SON DAKİKA
Hava Durumu

#Birleşmiş Milletler

Ekometre - Birleşmiş Milletler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birleşmiş Milletler haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yemen’de gıda ve yakıt krizi derinleşiyor Haber

Yemen’de gıda ve yakıt krizi derinleşiyor

Benzin fiyatları yüzde 135’in üzerinde, mutfak tüpü fiyatları yaklaşık yüzde 300 arttı. Birleşmiş Milletler, ülkede 800 bin kişiye insani yardım ulaştırılamadığı uyarısında bulunurken Taiz’de buğday unu stoklarının neredeyse tükendiği bildiriliyor. Yemen’de yıllardır devam eden çatışmalar, Taiz kentinde ana ikmal yollarının kapanmasıyla yeni bir insani krize dönüştü. Ekim ayında ulaşım güzergâhlarının kapanması ve çatışmaların yoğunlaşması, yakıt ve temel gıda ürünlerinin tedarikini aksattı. Fiyat artışları sivillerin günlük yaşamını zorlaştırırken hastanelerde ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt sıkıntısı kritik seviyeye ulaştı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), 14 Ekim’de yaptığı açıklamada Yemen genelinde yaklaşık 800 bin kişiye hayat kurtarıcı insani yardım ulaştırılamadığını bildirdi. Taiz’de ise 600 binden fazla kişinin insani yardıma erişemediği belirtildi. Yakıt ve mutfak tüpü fiyatları hızla yükseldi Anadolu Ajansının 18 Ekim tarihli haberine göre Taiz’de ana ikmal yollarının kapanmasının ardından benzin fiyatları kuşatma öncesine kıyasla yüzde 135’ten fazla, mutfak tüpü fiyatları ise yaklaşık yüzde 300 arttı. Yakıt tedarikindeki sıkıntılar ulaşım maliyetlerini yükseltirken alternatif güzergâhlar üzerinden gerçekleştirilen sevkiyatlar da ürünlerin fiyatlarına yansıyor. Özellikle düşük gelirli aileler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlanıyor. Mutfak tüpü fiyatlarındaki keskin artış, yemek hazırlamak gibi günlük ihtiyaçları dahi güçleştiriyor. Gıda ve diğer tüketim ürünlerinin taşınmasının pahalılaşması, kentteki ekonomik baskıyı artırıyor. Hastanelerde ilaç ve yakıt stokları tükeniyor Yemen Sağlık ve Nüfus Bakanlığı, 10 Ekim’de yayımladığı açıklamada Taiz’deki sağlık kuruluşlarında ilaç, damar içi tedavi solüsyonları, tıbbi malzemeler ve yakıt stoklarının tükenmek üzere olduğu uyarısında bulundu. Bakanlık, tedarik sıkıntısının sürmesi halinde acil servisler, ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, diyaliz merkezleri ve yenidoğan bakım hizmetlerinin durma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini bildirdi. Yakıt yetersizliği yalnızca ambulansların çalışmasını değil, hastanelerdeki jeneratörlerin ve tıbbi cihazların kullanımını da etkiliyor. İlaçların uygun koşullarda muhafaza edilmesi de düzenli enerji ve tedarik imkânlarına bağlı bulunuyor. Mevcut durum, özellikle düzenli tedaviye ihtiyaç duyan hastalar, yaralılar, hamile kadınlar ve yenidoğanlar açısından ciddi risk oluşturuyor. Diyaliz seansları 2,5 saate indirildi Taiz’deki Cumhuriyet Hastanesi Böbrek Diyaliz Bölümü Başkanı Dr. İsam Mahyub Dahhan, Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada, Aden vilayetinden gönderilen temel tıbbi malzemelerin yolların kapanması nedeniyle hastaneye ulaştırılamadığını belirtti. Dahhan, diyaliz malzemelerinin temin edilememesi ve yakıt sıkıntısının tedavi hizmetlerini aksattığını söyledi. Tedarik sorunları nedeniyle diyaliz seanslarının kısaltılmak zorunda kaldığını belirten Dahhan, hastaların seans sürelerinin 3,5-4 saatten 2,5 saate indirildiğini açıkladı. Diyaliz tedavisinin aksaması, böbrek yetmezliği hastalarının sağlık durumunu doğrudan tehdit ediyor. Hastane yönetimi, gerekli tıbbi malzemelerin ve yakıtın kesintisiz biçimde ulaştırılması çağrısında bulunuyor. WFP: 800 bin kişiye insani yardım ulaştırılamıyor Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, 14 Ekim’de Yemen’de çatışmaların yoğunlaşması, cephe hatlarının değişmesi ve yolların kapanması nedeniyle insani yardım faaliyetlerinin ciddi biçimde aksadığını duyurdu. WFP’ye göre Taiz’de 600 binden fazla kişi, aralarında 200 binden fazla kadın ve çocuğun da bulunduğu ihtiyaç sahibi nüfus, insani yardımlara erişemiyor. Ülkenin diğer bölgelerindeki erişim sorunlarıyla birlikte yardım ulaştırılamayan kişi sayısı yaklaşık 800 bine yükseldi. WFP, Taiz’deki 16 ilçenin 10’unun daha önce gıda güvensizliği bakımından acil durum seviyesinde sınıflandırıldığını bildirdi. Kurum ayrıca kentte buğday unu stoklarının neredeyse tükendiğini ve pazarlarda kalan gıda ürünlerinin de kısa sürede tükenebileceğini belirtti. Yardımların güvenli biçimde ulaştırılamaması, zaten ekonomik sıkıntılar yaşayan ailelerin gıdaya erişimini daha da zorlaştırıyor. Su tedarikindeki sorunlar yaşam koşullarını ağırlaştırıyor Taiz’de yaşanan kriz, gıda ve sağlık hizmetleriyle sınırlı kalmıyor. Kentin bazı bölgelerinde su temininde de sorunlar yaşandığı bildiriliyor. Avukat ve insan hakları savunucusu Yasir el-Meliki, ikmal yollarının kapanmasının kentteki ekonomik ve insani koşulları ağırlaştırdığını belirtti. Meliki, Husileri kente yönelik kuşatmadan ve temel ihtiyaç maddelerinin ulaştırılmasının engellenmesinden sorumlu tuttu. Meliki ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde bulunan ed-Dıbbab havzasından su tedarikinin kesildiğini öne sürdü. Bu iddia bağımsız kaynaklarla ayrıca doğrulanmış değil. Kentteki su ve gıda tedarikinin aksaması, çatışmalardan kaçarak bölgeye sığınan ailelerin ihtiyaçlarıyla birlikte mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı artırıyor. İkmal yollarının açılması için çağrılar artıyor Taiz’de insani koşulların iyileştirilmesi için temel ihtiyaç maddelerinin kente ulaştırılması önem taşıyor. Gıda, yakıt, mutfak tüpü, ilaç ve tıbbi malzeme sevkiyatının yeniden düzenli hale getirilmesi gerekiyor. Hastanelerin ve su tesislerinin çalışabilmesi için yakıt tedarikinin sağlanması, ambulansların hareketlerinin engellenmemesi ve insani yardım ekiplerinin güvenli geçişinin mümkün kılınması da öncelikler arasında bulunuyor. WFP, yardımların ihtiyaç sahiplerine güvenli biçimde ulaştırılabilmesi için insani erişimin sağlanması gerektiğini vurguluyor. Yemen’de çatışmalar yeniden şiddetlendi Yemen’deki iç savaş, Husilerin Eylül 2014’te başkent Sana’yı ele geçirmesinin ardından derinleşti. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ise Mart 2015’te Yemen hükümetini desteklemek amacıyla askeri müdahalede bulundu. Taiz, yıllardır süren çatışmalar ve ulaşım kısıtlamaları nedeniyle temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığı kentlerden biri. Ekim ayında çatışmaların yoğunlaşması ve ana güzergâhların kapanması, bölgedeki insani koşulları yeniden ağırlaştırdı. Benzin ve mutfak tüpü fiyatlarındaki keskin artış, hastanelerdeki tedarik sıkıntısı, suya erişimde yaşanan sorunlar ve buğday unu stoklarının tükenme noktasına gelmesi, krizin boyutunu ortaya koyuyor. İkmal yollarının kapalı kalması halinde gıda ve sağlık hizmetlerine erişimin daha da zorlaşması ve insani ihtiyaçların büyümesi bekleniyor.

Yemen ve Suudi Arabistan’dan Husiler için BMGK’ye çağrı Haber

Yemen ve Suudi Arabistan’dan Husiler için BMGK’ye çağrı

Yemen’in BM Daimi Temsilcisi Abdullah Ali Fadhel Al Saadi, çocukların silah altına alındığını ve saldırılar nedeniyle binlerce kişinin yerinden edildiğini öne sürdü. BMGK Yemen’deki gelişmeleri görüştü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, “Orta Doğu’da Durum” başlığı altında Yemen’deki son gelişmeleri ele aldı. Toplantıda Yemen ve Suudi Arabistan temsilcileri, Husilerin saldırılarının siviller, bölgesel istikrar ve uluslararası denizcilik üzerindeki etkilerine dikkat çekerek Konseyden daha kararlı adımlar atılmasını talep etti. Yemen’den Husilere karşı somut adım talebi Yemen’in BM Daimi Temsilcisi Abdullah Ali Fadhel Al Saadi, Husileri saldırıları tırmandırmak, çocukları silah altına almak ve binlerce sivili yerinden etmekle suçladı. Al Saadi, Husilerin eylemlerinin Yemen halkının yanı sıra komşu ülkelerin güvenliğini ve uluslararası deniz yollarını da tehdit ettiğini belirterek, “Bugünkü oturum, Yemen halkının yaşamını, komşu ülkelerin güvenliğini, bölgeyi ve dünyanın en önemli su yollarından birini tehdit eden terörist Husi milislerinin devam eden şiddeti tırmandırmasına tanık olduğumuz bir dönemde gerçekleşiyor.” ifadelerini kullandı. Eylül ayında 100’den fazla çocuğun hayatını kaybettiği belirtildi Al Saadi, Yemen hükümetinin kayıtlarına göre yalnızca eylül ayında 100’den fazla çocuğun hayatını kaybettiğini söyledi. Husilerin çocukları silah altına almaya devam ettiğini savunan Al Saadi, çatışmaların insani sonuçlarının giderek ağırlaştığını ifade etti. Al Saadi, “Bu tırmanışın insani maliyeti, bugün karşı karşıya olduğumuz durumun gerçek doğasını ortaya koyuyor.” dedi. Son haftalarda yaşanan saldırılar nedeniyle binlerce Yemenlinin yerinden edildiğini belirten Al Saadi, çocukların cephe hatlarına gönderilmesinin de çatışmanın insani boyutunu ağırlaştırdığını kaydetti. Husilerin deniz ticaretine yönelik tehdidine dikkat çekildi Yemen’in BM Daimi Temsilcisi Al Saadi, Husilerin oluşturduğu tehdidin artık yalnızca Yemen’in iç meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Husilerin eylemlerinin denizcilik özgürlüğünü tehdit ettiğini belirten Al Saadi, uluslararası toplumun hareketsiz kalmasının mevcut riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Al Saadi, Güvenlik Konseyinden Husileri gerilimi tırmandırmaktan sorumlu tutacak açık bir karar çıkarmasını istedi. Ayrıca Husilerin finansman kaynaklarının, kaçakçılık ağlarının ve silah tedarikinin kısıtlanması ile teknoloji ve teknik uzmanlık transferinin önlenmesine yönelik somut tedbirler alınması çağrısı yaptı. Suudi Arabistan’dan Kızıldeniz ve Babülmendep uyarısı Suudi Arabistan’ın BM Daimi Temsilcisi Abdülaziz el-Vasıl da Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı çevresindeki saldırı ve tehditlerinin bölgesel istikrarı, küresel ticareti ve uluslararası barış ve güvenliği riske attığını söyledi. Vasıl, BM Güvenlik Konseyinin artan saldırılar karşısında kararlı biçimde harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Gelişmelerin taşıdığı risklerin dikkatle değerlendirilmesini isteyen Vasıl, “Güvenlik Konseyi, bu gelişmelerin risklerini ve bunlardan kaynaklanan tehditleri en yüksek sorumluluk derecesiyle değerlendirmelidir.” ifadelerini kullandı. Vasıl ayrıca Husileri Suudi Arabistan’daki sivillere, sivil hedeflere ve kritik tesislere yönelik saldırıları içeren tehlikeli bir tırmanıştan sorumlu tuttu. Kızıldeniz’deki gelişmeler küresel ticareti etkiliyor Suudi Arabistan temsilcisi, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıların yanı sıra deniz seyrüseferine yönelik tehditlerin de bölgesel sınırları aşan sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki güvenlik risklerinin uluslararası deniz taşımacılığı ve küresel ticaret açısından önem taşıdığını belirten Vasıl, Güvenlik Konseyinin bu tehditleri dikkate alması gerektiğini ifade etti. BM’den Yemen’de çatışmaların yoğunlaştığı açıklaması Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg de Güvenlik Konseyine yaptığı bilgilendirmede, Yemen’de son haftalarda çatışmaların yeniden yoğunlaştığını bildirdi. Grundberg, Babülmendep çevresinin yanı sıra Taiz, Lahij, Marib, El Cevf ve Hacce bölgelerinde de çatışmaların şiddetlendiğini belirtti. Bu gelişmeler, Yemen’deki güvenlik durumunun ve bölgesel deniz yollarına ilişkin risklerin uluslararası gündemdeki yerini koruduğunu ortaya koydu.

İran’dan ABD’ye Hürmüz mesajı: 7 şart yerine gelmeden boğaz açılmayacak Haber

İran’dan ABD’ye Hürmüz mesajı: 7 şart yerine gelmeden boğaz açılmayacak

Kalibaf, İran’ın daha önce Katar aracılığıyla Washington’a ilettiği 7 şartın yerine getirilmemesi halinde boğazın yeniden açılmayacağını söyledi. Kalibaf’tan Hürmüz açıklaması İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre Kalibaf, Meclisin basına açık oturumunda ABD ile yürütülen dolaylı görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin kamuoyuna yansıyan açıklamalarının aksine Washington’ın arabulucular üzerinden İran’a öneriler ilettiğini belirten Kalibaf, Tahran’ın kendi şartlarında ısrar ettiğini söyledi. Kalibaf, tek taraflı talepler döneminin sona erdiğini belirterek, İran’ın sunduğu 7 şart yerine getirilmeden Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını ifade etti. İran’ın 7 şartı masada İran, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında ABD’ye Katar aracılığıyla bir teklif iletmişti. Reuters’ın aktardığı bilgilere göre teklif, gerekli koşulların karşılanması halinde Hürmüz Boğazı’nın yedi gün içinde yeniden açılmasını ve normal deniz trafiğinin başlamasını öngören bir güven artırıcı plan içeriyordu. Washington’ın söz konusu plana ilişkin yanıtı da Katar üzerinden Tahran’a iletildi. Taraflar arasındaki görüşmelerde temel anlaşmazlığın, planın içeriğinden çok adımların hangi sırayla uygulanacağı üzerinde yoğunlaştığı bildirildi. Tahran nükleer görüşmeleri ayrı tutuyor İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD’den gelen mesajlara ilişkin yaptığı açıklamada, bu aşamada önceliğin Hürmüz Boğazı ve bölgedeki deniz güvenliği olduğunu belirtti. Reuters’ın aktardığına göre Bekayi, İran’ın ABD ile nükleer konu başlığında yeni bir müzakereye başlamadığını ve Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde kullanıma açılması için Washington’ın somut adımlar atması gerektiğini söyledi. Trump daha önce İran teklifini reddetmişti ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin teklifini daha önce kabul etmediğini açıklamıştı. Buna karşın Katar’ın arabuluculuğunda Washington ile Tahran arasındaki dolaylı temaslar devam ediyor. Kalibaf’ın son açıklaması, İran’ın Hürmüz Boğazı konusunda müzakere sürecini kendi belirlediği şartların uygulanmasına bağladığını bir kez daha ortaya koydu. Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticareti açısından kritik öneme sahip. Reuters verilerine göre savaş öncesinde boğazdan dünya genelindeki günlük ham petrol ve LNG arzının yaklaşık yüzde 20’si geçiyordu.

Nawrocki’den BM’de Rusya’ya karşı ortak yanıt çağrısı Haber

Nawrocki’den BM’de Rusya’ya karşı ortak yanıt çağrısı

Nawrocki, NATO’nun Avrupa güvenliğindeki rolüne dikkat çekerken BM’nin uluslararası hukuku koruyacak şekilde reforme edilmesi gerektiğini söyledi. Rusya’ya karşı ortak mücadele çağrısı Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Avrupa güvenliği, Rusya’nın faaliyetleri ve uluslararası sistemin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Polonya Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Nawrocki, Rusya’nın sabotaj, siber saldırılar ve istikrarsızlaştırıcı operasyonları kapsayan geniş çaplı bir hibrit savaş yürüttüğünü ifade etti. Rusya’nın komşu bir ülkeyi ele geçirme ve bölgeyi istikrarsızlaştırma girişimlerinin BM Şartı’nda yer alan ilkelerle çeliştiğini savunan Nawrocki, uluslararası toplumun bu faaliyetlere karşı kararlı, tutarlı ve ortak bir yanıt vermesi gerektiğini söyledi. Polonya savunma yatırımlarını sürdürüyor Nawrocki, Polonya’nın Rusya ile çatışma arayışında olmadığını belirterek ülkesinin ittifaklarını güçlendirdiğini, ordusunu geliştirdiğini ve askeri teçhizatını modernize ettiğini dile getirdi. Bu adımların savaş yürütmek amacıyla değil, savaşı önlemek için atıldığını ifade eden Nawrocki, Rusya’nın hibrit operasyonlarının devletleri zayıflatmayı, toplumsal güveni sarsmayı ve uluslararası toplumun birlikteliğini bozmayı hedeflediğini öne sürdü. Polonya Cumhurbaşkanı, söz konusu eylemlerin münferit olaylar olmadığını, planlı ve uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu savundu. Nawrocki, Polonya’nın NATO’yu Avrupa güvenliğinin garantörü olarak görmeye devam ettiğini vurguladı. İki devletli çözüm mesajı Konuşmasında İsrail-Filistin meselesine de değinen Nawrocki, İsrail ve Filistin’in barış içinde bir arada yaşamasını sağlayacak iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için çalışacaklarını belirtti. Polonya’nın G20 çalışmalarına sürekli katılım sağlamayı hedeflediğini ifade eden Nawrocki, ülkesinin bu platformda Orta Avrupa’nın sesini duyuracağını söyledi. Nawrocki, ABD’nin dönem başkanlığı kapsamında Polonya’yı G20 çalışmalarına davet ettiği için ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür etti. BM’de reform çağrısı Nawrocki, demografik krizin dünya genelindeki önemli yapısal sorunlardan biri olduğunu belirterek yaşlanan nüfus ve düşen doğum oranlarının devletler üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Çözümün aileyi koruyan ve ebeveynliğin toplumsal önemini güçlendiren politikaları da içermesi gerektiğini ifade etti. Yapay zekâ konusuna da değinen Nawrocki, teknolojinin insanlığın hizmetinde kullanılması gerektiğini, yapay zekânın manipülasyon, istikrarsızlaştırma veya uluslararası düzeni zayıflatma amacıyla kullanılmaması gerektiğini kaydetti. BM’nin değişen dünya koşullarına uyum sağlaması gerektiğini belirten Nawrocki, uluslararası hukukun ihlal edilmesine karşılık verebilen, kuralları uygulayabilen ve cezasızlığa izin vermeyen bir uluslararası örgüte ihtiyaç olduğunu söyledi.

İran'dan Washington'a savaşın sona ermesi şartı Haber

İran'dan Washington'a savaşın sona ermesi şartı

Bekayi, görüşmede savaşın sona erdirilmesi, ABD'nin saldırılarının ve ekonomik yaptırımlarının durdurulması ile İran varlıklarının serbest bırakılması gibi şartların iletildiğini bildirdi. İran ile ABD arasında New York'ta gerçekleşen temaslara ilişkin Tahran'dan açıklama geldi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, iki ülke arasındaki görüşmenin Katarlı bir arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğini ve İran'ın taleplerinin ABD tarafına iletildiğini söyledi. İran devlet televizyonuna göre Bekayi, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında New York'ta bulunan İran ve ABD heyetleri arasındaki temasa ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran şartlarını ABD'ye iletti Bekayi, temasın İran'ın şartlarını karşı tarafa aktarmak amacıyla yapıldığını belirtti. İranlı sözcü, talepler arasında savaşın tüm alanlarda sona erdirilmesi, ABD'nin saldırgan eylemlerinin, deniz ablukasının ve ekonomik savaşın durdurulması ile İran varlıklarının serbest bırakılmasının bulunduğunu ifade etti. Bekayi'nin açıklaması, iki ülke arasındaki diplomatik temasların sürdüğü bir dönemde geldi. Trump görüşmeyi doğruladı ABD Başkanı Donald Trump, daha önce yaptığı açıklamada, ABD'li yetkililerin New York'ta İran heyeti temsilcileriyle yaklaşık üç saat süren bir görüşme gerçekleştirdiğini bildirmişti. Trump, görüşmenin "çok iyi geçtiğini" söylemişti. İran devlet televizyonu da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Trump'ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner'in New York'ta bir araya geldiğini aktardı. Görüşmenin ABD'li yetkililerin ısrarlı talebi üzerine gerçekleştiği belirtildi. Diplomatik temasların seyri izleniyor İran'ın açıklaması ve ABD tarafının görüşmeye ilişkin değerlendirmeleri, iki ülke arasındaki müzakerelerin seyrine ilişkin yeni bir gelişme olarak öne çıktı. Tarafların savaşın sona erdirilmesi, ekonomik yaptırımlar ve İran varlıklarının durumu gibi başlıklarda nasıl bir yol izleyeceği, önümüzdeki dönemde diplomatik gündemin temel konuları arasında yer alacak.

Kızıldeniz’de kriz büyüyor Babülmendep tehlikede Haber

Kızıldeniz’de kriz büyüyor Babülmendep tehlikede

Kritik deniz geçişinin güvenliğiyle ilgili endişeler artarken, bölgedeki çatışmaların yeniden geniş çaplı savaşa dönüşmesinden korkuluyor. Yemen’de Husiler ile uluslararası alanda tanınan hükümet güçleri arasındaki çatışmalar, ülkenin batı kıyısında yeniden şiddetlendi. Husilerin stratejik Kızıldeniz liman kenti el-Muha’yı ele geçirmesi, ardından Babülmendep Boğazı’na doğru ilerlemesi, bölgedeki askeri dengeleri değiştirdi. Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan kritik deniz geçişlerinden biri. Boğaz çevresindeki güvenlik risklerinin artması, yalnızca Yemen’deki çatışmanın taraflarını değil, küresel ticaret ve enerji taşımacılığını da doğrudan ilgilendiriyor. Husiler Babülmendep’e ilerliyor Husilerin son operasyonları, Yemen’in batı kıyısındaki kontrol alanlarını genişletme hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Reuters, Husilerin el-Muha kentini ele geçirmesinin ardından Babülmendep’e yaklaşmasının, Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki kritik deniz hattı üzerindeki baskıyı artırdığını bildirdi. Husilerin Haniş Adaları yönünde de ilerlediği aktarılırken, Yemen hükümeti karşı operasyon hazırlığı yapıyor. Husilerin ilerleyişi, 2022’de Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda sağlanan ateşkesin ardından ülkede yaşanan en ciddi askeri tırmanışlardan biri olarak değerlendiriliyor. El-Muha’nın kontrolü kritik dönüm noktası Kızıldeniz kıyısındaki el-Muha, Babülmendep’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor. Husilerin kenti ele geçirmesiyle birlikte grubun Kızıldeniz kıyısındaki hareket alanı genişlerken, Babülmendep’e yönelik askeri baskının da arttığı belirtiliyor. Yemen hükümetine bağlı güçlerin ise bazı bölgelerden geri çekilerek yeniden konuşlanmaya çalıştığı bildiriliyor. Husilerin ilerleyişinin bir sonraki hedefleri arasında Babülmendep çevresindeki Dhubab ve Perim Adası bulunuyor. Perim Adası, boğazın ortasında yer alması nedeniyle deniz trafiğinin kontrolü açısından stratejik öneme sahip. Zukur Adası konusunda belirsizlik sürüyor Yerel kaynaklar ve bazı medya kuruluşları adanın Husilerin kontrolüne geçtiğini öne sürerken, bu bilginin tüm taraflarca resmen doğrulandığı söylenemiyor. Daha önce Yemen ordusu, Husi unsurlarının Zukur ve Haniş adalarına yaklaşmaya çalıştığını ve patlayıcı yüklü teknelerin engellendiğini açıklamıştı. Bu nedenle adanın kesin kontrol durumunun sahadaki gelişmelerle birlikte netleşmesi bekleniyor. Yemen hükümeti karşı operasyon hazırlığında Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişi karşısında Yemen hükümeti güçlerini yeniden konumlandırıyor. Yemen hükümetine bağlı güçlerin el-Muha ve çevresindeki bazı bölgelerden geri çekilmesinin ardından karşı operasyon hazırlıkları gündeme geldi. Suudi Arabistan da Husi hedeflerine yönelik hava saldırılarını artırdı. Husiler ise operasyonlarının Yemen egemenliğini korumaya yönelik olduğunu savunurken, uluslararası deniz seyrüseferinin güvenli olduğunu ileri sürüyor. Ancak grup, Suudi gemilerine yönelik deniz ablukasının devam ettiğini bildiriyor. Karşılıklı saldırılar çatışmayı büyütüyor Sahadaki gelişmeler yalnızca batı kıyısıyla sınırlı kalmıyor. Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki hedeflere yönelik hava saldırılarının arttığını belirtirken, Riyad da Husi saldırılarının Suudi Arabistan'daki enerji altyapısını ve çeşitli kentleri hedef aldığını açıklıyor. Son günlerdeki karşılıklı saldırılar, Yemen'deki çatışmanın yeniden ülke sınırlarını aşan daha geniş bir bölgesel krize dönüşebileceği endişelerini artırıyor. “Babülmendep yalnızca Yemen meselesi değil” Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Babülmendep çevresindeki gelişmelerin yalnızca Yemen'in iç meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. El-Alimi, boğazın Kızıldeniz, Süveyş Kanalı ve Hint Okyanusu arasındaki bağlantıyı sağlaması nedeniyle buradaki güvenlik risklerinin doğrudan uluslararası ticareti etkileyebileceğini belirtti. Uluslararası toplumdan Yemen kıyılarındaki devlet kontrolünün yeniden sağlanmasına destek verilmesini istedi. BM’ye acil çağrı Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulunarak Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişine karşı uluslararası toplumun daha güçlü bir tutum almasını istedi. Yemen yönetimi, çatışmaların siviller açısından yeni bir insani krize yol açabileceği uyarısında bulunurken, Husi güçlerinin İran'dan aldığı destek ve silah akışının kesilmesini talep ediyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg de çatışmaların yeniden tırmanmasının siviller açısından ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıda bulundu. Küresel ticaret için kritik hat Babülmendep Boğazı'nın önemi, Yemen'deki çatışmanın çok ötesine uzanıyor. Kızıldeniz üzerinden Süveyş Kanalı'na ulaşan deniz yolu, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret açısından kritik güzergâhlardan biri. Boğaz çevresinde güvenliğin bozulması halinde gemilerin daha uzun alternatif rotalara yönelmesi, taşımacılık süreleri ve maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Husilerin Babülmendep'e doğru ilerleyişi, özellikle daha önce Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle zaten baskı altında bulunan deniz ticaretinin yeniden ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalabileceği endişesini artırıyor. Reuters, gelişmelerin enerji arzı ve küresel deniz ticareti açısından da risk taşıdığına dikkat çekiyor. 2022 ateşkesi yeniden tehlikede Yemen'de 2022'de sağlanan ateşkes, ülke genelindeki büyük çaplı çatışmaları önemli ölçüde azaltmıştı. Ancak son aylarda yeniden başlayan çatışmalar, bu kırılgan dengeleri bozdu. Husilerin batı kıyısında elde ettiği yeni kazanımlar, hükümet güçlerinin karşı operasyon hazırlıkları ve Suudi Arabistan'ın müdahalesi, Yemen'de savaşın yeniden geniş çaplı hale gelmesi riskini artırıyor. Babülmendep çevresindeki askeri hareketliliğin devam etmesi halinde Yemen'deki iç savaşın yanı sıra Kızıldeniz ticaretinin güvenliği, enerji taşımacılığı ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskının da artması bekleniyor.

Karadeniz’de gerilim tırmanıyor Haber

Karadeniz’de gerilim tırmanıyor

Reuters’un yaptığı habere göre Rusya Tahıl İhracatçıları ve Üreticileri Birliği, Karadeniz ihracat koridorunun tıkanması durumunda dünya buğday fiyatlarının ton başına 400 doları aşabileceği, Afrika ve Orta Doğu’da ciddi kıtlık riskinin doğacağı konusunda uyardı. Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı Rusya ile tarımsal üretimin ana aktörlerinden Ukrayna arasında Karadeniz havzasında karşılıklı tırmanan saldırılar, küresel gıda güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Ukrayna’nın Rusya’nın Taman limanı gibi stratejik ihracat terminallerine ve dökme yük gemilerine düzenlediği İHA saldırıları ile Rusya’nın Odessa limanı çevresindeki gemi ve liman altyapılarını hedef alması, tedarik zincirini kopma noktasına getirdi. 35 milyon tonluk ihracat riski ve fiyatlarda tırmanış Rusya Tahıl İhracatçıları ve Üreticileri Birliği tarafından yapılan değerlendirmede, Karadeniz’deki lojistik akışın tamamen durması halinde, küresel pazara sunulan Rus buğdayında 30 ila 35 milyon tonluk bir açık oluşabileceği belirtildi. Bu miktar, toplam küresel buğday ticaretinin yaklaşık yüzde 15’ine denk geliyor. Mevcut açığın diğer üretici ülkeler tarafından kapatılamayacağını vurgulayan sektör temsilcileri, şu uyarılarda bulundu: Fiyatlarda sert yükseliş: Fiziksel tahıl kıtlığının etkisiyle, ton başına mevcut buğday (FOB) fiyatlarının 340 ila 370 dolar seviyesine çıkması, krizin derinleşmesi halinde ise 400 doları aşması öngörülüyor. Küresel enflasyon dalgası: Bu tırmanışın, pandemi dönemindeki lojistik krizden çok daha büyük ölçekli bir küresel gıda enflasyonunu tetikleyeceği ifade ediliyor. En büyük risk Afrika ve Orta Doğu’da Karadeniz havzasından gelecek tedarike doğrudan bağımlı olan yoksul ve gelişmekte olan ülkeler krizin merkezinde yer alıyor. Artan maliyetler nedeniyle ithalat kapasitesi düşecek ülkelerde iç tüketimin sert biçimde gerileyeceği, bunun da özellikle Afrika ve Orta Doğu’nun belirli bölgelerinde doğrudan gıda kıtlığına ve açlığa yol açacağı tahmin ediliyor. Gıda krizi tehlikesi Ukrayna tarafında ise ülkenin en büyük tarım sendikası UAC, Rusya’nın Odessa limanı yakınlarındaki gemi saldırılarının kritik hasat döneminde Ukrayna ihracatını kısıtladığını duyurdu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy de Rus saldırılarının Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğini bozarak küresel gıda krizini tetiklediğini belirterek Avrupa’ya mücadele çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler aracılığıyla kurulan Tahıl Koridoru’nun fiilen kapandığı bu süreçte, taraflar arasındaki askeri gerilim küresel gıda piyasalarını baskılamaya devam ediyor.

Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti Haber

Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti

Kuraklık, çölleşme ve arazi tahribatının hızla arttığı bir dönemde 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, doğal varlıkların korunmasının kritik önemini yeniden gündeme taşıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını "Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı" ilan etmesiyle birlikte, bu yılın odağı kurak ve yarı kurak ekosistemlerin korunmasında kritik rol oynayan meralar oldu. "Fark Et, Koru, İyileştir!" çağrısı, mera alanlarının ekolojik, ekonomik ve sosyal değerine dikkat çekerken; gıda güvenliği, su döngüsü ve kırsal yaşam için yaşamsal rolünü de ortaya koyuyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, meraların yalnızca hayvancılıkla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdan biridir." dedi. Türkiye'nin kaybettiği mera alanı, Marmara’nın iki katı büyüklüğünde Doğal meraların çölleşme ve erozyonla mücadelede kritik rol oynadığını vurgulayan Ataç, "Toprağı örterek yağışın yüzeyde oluşturduğu tahribatı azaltır, suyun toprağa sızmasını sağlar ve su döngüsüne katkı sunar. Meraların tahrip edilmesi ise erozyonu artırır, toprak kaybını hızlandırır ve kuraklığın etkilerini derinleştirir." dedi. Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığını vurgulayan Deniz Ataç, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediğini hatırlattı. Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte. "Doğal meralar azalırken, mevcut alanlar üzerinde baskı da artıyor. Bu durum hem ekosistem bütünlüğü hem de gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor." şeklinde konuşan Ataç, tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerinin bu kaybın temel nedenleri olduğunu ifade etti. Gıda üretiminin ve kırsal yaşamın güvencesi Meralar ekonomik açıdan da önemli işlevler üstleniyor; küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık önemli ölçüde mera alanlarına bağlı olarak sürdürülüyor. Hayvancılıkta en büyük maliyet kalemlerinden birinin yem giderleri olduğuna işaret eden Ataç, “Ülkemizde meraların yüzde 70’i düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş halde. Bu durum verim düşüklüğüne, hayvanlarda beslenme yetersizliklerine ve kaba yem açığının büyümesine yol açıyor. Oysa meraların iyileştirilmesi, kaba yem açığının azaltılmasına katkı sağlayarak üreticileri destekler. Ayrıca kırsal yaşamın sürdürülmesi ve dünya genelinde hayvancılıkla geçimini sağlayan 500 milyon insanın ekonomik olarak güçlenmesi açısından da önemli bir fırsat sunar." dedi. Biyolojik çeşitliliğin göz ardı edilen yaşam alanları Meraların aynı zamanda biyolojik çeşitlilik açısından zengin doğal ekosistemler olduğuna da dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, birkaç metrekarelik bir mera alanında onlarca farklı bitki türünün bir arada bulunabildiğini belirtti. Meraların yalnızca bitkiler için değil, böcek, kuş ve memeli türleri için de yaşam alanı sağladığının altını çizerek "Dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bölgelerin büyük bölümü doğal mera ekosistemleriyle ilişkilidir. Buna rağmen meralar, çoğu zaman ormanlar kadar dikkat çekmemekte ve yeterince korunmamaktadır. Oysa biyolojik çeşitliliğin korunması için meraların da güçlü koruma politikalarıyla desteklenmesi gerekiyor." uyarısında bulundu. Meraları korumak geleceği korumaktır Türkiye’de 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun mera alanlarının korunması açısından önemli bir yasal çerçeve sunduğunu belirten Ataç, buna rağmen enerji, madencilik, turizm ve çeşitli arazi kullanım taleplerinin mera alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Deniz Ataç, özellikle Temmuz 2025’te kabul edilen Torba Yasa gibi son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin de doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekerek, "Zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal varlık kısa vadeli kullanım baskılarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde doğal alanları korumak, ülkemizin geleceğini korumaktır." dedi. TEMA Vakfı'nın Kurucu Onursal Başkanları merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit’in Mera Kanunu’nun yasalaşması için büyük emek verdiğini hatırlatan Ataç, sözlerini şöyle tamamladı: "Vakfımızın ilk projelerinden biri mera ıslah çalışmalarıydı. Bugün çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının yolu; mera alanlarının korunmasından, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesinden ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılmasından geçiyor. Meraları korumak yalnızca bugünün üretimini değil; su varlığımızı, gıda güvenliğimizi ve biyolojik çeşitliliğimizi de korumaktır. Bu nedenle tüm karar vericileri, yerel yönetimleri ve toplumun tüm kesimlerini doğal meraların korunması ve iyileştirilmesi için birlikte hareket etmeye davet ediyoruz." Biliyorsun, Sorumlusun!

ABD ve İran anlaştı savaş sona eriyor Haber

ABD ve İran anlaştı savaş sona eriyor

Anlaşma haberi ilk olarak arabulucu rolü üstlenen Pakistan tarafından duyurulurken, hem Washington hem de Tahran cephesinden gelen açıklamalar mutabakatı doğruladı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, yoğun diplomatik görüşmelerin ardından tarafların barış anlaşmasına vardığını belirterek, askeri operasyonların sona erdirileceğini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump da yaptığı açıklamada İran ile anlaşmanın tamamlandığını duyurdu. Trump, Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası gemi trafiğine açılacağını ve ABD'nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılacağını belirterek anlaşmanın bölgeye barış ve güvenlik getireceğini ifade etti. İran tarafı da mutabakatı doğrularken, anlaşmanın ardından yaptırımlar, nükleer program ve ekonomik ilişkiler başta olmak üzere birçok kritik başlığın müzakere edileceği yeni bir dönemin başlayacağını açıkladı. İranlı yetkililer, nihai çözüm için diplomatik temasların devam edeceğini vurguladı. Anlaşmanın en önemli maddeleri arasında Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri operasyonların durdurulması ve taraflar arasında kapsamlı müzakerelerin başlatılması yer alıyor. Enerji piyasaları da gelişmeye olumlu tepki verirken, petrol arzına yönelik endişelerin azalmasıyla birlikte fiyatlarda geri çekilme görüldü. Türkiye başta olmak üzere birçok ülke anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Ankara, mutabakatın bölgesel istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını belirtirken, Birleşmiş Milletler, İngiltere ve Katar da sürecin kalıcı barışa dönüşmesi temennisinde bulundu. Uzmanlar, anlaşmanın savaşın sona erdirilmesi açısından tarihi bir adım olduğunu ancak özellikle İran'ın nükleer programı ve yaptırımlar gibi başlıklarda zorlu müzakerelerin henüz yeni başladığını belirtiyor. Bu nedenle gözler şimdi 19 Haziran'da İsviçre'de gerçekleştirilecek resmi imza törenine çevrilmiş durumda.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.