SON DAKİKA
Hava Durumu

#Büyüme

Ekometre - Büyüme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Büyüme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ticaret daraldı perakende hızlandı Haber

Ticaret daraldı perakende hızlandı

Aylık bazda toplam ticaret satış hacmi yüzde 2,5 daralırken, perakende satışlarda yüzde 0,2’lik sınırlı yükseliş kaydedildi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz 2026 dönemine ilişkin ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı. Veriler, toplam ticaret hacminde ve toptan ticarette gerilemeye karşın perakende satışlarda güçlü büyüme yaşandığını ortaya koydu. Ticaret satış hacmi Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 2,5 azaldı. Aynı dönemde toptan ticaret satış hacmi yüzde 4,5 gerilerken, motorlu kara taşıtları ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımında yüzde 0,9, perakende ticaret satış hacminde ise yüzde 0,2 artış görüldü. Perakende satışlar yıllık bazda hızlandı Temmuz verilerinin yıllık karşılaştırmasında sektörler arasındaki ayrışma daha belirgin hale geldi. Toplam ticaret satış hacmi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,6 geriledi. Toptan ticaret satış hacmindeki düşüş yüzde 4,2 olurken, motorlu kara taşıtları ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımında yüzde 9,8 azalış kaydedildi. Perakende ticaret ise bu tablodan belirgin biçimde ayrıştı. Perakende ticaret satış hacmi, Temmuz 2025’e kıyasla yüzde 10,4 arttı. Böylece Temmuz ayında ticaretin genelinde yıllık bazda sınırlı bir daralma görülürken, perakende satışlar çift haneli büyüme göstererek iç piyasadaki tüketim eğiliminin güçlü kaldığına işaret etti.

KTO Meclisinde iş dünyasının OVP beklentileri değerlendirildi Haber

KTO Meclisinde iş dünyasının OVP beklentileri değerlendirildi

Toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Suriye’de barışın, istikrarın ve devlet düzeninin yeniden tesis edilmesini son derece önemsiyoruz. Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmezdir. Hükümetimizin bu doğrultuda izleyeceği politikayı ve atacağı adımları destekliyoruz” dedi. Yeni OVP Reel sektörün temel beklentilerine cevap vermeli Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık yol haritasını ortaya koyacak 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı’nın eylül ayının ilk haftasında açıklanmasının beklendiğini belirten Öztürk, programın temel makroekonomik hedeflerin yanı sıra iş ve yatırım ortamını doğrudan etkileyen politika ve tedbirleri de kapsayacağını ifade etti. Öztürk, bu süreçte iş dünyasının beklenti ve taleplerini ekonomi yönetimine ve TOBB’a ilettiklerini de kaydetti. Mevcut Orta Vadeli Program hedeflerinin gerçekleşme düzeyini değerlendiren Öztürk, istihdam, ihracat ve kişi başına gelir hedeflerinde olumlu bir görünüm oluştuğunu, büyüme ve cari dengede kısmi ilerleme sağlandığını, enflasyon ve dış ticaret dengesinde ise belirgin sapmalar yaşandığını söyledi. Yeni programdan reel sektörün temel beklentilerini paylaşan Öztürk, şunları kaydetti: “Reel sektörün temel beklentisinin fiyat istikrarının sağlanması, enflasyonun hedeflenen rakamlara ve nihayetinde tek haneye düşürülmesi, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşturulması, istihdamın artırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yapısal reformlara öncelik verilmesi olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. KOBİ’ler öncelikli olmak üzere reel sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, emek yoğun sektörlere ek destekler verilmesi, ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesinin korunması, işgücü piyasasında ve mesleki eğitimde reform yapılması, artan korumacılık ve küresel ticaret savaşları döneminde yerli sanayimizin korunması ve rekabet gücünün artırılması bizim açımızdan öncelikli konulardır.” Enflasyonla mücadele sürdürülürken reel sektörün ve üretim gücünün korunmasını sağlayacak dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, yatırım ve ihracatı destekleyen finansman modellerinin devreye alınmasının, döviz kuru ile enflasyon arasındaki dengesizliğin giderilmesinin ve kamu ile özel sektör arasında güçlü bir iş birliği kurulmasının programın başarısını artıracağını söyledi. Normalleşme adımı ticari kredi ve finansman maliyetlerine yansıtılmalı OVP kapsamında reel sektörün finansman ihtiyacının ayrı bir öncelikle ele alınması gerektiğini belirten Öztürk, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının son kararına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlama kararını, piyasa fonlama maliyetini 3 puan aşağı çekmesi ve finansal piyasalardaki normalleşme sürecini desteklemesi bakımından olumlu değerlendiriyoruz. Bankalar ve katılım bankaları, bu normalleşme adımını vakit kaybetmeden ticari kredi ve finansman maliyetlerine yansıtmalıdır. Politika faizi ile kredi faizleri arasındaki yüksek fark, reel sektörümüzün taşıma sınırlarını zorlamaktadır. Yüksek kredi maliyetleri, daralan limitler ve ağır teminat şartları üretimi, yatırımı ve ticareti ciddi biçimde baskılamaktadır. Merkez Bankamızdan özellikle KOBİ kredilerinin büyüme sınırlamalarının dışında tutulmasını, ihracatçılarımıza sağlanan reeskont kredilerindeki döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını ve reel sektörü destekleyecek finansman imkânlarının genişletilmesini bekliyoruz.” Öztürk, toplantıya katkı sağlayan Meclis Üyelerine teşekkür ederek alınan kararların Konya’ya, Oda üyelerine ve iş dünyasına hayırlı olmasını diledi.

Anadolu Grubu büyüme ivmesini yılın ilk yarısında da sürdürdü Haber

Anadolu Grubu büyüme ivmesini yılın ilk yarısında da sürdürdü

Orta Asya’dan Çin’e uzanan coğrafyada attığı stratejik adımlarla küresel ayak izini güçlendiren Grup, 2026 yılının ilk yarısında dengeli portföyünün sağladığı dayanıklılıkla güçlü bir finansal performans ortaya koydu. Grup, konsolide satış gelirlerini %4,1, FAVÖK’ünü ise %10,7 artırdı. Grubun ana ortaklık net kârı yıllık bazda %132,2 büyümeyle 3,2 milyar TL olarak gerçekleşti. Anadolu Grubu İcra Başkanı Burak Başarır, “Yılın ilk yarısında büyüme ivmemizi sürdürdük. Dayanıklı iş modelimiz ve güçlü finansal yapımızla Vizyon 2035 hedeflerimize kararlılıkla ilerlerken, tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam ediyoruz” dedi. Anadolu Grubu, 2026 yılının ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Grubun satış gelirleri yılın ilk yarısında konsolide bazda yıllık %4,1 artarak 424,9 milyar TL seviyesinde gerçekleşirken FAVÖK %10,7 artışla 39,2 milyar TL oldu. Konsolide net kâr ise %10 artışla 14,5 milyar TL’ye ulaştı. Anadolu Grubu’nun ilk yarıda 3,2 milyar TL olarak gerçekleşen ana ortaklık net kârı yıllık bazda %132,2 büyümeye işaret etti. Enflasyon muhasebesi etkisi hariç tutulduğunda, Grubun konsolide satış gelirleri %37,4 artışla 410,6 milyar TL oldu. FAVÖK ise %43,4 arttı. Anadolu Grubu’nun başlıca operasyonlarına bakıldığında, Meşrubat ve Perakende satış gelirleri ilk yarıda geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre sırasıyla %7,9 ve %4,5; Tarım, Enerji ve Sanayi satış gelirleri %9,7 arttı. “Bu sonuçlar Orta Asya’daki yatırımlara duyduğumuz güveni pekiştirdi” Anadolu Grubu İcra Başkanı Burak Başarır ilk yarıyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “İlk yarı, süregelen jeopolitik belirsizliklerin, devam eden enflasyonist baskıların ve zorlu faaliyet koşullarının damga vurduğu bir dönem oldu. Farklı sektör ve coğrafyalara yayılan dengeli portföyümüzle, bu dalgalı ortamda da dayanıklılığımızı güçlendirdik. Güçlü operasyonel disiplinimiz, etkin maliyet yönetimimiz ve çevik karar alma kabiliyetimiz sayesinde, söz konusu olumsuzluklara rağmen güçlü bir finansal performans sergiledik.” Büyümenin ana itici gücünün Orta Asya olduğuna işaret eden Burak Başarır, “Bu sonuçlar Orta Asya’da gerçekleştirdiğimiz yatırımlara duyduğumuz güveni de pekiştirdi. Pakistan’daki meşrubat operasyonlarımız yılın ikinci çeyreğinde büyümeye katkı sağladı” dedi. “Disiplinli finansal yaklaşımımızla bilançomuzu daha da güçlendirdik” Burak Başarır sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de perakende segmenti gelir büyümesini sürdürürken, meşrubat segmentinde kârlılık odaklı bir büyüme performansı yakaladık. Bu sonuçlar; dengeli portföyümüzün, müşteri ve tüketicilerimizle kurduğumuz güçlü ilişkilerin ve ürün karması ile fiyatlama yönetimindeki esnek yaklaşımımızın olumlu finansal ve operasyonel sonuçlara dönüşmeye devam ettiğini gösteriyor. Mevcut faaliyet ortamı; ihtiyatlı bilanço yönetimi, güçlü serbest nakit akışı yaratımı, etkin maliyet kontrolü ve proaktif risk yönetimine dayanan disiplinli finansal yaklaşımımızın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu yaklaşım sayesinde, işlerimize ve uzun vadeli büyümeye yönelik yatırımlarımızı sürdürürken konsolide net borç/FAVÖK oranımızı 2025 yılının ikinci çeyreğindeki 1,5 kattan 2026 yılının ikinci çeyreğinde 1,1 kata indirerek bilançomuzu daha da güçlendirdik.” “Coğrafi ayak izimizi yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlarla genişlettik” Grubun yeni coğrafyalara açılmaya ve ürün portföyünü genişletmeye yönelik atılımlarına da değinen Burak Başarır, “Yılın ilk yarısında, bira segmentinde önemli stratejik adımlar attık. Özbekistan ve Çin’de imzaladığımız fason dolum anlaşmalarıyla coğrafi ayak izimizi yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlarla genişlettik. Geçtiğimiz yıl başlattığımız Mercan Rakı satın alma sürecini Temmuz 2026’da başarıyla tamamladık. Öte yandan, 2025 yılının sonunda satın aldığımız SamAuto’nun entegrasyonu kapsamında Anadolu Isuzu’nun süreçlerini ve kalite standartlarını Özbekistan’daki operasyonlarımıza taşıyoruz. Anadolu Grubu olarak riskleri proaktif biçimde yönetmeye ve yeni fırsatları disiplinli bir yaklaşımla değerlendirmeye devam ediyoruz. Dayanıklı iş modelimiz ve güçlü finansal yapımızla Vizyon 2035 hedeflerimize kararlılıkla ilerlerken, tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam ediyoruz” diye konuştu. “Meşrubatta Orta Asya, uluslararası pazarlardaki büyümenin itici gücü oldu” Anadolu Grubu, Meşrubat grubunda yılın ilk yarısında güçlü hacim büyümesini kârlılık artışı ve nakit yaratımıyla destekleyerek başarılı performansını sürdürdü. Burak Başarır konuyla ilgili, “Pakistan ve Orta Asya operasyonları uluslararası pazarlardaki büyümenin temel itici güçleri olurken, bu güçlü performans Türkiye’deki sınırlı hacim daralmasını fazlasıyla telafi etti. Disiplinli gelir büyümesi ve maliyet yönetimi ile kanal, paket ve ürün karmasında sağlanan iyileşmeler hem Türkiye hem de uluslararası operasyonlarda marj artışını destekleyerek kaliteli büyüme odağımız doğrultusunda güçlü sonuçlar elde etmemizi sağladı” değerlendirmesinde bulundu. Bira grubunda, uluslararası operasyonların güçlü bir performans gösterdiğine dikkat çeken Başarır, “Türkiye’de Nisan’da başlattığımız Efes Ailesi dönüşüm programının sağladığı olumlu ivmeyi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Özbekistan ve Çin’deki yeni üretim anlaşmalarımızla uluslararası operasyonlarımızdaki büyüme ve yayılımı destekleyeceğiz” dedi. “Perakende operasyonları büyüme performansını korudu” Burak Başarır, görece zayıf talep ortamına rağmen perakende operasyonlarının büyüme performansını koruduğunu söyledi. Başarır, “Çok kanallı yapımız, başarılı promosyon yönetimimiz ve devam eden mağaza açılışlarımız gelir artışında etkili oldu. Güneş enerjisi ve mağaza içi teknoloji kullanımı başta olmak üzere bir süredir devam ettiğimiz verimlilik yatırımları kârlılığımızı destekledi” diye konuştu. “SamAuto entegrasyonu, farklı coğrafyalara erişimimizi artıracak” Burak Başarır, JV SamAuto satın alımıyla üretim faaliyetlerini Özbekistan’a da taşıyan Anadolu Isuzu’nun, otomotiv segmentindeki gelir büyümesine katkı sağladığını kaydetti. Başarır, “Öte yandan, otomotiv sektörünün genelini etkileyen yüksek rekabet, ihracat hacimlerindeki yavaşlama ve vergi uygulamalarındaki değişikliklerin kârlılık anlamında olumsuz etkisini kendi operasyonlarımızda da gözlemledik. Önümüzdeki dönemlerde SamAuto entegrasyonu, artan ürün portföyü çeşitliliği ve farklı coğrafyalara erişimimizi artırarak finansal ve operasyonel performansımızı destekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

ISO 500'de ki Bursalı firmalar Haber

ISO 500'de ki Bursalı firmalar

Bursa hâlâ Türkiye'nin otomotiv başkenti ama otomobille büyüme sürdürülemez İSO 500 deki Bursalı firmalar, sıralamada yükselenler ve düşenler, sektörel dağılımı ve Bursa sanayisinin gelecek perspektifine dair EKOMETRE’nin analizi haberimizde. 2024 yılı araştırmasında Bursa 25 firma İSO 500 listesinde yer alırken, 2025 yılında bu sayı 31’e yükseldi. 2024 yılında listede yer alan Bursalı şirketlerin toplam üretimden satışları yaklaşık 305,7 milyar TL seviyesindeyken, 2025 yılında bu rakam 485,9 milyar TL’ye ulaştı. Buna göre Bursa’nın İSO 500 kapsamındaki üretimden satışları bir yılda yaklaşık 180 milyar TL artarken, büyüme oranı yüzde 59’a yaklaştı. İSO 500 deki Bursalı firmalar, sıralamada yükselenler ve düşenler, sektörel dağılımı ve Bursa sanayisinin gelecek perspektifine dair EKOMETRE’nin analizi: İSO 500'de yer alan başlıca Bursa firmaları Oyak-Renault Otomobil Fabrikaları (Nilüfer) Tofaş Türk Otomobil Fabrikası (Nilüfer) Bosch Sanayi ve Ticaret (Nilüfer) Borçelik Sütaş Asil Çelik Korteks Türk Prysmian Kablo Coşkunöz Metal Form Beyçelik Gestamp Otomotiv Maysan Mando Karsan Otomotiv Aunde Teknik Tekstil Hitachi Astemo Turkey Otomotiv Uludağ İçecek Çemtaş Marmarabirlik Ak-Pres Leoni Kablo Almaxtex Hastavuk Pro Yem Bu firmaların önemli bölümü otomotiv ve yan sanayide yoğunlaşıyor. Bursa'nın İSO 500'deki ağırlığı hâlâ Türkiye'nin otomotiv başkenti olmasından kaynaklanıyor. Kesinleşen Sıralar ve Değişimler Firma 2025 Sırası Önceki Sıra Değişim Oyak Renault 4 6 ▲ 2 Tofaş 23 11 ▼ 12 Hitachi Astemo Turkey 202 148 ▼ 54 Aunde Teknik Tekstil 282 225 ▼ 57 Yükselenler Önceki açıklanan listelerde yükseliş trendi gösteren ve Bursa sanayisinin yeni yıldızları arasında görülen firmalar: Uludağ İçecek Marmarabirlik Ak-Pres Beyçelik Gestamp Otomotiv Bu firmalar son açıklanan İSO verilerinde önemli sıra kazanımları elde etmişti. Gerileyenler Tofaş Hitachi Astemo Turkey Aunde Teknik Tekstil Özellikle otomotiv sektöründe üretim daralması ve ihracat baskıları nedeniyle bazı büyük oyuncularda sıralama kayıpları görüldü. Ekometre’nin Yorumu "Bursa hâlâ Türkiye'nin otomotiv başkenti; ancak 2025 sonuçları, şehrin sadece otomobille büyüyemeyeceğini gösteriyor." Oyak Renault'un ilk 5'te kalması önemli bir başarı. Buna karşılık Tofaş'ın gerilemesi, otomotivdeki dönüşüm baskısını ortaya koyuyor. Bursa'nın yeni büyüme alanları ise gıda (Sütaş, Pro Yem), içecek (Uludağ), teknik tekstil ve yüksek katma değerli yan sanayi olarak öne çıkıyor. Bursa'nın önümüzdeki dönemde İSO 500'deki firma sayısını artırabilmesi için otomotiv dışı sektörlerin payını yükseltmesi gerekecek.

THY'den Mayıs rekoru Haber

THY'den Mayıs rekoru

Türk Hava Yolları (THY), mayıs ayına ilişkin yolcu ve kargo trafik sonuçlarını açıkladı. Veriler, hem yolcu sayısında hem de doluluk oranlarında güçlü büyümenin sürdüğünü ortaya koydu. THY, mayıs ayında toplam 7,9 milyon yolcu taşıyarak yüzde 84 doluluk oranına ulaştı. Bu oran, şirket tarihindeki en yüksek mayıs ayı doluluk oranı olarak kayıtlara geçti. Açıklanan verilere göre dış hatlarda doluluk oranı yüzde 84, iç hatlarda ise yüzde 84,4 olarak gerçekleşti. Kapasite ve kargoda artış Türk Hava Yolları'nın arz edilen koltuk kilometre (AKK) kapasitesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,5 artarak 23,2 milyar seviyesine yükseldi. Mayıs 2025'te bu rakam 22,6 milyar olarak gerçekleşmişti. Kargo ve posta taşımacılığında da büyüme devam etti. Mayıs ayında taşınan kargo ve posta hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,6 artışla 203,1 bin tona ulaştı. Beş ayda 36,4 milyon yolcu Ocak-Mayıs döneminde THY'nin toplam yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,3 artarak 36,4 milyona yükseldi. Bu dönemde toplam doluluk oranı yüzde 83,6 olurken, dış hat doluluğu yüzde 83,5, iç hat doluluğu ise yüzde 84,3 seviyesinde gerçekleşti. Toplam arz edilen koltuk kilometre miktarı ilk beş ayda yüzde 6,5 artışla 112,1 milyara ulaştı. Kargoda çift haneli büyüme Yılın ilk beş ayında taşınan toplam kargo ve posta hacmi yüzde 13,5 artış göstererek 954,6 bin tona yükseldi. Aynı dönemde geçen yılki hacim 840,7 bin ton olarak kaydedilmişti. Öte yandan Türk Hava Yolları'nın filosundaki uçak sayısı mayıs sonu itibarıyla 542'ye ulaştı. Güçlü yolcu talebi, artan kapasite ve büyüyen kargo operasyonları, THY'nin küresel havacılık sektöründeki büyümesini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Şimşek’ten ekonomi mesajı; Programı rayında tutacağız Haber

Şimşek’ten ekonomi mesajı; Programı rayında tutacağız

Şimşek, enerji arz güvenliği konusunda risk görmediklerini belirtirken, mevcut küresel şokların ekonomi programını “bir miktar etkilemesinin kaçınılmaz” olduğunu ifade etti. Küresel ekonominin son yılların en sert arz şoklarından biriyle karşı karşıya olduğunu belirten Şimşek, finansal koşullardaki sıkılaşmanın dünya genelinde büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Küresel ekonomide baskı arttı Şimşek, 1970’lerden bu yana en büyük arz şoklarından birinin yaşandığını belirterek uzun vadeli tahvil faizlerinde yaşanan yükselişin küresel likiditeyi zorlaştırdığını ifade etti. Küresel ekonomideki dalgalanmaların gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıyı artırdığına dikkat çeken Şimşek, finansal koşullardaki sıkılaşmanın ekonomik aktiviteyi yavaşlatabileceğini kaydetti. Enerji arzında risk görmüyoruz Enerji tarafına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Şimşek, Türkiye’nin enerji arz güvenliği konusunda önemli ilerleme kaydettiğini söyledi. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinin kritik önem taşıdığını belirten Şimşek, mevcut süreçte enerji arzına ilişkin ciddi bir risk öngörmediklerini ifade etti. Büyümede ivme kaybı uyarısı Bakan Şimşek, küresel şokların ve sıkı para koşullarının büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu belirterek ekonomik aktivitede ivme kaybı riskine dikkat çekti. Sanayi sektöründe yaşanan sorunların yalnızca iç piyasadan kaynaklanmadığını vurgulayan Şimşek, küresel dönüşümün üretim yapıları üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyledi. “Her tedavinin yan etkileri var” Ekonomi programına ilişkin mesajlar veren Şimşek, uygulanan politikaların kısa vadeli bazı maliyetler doğurabileceğini ancak uzun vadeli dengelenme açısından gerekli olduğunu ifade etti. “Her tedavinin yan etkileri var” diyen Şimşek, ekonomi yönetiminin temel hedefinin sürdürülebilir büyüme ve kalıcı fiyat istikrarı olduğunu belirtti. Cari denge önceliğini koruyor Şimşek, yatırım, üretim ve istihdam odaklı politikaların sürdüğünü ifade ederek cari dengedeki iyileşmenin ekonomi yönetiminin temel öncelikleri arasında yer aldığını söyledi. Orta Vadeli Program’ın mevcut küresel gelişmelerden etkilenebileceğini belirten Şimşek, buna rağmen program hedeflerine bağlı kalacaklarını vurguladı. “Ne gerekiyorsa yapacağız” Ekonomi yönetiminin programı kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Şimşek, “Programı rayında tutmak için ne gerekiyorsa yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz” dedi. Şimşek’in açıklamaları, küresel piyasalardaki belirsizliklere rağmen ekonomi yönetiminin mevcut politikaları sürdürme kararlılığı mesajı olarak değerlendirildi.

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü Haber

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü

Çin Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) yayımladığı verilere göre, Çin'in Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) Ocak-Mart 2026 döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 arttı. Birinci çeyrekte büyüme, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin mart ayı verilerine olumsuz yansımasına rağmen, hükümetin bu yıl için "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlediği hedef doğrultusunda gelişim gösterdi. GSYH, ilk çeyrekte geçen yılın 4. çeyreğine kıyasla yüzde 1,3 artış kaydetti. Çin ekonomisi 2025'in 4. çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,5, yıl genelinde ise yüzde 5 büyüme kaydetmişti. Hükümet, büyümedeki ivme kaybı karşısında önceki 3 yılda "yüzde 5 civarında" belirlediği yıllık büyüme hedefini "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlemişti. UİB Direktör Yardımcısı Mao Şıngyong, Çin ekonomisinin ilk çeyrekte yıla güçlü bir başlangıç yaptığını, ancak giderek karmaşık ve kırılgan hale gelen dış koşullar ve içeride güçlü arz ile zayıf talep arasındaki dengesizliğin sürmesi nedeniyle ekonomik büyümenin temelinin daha fazla güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Üretim ve tüketimde ivme yavaşladı UİB'nin yayımladığı mart ayı ekonomik verilerine göre, savaşın etkilerinin hissedildiği ayda ülkede üretim ve tüketimdeki artış, ocak ve şubat aylarına kıyasla yavaşladı, yatırımlar ise geriledi. Yıllık cirosu 20 milyon yuanın (yaklaşık 2,9 milyon dolar) üzerindeki sanayi işletmelerinin üretim çıktılarının hesaplandığı sanayi üretimi, martta yıllık bazda yüzde 5,7 artarken ocak ve şubat aylarındaki yüzde 6,3 artışın altında kaldı. Tüketimin ölçüsü olarak kabul edilen perakende satışlar ise martta, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,7 artarken ilk iki aydaki yüzde 2,8'lik artışın gerisine düştü. Çin'de yatırımların seyri Altyapı, taşınmazlar, makine ve donanım harcamalarını içeren sabit sermaye yatırımları yılın ilk 3 ayında yüzde 1,7 artarken ilk 2 aydaki yüzde 1,8'lik artışa kıyasla geriledi. Son 3 yıldaki gerilemesiyle sabit sermaye yatırımlarını olumsuz etkileyen gayrimenkul sektöründe düşüş, bu yılın ilk çeyreğinde de devam etti. Gayrimenkul yatırımları, ilk 3 ayda, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 azaldı. Yatırımcı güveninin göstergesi olarak görülen özel sektör yatırımları da ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 2,2 düşüş kaydetti. Ülkede Şubat 2025 sonunda yüzde 5,3 olan kentlerdeki genel işsizlik oranı, mart ayı sonunda 0,1 puan artışla yüzde 5,4 oldu. IMF'nin büyüme tahmini Uluslararası Para Fonu (IMF), 14 Nisan'da Çin'in 2026 büyüme tahminini, zayıf iç ekonomik etkinlik ve İran savaşının etkilerini gerekçe göstererek yüzde 4,5'ten yüzde 4,4'e düşürdüğünü bildirmişti. Orta Doğu'da savaşın enerji fiyatlarındaki yol açtığı artışın hammadde maliyetlerinden enflasyon beklentilerine kadar tüm ülkeleri olumsuz etkileyeceğine işaret eden IMF, ABD, Avro bölgesi ve diğer majör ekonomiler için de büyüme tahminlerini düşürmüştü. ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri ile Basra Körfezi'nde tırmanan çatışma nedeniyle, küresel mal ve enerji ticareti açısından kritik bir geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği büyük ölçüde kesilmişti. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Irak ve İran'ın hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarlarına bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25'inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun ana güzergahı konumunda bulunuyor. Çin'in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45'i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30'u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ülkeye ulaşıyor. Boğazdaki tanker trafiğindeki kesintiler küresel petrol tedarikinde aksamalara, petrol fiyatlarında artışa yol açmış durumda.

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız Haber

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız” çağrısı yaptı. Avdagiç, İTO’nun nisan ayı Meclis Toplantısı’nda küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Büyüme için 3 öneri Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, “Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz" dedi. Fırsat penceresi konjonktürel değil Türkiye'nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: “Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)' diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız.” Temel zorluğumuz fiziksel kıtlık Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, “Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar” dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, “Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların yarattığı etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" dedi. Barışla yeni bir dönem bekliyoruz Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, “ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Yüzde 7’ye yaklaşan kur-enflasyon makası ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor Başkan Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, “Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız” dedi. Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4.7 arttığını kaydetti. Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: “Bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye'nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.” Merkez Bankası'nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: “Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır.” SOFTITO’da yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz 2026 yılının İTO ve üyeleri için dijital dönüşümün bir ileri safhaya taşındığı yapay zeka dönemi olacağını, bu yönde projelere ve faaliyetlere ağırlık vereceklerini hatırlatan Şekib Avdagiç, “Artık üretimden eğitime, gündelik hayattan kültüre kadar her safhada yapay zeka, odak noktamızda yer alıyor. Bizler de ya kendimizi dönüştüreceğiz ya da başkalarının dönüştüreceği bir varlık haline geleceğiz. Üretimimizi, sanayimizi yapay zeka ile yeniden tasarlamamız gerekiyor” dedi. Yapay zekanın, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için de stratejik bir teknoloji olduğunun altını çizen Avdagiç, bu yöndeki faaliyetleri ve projeleriyle İTO Teknoloji Ekosistemi oluşturduklarını, SoftITo, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ve Teknopark İstanbul ile birbirini tamamlayan üç kritik yapı kurduklarını anımsattı. Avdagiç, Meclis üyelerine de şu çağrıda bulundu: “Sizlere bir duyurum var: Şimdi bu yapının önemli bir ayağı olan SoftITo’da 4. Dönemi başlatıyoruz. Yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz. 320 saatlik eğitim sonucunda bu alanda aranan vasıflarla donatıyoruz. Müracaatları 19 Nisan 2026 tarihine kadar alıyoruz.”

2026 Türkiye Ekonomisi paneli Haber

2026 Türkiye Ekonomisi paneli

Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katıldığı panelde artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiye yansımaları değerlendirildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ile Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS) Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Panelde 2025 yılında uygulanan dezenflasyon ve dengelenme politikalarının sonuçları değerlendirilirken, 2026 yılına girerken artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri çok boyutlu olarak ele alındı. Kur dinamikleri, cari denge ve para politikasının karşı karşıya olduğu yeni kısıtlar panelin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen panelde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, açılış konuşmasında 2025 yılının dezenflasyon süreci ile 2026 yılında öne çıkan yeni risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Panelde İran-İsrail gerilimiyle petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi. ‘Enflasyon iyileşirken başka dengesizlikler birikiyor’ 2025 yılı Türkiye ekonomisini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyonda yaşanan kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide farklı alanlarda dengesizliklerin biriktiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Akat, “2025 yılında yüzde 3.6 büyümeye rağmen istihdamda bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Yumuşak bir dezenflasyon olsa da verimlilik, rekabet gücü, talebin yapısı ve yatırımlar açısından ciddi sorunlarımız var ve bu sorunlar birikiyor. Bu tabloda enflasyon yükselmiyor, ancak düşmüyor da. Bu durum enflasyonun giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Böylesine tekrar eden, kronik bir hastalığa dönüşmüş enflasyon klasik mücadele yöntemleriyle çözülemez, daha köklü müdahaleler gerektiren bir operasyon işidir” dedi. ‘Fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşıyoruz’ Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu ve çözümün fiyatlama davranışının düzelmesi ile güvenin yeniden inşa edilmesine bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “2022’den itibaren Türkiye’de hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında çok belirgin bir kırılma yaşıyoruz. Fiyatların değişme sıklığı artarken bu güncellemeler çok daha yüksek oranlarda yapılıyor. Hizmetler sektörü döviz kuru şoklarına cevabını fiyat hareketlerini yukarıya doğru çekerek veriyor. Bu ortamda yeni bir döviz kuru hareketi de benzer şekilde etki edecektir. Krediyi artırırsanız bu sadece fiyatlara yansır. Bu nedenle mevcut koşullarda politika alanı oldukça sınırlı” diye konuştu. Mevcut ekonomik durumu iyileştirmek için üretimin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “Üretimi artırıcı yatırımları, gerekirse teşviklerle desteklemek gerekiyor. Kısa sürede sonuç alınabilecek alanlardan biri ise tarım. Arz tarafının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. ‘Tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşanıyor’ Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise artan gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin nüfus dinamikleri, göç ve turizm hareketliliği nedeniyle güçlü bir talep yapısına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, buna karşın tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşandığını ifade etti. Prof. Dr. Aslanoğlu, “Planlama eksikliği ve günlük politikaların etkisiyle tarımla uğraşanların sayısı azalırken üretim verimliliği düşüyor. Bu durum temel bir yapısal sorun yaratıyor. Türkiye’nin arz kapasitesini artırmadan ve uzun vadeli, kapsamlı bir planlama yapmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değil” dedi. ‘Jeopolitik gelişmeler ekonomi politikalarının yönünü belirleyebilir’ Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını ve önümüzdeki döneme ilişkin temel riskleri değerlendiren Prof. Dr. Aslanoğlu, jeopolitik gelişmelerin belirleyici rolüne dikkat çekti: “Bugün en büyük belirsizlik, bölgedeki gerilimlerin ne kadar süreceğidir. Sürecin kısa sürmesi halinde tablo yönetilebilir; ancak uzaması durumunda ekonomi politikası hedeflerinin ve çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu süreçte büyümeden sert şekilde vazgeçmek ya da kurda ani ve sert hareketlere izin vermek ekonomiye zarar verir. Önümüzdeki dönemde iç talebin desteklendiği bir yapı sürerken enflasyonun görece yüksek seyretmesi olasıdır. Uzun vadede ise temel ihtiyaç, doğru fiyatların oluştuğu, beklentilerin çıpalandığı ve dış talebe dayalı büyüme ile desteklenen güçlü bir ekonomik çerçevedir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.