SON DAKİKA
Hava Durumu

#Balıkçılık

Ekometre - Balıkçılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Balıkçılık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir Haber

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Anadolu ve Trakya coğrafyasında bin 500’ün üzerinde doğal jeotermal çıkış noktası olduğunu hatırlatarak, başta enerji olmak üzere yatırımların Ege’den ülke geneline doğru yayılması için seferberlik ilân edilmesi gerektiğini vurguladı. DOĞU ANADOLU JEOTERMAL ZENGİNİ Ağrı, Muş, Bingöl, Elazığ ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu illerinin tektonik yapıları gereği çok zengin jeotermal kaynaklara sahip olduğu bilgisini veren Kındap, “Jeotermal tamamen bizim olan, kullanırken kimseden izin istemediğimiz, kimseye bir para ödemeyeceğimiz; 7 gün 24 saat kesintisiz üretim yaptığımız; temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir kaynak. Doğu Anadolu Bölgemizdeki illerimizde, jeotermalin tüm kullanım alanlarında ülke ekonomisinin kalkınmasına hizmet edecek projeler geliştiriliyor. Pek çok kentimizde yurttaşlarımızın yatırımları desteklediğini görmek bizlere de mutluluk veriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki tamamen bizim olan jeotermal enerjiye ‘hayır’ demek, kıt olan dövizimizi harcayarak ithal ettiğimiz enerji kaynaklarına ‘evet’ demek anlamına geliyor.” dedi. “Bilgi eksikliğini gidermek görevimiz” Muş ve Bingöl’de bazı vatandaşların bilgi eksikliğinden kaynaklı sebeplerle jeotermale karşı çıkabildiğini söyleyen Kındap, bu yöndeki eksikliğin giderilmesi ve karşı çıkışların siyasi istismar konusu olmaması için JED ve benzeri sivil toplum örgütlerine görev düştüğünü hatırlattı. “Türkiye’de halen enerji üreten ya da inşa halinde olan jeotermal santrallerin, dünyanın kabul ettiği en yüksek çevre standartlarına sahip olduklarına işaret eden JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “Varto ve Karlıova başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirilecek jeotermal yatırımların, başta istihdam olmak üzere bölge ekonomisine çok farklı alanlarda katkı sağlamasını bekliyoruz. Bugün Ağrı’nın Diyadin ilçesi nasıl jeotermal seracılıkta bir Türkiye markası olduysa; Varto ve Karlıova gibi pek çok ilçemiz enerji üretiminde, termal turizmde, sebze ve meyve kurutma yatırımlarında, jeotermal madencilik uygulamalarında birer marka şehir olabilir. Gerek inşaat gerekse işletme süreçlerinde yaratılacak doğrudan ve dolaylı iş imkanları, bu ilçelerimizde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaratacak. Kaynaklarımızın verimliliği ile paralel olarak tarımsal üretimde artış, yılın 12 ayı kesintisiz üretim yapılabilen modern seracılık uygulamaları yaygınlaşacak. Sektör temsilcileri olarak bizler, yurttaşlarımızın doğru bilgilenmesine büyük önem vermekteyiz. Bir ilimizde jeotermal yatırımlar alkışlarla karşılanırken, birkaç yüz kilometre uzaklıktaki bir başka şehrimizde eleştiri konusu oluyorsa, bizlerin de sorumluluk alması gereken bir bilgi eksikliği var demektir.” “Türkiye jeotermali elinin tersi ile itemez” Rusya – Ukrayna ve ABD-İran savaşlarının Türkiye için enerji arz güvenliğinin taşıdığı stratejik önemi gösteren örnekler olduğuna dikkat çeken Kındap, gelişmişlik seviyesi ne olursa olsun tüm ülkelerin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına çok daha fazla önem verdiklerini belirtti. Dünyada dördüncü, Avrupa’nın lider jeotermal zengini ülkesi olan Türkiye’nin, bu dev enerji kaynağını elinin tersi ile itemeyeceğini kaydeden Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemiz doğalgaz ve petrol zengini bir ülke değil. Enerjide bağımsız olmamız için bu kaynaklara sahip olmamız da gerekmiyor. Tüm yenilenebilir kaynaklarımızdan etkin şekilde ve sonuna kadar yararlanmalı, 85 milyonluk ülkemizin enerjisini bu kaynaklarla karşılamalıyız. Bu açıdan baktığımızda Doğu Anadolu’daki jeotermal yatırımlarımız ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji bağımsızlığı hedeflerimizin tam kesişim noktasında yer alıyor. Bu yatırımların ülkemizin temiz enerji yolculuğunda güçlü birer adım olduğuna inanıyoruz. Nasıl ki rüzgâr enerjisi yatırımlarımız son yıllarda batıdan doğuya doğru hızlı bir ivme ile yayılıyorsa, jeotermal enerjide de aynı rotayı izlemeliyiz.” Rakamlarla jeotermal sektörü Jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde 1758 MW kurulu güç seviyesine ulaşan Türkiye; potansiyelinin çok altında kalan bu seviye ile dünyanın dördüncü, Avrupa’nın lider ülkesi konumunda. Türkiye, enerji üretiminin yanı sıra konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm, jeotermal balıkçılık ve sebze meyve kurutma alanlarında 7 bin MW’ın biraz üzerinde jeotermal kullanıma sahip. Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA) Türkiye’nin keşfi tamamlanan jeotermal potansiyelini 62 bin MW/termal olarak açıklarken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye üçte birinden azına karşılık gelen 19 bin 836 MW/termal kullanıma sahip. 150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye, halen 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Türkiye, potansiyelinin % 5’i seviyesinde olan bu kapasite ile dünyada 7'inci, Avrupa'da ise 1'inci sırada yer alıyor.

Mavi Gelecek Birlikte Mümkün Haber

Mavi Gelecek Birlikte Mümkün

12 metreden küçük tekneler ile kıyıya yakın bölgelerde, pasif av araçları ile yapılan günübirlik balıkçılık faaliyeti olarak tanımlanan küçük ölçekli balıkçılık, geçimini balıkçılıkla sağlayan kıyı topluluklarının refahı açısından önemli bir yere sahip. Küçük ölçekli balıkçılık, Akdeniz'de önemli bir sosyo-ekonomik faaliyet. Akdeniz’in tamamında balıkçı filolarının %83'ünü oluşturuyor ve 570.000’den fazla kişiye istihdam sağlıyor. Küçük ölçekli balıkçılık, sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda Akdeniz'in kültürel kimliğinin de önemli bir parçası. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ve Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (SÜR-KOOP), küçük ölçekli balıkçıların yönetim süreçlerine katılımını güçlendirerek sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarının artırılması amacıyla Küçük Ölçekli Balıkçılık için Teknik İşbirliği Protokolü imzaladı. Protokol WWF-Türkiye’nin Hırvatistan, İspanya, İtalya ve Tunus ile birlikte yer aldığı  uluslararası “Akdeniz'de Küçük Ölçekli Balıkçılığın Dönüşümü" projesi kapsamında imzalandı.  Protokol ile ilgili tüm tarafların katılımının teşvik edilerek Ulusal Küçük Ölçekli Balıkçılık Platformu’nun güçlendirilmesi ve sektörün sürdürülebilirliğinin desteklenmesine devam için iş birliği kararı alındı. Bu doğrultuda ulusal platform çalışmalarıyla sektörün sosyo-ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve genç nesiller için yeni iş olanaklarının yaratılması hedefleniyor. Bunun yanı sıra, Küçük Ölçekli Balıkçılık için Bölgesel Eylem Planı’nın benimsenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği başta olmak üzere yönetim süreçlerinin iyileştirilmesi amaçlanıyor.  WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula konuyla ilgili şu görüşleri dile getirdi: “Denizlerimizdeki balık stokları hızla tükeniyor, deniz ekosistemleri hızla kirleniyor, tahrip oluyor. Bu yok oluş, sadece bir doğa sorunu değil. Aynı zamanda ülkemizdeki yaklaşık 13 bin küçük ölçekli tekne ile geleneksel balıkçılık zanaatını sürdüren ailelerin geçim kaynağı olması nedeniyle sosyo-ekonomik açıdan da yaşamsal bir tehdit. İşte bu noktada küçük ölçekli balıkçılık gerek balıkçılıkla geçimini sağlayan toplumların gıda güvenliği ve refahı, gerekse deniz ekosisteminin sağlığının korunması açısından kilit bir role sahip.   WWF-Türkiye olarak, balıkçılar, yerel paydaşlar, sivil toplum, bilim insanları, karar alıcılar arasındaki iletişimi ve ilişkileri kuvvetlendirerek kıyı topluluklarının geçimini sağladığı balık stoklarını çoğaltma ve uzun vadede gıda ve gelir kaynaklarını güvence altına alma yönündeki çabalarına katkı sağlamak için çalışıyoruz.  Bu noktada yaklaşık 30 bin ortağı ve 16 bölge birliği ile balıkçılık alanında güçlü bir temsiliyet gücüne sahip Sür-Koop’un desteği kritik bir öneme sahip. Bugün 2018’den bu yana birlikte çalıştığımız SÜR-KOOP ile ortaklığımızı geleceğe taşıyoruz. Mavi bir gelecek #BirlikteMümkün” SÜR-KOOP Genel Başkanı Ramazan Özkaya da imza töreninde “SÜR-KOOP’un denizlerimizin geleceği için çalışmalar yürüten WWF-Türkiye ile iş birliği yıllar öncesine dayanıyor. Uzun yıllardır devam eden iş birligimizde ortak yönetim başta olmak üzere çok başarılı işlere imzalar attık. Bugün  de bugüne kadarki çabalarımızı denizlerimizin sürdürülebilirliği için geleceğe taşımak amacıyla bir aradayız. İlerleyen dönemlerde mevcut ve henüz çalışma aşamasındaki projelerde yan yana durmak bizleri güçlendirecek. Sürdürülebilir balıkçılığı birlikte mümkün kılacağız” dedi.    

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.