SON DAKİKA
Hava Durumu

#Dijitalleşme

Ekometre - Dijitalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijitalleşme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

KOBİ’lerde yeni rekabet alanı yapay zeka Haber

KOBİ’lerde yeni rekabet alanı yapay zeka

DİA Yazılım Genel Müdürü Suha Onay’a göre KOBİ’ler için dijitalleşme artık bir teknoloji yatırımı değil, doğrudan bir bilanço ve rekabet meselesi. Onay, bulut ERP ve yapay zeka entegrasyonları sayesinde işletmelerin talep tahmininden stok yönetimine kadar birçok kritik kararı veriye dayalı alabileceğini söyledi. Rekabetin giderek keskinleştiği iş dünyasında KOBİ’ler için dijitalleşme artık bir seçenek olmaktan çıkıp hayatta kalma stratejisine dönüşmüş durumda. Geleneksel yöntemlerle ilerlemenin giderek zorlaştığını belirten DİA Yazılım Genel Müdürü Suha Onay, özellikle bulut tabanlı ERP sistemleri ve yapay zeka destekli veri analitiğinin işletmeler için yeni bir rekabet alanı yarattığını söyledi. KOBİ’lerde dijitalleşme e-dönüşümle başladı Türkiye’de KOBİ’lerin dijitalleşme yolculuğunun büyük ölçüde 2013 yılında başlayan e-fatura uygulamasıyla hız kazandığını belirten Onay, özellikle pandemi döneminin bu süreci hızlandırdığını ifade ederek, “E-fatura, e-arşiv ve e-irsaliye uygulamaları işletmelerin veriyi kağıttan kurtarıp dijital ortama taşımasını sağladı. Bu sadece mevzuat uyumu değil, aynı zamanda hatasız veri üretimi ve operasyonel hız anlamına geliyor.” dedi. Bulut teknolojileri KOBİ’lerin önündeki maliyet engelini kaldırdı Dijitalleşmenin ikinci aşamasının ise bulut bilişim olduğunu vurgulayan Onay, “Eskiden KOBİ’lerin sunucu, network ve donanım yatırımı yapması gerekiyordu. Bugün ise bulut teknolojileri sayesinde en küçük işletmeler bile dünyanın en güvenli veri merkezlerini kullanabiliyor. Üstelik sadece kullandıkları kadar ödeme yaparak finansal esneklik kazanıyorlar.” şeklinde konuştu. ERP sistemleri işletmenin tüm süreçlerini tek merkezde topluyor Dijitalleşmenin kalbinde ise ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) yazılımları bulunuyor. Bulut altyapısı üzerine kurulan bir ERP sisteminin işletmenin tüm süreçlerini bir araya getirdiğini belirten Onay, “Satın alma, üretim, stok yönetimi, depo, muhasebe ve satış gibi tüm operasyonların tek merkezden yönetilmesi mümkün oluyor. Bu sayede işletmeler anlık veriyle karar alabiliyor ve operasyonel hataları ciddi ölçüde azaltabiliyor. Yapay zeka ERP verilerini analiz ederek erken uyarı sistemi oluşturuyor Son yıllarda ERP sistemlerinde en hızlı gelişen alan ise yapay zeka entegrasyonu. ERP sistemlerinde yıllar içinde devasa bir veri birikiyor. Yapay zeka bu veriyi analiz ederek işletmelere talep tahmini, stok optimizasyonu, nakit akışı planlaması ve makine bakım tahmini gibi kritik konularda erken uyarı sistemi sunabiliyor.” dedi. KOBİ’ler için “terzi usulü yazılım” dönemi Her sektörün ihtiyaçlarının farklı olduğunu vurgulayan Onay, standart yazılımların her zaman yeterli olmayabileceğini söyleyerek, “Bir otomotiv yan sanayi firmasının kalite kontrol süreçleriyle bir tekstil üreticisinin varyant takibi ya da bir gıda üreticisinin son kullanma tarihi yönetimi tamamen farklıdır. Bu nedenle ERP sistemlerinin işletmenin DNA’sına uyum sağlayacak şekilde özelleştirilebilmesi büyük önem taşıyor.” dedi. Low-code platformlarla hızlı yazılım geliştirme DİA Yazılım’ın bu ihtiyaca yönelik geliştirdiği low-code platform sayesinde işletmelere özel uygulamaların hızlı şekilde geliştirilebildiğini belirten Onay, şu örneği verdi: “Şirket içi WhatsApp hattı üzerinden yapılan bir izin talebi bile yapay zeka tarafından yorumlanarak ERP sistemine işlenebilir ve bordro süreçlerine kadar entegre edilebilir. Aynı şekilde bayiler için geliştirilen chatbot’lar üzerinden cari hesap ekstresi veya sipariş bilgileri anında paylaşılabiliyor.” “Dijitalleşmeyi doğru uygulayan KOBİ’ler rekabette öne çıkıyor” Suha Onay, sözlerini “Dijitalleşme; e-dönüşümle veriyi dijitalleştirmek, bulutla veriyi özgürleştirmek ve sektöre özel ERP çözümleriyle bu veriyi gerçek bir verimliliğe dönüştürmekten oluşan bir yolculuk. Teknolojiyi işletmesinin karakterine uygun şekilde kullanan KOBİ’ler hem bugünün hem de geleceğin pazarında güçlü şekilde var olabiliyor.” diyerek bitirdi.

Ulusal su planı su yönetimi yaklaşımını belirliyor Haber

Ulusal su planı su yönetimi yaklaşımını belirliyor

Tarımsal sulama sektörünün öncü firmalarından NETAFIM, Türkiye’deki faaliyetlerini Ulusal Su Planı çerçevesinde konumlandırırken, AR-GE ve üretim çalışmalarını belirlenen su politika ve stratejileriyle eşgüdüm içinde sürdürmeye devam ediyor. İklim risklerine uyum, dijital izlenebilirlik ve karar destek sistemleri ile su–işçilik–enerji ekseninde toplam verimlilik artışı yaklaşımlarında bugüne kadar atılan adımların hızlandırılması ve Ulusal Su Planına tam entegrasyon amacıyla bir “çalışma ve izleme grubu” oluşturan NETAFIM Türkiye Genel Müdürü Pınar Parmaksız, şu değerlendirmede bulundu: “NETAFIM olarak uzun yıllara dayanan saha gözlemlerimizi, elde ettiğimiz verileri ve dünyadaki örnek tarımsal su yönetimi ile verim artırıcı uygulamaları; sürdürülebilirlik stratejilerimizin temel girdileri olarak titizlikle değerlendiriyor, üretim, AR-GE ve ticari faaliyetlerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın güncel sonuçlarını başta kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, çiftçiler ve diğer paydaşlarımızla paylaşıyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından detaylandırılan ve şekillendirilen Ulusal Su Planı’nı son derece önemli buluyoruz.” Tarımda dijitalleşme ve suyun verimli kullanımı kapsamında, Ulusal Su Planı’nda öngörülen hedeflere ulaşılmasında özel sektörün inisiyatif almasının önemine dikkat çeken Parmaksız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kuraklığın etkilerini her geçen gün daha fazla hissederken, hassas tarım ve sulama yaklaşımına büyük önem veriyoruz. Çeyrek asrı aşan süredir Türkiye pazarında, tarımsal verimlilik artışını su tasarrufuyla özdeşleştirmek amacıyla damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için ekibimizle birlikte önemli adımlar attık. Dijital tarım ve otomasyonun artık kavramsal bir tercih değil, su yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini; bu yaklaşımın her geçen yıl daha fazla benimsendiğini görüyoruz. Dijital dönüşümle su kaynaklarının akıllı teknolojilerle yönetilmesini öngören yeni 10 yıllık Ulusal Su Planı’nın da bu vizyonun güçlenmesinde önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz.” Tarım arazilerinin sulanmasına yönelik yapılan yatırımın hem verimli hem de kalıcı olmasının büyük önem taşıdığını belirten Pınar Parmaksız, “Sulama borularını toprak altına indirmek; özellikle buharlaşmaya bağlı su kaybını azaltırken, her sezon tekrar eden serme-toplama işçiliğini de ortadan kaldırıyor. Önümüzdeki dönemde devlet teşviklerinin ve hibelerin, daha kapsamlı bir içerikle toprak altı sulama sistemlerini hem tarlalarda hem de bahçelerde yaygınlaştırmanın önünü açması, hiç şüphesiz 2026–2035 Ulusal Su Planı’nın genel perspektifiyle birebir örtüşecektir.” dedi. Kişi başına günlük su tüketiminin yaklaşık 200 litre seviyelerinden, planın öngördüğü şekilde dört yıl içinde 120 litre düzeylerine indirilmesinin kritik bir hedef olduğuna işaret eden Pınar Parmaksız, şunları söyledi: “Tarımsal faaliyetler, %70 ile hâlihazırda suyu en çok tüketen sektör olma özelliğini koruyor. Bunun temel nedenleri; sulamada doğru bilinen yanlışlar, verimsizlik ve geleneksel uygulamalar. Mevcut kişi başı su tüketimi, Avrupa ülkelerinin ortalamasının yaklaşık %45 üzerinde. NETAFIM’in 110 ülkedeki faaliyetlerinden edindiği deneyimle, suyun daha akılcı kullanılması; gelecek nesillerin iklim riskinin etkilerini daha az hissetmesi ve yönetilebilir bir su kullanımının başta çiftçilerimiz olmak üzere tüm halkımız tarafından içselleştirilmesi doğrultusunda Ulusal Su Planı’nın ortaya koyduğu hedeflere önemli katkı sağlayabileceğimize inanıyorum.”

BTSO’da dijital dönüşüm ve uluslararası iş birliği fırsatları Haber

BTSO’da dijital dönüşüm ve uluslararası iş birliği fırsatları

Toplantıda konuşan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Bursa’daki KOSGEB desteklerinin son iki yılda 20 kat artmasına rağmen, dijital dönüşüm için ayrılan kaynakların henüz yeterince değerlendirilmediğini belirtti. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla sağlanan 300 milyon Euro’luk kaynağın büyük bir kısmının henüz başvuru aşamasında olduğunu hatırlatan İbrahimcioğlu, Bursalı firmaları bu küresel rekabet fırsatından pay almaya davet etti. Bursa iş dünyasının dijital dönüşüm süreçlerine katkı sağlamak, KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası destek mekanizmalarına erişimini artırmak ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesine zemin hazırlamak amacıyla “Dijital Dönüşüm ve Uluslararası İş Birliği Fırsatları” etkinliği BTSO Ana Hizmet Binası’nda düzenlendi. Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında organize edilen; BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip’in açılış konuşmalarıyla başlayan program kapsamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve KOSGEB temsilcileri tarafından Dijital Avrupa Programı, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri, Avrupa İşletmeler Ağı, EuroHPC çağrıları, Ufuk Avrupa Programı ve ulusal dijital dönüşüm destekleri gibi önemli başlıklarda bilgilendirme sunumları yapıldı. “Dijital dönüşüm hayati bir zorunluk haline geldi” BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, ekonominin taşıyıcı sütunları olan KOBİ’lerin, Türkiye’deki toplam işletme sayısının yüzde 99,7’sini oluşturarak üretimin, ihracatın ve istihdamın ana kaynağı konumunda olduğunu ifade etti. Mevcut ekonomi ikliminde, geleneksel üretim refleksleriyle KOBİ’lerin bu büyük yükü taşımaya devam etmekte her geçen gün zorlandığını belirten Şenyurt, “Bugün dünyada ‘dijital olgunluk’ seviyesini tamamlamış işletmeler ile geleneksel yapıdakiler arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Dolayısıyla dönüşüm, varlığımızı sürdürebilmemiz için hayati nitelikte bir zorunluluk haline gelmiştir.” dedi. “Geleneksel yöntemlerle ayakta kalma şansı azalıyor” “Bugün attığımız her adım, küresel pazarda var olma ya da yok olma çizgisini belirleyen gerçek bir yaşam savaşıdır.” diyen Şenyurt, geleneksel yöntemlerle çalışan bir işletmenin on birimlik bir yolu katetmeye çalışırken, dijital dönüşümünü tamamlayan bir rakibinin aynı sürede menzilini çok daha ileriye taşıyabilmekte olduğuna vurgu yaptı. Şenyurt, “Bu durum, sadece verimlilik farkı değil aynı zamanda oyunun dışında kalma riskini de beraberinde getirmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın vizyonu, KOSGEB’in hibe ve teşvik gücü, TÜBİTAK’ın ise teknik rehberliği sayesinde işletmelerimizin bu değişim yolculuğunda devletimizin desteğini her an hissetmesi bizler için çok kıymetlidir. Değerli kurumlarımıza şehrimizin dijital geleceğine sundukları bu güçlü katkı için şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu. “KOBİ’lerin dijitalleşmesini hızlandırmayı hedefliyoruz” Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ise “KOBİ’ler İçin Dijitalleşme Fırsatları” toplantılarının ilkini Mersin’de düzenlediklerini, ikincisi için ise Bursa’da bulunduklarını ifade etti. Pazarların daraldığı ve ekonomik türbülansların yaşandığı bir dönemde işletmelerin dayanıklılığını artıracak çözümler üzerinde çalıştıklarını dile getiren İbrahimcioğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri programının başlatıldığını hatırlatarak, söz konusu merkezlerin firmalara dijitalleşme süreçlerinde mentorluk sağlamak, finansal araçlara erişimi kolaylaştırmak ve dijital odaklı projelerin entegrasyonunu desteklemek amacıyla akredite edildiğini belirtti. KOSGEB’den Bursalı firmalara 1,8 milyar tl finansman desteği Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, tüm bu çalışmaların destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek hem TÜBİTAK hem de KOSGEB tarafından çeşitli destek programlarının devreye alındığını söyledi. KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, “Dijital dönüşüme yönelik Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla 300 milyon Euro’luk bir kaynak oluşturduk. Türkiye İş Bankası, Yapı Kredi ve TEB gibi bankalarla yaptığımız anlaşmalar sayesinde uygun koşullu kredilere erişimi başlattık. Ancak üzülerek söylemek isterim ki bu kaynağın yalnızca 37 milyon TL’lik kısmı Bursa’da kullanılmış durumda.” dedi. KOSGEB desteklerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını belirten İbrahimcioğlu, Bursa’da 2023 yılında 117 milyon TL olan desteklerin 2025 yılında 1,8 milyar TL’ye ulaştığını, iki yılda yaklaşık 20 kat artış sağlandığını söyledi. Bu artışın kapasite geliştirme ve diğer destek programlarını da kapsadığını belirten İbrahimcioğlu, “Buna rağmen dijital dönüşüm programlarının toplam kullanılan destekler içindeki payı Bursa’da yalnızca 37 milyon TL seviyesinde kalmış durumda. Bu oranın mutlaka artırılması gerekiyor.” diye konuştu. “Yüzde 40 olan faizin yarısını biz karşılıyoruz” KOBİ’lerin bu süreçte kritik öneme sahip olduğunu, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde sunulan bu kredilerin büyük bir fırsat sunduğunu söyleyen İbrahimcioğlu şöyle devam etti: “Program kapsamında faiz oranı 40,5. Bunun 20 puanını KOSGEB olarak biz karşılıyoruz. 36 ay vade imkânı sunuyoruz ve kredinin yüzde 80’ine Kredi Garanti Fonu aracılığıyla kefalet sağlıyoruz. Açıkçası mevcut ekonomik ortamda bu en mühim finansman araçlarından biri. Türkiye’nin dijitalleşmede geri kalma lüksü yok. Küresel rakiplerimiz yatırımlarını yavaşlatmadan sürdürüyor. Bu nedenle biz de elimizdeki kaynakları etkin şekilde kullanmak zorundayız.” “Bursa dijital dönüşümde stratejik konumda” Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip, Bursa’nın üretimdeki gücü ve ihracattaki belirleyiciliğiyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezleri arasında olduğunu belirterek, “Bursa, dijitalleşme politikalarımızın doğal odak noktalarından biridir.” dedi. Avrupa Birliği ile yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında Bursa’ya önemli bir yatırım kazandırdıklarını ifade eden Hatip, “Yaklaşık 6,2 milyon Euro bütçeyle kompozit malzeme ve teknik tekstil prototip üretim uygulama merkezini 2024 yılında Bursa’ya kazandırdık. Bu yatırım, yüksek teknolojili üretime geçişte güçlü bir enstrüman niteliği taşımaktadır. Böylece Bursa’nın köklü tekstil birikimini daha ileri teknoloji seviyesine taşıyacak önemli bir değer oluşturduk.” diye konuştu. “Dijital dönüşümün merkezinde yer almakta kararlıyız” Dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm olmadığını vurgulayan Hatip, “Dijitalleşme artık tüm süreçleri yeniden tanımlayan bir rekabet alanıdır. Yapay zeka, yüksek performanslı hesaplama, siber güvenlik, yarı iletken teknolojileri ve veri odaklı uygulamalar; ülkelerin kalkınma hızını ve rekabet gücünü belirleyen temel alanlar haline gelmiştir. Türkiye olarak bu dönüşümün dışında değil, tam merkezinde yer almakta kararlıyız.” ifadelerini kullandı. Bu vizyonun 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde de ortaya konulduğuna işaret eden Hatip, “İmalat sanayinde robot kullanımını 8 kat artırarak 200 bine çıkarmayı ve yüksek teknolojili ürün ihracatını 30 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyoruz. Destek programlarımızı birbirini tamamlayan bir yapı içinde kurguluyor, daha fazla işletmenin ve araştırmacı girişimcinin bu dönüşümden faydalanmasını amaçlıyoruz.” dedi. Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Aydın Bakoğlu, KOSGEB Bursa Batı Müdürü Erkan Güngör, BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, TSE Bursa Bölge Koordinatörü Mehmet Hüsrev, İMSİAD Başkanı Şeref Demir ve iş dünyası temsilcilerinin de katıldığı toplantı açılış konuşmalarının ardından yapılan sunumlarla sona erdi.

Küresel Trendler ve Türkiye’nin avantajı Haber

Küresel Trendler ve Türkiye’nin avantajı

Uluslararası taşımacılık ve entegre lojistik çözümleri sunan Lanes Lojistik, hava kargo pazarına yönelik 2026 beklentilerini ve Türkiye’nin bu pazardaki konumunu forwarder perspektifiyle değerlendirdi. Lanes Lojistik Operasyon Direktörü Ali Demircan, küresel gelişmeler ışığında sektöre dair öngörülerini paylaştı. 2026’da Hava Kargoda Yeni Dönem: Hız, Güvenilirlik ve Kapasite Yönetimi 2026 yılı itibarıyla hava kargo pazarında en belirleyici unsurların başında hız ve güvenilirlik geliyor. Özellikle ilaç, teknoloji, otomotiv yan sanayi ve e-ticaret ürünlerinde zamanında teslimat, rekabet avantajının ana unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Pandemi sonrası dönemde yolcu uçuşlarının artmasıyla birlikte belly kapasite yeniden yükselişe geçse de, küresel talepteki artış kapasite yönetimini hâlâ kritik bir konu olarak öne çıkarıyor. Forwarder firmalar açısından bu durum; doğru havayolu iş birlikleri, etkin kapasite planlaması ve alternatif uçuş rotaları oluşturma becerisini daha da önemli hale getiriyor. Ali Demircan, hava kargonun dönüşümünü şu sözlerle değerlendirdi: “Artık hava kargo yalnızca hızlı taşımacılık değil; planlama, kapasite erişimi ve operasyonel güvenilirliğin birleştiği bir hizmet haline geldi. Forwarder firmalar için bu alanda güçlü ağ ve doğru zamanlama en kritik rekabet unsuru.” E-Ticaretin Yükselişi ve Hava Kargoya Etkisi Küresel e-ticaret hacmindeki büyüme, hava kargo talebini doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Özellikle Asya–Avrupa ve Amerika hatlarında artan küçük hacimli ancak yüksek frekanslı gönderiler, operasyonel süreçlerin yeniden yapılandırılmasını gerektiriyor. Bu yeni yapı, forwarder firmaların daha esnek, hızlı ve teknoloji destekli çözümler sunmasını zorunlu kılıyor. Mikro dağıtım, hızlı gümrükleme süreçleri ve entegre lojistik çözümleri; e-ticaret lojistiğinde öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Demircan’a göre, bu dönüşüm kaçınılmaz: “E-ticaretin büyümesiyle birlikte hava kargo operasyonları daha parçalı ama daha yoğun bir yapıya evriliyor. Bu da forwarder firmalar için operasyonel kabiliyet ve dijital altyapıyı vazgeçilmez kılıyor.” Maliyet Dinamikleri ve Rekabet Baskısı Hava kargo, diğer taşıma modlarına kıyasla daha yüksek maliyetli bir seçenek olsa da, sağladığı hız avantajı nedeniyle kritik sektörlerde tercih edilmeye devam ediyor. 2026 yılında yakıt maliyetleri, karbon regülasyonları ve operasyonel giderler; fiyatlandırma üzerinde belirleyici olmaya devam edecek. Bu noktada forwarder firmalar, konsolidasyon çözümleri, doğru hat planlaması ve yük optimizasyonu ile müşterilerine maliyet avantajı sunmayı hedefliyor. Özellikle parsiyel hava kargo çözümleri ve multimodal entegrasyon (hava + karayolu) modelleri daha fazla öne çıkıyor. “Tek başına hız artık yeterli değil; maliyet ve hız dengesini doğru kurabilmek gerekiyor,” diyen Demircan, sözlerine şöyle devam etti: “Forwarder olarak müşterilerimize yalnızca en hızlı değil, aynı zamanda en verimli çözümü sunmak zorundayız.” Türkiye’nin Stratejik Avantajı Türkiye, coğrafi konumu sayesinde Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında doğal bir lojistik köprü konumunda bulunuyor. Bu avantaj, hava kargo operasyonlarında da önemli fırsatlar sunuyor. İstanbul başta olmak üzere gelişmiş havalimanı altyapısı ve geniş uçuş ağı, Türkiye’yi bölgesel bir hava kargo merkezi haline getirme potansiyeline sahip. Özellikle transit taşımacılıkta artan talep, Türkiye’nin hub olma rolünü güçlendirirken; hızlı gümrük süreçleri ve altyapı yatırımları bu potansiyelin hayata geçirilmesinde kritik rol oynuyor. Demircan, Türkiye’nin konumunu şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye, doğru yatırımlar ve süreç iyileştirmeleriyle hava kargoda bölgesel bir dağıtım merkezi olabilir. Coğrafi avantajımızı operasyonel hız ve dijitalleşme ile desteklediğimizde çok daha güçlü bir konuma ulaşacağız.” Dijitalleşme ve Operasyonel Şeffaflık Hava kargo operasyonlarında dijitalleşme, 2026 yılında fark yaratan en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Gerçek zamanlı takip sistemleri, otomatik rezervasyon altyapıları ve veri analitiği destekli planlama; operasyonel verimliliği artırırken müşteri deneyimini de iyileştiriyor. Forwarder firmalar için dijitalleşme artık bir tercih değil, zorunluluk. Özellikle zaman hassasiyeti yüksek gönderilerde anlık bilgi akışı ve proaktif iletişim, müşteri memnuniyetinin temelini oluşturuyor. Hava Kargoda Rekabetin Yeni Tanımı 2026 yılında hava kargo sektörü; hız, maliyet yönetimi, kapasite erişimi ve dijitalleşme ekseninde yeniden şekilleniyor. Türkiye ise sahip olduğu stratejik konum ve gelişen altyapısıyla bu dönüşümde önemli bir oyuncu olma potansiyelini sürdürüyor. Ali Demircan değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Hava kargo, küresel ticaretin en kritik taşıma modlarından biri haline geldi. Forwarder firmalar olarak bizler, müşterilerimize sadece taşıma hizmeti değil; hız, güvenilirlik ve öngörü sunuyoruz. Lanes Lojistik olarak güçlü operasyonel yapımız ve uluslararası ağımızla, Türkiye’nin hava kargo potansiyelini en verimli şekilde değerlendirmeye devam edeceğiz.”

Siemens Türkiye’deki finansman seçeneklerini genişletecek Haber

Siemens Türkiye’deki finansman seçeneklerini genişletecek

1997 yılından itibaren finansal kiralama (leasing) hizmeti sunan Siemens Finansal Hizmetler’in deneyimi üzerine inşa edilen Siemens Finansman A.Ş., Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) lisansı ile faaliyet gösterecek ve 500 milyon TL’lik sermaye yapısıyla müşterilerine çok daha geniş kapsamlı ve esnek finansman çözümleri sunacak. Siemens’in ülkemizde hayata geçirdiği yeni finansman yapısı, Türkiye’nin üretim gücüne, sanayi dönüşümüne ve dijitalleşme potansiyeline duyulan stratejik güveni de ortaya koyuyor. Siemens Finansman A.Ş., yazılım, dijital çözümler, servisler ve entegre projeleri kapsayan çok yönlü ve bütünsel bir yapıda kurgulandı. Böylece bu hizmeti alan tüm kurum ve kuruluşlar teknoloji yatırımlarını daha esnek ve planlı finansman modelleriyle hayata geçirme imkânına sahip olacak. Bu hizmet kapsamında özellikle sanayide ve üretimin hemen her aşamasında dijitalleşme, verimlilik artışı ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm yatırımlarının devamlılığını sağlamak amacıyla finansman tarafında daha güçlü bir yapı oluşturuluyor. Yeni yapı ile hizmet alan müşteriler, tedarik ettikleri ürün ve hizmetlerin ödemelerini vadeli olarak gerçekleştirebilecek. Böylece müşterilerin, yatırımlarını devreye aldıktan sonra ödeme planlarını başlatabilmeleri ve nakit akışlarını daha etkin yönetebilmeleri de sağlanmış olacak. Leasing ile desteklenen makine ve ekipman yatırımlarına ek olarak geliştirlen bu modelin, leasing kapsamı dışında kalan dijital çözümleri, yazılım ve bütünleşmiş projeleri kapsaması planlanıyor. Bu yeni finansman modeli ile “Şimdi Al, Sonra Öde” yaklaşımı, Siemens’in bu alandaki küresel vizyonunun Türkiye’deki yansıması olarak şekilleniyor. Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin üretim ekosisteminde sanayiden ileri teknoloji yatırımlarına, üretim altyapısından farklı sektörlere kadar tüm paydaşlar için en temel gerekliliklerden biri sürdürülebilir ve erişilebilir finansman olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda biz de ülkemizin üretim kapasitesine, mühendislik gücüne ve dönüşüm potansiyeline olan inancımız doğrultusunda, müşterilerimizin yatırım kararlarını destekleyecek daha güçlü ve sürdürülebilir bir finansman altyapısını devreye alıyoruz. Siemens Finansman A.Ş., yalnızca finansal bir yapı değil, Türkiye’nin sanayi ve dijital dönüşüm yolculuğuna duyduğumuz güvenin de bir göstergesi. Amacımız, yatırım yapmak isteyen iş ortaklarımızın yanında durarak dönüşüm süreçlerini hızlandırmalarına katkı sağlamak” Siemens Finansman A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Girginer ise yeni yapının işleyişine ilişkin şu bilgileri paylaştı: “500 milyon TL’lik güçlü sermaye yapımızla sürdürülebilir bir finansman kapasitesi oluşturuyoruz. Siemens Finansman A.Ş. aracılığıyla ürün, yazılım, servis ve bütünleşmiş projeleri kapsayan uçtan uca finansman çözümleri sunarak müşterilerimizin yatırım süreçlerini desteklemeyi hedefliyoruz. Mevcut leasing faaliyetleri Siemens Finansal Kiralama A.Ş. çatısı altında devam ederken, Siemens Finansman A.Ş. esnek finansman modelleriyle Siemens ürün ve çözümlerini tamamlayıcı bir rol üstlenecek. Bu iki yapı birlikte, müşterilerin farklı ihtiyaçlarına uygun çözümler sunan bütünleşmiş bir finansman yaklaşımı oluşturacak”. Siemens, Türkiye’deki sanayi ve teknoloji yatırımlarını desteklemeye yönelik bu yeni adımıyla, yalnızca ürün ve hizmet sağlayıcısı değil; aynı zamanda dönüşümün finansal ortağı olma vizyonunu da güçlendiriyor.

Sonuç yoksa maliyet de yok Haber

Sonuç yoksa maliyet de yok

Bu konuda yenilikçi bir çözüm sunmak için girişimde bulunan ST Endüstri Medya Grup, ''Sonuç yoksa maliyet de yok'' yöntemini geliştirdi. Şirketlerin birbirleriyle iletişimini sağlayan ve karar vericileri fiziki olarak bir araya getiren fuar ve zirve gibi etkinlikler tüm dünyada büyük önem taşıyor. Aynı kesimin dijital ortamlarda da iletişim kurabiliyor oluşu bazen fuarların gerekliliğini sorgulatsa da özellikle uygulama örneklerinin fiziki olarak deneyimlenmesi açısından bu etkinliklere olan ihtiyaç devam ediyor. ''Asıl sorun toplam sahip olma maliyeti'' 28 yıldır fabrikalarla onlara çözümler sunan firmaların birbirleriyle olan iletişimlerine odaklanan ST Endüstri Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Recep Akbayrak, ''Günümüzde şirketler için fuar ve zirve gibi etkinliklerin yerini alabilecek bir iletişim kanalı yok, asıl sorun fuarların varlığı değil toplam sahip olma maliyetinin aşırı artmış olmasıdır'' dedi. Maliyetler hakkında bilgiler veren Recep Akbayrak şunları kaydetti; ''Günümüzde fuarlara katılmanın maliyetleri farklılık gösterse de metrekare başına ortalamanın 20.000 TL civarında olduğunu söylemek mümkün.'' ''Orada olmanın bedelini ödüyor, sorgulamıyor'' Tedarikçi firmaların çoğunlukla şov yapmak amacıyla fuarlara katıldığını vurgulayan Akbayrak, ''Özellikle büyük metrekareler ve özel tasarım stantlarla fuarlara katılın firmaların öncelikli amacının rekabet yönetimi olduğunu'' söyledi. “Madem ki rakiplerimin olduğu yerde olacağım o zaman daha gösterişli çok daha prestijli olarak katılmalıyım diye düşünülüyor. Bu duygu tatmin olduğunda da ‘Orada olmanın bedelini ödemiş' olduğunu düşünüyor ve faydası olup olmadığını sorgulamıyor.” ''Sonuç yoksa maliyet de yok'' yöntemi ST Endüstri Medya Grup, fuarlara sadece prestij için değil de sonuç almak için katılan firmalar için yenilikçi bir çözüm geliştirdi. 6-7 Mayıs 2026 tarihlerinde Mövenpick Asia Airport Kurtköy-İstanbul’da düzenlenecek Bakım 4.0 Zirvesi ile katılımcı firmalara, ''Standına gelen ziyaretçiler kadar'' ücret ödeme imkanı sunuyor. Recep Akbayrak, ''Bu yöntemle fuar, zirve ve benzeri etkinliklerin çok daha verimli olmak zorunda kalacağını ve böylece hem katılımcı hem ziyaretçi hem de organizatör şirketler olmak üzere tüm kesimlerin kazanacağını'' söylüyor. Bakım 4.0 Zirvesi Bakım 4.0 Zirvesi’nde otomasyon, dijitalleşme, enerji ve depolama çözümleri alanlarında faaliyet gösteren katılımcı firmalar, üretim sahalarında uygulanmış çözümlerini sergileyecek. Etkinliğin, yatırım, üretim, Ar-Ge ve bakım alanlarında görev yapan yaklaşık 2.000 sektör profesyoneli özel davetle zirvede ağırlanacak. Gerçek vaka analizleri, sorun-çözüm odaklı paneller, deneyim alanları ve teknolojiyi doğrudan test edilebilecek interaktif stantlar zirvede ön plana çıkan başlıklar.

KOBİ’ler için yeni büyüme reçetesi Haber

KOBİ’ler için yeni büyüme reçetesi

Küresel ekonomide artan belirsizlikler, yüksek rekabet baskısı ve hızla değişen tüketici beklentileri, KOBİ’leri 2026’ya giderken daha stratejik ve veri odaklı kararlar almaya zorluyor. ME Consultancy Kurucusu Murat Erdör, 2026 yılına yaklaşırken KOBİ’lerin büyüme potansiyelini doğrudan etkileyecek en kritik unsurun, plansız dijital yatırımlar değil; net hedeflerle oluşturulmuş bir dijitalleşme yol haritası olduğuna dikkat çekiyor. Erdör’e göre önümüzdeki dönemde başarılı olacak KOBİ’ler, teknolojiyi “maliyet” olarak değil, stratejik bir kaldıraç olarak konumlandıranlar olacak. Dijitalleşme KOBİ’ler İçin Rekabetin Yeni Zemini Son yıllarda dijital araçları etkin kullanan KOBİ’lerin, hem iç pazarda hem de ihracat kanallarında daha hızlı büyüdüğü görülüyor. E-ticaret altyapıları sayesinde coğrafi sınırlar ortadan kalkarken, dijital pazarlama ve CRM çözümleri KOBİ’lere büyük markalarla aynı sahada rekabet edebilme imkânı sunuyor. 2026’ya doğru bu farkın daha da belirginleşmesi bekleniyor. Murat Erdör, bu dönüşümün ölçekten bağımsız bir avantaj yarattığını ifade ederken, dijitalleşmenin artık büyük şirketlerin ayrıcalığı olmadığını vurguluyor. Ona göre doğru kurgulanmış dijital sistemler sayesinde KOBİ’ler, sınırlı insan kaynağı ve bütçeyle çok daha geniş müşteri kitlelerine ulaşabiliyor. Bu noktada mesele, hangi teknolojinin kullanıldığı değil; teknolojinin iş modeline nasıl entegre edildiği oluyor. 2026 Ajandasında Öne Çıkan Dijitalleşme Başlıkları 2026’ya yaklaşırken KOBİ’lerin dijital gündemi yalnızca görünür alanlarla sınırlı kalmıyor. Web sitesi ya da sosyal medya varlığı artık yeterli kabul edilmiyor. Asıl dönüşüm; arka planda, süreçlerin yeniden tasarlanmasıyla gerçekleşiyor. Bulut tabanlı muhasebe ve ERP sistemleri, operasyonel verimliliği artırırken; yapay zekâ destekli CRM çözümleri müşteri davranışlarını daha doğru analiz etmeyi mümkün kılıyor. Erdör’e göre KOBİ’ler için kritik olan, bu araçları tek tek kullanmak değil; birbirini besleyen bir sistem kurgusu oluşturmak. Dijitalleşme yolculuğunda plansız yapılan yatırımların çoğu zaman beklenen faydayı sağlamadığını belirten Erdör, teknolojinin ancak iş hedefleriyle uyumlu olduğunda gerçek değer ürettiğine dikkat çekiyor. Veriye Dayalı Karar Alma Kültürü Güçleniyor 2026’nın KOBİ’leri için sezgisel yönetim anlayışı yerini giderek veriye dayalı karar alma kültürüne bırakıyor. Satış performansından müşteri memnuniyetine, stok yönetiminden pazarlama bütçelerine kadar pek çok başlıkta verinin sunduğu içgörüler belirleyici hale geliyor. Dijital raporlama ve analiz araçları sayesinde işletmeler, yalnızca geçmişi okumakla kalmıyor; geleceğe dair daha sağlıklı öngörüler geliştirebiliyor. Murat Erdör, verinin tek başına yeterli olmadığını özellikle vurguluyor. Ona göre asıl fark yaratan unsur, bu veriyi anlamlandırabilen ve aksiyona dönüştürebilen yönetim yaklaşımı. Veriyle desteklenmeyen kararların, 2026’nın rekabet ortamında KOBİ’leri ciddi risklerle karşı karşıya bırakabileceğini belirtiyor. Dijital Pazarlama ve Deneyim Odaklı Büyüme Dijitalleşme yol haritasının en görünür ama aynı zamanda en stratejik başlıklarından biri de dijital pazarlama ve müşteri deneyimi. 2026’da KOBİ’ler için yalnızca görünür olmak yeterli olmayacak; doğru kanalda, doğru zamanda ve tutarlı bir deneyim sunmak belirleyici olacak. Dijital kanalların ölçümlenebilir yapısı, KOBİ’lere daha kontrollü bütçe yönetimi ve daha yüksek geri dönüş imkânı sağlıyor. Erdör, müşterilerin artık markaları değil, yaşadıkları deneyimleri hatırladığını ifade ediyor. Dijital temas noktalarında tutarsızlık yaşayan ya da beklentiyi karşılamayan KOBİ’lerin, fiyat avantajı sunsalar bile uzun vadeli sadakat yaratmakta zorlandığını vurguluyor. Bu nedenle dijital pazarlamanın, yalnızca satış değil, güven inşa eden bir araç olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor. 2026’da KOBİ’ler İçin Net Bir Yol Haritası 2026, KOBİ’ler için belirsizliklerin yüksek olduğu kadar fırsatların da güçlü olduğu bir dönemi işaret ediyor. Dijitalleşmeyi bütüncül bir stratejiyle ele alan, insan kaynağını bu dönüşüme hazırlayan ve veriyi işin merkezine koyan KOBİ’ler; ölçeklerinden bağımsız olarak rekabet avantajı elde edebilecek. Bu noktada 2026’ya hazırlanan KOBİ’ler için dijitalleşme, soyut bir dönüşüm başlığı olmaktan çıkıp net adımlarla ilerlemesi gereken bir süreç haline geliyor. İlk aşamada yapılması gereken, mevcut iş süreçlerinin dijital olgunluk seviyesinin gerçekçi biçimde analiz edilmesi. Satış, muhasebe, müşteri ilişkileri ve stok yönetimi gibi temel alanlarda hâlâ manuel ya da dağınık sistemlerle ilerleyen KOBİ’lerin, önceliği bu süreçleri sadeleştiren ve birbirine entegre eden çözümlere vermesi gerekiyor. Örneğin; ayrı ayrı yürütülen muhasebe ve satış takibi yerine, bulut tabanlı bir ERP altyapısına geçmek hem operasyonel yükü azaltıyor hem de yöneticilere anlık veriyle karar alma imkânı sunuyor. Dijital pazarlama ve müşteri yönetimi tarafında ise 2026’nın KOBİ’leri için “her yerde olmak” yerine “doğru yerde, doğru mesajla olmak” öne çıkıyor. Sosyal medya, e-posta ve e-ticaret kanallarını birbirinden bağımsız yöneten işletmeler yerine, CRM destekli bir yapı kurarak müşterinin tüm temas noktalarını tek merkezden takip eden KOBİ’ler fark yaratıyor. Örneğin; bir müşterinin web sitesinde incelediği ürünün, daha sonra kişiselleştirilmiş bir e-posta teklifiyle karşısına çıkması ya da satış sonrası otomatik memnuniyet anketleriyle sürecin devam ettirilmesi, hem satış hem de sadakat açısından somut katkı sağlıyor. Murat Erdör’e göre 2026’da dijitalleşmede başarı, büyük yatırımlardan çok; küçük ama doğru kurgulanmış, ölçülebilir ve sürdürülebilir adımlarla mümkün olacak. Murat Erdör’e göre bu süreci başarıyla yöneten KOBİ’ler, dijitalleşmeyi geçici bir trend olarak değil, iş yapma kültürlerinin ayrılmaz bir parçası olarak benimseyenler olacak. Erdör, 2026’nın kazananlarının teknolojiyi takip eden değil, onu doğru yöneten işletmeler olacağını vurguluyor.

Dijitalleşmeyle Türkiye’nin “enerji”si artacak Haber

Dijitalleşmeyle Türkiye’nin “enerji”si artacak

Bu yatırımlarla Türkiye’nin toplam dağıtım hattı, 1,5 milyon km’ye; abone sayımız ise 51,5 milyona ulaşmış durumdadır” dedi Türkiye’nin dijital haritacısı Başarsoft, Vizyon Buluşmaları’nda “Elektrik Dağıtımında Dijitalleşme ve Gelecek Vizyonu” konusunu masaya yatırdı. İlgili kamu kurumları, elektrik dağıtım şirketleri, teknoloji sağlayıcıları ve sektör paydaşlarını bir araya getiren etkinlikte, modern enerji altyapılarında Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS), saha iş gücü yönetimi, işletme-bakım, yatırım planlama ve varlık yönetimi süreçlerinin entegrasyonuna odaklanan çözümler ve yeni nesil dijital yönetim yaklaşımları tartışıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, Türkiye’nin elektrik dağıtım altyapısında gelinen noktayla, gurur duyulacak bir başarı hikayesi yazıldığını ifade etti. Son 20 yılda enerji altyapısına yaptıkları yatırımlarla Türkiye’nin, bölgesinin en güçlü enerji merkezlerinden biri hâline geldiğini belirten Tancan, “Dijitalleşme ve CBS tabanlı çözümler ile vatandaşımıza daha kaliteli hizmet sunmanın, enerji verimliliğini artırmanın ve yeşil dönüşümü hızlandırmanın ortak çabası içerisindeyiz. Bu yatırımlarla Türkiye’nin toplam dağıtım hattı 1,5 milyon kilometreye, abone sayımız ise 51,5 milyona ulaşmış durumdadır” dedi. “Türkiye sayılı ülkelerden biri olacak” Bugün Türkiye’de 21 dağıtım bölgesinin tamamında CBS altyapısının kurulduğunu ifade eden Tancan, “Bu kadar büyük ölçekli dağıtık üretimin güvenli, verimli ve kesintisiz entegrasyonu ancak dijitalleşmiş, öngörülebilir ve esnek bir dağıtım şebekesiyle mümkün olabilir. TEDAŞ koordinasyonunda, ülkemizin tüm orta ve alçak gerilim şebekesi standart bir veri modeliyle tek platformda, Kurumsal Envanter Yönetimi ve Proje Onay Sistemi (KEYPOS) ile dijitalleştiriliyor. Böylece Türkiye, dağıtım şebekesini tam entegre CBS ortamında yöneten, dünyadaki sayılı ülkelerden biri olacak” dedi. Küçükpehlivan: 30 yıllık tecrübemiz var Başarsoft Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Dr. Tuncay Küçükpehlivan da yaptığı konuşmada, Başarsoft’un elektrik dağıtım konusunda 30 yıllık bir birikime sahip olduğunu hatırlatarak, “Elektrik şebeke envanterinin dijital haritalara konumlandırılması ile başlayan bu süreçte yatırım planlama, imalat, hakediş, varlık bakım, saha operasyon süreçlerini CBS içinde uçtan uca yönetebiliyoruz. Bu sayede diğer sistemlerle entegre tüm karar destek ve raporlama süreçlerinde oldukça hızlı çözümler sunabiliyoruz” dedi. Her yıl 400 bin evrak dijitale işlendi Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen panellerde de elektrik konusu enine boyuna tartışıldı. TEDAŞ Genel Müdür Yardımcısı Yakup Avan, şebekelerin dijital dönüşümünde, coğrafi tabanlı süreç yönetiminin kritik önem taşıdığını vurgulayarak, KEYPOS projesinin TEDAŞ’ın saha operasyonlarını, merkezi sistemlerle anlık olarak buluşturan ve karar alma süreçlerini hızlandıran stratejik bir bileşen haline geldiğini söyledi. Proje kapsamında tüm süreçleri, web ve mobil uygulama üzerinden takip edebildiklerini kaydeden Avan, “Dijital dönüşümün temel amacı, işletmelerin ve kurumların teknolojiyi etkin bir şekilde kullanarak iş süreçlerini dönüştürmesi ve geliştirmesidir. Proje ile proje onay ve kabul süreçleri dahil, dağıtım şebekesi varlıklarının CBS üzerinde takibini, dijital ortamda yapabiliyoruz. Bu sayede bir yılda yaklaşık 400 bin evrak dijital olarak işlendi” dedi. SEDAŞ Genel Müdürü Fatih Danacı da dağıtım şirketlerinin CBS dışında da pek çok sistemler kullandığını belirterek, CBS verilerinin canlı tutulmasının tüm sistemlerin doğru çalışmasını sağlayacağını söyledi. Eksim Holding CTO’su Sami Saraç ise CBS’nin neredeyse 120’den fazla ana sistemi birbirleriyle buluşturduğunu ifade ederek, “Bu coğrafyada teknolojinin katkısı ve desteği olmaksızın yürümek çok zor” dedi. Oturumun son konuşmacısı Schneider Electric Dijital Şebekeler Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kanal Müdürü Cemil Ayan da Türkiye’de dijital şebeke çözümlerinin yaygınlaşmasını beklediklerini vurgulayarak, “Biz de bu dijital dönüşüme katkı sağlıyoruz” ifadelerini kullandı. Etkinliğin kapanış konuşmasını ise Başarsoft Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Çiftçi gerçekleştirdi. Elektrik dağıtım sektörünün dijital dönüşüm yolculuğunda daha güçlü, daha yenilikçi ürün ve çözümler sunmaya devam edeceklerini vurgulayan Çiftçi, “Sektörümüze birlikte düşünmeye, deneyimlerimizi paylaşmaya ve iş birliklerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi.

Dijitalleşmenin kalbi İstanbul’da atıyor Haber

Dijitalleşmenin kalbi İstanbul’da atıyor

Açılış törenine T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı temsilcileri, üniversite yetkilileri ve sektör paydaşları katılırken; Başoğlu Kablo’da güçlü üretim gücü ve insan odaklı yaklaşımıyla törende yer aldı. Şirket, sanayi dönüşüm projelerine gösterdiği destekle; yalnızca üretimde değil, aynı zamanda ülkemizin küresel rekabet gücünü artıracak vizyoner projelere katkı sunma kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Sanayide Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik Vurgusu Törende yapılan konuşmalarda, dijital teknolojilerin sanayi üretim süreçlerine entegrasyonunun, hem yerli üretim gücünü artıracağı hem de sanayinin küresel pazarlarda daha rekabetçi bir konuma ulaşmasına olanak tanıyacağı vurgulandı. Sanayi Dönüşüm Merkezi, sanayi bölgelerinde verimlilik, enerji tasarrufu ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri için yol gösterici bir merkez olacak. Bu merkezde, ileri veri analitiği, otomasyon sistemleri ve dijital ikiz teknolojileri gibi güncel uygulamalar sanayi sektörüne entegre edilecek. Böylelikle, Türk sanayisi çağın ihtiyaçlarına cevap veren, esnek ve yenilikçi bir üretim modeliyle güçlenecek. Başoğlu Kablo’nun Vizyoner Katkısı Enerji ve endüstriyel bağlantı sektöründe yerli üretim gücüyle öne çıkan Başoğlu Kablo, Sanayi Dönüşüm Merkezi projesine gösterdiği ilgi ve katılımla; sektörel liderliğini yalnızca ürün kalitesiyle değil, ülkemizin kalkınma hedeflerine sağladığı katkılarla da güçlendirdi. Şirket, sanayide dijital dönüşümün getireceği verimlilik artışını ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini destekleyerek; çalışan odaklı kurumsal kültürünü ve yenilikçi mühendislik gücünü projelere taşımayı sürdürüyor.Başoğlu Kablo, üretim alanındaki başarısının yanı sıra, sanayi dönüşüm projelerinde aktif yer alarak, Türkiye’nin sanayi alanında daha rekabetçi ve yenilikçi bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlıyor. Şirket yetkilileri, bu gibi projelerin sadece teknik dönüşüm için değil; aynı zamanda çalışan refahı ve toplumsal kalkınma için de kritik bir rol oynadığını vurguluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.