeyreklik emisyon verileri paylaşılmaya başlandı. Tedarikçiler Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) kriterleri doğrultusunda değerlendirilirken, tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesine yönelik çalışmalar yürütüldü. Paydaşlara yönelik eğitim ve bilgilendirme toplantılarıyla CBAM gerekliliklerine ilişkin farkındalık desteklenirken, müşteri ve tedarikçilerle emisyon verilerinin takibi ve paylaşımı sürdürüldü. 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’ndan öne çıkanlar: · Kapsam 1+2 emisyon yoğunluğu 2024’e göre %17,8 azaltılarak 0,309 tCO₂e/ton sıvı çelik seviyesine indirildi. Böylece 2026 yılı için belirlenen %13’lük azaltım hedefi bir yıl önceden ve 4,8 yüzde puan aşılmış oldu. · Çolakoğlu Metalurji, ilk CDP İklim Değişikliği Raporlaması sonucunda B skoru elde etti. · 2,1 MWp kurulu güce sahip Çubuk Haddehanesi Çatı GES Temmuz 2025’te devreye alındı. · Nihai sıvı çelik üretiminde ton başına enerji yoğunluğu %2,24 azaltıldı. · Sıvı çelik üretiminde ton başına su yoğunluğu %11,01 azaltıldı. · 411.224 ton atık geri kazanıldı; geri kazanılan atık miktarı bir önceki yıla göre %24,79 artırıldı. · Geri dönüştürülmüş içerik oranı yassı ürünlerde %79,26, uzun ürünlerde %95,19 olarak gerçekleşti. · 16 yeni kalite ürün geliştirildi. ·İnsana Değer: Çalışanların mesleki ve kişisel gelişimini desteklemek amacıyla toplam 71.269 saat eğitim gerçekleştirildi. 80 yıllık üretim deneyimini geleceğe taşıyan Çolakoğlu Metalurji, üretim modelinin temelindeki EAF teknolojisi ve hurda kullanımının sağladığı döngüsellik avantajını; enerji ve kaynak verimliliği, emisyonların azaltılması ve operasyonel gelişim çalışmalarıyla desteklemeye devam ediyor. Şirket, “Geleceğin Çeliğine Hayat Veriyoruz” sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda paydaşlarıyla birlikte yarattığı değeri geleceğe taşımayı ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ilerlemeyi sürdürüyor.

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı Haber

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı

Nihat Çelik: “Yapağıyı atık değil, stratejik hammadde olarak görmeliyiz’’ Doğru işleme, sanayi entegrasyonu ve kurulacak ulusal pazar ağlarıyla yapağının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi için ulusal bir model oluşturulması çağrısında bulundu. TÜRKYED Genel Başkanı Nihat ÇELİK, küçükbaş hayvancılığın yalnızca et ve süt üretimiyle sınırlandırılamayacağını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bugün üreticimizin elindeki yapağı, ekonomik değer oluşturamadan atıl durumda kalıyorsa, bu durum üreticinin değil mevcut sistemin bir eksikliğidir.’’ Hayvansal Liflerimizin Mevcut Durumu ve Potansiyeli Nihat Çelik, Türkiye’nin sahip olduğu küçükbaş hayvan varlığı dikkate alındığında yapağının ciddi bir ekonomik potansiyel taşıdığını ifade ederek şöyle konuştu: “Biz TÜRKYED olarak yapağıya sadece hayvancılığın bir yan ürünü olarak bakmıyoruz. Yapağı; tekstil ve hazır giyim, izolasyon, geleneksel dokumacılık ve el sanatları, teknik tekstil ve farklı sanayi alanlarında inşaat ve Isı/ses yalıtımı, kozmetik ve tıp, gübre ve organik tarım gibi birçok alanda kullanılacak ve değerlendirilebilecek önemli bir hammaddedir. Üreticimizin emeğini tarlada, merada veya boş arazilerde değer kaybeden bir ürün haline getirmek yerine ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.” “Önce Toplama Sistemi, Ardından İşleme Tesisleri” TÜRKYED, küçükbaş hayvancılıktan elde edilen yan ürünlerin kullanım alanlarını ve karşılaşılan altyapı sorunlarını şu başlıklarla özetledi: Koyun yünü: Isı yalıtımı ve nem dengesi sağlayan doğal, şifalı ve yenilenebilir bir kaynaktır. Tekstil, yalıtım, kozmetik, tıp ve organik gübre sanayisinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ancak yeterli tesis ve pazar ağı bulunmadığı için birçok bölgede yakılmakta ya da değerinin çok altında satılmaktadır. Keçi kılı: Dayanıklı yapısıyla halı, kilim, keçe ve teknik tekstil ürünlerinde kritik bir hammaddedir. Yetiştirici için önemli bir ek gelir potansiyeli taşısa da toplama, sınıflandırma ve işleme altyapısının yetersizliği nedeniyle tam kapasiteyle değerlendirilememektedir. Keçi tiftiği: Özellikle Ankara keçisinden elde edilen parlak, yumuşak ve yüksek katma değerli bir lif olan tiftik; tekstil sanayisi için paha biçilmezdir. Üreticinin gelirini artırması için sürdürülebilir alım garantilerine ve işleme tesislerine ihtiyaç duymaktadır. Ortak ihtiyaç: Yün, kıl ve tiftiğin hak ettiği değere ulaşması için ortak bir zincir kurulmalıdır: Üret → Topla → Sınıflandır → İşle → Katma Değerli Ürüne Dönüştür → Pazarla. ‘’Tek Çözüm Tesis Kurmak Değil, Entegre Sürdürülebilir Bir Sistem Oluşturmaktır’’ TÜRKYED Genel Başkanı Çelik, çözümün yalnızca birkaç tesis kurulmasından ibaret olmadığını, ülke genelinde uygulanabilir entegre bir model kurulması gerektiğini belirtti. Çelik, bu sistem kapsamında; Lojistik ve İşleme Altyapısı: Bölgesel toplama, depolama, yıkama ve kurutma tesislerinin kurulması. Örgütlü Pazarlama: Üretici birlikleri ve kooperatifler üzerinden toplu alım/satım sisteminin hayata geçirilmesi. Sanayi ve Üniversite İş Birliği: Tekstil ve teknik tekstil sektörleriyle entegrasyon sağlanarak üniversitelerle ortak AR-GE çalışmalarının yürütülmesi. Eğitim ve Yerel Kalkınma: Çobanlara modern kırkım eğitimlerinin verilmesi, geleneksel dokumacılığın ve coğrafi işaretli ürünlerin desteklenmesi. Sürdürülebilirlik: Yeşil yalıtım malzemeleri ve döngüsel ekonomi prensipleri doğrultusunda ihracata yönelik katma değerli ürün geliştirilmesi. Nihat Çelik, yapağının değerlendirilmesinin yalnızca yetiştiriciye ek gelir sağlamayacağını, aynı zamanda yerli hammadde kullanımını artıracağını belirterek, “Bizim hedefimiz üreticinin kazandığı, sanayicinin kaliteli ve yerli hammaddeye ulaştığı, tüketicinin yerli ürün kullandığı ve ülkemizin katma değer ürettiği bir sistemdir. Üreticiden başlayıp sanayiye ve ihracata kadar uzanan bir zincir oluşturmalıyız.” Üreticilerin yapağıyı pazara ulaştırmakta zorluklarını üretici örgütleri aracılığıyla bölgesel yapağı toplama ve yıkama tesisleri kurarak pazar ağı eksikliğini gidermeliyiz. Hammadde satışından ziyade bölgesel yerinde işleme (yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi) altyapısı desteklenerek katma değerin üretici seviyesinde tutulmasını sağlamalıyız.” ifadelerini kullandı. “VAN Modelinden Türkiye Sanayisine” Geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK verilerine göre Türkiye’deki küçükbaş hayvan varlığının 60 milyonun üzerine çıktığını hatırlatan Çelik, iller bazındaki tablonun altını çizdi: “Yaklaşık 3,5 milyon kayıtlı (kayıtdışı olanlarla birlikte 5 milyonun üzerinde) küçükbaş hayvan varlığıyla Van, Türkiye’de 1. sıradadır. Ancak karşı karşıya kaldığımız temel sorun şudur: Hayvan sayımızı artırıyoruz fakat elde ettiğimiz yün, süt ve deri gibi yan ürünleri katma değere dönüştüremiyoruz. Günümüzde sürdürülebiir agroekolojik ve sıfır atık prensipleri çerçevesinde, yapağıyı ekonomiye kazandıracak ulusal modeli Van ilimizden başlatıp tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmayı stratejik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Hammaddeyi doğrudan satmak yerine; yerinde yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi altyapısını destekleyerek kazanılan katma değeri doğrudan üreticinin cebinde tutmalıyız.” “Türkyed olarak çözüm masasında yer almaya hazırız” Üretici, sanayici ve tüketicinin birlikte kazanacağı bir ekosistem hedeflendiğini belirten TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim amacımız; üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, sanayicimizin kaliteli yerli hammaddeye ulaştığı ve ülkemizin katma değer ürettiği sürdürülebilir bir zincir kurmaktır. TÜRKYED olarak sadece sorunları dile getirmiyor, çözüm modelini de sunuyoruz. Yapağıyı atık olmaktan çıkarıp milli ekonomiye kazandırmak adına kamu kurumları, üniversiteler, özel sektör ve üretici örgütleriyle ortak çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Türk kimya şirketine Avrupa’dan 15/15 tam puan Haber

Türk kimya şirketine Avrupa’dan 15/15 tam puan

Enerji yoğun endüstrilerden kaynaklanan karbondioksitin (CO₂) yakalanarak yüksek katma değerli bir kimyasal olan formik aside dönüştürülmesini amaçlayan FLEX-CIRC-CO₂ projesi, Avrupa Komisyonu tarafından 15/15 tam puanla değerlendirildi. 8 ülkeden 14 ortağın yer aldığı uluslararası konsorsiyumda Koruma Klor Alkali, elektrokimyasal proses geliştirme ve pilot ölçekte elektroliz hücresinin geliştirilmesine katkı sağlayacak. Koruma Klor Alkali, sürdürülebilir üretim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve karbon dönüşümü alanlarında yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarını Horizon Europe kapsamındaki yeni bir uluslararası iş birliğine taşıdı. Koruma Klor Alkali’nin ortakları arasında bulunduğu FLEX-CIRC-CO₂ – “Flexible Circular CO₂ Capture and Utilisation Across Energy-Intensive Industries” projesi 36 ay boyunca yürütülecek. Birleşik Krallık, Portekiz, Almanya, Yunanistan, İspanya, İtalya, Avusturya ve Türkiye’den araştırma ve sanayi kuruluşları projede birlikte çalışacak. Karbondioksit aynı proseste değerli bir kimyasala dönüştürülecek FLEX-CIRC-CO₂ projesi ile enerji yoğun endüstrilerden kaynaklanan karbondioksitin (CO₂) yakalanması ve aynı entegre proses içerisinde elektrokimyasal yöntemlerle yüksek katma değerli bir kimyasal olan formik aside dönüştürülmesi hedefleniyor. Projenin temel yeniliklerinden biri, karbondioksit yakalama ve elektrokimyasal dönüşüm süreçlerinin entegre bir platformda bir araya getirilmesidir. Koruma Ar-Ge Merkezi, sahip olduğu elektrokimyasal proses geliştirme ve CO₂ kullanım alanlarındaki bilgi birikimiyle projeye katkı sağlayacak. Merkez, özellikle pilot ölçekte elektroliz hücresinin geliştirilmesi çalışmalarında görev alacak. Avrupa Birliği projelerinde uzun soluklu deneyim Koruma’nın Avrupa Birliği destekli projelerdeki deneyimi önceki yıllara uzanıyor. 2015 yılında Ar-Ge tesisini hayata geçiren şirket, 2018 yılında Horizon 2020 kapsamında kabul edilen projeyle ilk kez Avrupa Birliği destekli bir projede görev aldı. Koruma Klor Alkali, Avrupa Komisyonu’nun CORDIS kayıtlarında Horizon 2020 kapsamında yürütülen USABLE PACKAGING (Sürdürülebilir Biyobozunur Ambalajların Potansiyelinin Ortaya Çıkarılması) projesinin katılımcıları arasında da yer alıyor. Aracı: “Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin güçlü bir karşılığı” Koruma Klor Alkali Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, FLEX-CIRC-CO₂ projesinin kabul edilmesini Koruma’nın Ar-Ge yaklaşımı ve uluslararası çalışma vizyonu açısından değerli bir gelişme olarak değerlendirdi. Aracı, şunları söyledi: “Koruma’da Ar-Ge’yi üretim süreçlerimizin, rekabet gücümüzün ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz. Bilimsel bir çalışmanın sanayide uygulanabilir, ölçeklenebilir ve katma değer üreten bir sonuca ulaşmasını önemsiyoruz. Avrupa Birliği proje deneyimimizin bugün Horizon Europe kapsamında 15/15 tam puanla değerlendirilen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle devam etmesi, Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı. Ekibimizin bu başarısından dolayı büyük gurur duyuyoruz. Projede geliştirilecek yenilikçi, entegre karbondioksit yakalama ve dönüşüm sistemiyle daha verimli, kompakt ve ölçeklenebilir çözümler üzerinde çalışılacak. Koruma’nın elektrokimya alanındaki bilgi birikimini Avrupa’nın güçlü araştırma ve sanayi kuruluşlarıyla buluşturan bu iş birliğini, Ar-Ge vizyonumuz ve uluslararası Ar-Ge hedeflerimiz açısından değerli bir adım olarak görüyorum.” Avrupa’nın 93,5 milyar avroluk araştırma ve inovasyon programı 2021-2027 dönemini kapsayan Horizon Europe, Avrupa Birliği’nin araştırma ve inovasyon alanındaki temel finansman programı olarak uygulanıyor. Programın söz konusu dönem için gösterge niteliğindeki bütçesi 93,5 milyar avro. Horizon Europe; iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma, Avrupa’nın rekabet gücünün artırılması ile yeni bilgi ve teknolojilerin geliştirilmesine yönelik araştırma ve inovasyon çalışmalarını destekliyor.

Tarımın gücü kadının emeğiyle yeşeriyor Haber

Tarımın gücü kadının emeğiyle yeşeriyor

İlk yılında 1.000’e varan kadın girişimciye ulaşan proje, eğitim, mentorluk ve verilen hibe desteğiyle tarım alanındaki yenilikçi iş fikirlerinin gelişimine katkı sağladı. Projenin ikinci dönem başvuruları da başladı. Bu yıl program sonunda seçilecek üç girişim, toplam 800 bin TL değerindeki hibe desteğiyle fikirlerini büyütme ve hayata geçirme fırsatı yakalayacak. Tam Tahıl Tam Destek projesi, tarım ve girişimcilik alanında faaliyet gösteren ya da bu alanlara ilgi duyan kadın girişimcilerin yenilikçi fikirlerini hayata geçirmelerine destek oluyor. Proje kapsamında katılımcılara girişimcilik eğitimleri, uzman mentorluk desteği, fikir maratonu ve profesyonel iş ağına erişim fırsatları sunuyor. İlk yılında 1.000’e varan kadın girişimciyi bir araya getiren proje kapsamında katılımcılar; markalaşmadan dijital pazarlamaya, tasarım odaklı düşünmeden iyi tarım uygulamalarına, üretimden rafa kalite süreçlerinden etkili sunum tekniklerine kadar birçok alanda eğitim aldı. Program sonunda gerçekleştirilen fikir maratonunda başarılı bulunan üç girişim ise hibe desteği almaya hak kazandı. Hibe desteğinin yanı sıra girişimciler, üç ay süren mentorluk programıyla iş modellerini geliştirme ve fikirlerini güçlendirme fırsatı buldu. İkinci yılında daha güçlü ve kapsamlı destek Tam Tahıl Tam Destek Projesi, ikinci yılında da tarım ve gıda alanında değer yaratacak girişim fikirlerini desteklemeyi sürdürüyor. Program kapsamında kadın girişimciler; eğitim, uzman mentorluk desteği ve fikir maratonu aracılığıyla iş fikirlerini geliştirme fırsatı bulacak. Hem tarımın hem de kadın girişimcilerin yarınlarını güçlendirmek amacıyla yürütülen program sonunda en başarılı 3 proje toplamda 800 bin TL değerindeki hibe desteğiyle ödüllendirilecek; girişimciler aynı zamanda güçlü bir profesyonel ağın parçası olarak yeni iş birlikleri geliştirme imkânı elde edecek. "Kadınların tarımdaki dönüşümün önemli aktörleri olduğuna inanıyoruz" Nestlé Kahvaltılık Gevrekler Genel Müdürü Esra Ateş; "Tam Tahıl Tam Destek’in ilk yılında, tarım ve gıda alanında değer yaratmak isteyen kadın girişimcilerin güçlü fikirlerine ve yüksek potansiyeline yakından tanıklık ettik. Eğitimler, mentorluk süreci ve fikir maratonu boyunca ortaya çıkan yenilikçi projeler, tarımın geleceği adına bize umut verdi. İlk yıl elde ettiğimiz bu deneyim ve gördüğümüz ilgi, projeyle ne kadar doğru bir ihtiyaca dokunduğumuzu ortaya koydu. Bu yıl da yeni girişimcilerin fikirlerini geliştirmelerine katkı sunacak eğitimler, mentorluk desteği ve iş birlikleriyle onların yolculuklarına eşlik etmekten mutluluk duyacağız. Çünkü kadınların tarım ve gıdadaki dönüşümün öncü aktörleri olduğuna inanıyoruz." dedi. “Tarımın ve kadın girişimcilerin yarınlarını güçlendiren bu proje, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım” Migros FMCG Gıda Pazarlama Direktörü Caner Yaman; “Migros olarak, her zaman yerel üretimi, sürdürülebilir tarımı ve kadın emeğini destekleyen projelerin içerisinde yer almaya önem veriyoruz. Tam Tahıl Tam Destek projesinin ikinci yılında da kadın girişimcilerin tarım ve gıda alanındaki yenilikçi fikirlerini geliştirmelerine destek olmaktan dolayı mutluyuz. Projenin sunduğu gelişim fırsatlarının yanı sıra profesyonel iş ağına erişim imkanının da girişimcilerin yolculuklarına değer katacağına inanıyoruz. Tarımın ve kadın girişimcilerin yarınlarını güçlendiren bu projenin, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz” dedi. Kadın girişimcilere tarım ve gıdada yeni destek Tarım ve gıda alanında yenilikçi iş fikirleri geliştiren kadın girişimcilere yönelik “Tam Tahıl Tam Destek” projesinde ikinci dönem başladı. Program kapsamında eğitim, mentorluk ve fikir maratonu desteği sunulurken, dönem sonunda seçilecek üç girişimciye toplam 800 bin TL hibe verilmesi planlanıyor. Tarım ve gıda sektöründe kadın girişimciliğini desteklemeye yönelik programlar, yenilikçi üretim modellerinin geliştirilmesinde yeni bir finansman ve mentorluk kanalı oluşturuyor. Nestlé Kahvaltılık Gevrekler ve Migros iş birliğiyle yürütülen Tam Tahıl Tam Destek projesi de ikinci yılında kadın girişimcilere yönelik eğitim ve finansman desteğini sürdürüyor. Program; tarım ve girişimcilik alanında faaliyet gösteren veya bu alanlara yönelik iş fikri bulunan kadınların projelerini geliştirmelerini amaçlıyor. İlk dönemde 1.000’e yakın kadın girişimci yer aldı Projenin ilk döneminde 1.000’e yakın kadın girişimci programa dahil oldu. Katılımcılar; dijital pazarlama, marka ve hikâye tasarımı, tasarım odaklı düşünme, iyi tarım uygulamaları, üretimden rafa kalite süreçleri ve iş fikri sunumu gibi başlıklarda eğitim aldı. Programın sonunda düzenlenen Fikir Maratonu'nda üç girişimci ödüle hak kazandı. Birinci olan Cherry Mic, toprağın doğal mikroorganizmalarını destekleyerek kimyasal gübre kullanımını azaltmayı hedefleyen mikrobiyal gübre çözümüyle 300 bin TL; tarımsal ve gıda atıklarını biyoplastik hammaddesine dönüştüren Agripoli 200 bin TL; ayva ve mısır atıklarını katma değerli ürünlere dönüştüren Ecohub ise 100 bin TL hibe aldı. Kazanan girişimcilere ayrıca üç aylık mentorluk desteği sağlandı. Yeni dönemde 800 bin TL'lik hibe İkinci dönemde de eğitim ve mentorluk programının ardından Fikir Maratonu gerçekleştirilecek. Program sonunda seçilecek üç girişimciye toplam 800 bin TL hibe desteği sağlanacak. Katılımcıların iş fikirlerini geliştirmelerine yönelik eğitimlerde iş fikri sunumu, dijital pazarlama, iyi tarım uygulamaları ve üretimden rafa süreçleri gibi başlıklar ele alınacak. Tarımda sürdürülebilirlik öne çıkıyor İlk dönemin sonuçları, tarım ve gıda sektöründe yalnızca geleneksel üretime değil, sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi odaklı yeni iş modellerine de ilginin bulunduğunu gösterdi. İlk üçe giren projelerin mikrobiyal gübre, biyoplastik ve tarımsal atıkların ileri dönüşümü gibi alanlara odaklanması, girişimcilik programlarının tarım sektöründeki teknolojik ve çevresel çözümlere alan açtığını ortaya koydu. Kadın girişimciler için finansman ve ağ desteği Programın finansal desteğin yanı sıra girişimcilerin uzmanlarla ve sektör temsilcileriyle bağlantı kurmasına imkan sağlayan bir yapısı bulunuyor. Bu modelde eğitim ve mentorluk sürecinin ardından gerçekleştirilen fikir maratonu, girişimcilerin projelerini profesyonel bir jüri önünde geliştirmesine ve iş fikirlerini daha uygulanabilir hale getirmesine olanak sağlıyor. Tarım ve gıda sektöründe girişimciliğin geliştirilmesi açısından finansmana erişim kadar pazar bilgisi, uzmanlık ve iş bağlantıları da önem taşıyor. İkinci dönemin de bu üç alanda kadın girişimcilere destek sağlaması ve özellikle sürdürülebilir tarım, gıda teknolojileri ve döngüsel ekonomi alanlarında yeni projelerin ortaya çıkmasına katkı sunması bekleniyor.

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli Haber

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli

"Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi" ile güneş panel bakım süreçlerinde doğa temelli çözümler kullanılırken, yerel ekonomiye de katkı sağlandı Değer yaratan bu proje sadece çevreyi korumakla kalmıyor, aynı zamanda yerel ekonomiye de katkı sağlıyor. Borusan Holding ve Energie Baden-Württemberg AG’nin (EnBW) ortak girişimi Borusan EnBW Enerji, %100 yenilenebilir enerji üretiminin yanı sıra faaliyet gösterdiği sahalarda doğa pozitif uygulamalar geliştirerek çevresel ve sosyal fayda yaratmaya devam ediyor. Bu kapsamda Çanakkale’de Çan ve Merkez ilçelerinde bulunan ülkemizin en büyük RES-GES hibrit tesisi olan Saros Rüzgar ve Güneş Enerjisi Santrali çalışanları tarafından hayata geçirilen “Güneş Enerjisi Sahalarında Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi”, panel verimliliğini korumak için sahalarda yapılması gereken düzenli ot temizliği ve kontrolü için sürdürülebilir bir model sunuyor. Geleneksel yöntemlerde ot kontrolü, fosil yakıtlı ekipmanlar veya kimyasal herbisitler kullanılarak gerçekleştiriliyor. Bu yöntemler karbon salımı, maliyet artışı ve çevresel etkiler gibi çeşitli sorunlar doğurabiliyor. Projenin geliştirdiği doğa temelli yaklaşımla, güneş enerjisi sahasında kimyasallar kullanılarak yapılan ot mücadelesi yerine kısmi bir mekanik biçmeye ek olarak kontrollü koyun ve kuzu otlatma yöntemi uygulanmaya başlandı. Döngüsel ekonomi modeli: Doğal otlatma yöntemi sayesinde, sahadaki otlar doğal yollarla temizlenerek güneş panellerinin verimini olumsuz etkileyebilecek yoğun bitki örtüsü kontrol altına alındı, panellerin performansı korundu. Aynı zamanda yaz aylarında kuru ot birikiminin engellenmesiyle yangın riski azaltıldı ve iş güvenliği de sağlanmış oldu. Sadece hayvan otlatmaya uygun olmayan dikenli otların bulunduğu bölgede biçme ekipmanı kullanıldığı için saha bakım süreçlerinden kaynaklanan karbon emisyonları azaltıldı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santrali’nin, işletmeye geçmesinden bu yana otla mücadele için hiçbir kimyasal kullanılmadı. Böylece, toprak biyolojik çeşitliliğinin ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağladı. Projenin sosyal ve ekonomik katkıları da öne çıkıyor Proje, çevresel hassasiyetleri gözetirken aynı zamanda bölgedeki besiciler için sosyal ve ekonomik fayda yaratıyor. Yerel besicilerle kurulan iş birliği sayesinde kırsal ekonomiye doğrudan katkı sağlanıyor. Doğal yırtıcılardan korunan sürüler güvenli bir ortamda otlarken, besiciler de diğer günlük işlerini yapabilme fırsatı yakalıyor. Besiciler, yem maliyetleri azalırken, yaptıkları tasarruf sonucu sürülerini genişletme imkanı da buluyor. Ayrıca, alımına destek olunan yün kırkma makineleri ile bölge hayvancılığına katkı sunuldu. Bölgede besiciliği yapılan küçükbaş hayvan sayısı 5 misline çıktı. Proje uygulamasının ilk 6 ayında ciddi boyutta ot kaynağı doğal yollarla değerlendirilirken, bölgedeki yetiştiricilerin yem maliyetlerinde büyük bir tasarruf sağlandı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santralinde uygulama sayesinde dış kaynaklı bakım faaliyetlerine kıyasla önemli bir ekonomik fayda elde edildi. Güvenli ve sürdürülebilir bir model Uygulama kapsamında hayvanların güvenliği ve konforu için tüm detaylar düşünüldü. Trafo merkezleri ve kablo kanalları fiziksel bariyerlerle çevrilerek riskler ortadan kaldırıldı, saha içerisine hayvanlar için su kaynakları ve gölgelik alanlar oluşturuldu. Borusan EnBW Enerji, bu uygulamayla yenilenebilir enerji üretimi ile tarımsal faaliyetlerin uyum içinde yürütüldüğü yeni bir örnek gösterirken, döngüsel ekonomi yaklaşımını da sahaya taşımış oldu. Şirket, elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğal otlatma modelini farklı sahalarda yaygınlaştırmayı ve sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarını geliştirmeyi hedefliyor. Borusan Grubu’nun "İklim, İnsan ve İnovasyon" odaklı sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm süreçlerinde uygulayan Borusan EnBW Enerji, bu projeyle hem karbon ayak izini azaltan hem de yerel ekonomiyi güçlendiren örnek bir model sunuyor.

Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması 19. kez sahiplerini buldu Haber

Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması 19. kez sahiplerini buldu

Garanti BBVA’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) iş birliğiyle bu yıl 19.sunu gerçekleştirdiği Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nın sonuçları açıklandı. 28 Nisan akşamı gerçekleştirilen ödül töreninde, beş kategorinin birincileri ödüllerini aldılar. Yarışmada, Gurvita kurucusu Bahar Şamhili Tanju, “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” seçildi. Bahar Alan, Novavera girişimiyle “Türkiye'nin Yöresinde Sürdürülebilir Fark Yaratan Kadın Girişimcisi”, Hülya Tomak Blueit girişimiyle “Türkiye'nin Teknolojide Gelecek Vadeden Kadın Girişimcisi” oldu. İpek Tüysüzoğlu, Yugen girişimiyle “Türkiye'nin Kadın Sosyal Etki Girişimcisi” seçilirken, “Türkiye'nin Kadın Kooperatifi” ödülünü ise Tekfındık Kadın Girişimi ve İşletme Kooperatifi adına Sıla Elevli aldı. “Her hikaye kendi içinde eşsiz ve değerli” Ödül töreninde konuşan Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, “Bu akşam sadece bir ödül töreni için değil, 20 yıla yayılan güçlü bir dönüşümün parçası olarak buradayız. Kadın girişimciliğini geçmişten bugüne hep bütünsel bir yaklaşımla ele aldık. Finansman, eğitim, pazar erişimi ve cesaretlendirme olmak üzere dört temel alanda kurguladığımız modelimizle somut etki yaratmayı hedefledik ve bu yolda emin adımlarla yürüyoruz. Son beş yılda kadın girişimcilere sağladığımız finansman 350 milyar TL’yi aştı. Türkiye Kadın Girişimci Akademisi ile 6.000 kadın girişimciye ulaştık; Ticaretin Kadınları platformu ile onları yeni pazarlara taşıdık. Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması da bu yaklaşımımızın en güçlü yansımalarından biri. 2007 yılında 103 başvuruyla başlayan bu yolculuk bugün 50 bini aşkın başvuruya ulaşarak ekosistem içinde başlı başına bir markaya dönüştü. Başvuruların ve ilginin her geçen gün artması, bize bu alanda yapacak daha çok işimiz olduğunu da gösteriyor. Bugün girişimcilik daha erken başlıyor, yeni nesil girişimciler ise daha en başından global düşünüyor. Verdiğimiz desteklerin yanı sıra, kadın girişimcileri küresel ağlarla buluşturarak uluslararası başarı hikâyelerine katkı sağlamayı da hedefliyoruz. İnanıyoruz ki kadınların ekonomiye eşit katılımı yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda güçlü bir kalkınma meselesi. Bu akşam burada gördüğümüz tüm girişimciler yalnızca kendi başarılarını değil, başka kadınlara ilham veren güçlü hikâyeleri temsil ediyor. Biz de bu yolculuğun bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyor, ‘Birlikte yaparız’ diyerek bu hikâyeyi birlikte büyütmeye devam ediyoruz.” dedi. KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, “Garanti BBVA ve Ekonomist Dergisi ile birlikte sürdürdüğümüz iş birliğinin, kadın girişimciliğini destekleyen güçlü ve sürdürülebilir bir etki alanına dönüşmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması, 19 yılı geride bırakırken bir yarışma olmanın ötesine geçerek; kadınların potansiyelini görünür kılan, ilham veren ve cesaretlendiren güçlü bir platform haline gelmiştir. 2007 yılında 103 kadının ‘ben de varım’ diyerek başvurduğu bu yolculuk, bugün 50 bini aşkın girişimcinin hikâyesine ev sahipliği yapıyor. Bugün her başvuruyla birlikte karşımıza çıkan hikâyeler, kadınların üretme gücünü, kararlılığını ve dönüşüm yaratma kapasitesini açıkça ortaya koyuyor. Kadın girişimciler yalnızca ekonomik değer üretmekle kalmıyor; geliştirdikleri yenilikçi, sürdürülebilir ve kapsayıcı iş modelleriyle de toplumsal fayda yaratarak daha kapsayıcı bir geleceğin inşasına katkı sağlıyor. Ödüllendirdiğimiz her başarı; cesaretin, azmin ve istikrarlı emeğin güçlü bir yansıması olurken, başka kadınlara ilham veren ve “ben de yapabilirim” duygusunu pekiştiren çok kıymetli örnekler de sunuyor. KAGİDER olarak inancımız çok net: Kadınların iş dünyasında daha güçlü temsil edilmesi sürdürülebilir kalkınmanın en önemli anahtarlarından biridir. Bu nedenle kadın girişimcilerin yolculuklarını desteklemeye, onları görünür kılmaya ve başarı hikâyelerini çoğaltmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; kadınların güçlenmesi yalnızca bugünü değil, geleceği de dönüştürür” dedi. Ekonomist Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Talip Yılmaz, “Ekonomist Dergisi, kadın konusuna ayrıca önem veren, önceliklendiren bir yayın politikası izliyor. Kadının iş hayatındaki yerini önceliklendiren haber ve araştırmalar hazırlıyor. Etkinlikler düzenliyor. Bu kapsamda Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması, alanında Türkiye’nin en uzun soluklu çalışması. Garanti BBVA ve KAGİDER gibi çok değerli iki kuruluşla birlikte hayata geçirdiğimiz ve 19 yaşında olan bu yarışma, Türkiye’nin kadın girişimciliği ekosisteminin gelişmesine büyük katkı sundu. Bu güne kadar 50 binin üzerinde kadın girişimci yarışmayı katıldı. Kadın girişimciliği ekosisteminin girişimcilik ekosisteminden aldığı pay yüzde 3-4’erden aradan geçen yıllar içinde yüzde 18’lere yükseldi. Yine kadın girişimciliğinde geleneksel sektörlerin yanında bugün e-ticaret, oyun teknoloji, bilimin farklı dallarında alanında işler olduğunu görüyoruz. Bu başarıda muhakkak ki topluma rol model olan yarışmanın ve yarışmacılarımızın büyük etkisi oldu,” dedi. Kazananlar hakkında Bahar Şamhili Tanju – “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” / Gurvita Gurvita, geleneksel üretim yöntemlerini modern tüketim alışkanlıklarıyla buluşturarak katma değerli gıda ürünleri geliştiren bir girişim olarak öne çıkıyor. Kemik suyu gibi yüksek besin değerine sahip ürünleri daha erişilebilir ve sürdürülebilir bir modelle Türkiye’de ve yurt dışında başarıyla sunuyor. Bahar Alan – “Türkiye’nin Yöresinde Sürdürülebilir Fark Yaratan Kadın Girişimcisi” / Novavera Zeytinyağı Novavera, sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla yüksek kaliteli zeytinyağı üretimi gerçekleştirerek hem yerel kalkınmaya katkı sağlıyor hem de uluslararası pazarlarda Türkiye’yi temsil ediyor. Hülya Tomak – “Türkiye’nin Teknolojide Gelecek Vadeden Kadın Girişimcisi” / Blueit Blueit, su tüketimi ve yönetimi konusunda farkındalık yaratmayı hedefleyen teknoloji tabanlı çözümleriyle sürdürülebilir kaynak kullanımına ve daha yaşanılabilir bir dünyaya katkı sunuyor. İpek Tüysüzoğlu – “Türkiye’nin Kadın Sosyal Etki Girişimcisi” / Yugen Yugen, nar kabuğu gibi doğal atıklardan alternatif deri üretimi gerçekleştirerek döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim alanında yenilikçi bir model ortaya koyuyor. Sıla Elevli – “Türkiye’nin Kadın Kooperatifi” / Tekfındık Kadın Girişimi ve İşletme Kooperatifi fındık tarımını geleneksel sınırlarının ötesine taşıyarak modern teknolojiler ve sürdürülebilir üretim modelleriyle yeniden kurgulayan bir yapı sunuyor. Yürütülen çalışmalarla bölge tarımını veri odaklı ve yüksek verimli bir yapıya dönüştürürken, kadın üreticilerin ekonomik hayata katılımını güçlendiren ve yerel kalkınmaya somut katkı sağlayan kapsayıcı bir model geliştiriyor.

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı Haber

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda Ecoplas Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak OİB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. OİB’in 2026-2030 dönemini kapsayacak Kemal Yazıcı Başkanlığında yeni Yönetim Kurulunda; Beyçelik Gestamp, Ford Otomotiv, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri, Bosch Sanayi ve Ticaret, Toyota Otomotiv, Oyak Renault, Tofaş Türk, İnci GS Yuasa Akü, Teknorot Otomotiv ve Valeo Otomotiv, Denetim Kurulu’nda ise TKG Otomotiv, OSKİM Pazarlama ve Canel Otomotiv yer aldı. Çelik: “Sekiz yıla devasa bir dönüşümü sığdırdık” Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.