SON DAKİKA
Hava Durumu

#Dijital Platformlar

Ekometre - Dijital Platformlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijital Platformlar haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı Haber

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı

Ekometre Araştırma, Türkiye’nin dijital egemenlik hedefini rakamlar ve politika başlıkları üzerinden inceledi. Dijital teknolojiler artık yalnızca ekonomik büyümenin veya günlük hayatın bir parçası değil. Veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapılar; ülkelerin ekonomik rekabet gücü kadar kamu kapasitesi ve stratejik bağımsızlığı açısından da önem taşıyan alanlara dönüşüyor. Türkiye de yapay zekâ ve dijital dönüşümde yeni dönem hedeflerini ortaya koymuş durumda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 Haziran 2026’da açıklanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, insan kaynağından veri altyapısına, yapay zekâ uygulamalarından dijital kapasitenin güçlendirilmesine kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı çalışması ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Raporda dijital teknolojilerdeki dış bağımlılığın yalnızca ekonomik bir konu olmadığı; veri egemenliği, kritik altyapılar ve devletlerin bağımsız karar alma kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Dijital güç, yeni rekabet alanı haline geliyor Dijital ekonomide büyük platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisi arttıkça, ülkelerin teknolojiye erişimi kadar bu teknolojiler üzerindeki denetim ve yönetişim kapasitesi de önem kazanıyor. TÇE’nin raporunda öne çıkan temel yaklaşım, dijital gücün yalnızca piyasa büyüklüğüyle açıklanamayacağı yönünde. Veri yoğunlaşması, platform ekonomilerinin ağ etkisi ve kritik altyapılardaki bağımlılık, dijitalleşmenin aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede dijital egemenlik tartışmasının merkezinde dört temel soru bulunuyor: Kritik veriler nerede ve hangi kurallar çerçevesinde işleniyor?Dijital altyapılarda tek bir kaynağa aşırı bağımlılık oluşuyor mu?Devletler, kendi pazarlarında faaliyet gösteren büyük dijital platformları ne ölçüde denetleyebiliyor?Kritik teknolojilere erişimde kesinti yaşanması halinde alternatif kapasite bulunuyor mu? Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki teknoloji politikası açısından bu soruların önemi giderek artacak. Türkiye, yapay zekâ için yeni hedeflerini açıkladı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında şekilleniyor. Planın insan kaynağı hedefleri arasında 81 ilde kurulacak yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri aracılığıyla iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi bulunuyor. Aynı dönemde 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Bu hedefler, yapay zekâ rekabetinin yalnızca yazılım veya donanım yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojiyi geliştirecek, uygulayacak ve kamu ile özel sektörde kullanıma dönüştürecek nitelikli insan kaynağı, dijital kapasitenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Veri altyapısı ve hesaplama kapasitesi kritik olacak Yapay zekâ sistemlerinin gelişmesi, büyük miktarda verinin işlenmesini ve güçlü fiziksel altyapıların kurulmasını gerektiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın açıkladığı hedefler arasında, Türkiye'nin veri merkezi kapasitesinin mevcut 250 megavat seviyesinden 1 gigavat düzeyine yükseltilmesi de yer alıyor. Bakanlık, bu amaçla enerji altyapısı güçlü yapay zekâ büyüme bölgeleri oluşturulacağını ve özel sektör yatırımlarının hızlandırılacağını belirtiyor. Bu hedef, dijital egemenlik tartışmasının görünmeyen ancak en kritik boyutlarından birine işaret ediyor: Yapay zekâ yalnızca yazılım değil, aynı zamanda büyük ölçekte enerji, işlem gücü ve veri merkezi altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla ülkelerin yapay zekâ yarışındaki konumu, geliştirdikleri uygulamalar kadar bu uygulamaları destekleyecek fiziksel ve teknik kapasiteyle de belirlenecek. Türkiye büyük bir dijital pazar Türkiye'nin dijitalleşmedeki mevcut ölçeği de dikkat çekici. Digital 2026 Türkiye verilerine göre, 2025 yılı sonunda Türkiye'de 77,5 milyon internet kullanıcısı bulunuyordu. İnternet penetrasyonu ise nüfusun yüzde 88,3'üne ulaştı. Aynı veri setine göre ülkede 62,3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye'yi küresel dijital ekonomi açısından önemli bir pazar haline getiriyor. Ancak büyük bir dijital kullanıcı tabanına sahip olmak ile dijital teknolojilerin kritik katmanlarında güçlü bir üretim ve kontrol kapasitesine sahip olmak aynı anlama gelmiyor. TÇE'nin dijital hegemonya tartışmasının Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Dijitalleşme büyürken stratejik bağımlılıkların hangi alanlarda yoğunlaştığı ve bu bağımlılıkların nasıl yönetileceği. 253,6 milyar TL’lik pazarda dijitalin ağırlığı arttı Dijitalleşmenin ekonomik boyutu, Türkiye'deki medya ve reklam yatırımlarında da açık biçimde görülüyor. Reklamverenler Derneği verilerine göre Türkiye'de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında yüzde 78,9 artarak 253,6 milyar TL'ye ulaştı. Medya yatırımları içinde en büyük pay ise yüzde 74,2 ile dijital mecralara ayrıldı. Dijital yatırımların tutarı 158 milyar TL'yi aştı. Bu tablo, ekonomik faaliyetlerin giderek daha büyük bölümünün dijital platformlar ve dijital iletişim kanalları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dijital platformların ekonomik etkisi ise yalnızca reklam gelirleriyle sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin işlenmesi, içeriklerin algoritmalar aracılığıyla sıralanması ve dijital görünürlüğün platform kurallarıyla şekillenmesi, dijital piyasalardaki gücün çok boyutlu hale geldiğini gösteriyor. Asıl mesele dış bağımlılığı sıfırlamak değil Dijital egemenlik tartışmasında en kritik noktalardan biri, kavramın yanlış biçimde “bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek” şeklinde yorumlanması. Bugünün teknoloji değer zinciri küresel ölçekte birbirine bağlı durumda. Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon altyapısından yapay zekâ modellerine kadar birçok kritik alanda üretim farklı ülkeler ve şirketler arasında dağılmış bulunuyor. Bu nedenle daha gerçekçi yaklaşım, tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil; kritik bağımlılıkları belirlemek, riskleri ölçmek ve stratejik alanlarda alternatif kapasite oluşturmaktır. TÇE'nin raporunda da dijital egemenlik, Türkiye'nin tüm teknoloji katmanlarında tek başına yeterli hale gelmesi hedefinden ziyade, stratejik risk yaratabilecek bağımlılıkların yönetilmesi çerçevesinde ele alınıyor. Türkiye için asıl rekabet: Kullanmak mı, üretmek ve yönetmek mi? Türkiye'nin yapay zekâ alanında açıkladığı yeni hedefler, dijital ekonomide daha güçlü bir kapasite oluşturma isteğini ortaya koyuyor. Beş milyon kişiye eğitim verilmesi, on bin ileri düzey uzman ve yüz bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi ile veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması hedefi; insan kaynağı ve altyapının birlikte geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşımı işaret ediyor. Ancak Ekometre Araştırma'nın değerlendirmesine göre, önümüzdeki dönemde başarı yalnızca bu hedeflere ulaşılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Türkiye'nin kritik dijital altyapılardaki kapasitesini ne ölçüde artırdığı,veri ve yapay zekâ alanında yerli üretim gücünü ne kadar geliştirdiği,tek bir teknoloji veya tedarikçiye aşırı bağımlılık riskini ne ölçüde yönettiği,büyük dijital platformlar karşısında etkili bir düzenleme ve denetim kapasitesi oluşturup oluşturamadığı olacak. Ekometre Araştırma'nın sonucu Dijital çağda güçlü olmak, yalnızca en fazla teknolojiyi kullanan ülkeler arasında yer almak anlamına gelmiyor. Asıl güç; kritik teknolojileri anlayabilmek, stratejik bağımlılıkları yönetebilmek, gerekli altyapıyı kurabilmek, insan kaynağını yetiştirebilmek ve dijital alanın kurallarında söz sahibi olabilmekten geçiyor. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı bu hedef doğrultusunda önemli bir yol haritası ortaya koyuyor. Bundan sonraki kritik aşama ise açıklanan hedeflerin uygulanması ve Türkiye'nin büyük bir dijital tüketici pazarının ötesine geçerek teknoloji üretimi, altyapı kapasitesi ve dijital yönetişimde daha güçlü bir konuma ulaşıp ulaşamayacağı olacak. Özetle Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmasındaki temel soru şu: Teknolojinin yalnızca büyüyen pazarlarından biri mi olacak, yoksa teknolojiyi üreten, yöneten ve kurallarının şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasına mı girecek?

Yapay zeka ile reklam modelleri baştan yazılıyor Haber

Yapay zeka ile reklam modelleri baştan yazılıyor

Kullanıcıların bilgiye ulaşma, ürün araştırma ve satın alma kararlarını dönüştüren platformun e-ticaret alanına adım atması, dijital reklamcılıkta köklü bir dönüşümün kapısını aralayıp aralamayacağı sorusunu da beraberinde getirdi. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dijital Pazarlama Okulu Kurucusu Yasin Kaplan, ChatGPT’de klasik reklam anlayışından ziyade, yapay zekâ ve makine öğrenimi destekli, bağlamsal reklam modellerinin ön plana çıkacağını belirtti. Kaplan, bu yeni dönemde kullanıcı odaklı, daha akıllı ve kişiselleştirilmiş bir dijital pazarlama alanının oluşacağını ifade etti. Her geçen gün büyümeye devam eden dijital pazarlama sektörü, yapay zekâ kullanımının artmasıyla birlikte yeni bir dönüşüm sürecine hazırlanıyor. ChatGPT’ye eklenen alışveriş özelliğiyle birlikte reklamların nasıl konumlanacağı tartışılırken, sektör; kullanıcı deneyimini merkeze alan, satın alma sürecini kısaltan ve marka–kullanıcı etkileşimini artıran yeni nesil reklam modellerine yöneliyor. Yapay Zekâ Destekli Alışveriş, Dijital Pazarlamanın Kurallarını Değiştiriyor ChatGPT’ye gelen alışveriş özelliğinin dijital reklamcılığı farklı bir boyuta taşıyacağına dikkat çeken Yasin Kaplan, şu değerlendirmelerde bulundu: “ChatGPT, yalnızca bir yapay zekâ aracı olmanın ötesine geçerek dijital reklamcılık açısından yepyeni bir mecra oluşturma potansiyeline sahip. OpenAI’nin açıkladığı reklam yaklaşımında en önemli nokta, reklamların ChatGPT’nin verdiği yanıtları etkilemeyecek olması ve yanıt bağımsızlığının korunması. Bu da kullanıcı güvenini koruyan, daha şeffaf bir reklam ekosistemi anlamına geliyor. Google ve Meta gibi büyük platformların dışında, daha etkileşimli, niş ve kullanıcıya özel bir alan oluşuyor. Burada ürünü arayan değil, ürün hakkında soru soran kullanıcıya ulaşmak mümkün hâle geliyor. Kullanıcının sorduğu sorular anlık olarak analiz edilerek, bağlamla uyumlu ve ihtiyaç odaklı reklamlar gösterilebilir. Bu yaklaşım, geleneksel dijital reklamlarda sıkça karşılaşılan reklam körlüğü sorununa da önemli bir çözüm sunabilir.” Kaplan, ChatGPT’de reklam alanlarının kontrollü ve ayrı alanlarda konumlanmasının dijital pazarlamanın dinamiklerini önemli ölçüde değiştireceğini vurgulayarak şöyle devam etti: “ChatGPT’de reklamların belirli alanlarda ve açık şekilde ‘reklam’ olarak etiketlenmesi, kullanıcı deneyimini bozmadan marka görünürlüğü sağlamayı mümkün kılacaktır. Bu durum, web sitelerindeki blog ve içerik alanlarının önemini daha da artırabilir. Kullanıcı faydasını önceleyen, bilgilendirici içerikler öne çıkarken; yalnızca ürünü değil, ürün bilgisini merkeze alan reklam çalışmalarının etkileşimi artacaktır. Artık Google’da üst sıralarda yer almak tek başına yeterli olmayacak. Yapay zekâ destekli içerik yönetimi ve çok kanallı görünürlük, dijital pazarlamanın temel unsurlarından biri hâline gelecek.” Dijital pazarlamada SEO’nun öneminin daha da artacağını belirten Kaplan, ChatGPT’nin kullanıcı alışkanlıklarını değiştirdiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “ChatGPT ile birlikte kullanıcılar, klasik arama motorlarında yapmadıkları kadar uzun, detaylı ve net sorgularla ürün ve hizmet önerileri istiyor. ChatGPT ise bu taleplere; ürün görselleri, fiyat bilgileri, kullanıcı yorumları ve mağaza bağlantılarını içeren kapsamlı yanıtlar sunabiliyor. Örneğin ‘1000 TL ile 3000 TL arasında akıllı özelliklere sahip erkek saatleri önerir misin?’ gibi bir sorguda sistem, web üzerindeki farklı kaynakları analiz ederek en uygun seçenekleri kullanıcıya sunabiliyor. Bu kaynaklar yalnızca markaların kendi web siteleriyle sınırlı kalmıyor; bloglar, forumlar, haber siteleri, YouTube videoları ve diğer dijital platformlar da önemli referans noktaları hâline geliyor.” Kaplan, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bu da markalar için önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Ürününüzün yalnızca kendi web sitenizde yer alması artık yeterli değil. Farklı platformlarda görünür olmak, ChatGPT gibi yapay zekâ sistemleri için güçlü bir referans oluşturuyor. Daha spesifik ve detaylı sorgulara verilen nokta atışı yanıtlar sayesinde kullanıcıların satın alma yolculuğu kısalıyor ve daha bilinçli hâle geliyor. Bu da dijital reklamcılıkta daha akıllı, daha hedefli ve kullanıcı odaklı bir dönemin başladığını gösteriyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.