SON DAKİKA
Hava Durumu

#Avrupa Birliği

Ekometre - Avrupa Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Birliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Satsuma mandalinada ihracat zamanı Haber

Satsuma mandalinada ihracat zamanı

Satsuma mandalinada ihracat sezonu 19 Ekim 2026 tarihinde başladı. Satsuma mandalinada ihracat sezonunun başlaması nedeniyle satsuma mandalinasıyla uluslararası üne sahip olan İzmir’in Gümüldür beldesinde “Satsuma Mandalina Hasat Töreni” düzenlendi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, mandalina ihracatından Türkiye’nin 2025 yılında 912 milyon dolar döviz kazandığını, mandalinanın yaş meyve sebze ihracatında lider ürün olduğunu, 2026 yılı mandalina rekoltesinin katma değerli bir şekilde ihraç edilmesi için çaba göstereceklerini dile getirdi. 2026 sezonunda mandalina rekoltesinde yüzde 10-20 artış beklediklerinin altını çizen Balık, “Ege’nin satsuma mandalinası yeni sezonda ihracat yolculuğuna bugün başlıyor. Üreticilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı bir sezon diliyoruz” şeklinde konuştu. Mandalina ihracatından 912 milyon dolar döviz kazanmanın yanında mandalinanın üreticiden paketleme tesislerine, lojistik sektöründen ihracatçı firmalara kadar geniş bir ekonomik zinciri oluşturduğunu kaydeden Balık şöyle devam etti: “Mandalina ihracatında 2025 yılında Irak, 360 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken, Rusya Federasyonu 313 milyon dolarla ikinci oldu. Ukrayna 72 milyon dolar, Polonya 23 milyon dolar ve Sırbistan 19 milyon dolarlık mandalina ihracatıyla öne çıkan diğer pazarlar arasında yer aldı. Yeni sezonda önceliklerimiz kalıntı mevzuatına tam uyum, iyi tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, gümrük süreçlerinin kesintisiz yürütülmesi ve ürünlerin uluslararası alıcılara zamanında ve güvenilir biçimde ulaştırılması olacak.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak ihracatçıların rekabet gücünü artırmak için çalıştıklarını belirten Balık, uluslararası fuarlar, ticaret heyetleri ve tanıtım faaliyetleri aracılığıyla Avrupa, Körfez ve Uzak Doğu pazarlarında yeni fırsatlar oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Uçak: “Mandalina ihracatında pazar çeşitliliği ve katma değer önemli” Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, satsuma mandalinanın Ege Bölgesi için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını; üreticilerin geçim kaynağı, kıyı ilçelerinin ekonomik hayatının önemli bir unsuru ve bölgenin uluslararası pazarlardaki simgelerinden biri olduğunu ifade etti. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2025 yılı mandalina ihracatında Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nun yaklaşık yüzde 64 paya sahip olduğunu aktaran Uçak, aynı yıl Sırbistan, Kuzey Makedonya, Romanya, Kosova, Karadağ, Bosna-Hersek ve Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerine yaklaşık 5 milyon dolarlık mandalina ihraç edildiğini belirtti. Sonbahar ve kış aylarında bağışıklığınızı mandalinayla güçlendirin Mandalinadan meyve suyu, konserve, kurutulmuş meyve, reçel ve marmelat üretilebildiğini; kabuğundan ise esans ve aroma ürünleri elde edilebildiğini hatırlatan Uçak, “Hasat kayıplarının azaltılması ve ürünün farklı biçimlerde değerlendirilmesi hem taze hem de işlenmiş ürün ihracatına katkı sağlıyor. C vitamini ve lif açısından zengin mandalina, sonbahar ve kış aylarında bağışıklığın en doğal destekçilerinden biridir. Günde 2-3 adet mandalina tüketilmesini, okul çağındaki çocuklarımızın beslenme çantalarına mutlaka mandalina konulmasını öneriyoruz. Emeğini toprağa veren üreticilerimize, ürünümüzü dünyaya taşıyan ihracatçılarımıza bereketli ve kazançlı bir sezon diliyorum” diyerek sözlerine son verdi. Rusya’ya ihracatta gemi yolu açılmalı, AB’ye ihracatta dozvala belgesi limiti artırılmalı Gazetecilerin sorularını cevaplayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, yaş meyve sebze ihracatında en büyük ihraç pazarları olan Rusya Federasyonu’na savaş nedeniyle gemi yolunun kapalı olduğunu, Avrupa Birliği’ne ihracatta Macaristan üzerinden gidecek araçlar için Dozvala Belgesi kotasının dolması nedeniyle sorunlar yaşandığını ihracatta aksama yaşanmaması için iki güzergahtaki lojistik sorunlarının çözülmesi gerektiğini, aksi takdirde ihracatta kayıplar yaşanabileceğini vurguladı. Ticaret Bakanlığı Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü başkanlığındaki komisyon emsal bahçelerde yaptığı incelemeler ve İzmir Laboratuvar Müdürlüğü’nün analizleri sonucunda, satsuma mandalinanın ihracatı için 19 Ekim 2026 Pazartesi günü başlanmasına karar verilmişti. “Satsuma Mandalina Hasat Töreni”ne; Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği YK Üyesi Sadık Demircan, DK Üyesi Recep Çöpten ve mandalina üreticileri katıldı.

AB teşvikinde Türkiye riski Haber

AB teşvikinde Türkiye riski

İngiltere’nin belirli koşullarla kapsama alınmasının önü açılırken Türkiye’nin önerilen özel düzenlemenin dışında kalması endişe yarattı. Sektör temsilcileri, kararın ihracatı ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımları olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği (AB), küresel rekabette sanayisini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmak amacıyla yeni bir destek mekanizması hazırlıyor. Çin’in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD’nin sanayi teşviklerine karşı geliştirilen Made in Europe yaklaşımı, kamu alımları ve devlet desteklerinde Avrupa üretimi kriterlerini öne çıkarmayı hedefliyor. İmam Güneş’in haberine göre, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önü açılırken Türkiye ve Fas’ın önerilen özel kapsamın dışında kalması, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki konumuna ilişkin soru işaretleri yarattı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen düzenlemenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, üretim yeri ve Avrupa menşei kriterlerinin nihai biçimine bağlı olacak. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sanayisiyle güçlü üretim bağlarına rağmen yeni desteklerden yararlanamaması, ihracatın yanı sıra gelecekteki fabrika ve model yatırımlarını da etkileyebilir. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu tablo, düzenlemenin Türk otomotiv sektörü açısından önemini ortaya koyuyor. İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye’nin statüsü tartışmalı Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın temel başlıklarından biri, Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı oldu. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya, yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istedi. Gündeme gelen yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması öne çıktı. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken Türkiye’nin özel kapsam dışında kalması tartışmalara neden oldu. Uzlaşmada, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olması ve bataryalarda başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği aranması gibi kriterler gündeme geldi. Türkiye’de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşei hesabına dahil edilmesi mümkün olsa da nihai araç montajının AB sınırları içinde yapılmasının zorunlu tutulması, Türkiye’deki fabrikaları dezavantajlı duruma düşürebilir. Teşvikler üretim ve yatırım adreslerini değiştirebilir AB’nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri, üretimin hangi ülkelerde yapılacağını etkileyen araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünlerin desteklenmesini öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojileri gibi alanları kapsayan yaklaşımın, kamu alımları ve sanayi destekleri üzerinden uygulanması hedefleniyor. Elektrikli araç alım desteklerinde, kamu filolarında ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin ağırlık kazanması, AB dışındaki üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni yatırımların Avrupa ülkelerine yönelmesini teşvik edebilir. Türkiye’ye yönelik yatırımlar da risk altında Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına hangi hakların tanınacağı ve Avrupa menşei kriterlerinin nasıl uygulanacağı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret anlaşması veya Gümrük Birliği bulunan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine yönelik hükümler gündeme geliyor. Ancak Türk parçalarının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesi ile nihai aracın AB sınırları içinde üretilmesi farklı koşullar anlamına geliyor. Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye’nin yeni destek mekanizmalarına erişimi konusunda belirsizlik yaratıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye’nin Made with Europe yaklaşımı kapsamında en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas’ta bulunan Avrupalı üreticilerin yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. İş dünyasından eşit rekabet koşulları çağrısı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattıklarını belirtti. Gültepe, Avrupa tarafının düzenlemenin Türkiye’yi hedef almadığını ve kendi sanayisini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiğini aktardı. Ancak otomotiv ihracatının yüzde 70’inden fazlasının AB’ye yapıldığını hatırlatan Gültepe, yeni kriterlerin sektör üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının Türk üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini belirten Gültepe, ilave maliyetlerin ve vergilerin gündeme gelmesi halinde ihracatın azalabileceği ve yeni yatırımların Avrupa ülkelerine kayabileceği uyarısında bulundu. Gültepe, Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımlarının ve ortaklıklarının bulunduğunu vurgulayarak düzenlemenin henüz kesinleşmediğini ve Avrupa Parlamentosunun kararının belirleyici olacağını ifade etti. Türkiye’nin kendi üretimini ve sanayisini güçlendirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. OİB: Türkiye’nin dışlanması iki tarafa da zarar verir Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, Avrupa’nın sanayi rekabetini artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak desteklediklerini belirtti. Bununla birlikte Yazıcı, Türkiye’nin 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonuna rağmen kapsam dışında bırakılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayan Yazıcı, Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın mevcut haliyle yasalaşması durumunda hem AB’nin hem de Türk otomotiv sektörünün zarar görebileceğini söyledi. Tedarik zincirlerinin bozulmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Yazıcı, Eurostat verilerine dayanan analizlerine göre Türk otomotiv sektörünün AB genelinde 250 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlanmasını desteklediğini ifade etti. Yazıcı, Türkiye’de üretilen araç ve parçaların Made in Europe kapsamında değerlendirilmesi; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımları bakımından AB ülkeleriyle eşit koşullara tabi olması gerektiğini kaydetti. İKV: Gümrük Birliği hakları korunmalı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu da Fransa ile Almanya arasında otomotiv sektöründeki Made in Europe yaklaşımına ilişkin sağlanan uzlaşının Türkiye’yi dışarıda bırakmasını eleştirdi. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 73’ünün AB’ye yapıldığını hatırlatan Zeytinoğlu, Avrupa pazarında yeni üretim kriterleriyle karşılaşılmasının ticaret ve ihracat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için gündeme gelen ortak gümrük tarifeleri ve ticari korunma önlemlerine uyum şartlarının Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan önemli bir ekonomi olduğuna dikkat çekti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Gümrük Birliği’nin ruhuyla bağdaşmadığını savunarak gerekli görülmesi halinde Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil hukuki yolların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kamu alımları, dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemleri konusunda gerekli adımları atarak AB’den adil muamele talep etmesi gerektiğini de belirtti. Avrupa’nın yeni teşvik sisteminde neler var? AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi kapsamında öne çıkan başlıklar şöyle: Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. Batarya ve teknoloji yatırımları: İnovasyon Fonu ve IPCEI gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor. Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa’da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ticari korunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Nihai düzenleme Türkiye’nin konumunu belirleyecek Made in Europe düzenlemesinin nihai kapsamı, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet koşulları açısından belirleyici olacak. Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların hangi şartlarda Avrupa menşeli kabul edileceği, kamu alımlarına erişim ve yatırım teşviklerinden yararlanma imkanları önümüzdeki dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi ve Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki konumu dikkate alınarak özel bir düzenleme yapılması, sektör temsilcilerinin öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı Haber

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı

Almanya en büyük ihracat pazarı olurken, otomotiv sektörü 22,9 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Kimyevi maddeler sektörünün AB’ye ihracatı ise 10 milyar doları aştı. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ihracatı, ocak-eylül döneminde artışını sürdürdü. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, AB’ye yapılan dış satım geçen yılın aynı dönemindeki 78,4 milyar dolar seviyesinden 81,5 milyar dolara yükseldi. Böylece ihracat gelirlerinde yaklaşık 3 milyar dolarlık artış kaydedildi. Türkiye’nin toplam ihracatı da aynı dönemde yüzde 5,2 artarak 210,9 milyar dolara ulaştı. AB ülkelerine yapılan ihracat, Türkiye’nin dış satımında önemli bir pay oluşturmayı sürdürdü. En fazla ihracat Almanya’ya yapıldı Türkiye’nin AB ülkeleri arasında en büyük ihracat pazarı Almanya oldu. Bu ülkeye yapılan ihracat, ocak-eylül döneminde yıllık yüzde 4,2 artarak 15,4 milyar dolara çıktı. Almanya’yı 9,6 milyar dolarla İtalya, 8,3 milyar dolarla İspanya ve 7,9 milyar dolarla Fransa izledi. Romanya’ya 5,5 milyar dolar, Hollanda’ya 5,5 milyar dolar ve Polonya’ya 4,8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa’ya yapılan toplam ihracat yaklaşık 41,2 milyar dolara ulaştı. Dokuz aylık dönemde AB üyesi 17 ülkeye ihracat artarken, 10 ülkede düşüş kaydedildi. Otomotiv ihracatı 23 milyar dolara yaklaştı AB pazarında ihracatını değer bazında en fazla artıran sektör otomotiv endüstrisi oldu. Sektörün bölgeye ihracatı geçen yılın aynı dönemindeki 21,9 milyar dolardan 22,9 milyar dolara yükseldi. Yıllık artış yüzde 4,8 olarak gerçekleşti. Otomotiv endüstrisini 10,3 milyar dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 7,3 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon sektörü takip etti. Değer bazında ihracat artışında otomotiv endüstrisi yaklaşık 1,1 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı 1 milyar doların üzerinde, elektrik ve elektronik sektörünün ihracatı ise yaklaşık 489 milyon dolar arttı. İhracatın merkezi İstanbul oldu Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatında İstanbul ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde İstanbul’dan AB pazarına 29 milyar dolarlık dış satım gerçekleştirildi. İstanbul’u 11,4 milyar dolarla Kocaeli, 9,4 milyar dolarla Bursa, 5,7 milyar dolarla Ankara ve 5,4 milyar dolarla İzmir izledi. Söz konusu beş ilin AB ülkelerine toplam ihracatı 60,9 milyar dolara yaklaştı. Veriler, Avrupa pazarının Türkiye’nin sanayi üretimi ve ihracatı açısından önemini koruduğunu ortaya koydu.

Çin’in dış ticaret fazlası 133,5 milyar dolara ulaştı Haber

Çin’in dış ticaret fazlası 133,5 milyar dolara ulaştı

Çin’in dış ticaret performansı eylül ayında güçlü bir yükseliş gösterdi. Çin Gümrükler Genel İdaresi tarafından açıklanan verilere göre, ülkenin ihracatı yıllık bazda yüzde 36,3 artarak 447,1 milyar dolara, ithalatı ise yüzde 31 yükselerek 313,6 milyar dolara ulaştı. Eylül ayında 133,5 milyar dolar olarak hesaplanan dış ticaret fazlası, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Çin, Ocak 2025’te 137,9 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermişti. Teknoloji ürünlerine talep ihracatı destekledi Çin Gümrükler Genel İdaresinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Vang Cün, ihracattaki güçlü artışta yapay zekâ bilgisayar sistemleri ve elektrik altyapısına yönelik küresel talebin etkili olduğunu belirtti. Bu talebin çip ve elektronik bileşenlere yönelik siparişleri artırdığı ifade edildi. Eylül ayında Çin’in ABD’ye ihracatı yıllık yüzde 39,5, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkelerine ihracatı yüzde 52,2, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ihracatı ise yüzde 25,2 arttı. İthalat artışı da hız kazandı Çin’in ithalatı eylülde yıllık yüzde 31 artarak 313,6 milyar dolara yükseldi. Bu oran, ağustos ayında kaydedilen yüzde 28,2’lik artışın üzerinde gerçekleşti. Yılın ilk üç çeyreğinde ithalat yıllık yüzde 27,5 artışla 2,43 trilyon dolara ulaştı. Teknoloji ürünleri, ithalat büyümesinin başlıca itici güçlerinden biri oldu. Küresel enerji ve ham madde fiyatlarındaki yükseliş de ithalat değerlerini etkiledi. Dış ticaret fazlasında yeni rekor beklentisi Çin’in dış ticaret fazlası yılın ilk dokuz ayında 938,1 milyar dolara ulaştı. Ülkenin 2025 yılında 1,19 trilyon doları aşan dış ticaret fazlasının ardından bu yıl da yeni bir rekora ulaşabileceği değerlendiriliyor. ING Group Çin Başekonomisti Lynn Song, ihracat, ithalat ve dış ticaret fazlasının eylülde beklentilerin üzerinde gerçekleştiğine dikkat çekti. Song, temel ticari ilişkilerin yıl sonuna kadar istikrarlı kalmasının Çin ekonomisinin büyümesini destekleyebileceğini belirtti. Song’a göre teknoloji ve ulaşım sektörleri, Çin’in ihracat performansında öne çıkan alanlar arasında yer alıyor. Ülkenin ihracat ürünleri ve pazarlarının son 10 yılda önemli ölçüde değiştiğini belirten Song, daha yüksek katma değerli ürünlerin ihracattaki ağırlığının arttığını ifade etti. Enflasyon verileri iç talepteki zayıflığa işaret etti Çin’in dış ticaretindeki güçlü performansa karşın enflasyon verileri iç tüketimin henüz yeterince güçlenmediğini gösterdi. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), eylülde yıllık yüzde 0,9 artarak ağustos ayına göre hızlandı ancak piyasa beklentilerinin altında kaldı. Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise yıllık yüzde 5 yükseldi. Böylece üretici fiyatları Haziran 2022’den bu yana en hızlı artışını kaydetti. ÜFE için piyasa beklentisi yüzde 3,8 seviyesindeydi. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, üretici fiyatlarındaki artışta etkili oldu. Ekonomi yönetiminden yeni destek adımları gelebilir Dış ticaretin büyümeye sağladığı katkıya rağmen iç tüketimdeki zayıf görünüm, Çin ekonomi yönetiminin büyüme hedeflerini desteklemek amacıyla yeni politika adımları atabileceği beklentisini güçlendirdi. Lynn Song, son aylarda hızlanan ihracatın Çin’in geçen yılki rekor dış ticaret fazlasını aşmasına imkân sağlayabileceğini belirtti. Teknoloji ürünlerine yönelik talebin sürmesi ve ticari ilişkilerin istikrarlı kalması, yılın geri kalanında dış ticaret performansının seyrini belirleyecek başlıca unsurlar arasında bulunuyor.

AB’nin karbon düzenlemesinde Türkiye’nin 8 milyar Euroluk ihracatı etkilenebilir Haber

AB’nin karbon düzenlemesinde Türkiye’nin 8 milyar Euroluk ihracatı etkilenebilir

Türkiye’nin, ilk teklif kapsamındaki ürünlerde AB’ye yıllık yaklaşık 8 milyar euroluk ihracatı bulunuyor. Yeni düzenlemenin 2028’den itibaren uygulanması öngörülürken, Türkiye’nin ihracatında karbon maliyetleri ve düşük emisyonlu üretim daha belirleyici hale gelebilir. SKDM kapsamı 180 üründen 457 ürüne çıkabilir Avrupa Birliği’nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçilmesinin ardından, düzenlemenin kapsamını genişletmeye yönelik çalışmalar sürüyor. Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te açıkladığı yaklaşık 180 ürünlük genişleme teklifi, AB kurumlarının değerlendirmeleriyle daha kapsamlı bir hale geldi. Avrupa Parlamentosu, 15 Eylül 2026’da kabul ettiği pozisyonla kapsama alınacak ürün sayısının 457’ye çıkarılmasını öngören yaklaşımı destekledi. AB Konseyi de 12 Haziran’da kapsam genişlemesine ilişkin pozisyonunu kabul etti. Böylece makine, metal mamuller ve bazı ev aletlerinin 2028’den itibaren karbon düzenlemesine dahil edilmesini öngören süreçte kurumlar arası müzakere aşamasına geçildi. Nihai ürün listesi ve uygulama koşulları, Parlamento ile Konsey arasındaki görüşmelerin ardından kesinleşecek. İmam Güneş’in haberine göre, Komisyonun ilk teklifinde yaklaşık 180 yeni ürünün kapsama alınması planlanıyordu. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin Eylül 2026 değerlendirmesinde, ilgili komitenin ürün sayısını 457’ye çıkarma önerisine yer verildi. Parlamento Genel Kurulu, 15 Eylül’de yapılan oylamada 464 kabul, 50 ret ve 159 çekimser oyla kapsamı genişleten değişiklikleri kabul etti. Türkiye, karbon düzenlemesinden en fazla etkilenecek ikinci ülke Avrupa Komisyonu’nun etki analizine göre Türkiye, SKDM’nin genişletilmesinden en fazla etkilenmesi beklenen ülkeler arasında Çin’in ardından ikinci sırada bulunuyor. Ticaret Bakanlığı’nın aktardığı verilere göre, Komisyonun ilk teklifine esas alınan senaryoda yeni kapsama girebilecek ürünlerde Türkiye’nin AB’ye yıllık ihracatı yaklaşık 8 milyar euro olarak hesaplanıyor. Ancak Parlamento ve Konseyin daha geniş ürün listelerine ilişkin Türkiye özelinde güncellenmiş bir ihracat büyüklüğü henüz açıklanmadı. Türkiye, mevcut SKDM kapsamındaki ürünlerde de Avrupa Birliği’nin önemli tedarikçileri arasında yer alıyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre Ekim 2023-Haziran 2025 döneminde AB’nin üçüncü ülkelerden gerçekleştirdiği yaklaşık 156 milyon tonluk SKDM ürünü ithalatının 18,34 milyon tonu Türkiye’den karşılandı. Türkiye, bu miktarla Ukrayna’nın ardından ikinci sırada yer alırken çimento ve alüminyumda AB’nin en büyük tedarikçisi oldu. Türkiye’den yapılan SKDM kapsamındaki ihracatın içerdiği emisyon miktarı ise yaklaşık 42 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı. Karbon maliyeti tedarik zincirine yayılacak Avrupa Komisyonu’nun kapsam genişletme girişiminin temel hedeflerinden biri, karbon maliyetlerinden kaçınmak amacıyla üretimin AB dışına kaydırılmasını önlemek. Mevcut sistemde belirli demir-çelik ve alüminyum ürünleri doğrudan SKDM kapsamına giriyor. Ancak bu hammaddelerin AB dışındaki ülkelerde nihai ürünlere dönüştürülmesi halinde bazı ürünler düzenlemenin dışında kalabiliyor. Yeni düzenlemeyle bu farkın azaltılması amaçlanıyor. Kapsamın genişlemesi, Türk sanayicileri açısından düşük karbonlu hammadde kullanımını ve tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesini daha önemli hale getirecek. Avrupa pazarında rekabet gücü belirlenirken ürün fiyatı ve teknolojik özelliklerin yanı sıra kullanılan hammaddelerin karbon yoğunluğu da etkili olabilecek. Makine ve metal sanayisinde karbon maliyeti artabilir SKDM’nin ikinci aşamasından etkilenmesi beklenen sektörlerin başında makine sanayisi geliyor. Çelik, döküm ve alüminyum gibi girdileri yoğun kullanan üreticiler, bugün doğrudan düzenleme kapsamında bulunmayan bazı ürünlerde de karbon maliyetiyle karşılaşabilecek. Komisyonun teklifinde bağlantı elemanları, metal parçalar, endüstriyel ekipmanlar ve çeşitli makine bileşenleri öne çıkıyor. Yeni uygulama, özellikle AB’ye ihracat yapan üreticilerin hammadde tercihlerinde ve emisyon hesaplamalarında değişikliğe gitmesini gerektirebilir. İhracatçıların yalnızca kendi üretim süreçlerini değil, tedarikçilerinden aldıkları hammaddelerin karbon verilerini de takip etmesi önem kazanacak. Beyaz eşya ihracatında karbon hesabı değişebilir Düzenlemenin etkilerinin ulaşabileceği bir diğer alan beyaz eşya ve dayanıklı tüketim sektörü olacak. Avrupa Komisyonu’nun ilk teklifinde çamaşır makinelerinin örnek gösterilmesi, karbon maliyetinin nihai tüketici ürünlerine kadar uzanabileceğine işaret ediyor. Kapsamın genişlemesi halinde çelik sac ve alüminyum gibi girdilerin üretiminden kaynaklanan emisyonlar daha fazla önem kazanacak. Bu durum, Türkiye’den Avrupa’ya beyaz eşya ve metal ağırlıklı ürün ihraç eden şirketlerin üretim maliyetlerini ve rekabet stratejilerini etkileyebilir. Otomotiv ve kimya sektörleri için yeni düzenlemeler gündemde SKDM’nin ilerleyen yıllarda başka sektörlere genişletilmesi de değerlendiriliyor. Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te yayımladığı gözden geçirme raporuna göre 2027’de kimya gibi ilave sektörlerin, daha fazla nihai ürünün ve bazı dolaylı emisyonların kapsama alınması gündeme gelebilecek. Bu olasılık, Türkiye’nin AB’ye ihracatında önemli paya sahip otomotiv, kimya ve plastik sektörleri açısından da önem taşıyor. Ancak mevcut süreç, otomotivin veya kimya, plastik ve cam sektörlerinin tamamının SKDM kapsamına alınacağı anlamına gelmiyor. SKDM genişlemesi için 2028 hedefi Avrupa Komisyonu’nun teklifinde yeni ürünlerin 1 Ocak 2028’den itibaren SKDM kapsamına alınması öngörülüyor. Uygulamanın kesin çerçevesi, AB kurumları arasındaki müzakerelerin tamamlanmasının ardından belirlenecek. AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında üreticilere sağlanan ücretsiz emisyon tahsislerinin 2026-2034 döneminde kademeli olarak kaldırılması da karbon maliyetlerinin etkisini artırabilecek. Türkiye açısından düşük karbonlu hammadde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği, Avrupa pazarındaki rekabetin temel unsurları arasına giriyor. Özellikle AB’ye ihracat yapan sanayi kuruluşlarının 2028 öncesinde üretim süreçlerini ve tedarik zincirlerini yeni düzenlemeye göre değerlendirmesi önem taşıyor.

Avrupa’da borç alarmı büyüyor Haber

Avrupa’da borç alarmı büyüyor

Avrupa’da artan kamu borcu ve bütçe açıkları, finans piyasalarında endişeleri artırıyor. Fransa’daki mali sorunların ardından yatırımcıların odağı İtalya’ya çevrilirken Başbakan Giorgia Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamalarına yönelik planları, ülkenin mali görünümüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Goldman Sachs, artan bütçe açıkları ve yüksek borçlanma maliyetlerinin İtalya’nın kamu borcunu azaltmasını zorlaştırabileceğine dikkat çekti. PIMCO ise İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu değerlendiriyor. Fransa’dan sonra İtalya gündemde Avrupa’da kamu maliyesine yönelik kaygılar giderek daha fazla ülkenin ekonomik görünümünü etkiliyor. Fransa’da artan borç yükü ve siyasi belirsizliklerin ardından İtalya’nın bütçe dengesi ve borçlanma politikaları da uluslararası yatırımcıların yakın takibine girdi. Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamaları için hazırladığı yeni mali plan, bütçe açığı tahminlerinin yükselmesine neden oldu. Yüksek faiz oranları ve artan kamu harcamaları, ülkenin borçlanma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırabilecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Meloni hükümetinden 28 milyar euroluk mali plan İtalya hükümeti, savunma ve enerji harcamalarını karşılamak amacıyla 2027 ve 2028 yıllarını kapsayan ek mali esneklik planı hazırladı. Avrupa Birliği’nin belirli koşullarda kamu harcamalarına esneklik sağlayan mali kuralları kapsamında değerlendirilen planın, iki yıllık dönemde yaklaşık 29 milyar euroya kadar ek mali alan oluşturabileceği belirtiliyor. Hükümetin 2 Ekim’de kabul ettiği kamu maliyesi planında, Avrupa Birliği’nin ulusal muafiyet mekanizmasından yararlanılması öngörülüyor. Söz konusu tutar, tamamı kullanılmış bir borçlanma miktarından ziyade planlanan ek mali esnekliği ifade ediyor. Bütçe açığı hedefleri yukarı çekildi İtalya’nın yeni mali çerçevesinde bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranının 2027’de yüzde 3,4, 2028’de ise yüzde 3,2 olması bekleniyor. Hükümetin açıkladığı bütçe açığı projeksiyonları şöyle: 2026: GSYİH’nin yüzde 2,9’u 2027: GSYİH’nin yüzde 3,4’ü 2028: GSYİH’nin yüzde 3,2’si 2029: GSYİH’nin yüzde 2,3’ü Tahminler, bütçe açığının 2026’da yüzde 3 seviyesinin altında kalmasının ardından 2027 ve 2028’de yeniden bu eşiği aşabileceğine işaret ediyor. Goldman Sachs’tan yüzde 137 borç tahmini Goldman Sachs Kıdemli Avrupa Ekonomisti Filippo Taddei, İtalya hükümetinin bütçe açığı hedeflerini yukarı yönlü revize etmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Taddei’ye göre genişleyen bütçe açıkları ve sıkı finansman koşulları, kamu borcunun milli gelire oranının düşürülmesini zorlaştırabilir. Goldman Sachs, İtalya’nın kamu borcunun GSYİH’ye oranının 2028’de yaklaşık yüzde 137’ye ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, ülkenin yüksek borç yükünün önümüzdeki yıllarda da Avrupa ekonomisinin temel risk başlıklarından biri olabileceğini gösteriyor. İtalya hükümetinin kendi projeksiyonlarında ise kamu borcu oranının 2027’de yüzde 138,5 civarında zirve yaptıktan sonra 2028’de yüzde 137,9’a gerilemesi bekleniyor. Bu nedenle İtalya’nın Avrupa’nın en yüksek borç oranına sahip ülkesi olacağı kesinleşmiş değil. Ülkenin sıralamadaki konumu, diğer Avrupa ekonomilerinin borç dinamiklerine de bağlı olacak. Seçim belirsizliği yatırımcıların odağında İtalya’nın mali görünümünü etkileyen unsurlar arasında siyasi gelişmeler de bulunuyor. Olağan takvime göre en geç Aralık 2027’de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde siyasi partilerin ekonomi politikaları ve harcama vaatleri yatırımcılar tarafından yakından izleniyor. Seçim dönemlerinde kamu harcamalarını artırmaya yönelik vaatlerin öne çıkması, bütçe açıklarını azaltmayı amaçlayan mali disiplin politikalarının uygulanmasını zorlaştırabiliyor. Yatırımcılar bu nedenle yalnızca İtalya’nın mevcut borç seviyesini değil, seçim sonrasında izlenebilecek ekonomi politikalarını da değerlendiriyor. Yükselen tahvil faizleri borçlanma maliyetlerini artırıyor İtalya’nın kamu borcuna ilişkin endişeler, devlet tahvili piyasasında da etkisini gösteriyor. Özellikle 10 yıllık İtalyan devlet tahvillerinin getirileri, ülkenin finansman koşullarını değerlendirmek açısından önem taşıyor. Tahvil getirilerinin yüksek seviyelerde kalması, yeni borçlanmaları ve vadesi gelen borçların yeniden finanse edilmesini daha maliyetli hale getirebilir. Bu durum, yüksek borç stokuna sahip ülkelerde faiz giderlerinin bütçe üzerindeki yükünü artırabilir. İtalya’da genişleyen bütçe açıklarının yüksek finansman maliyetleriyle aynı döneme denk gelmesi, kamu borcunun sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları güçlendiriyor. UBS’nin İtalyan tahvillerine yönelik pozisyonu Uluslararası yatırım bankası UBS’nin İtalyan devlet tahvillerine yönelik kısa pozisyon aldığına ilişkin değerlendirmeler de piyasalardaki risk algısı açısından dikkat çekiyor. Kısa pozisyon, bir finansal varlığın fiyatındaki düşüşten kazanç sağlamayı amaçlayan yatırım stratejisi olarak biliniyor. Tahvil fiyatları ile getirileri genellikle ters yönde hareket ettiğinden, tahvil fiyatlarındaki düşüş getiri oranlarını yükseltebiliyor. Bununla birlikte UBS’nin yaklaşımı, bütün yatırımcıların İtalya için aynı risk senaryosunu benimsediği anlamına gelmiyor. PIMCO’ya göre İtalya’nın Fransa karşısında avantajları var Küresel varlık yönetim şirketi PIMCO’nun Portföy Yöneticisi Konstantin Veit, İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu savunuyor. Veit’in değerlendirmesinde iki ülkenin devlet tahvillerindeki yatırımcı dağılımı öne çıkıyor. Fransız devlet tahvillerinde yabancı yatırımcıların önemli paya sahip olması, piyasa dalgalanmalarına karşı hassasiyeti artırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. İtalya’da ise yerli yatırımcı tabanının daha güçlü olması, tahvil piyasasında istikrar sağlayabilecek faktörlerden biri olarak gösteriliyor. İtalya’nın birincil bütçe dengesi de bu karşılaştırmada önem taşıyor. Kamu gelirleri ile faiz dışı harcamalar arasındaki farkı ifade eden birincil bütçe dengesinin Fransa’ya kıyasla daha güçlü olması, İtalya açısından olumlu bir unsur olarak değerlendiriliyor. Veit ayrıca İtalya’nın siyasi yapısına ve geçmişte zorlu mali kararları uygulama deneyimine dikkat çekiyor. Fransa ve İtalya’nın borç riskleri farklılaşıyor Fransa ve İtalya, yüksek kamu borçları, bütçe açıkları ve borçlanma maliyetleri nedeniyle Avrupa piyasalarında yakından izlenen ekonomiler arasında bulunuyor. Ancak iki ülkenin yatırımcı tabanı, birincil bütçe dengesi ve siyasi koşulları bakımından farklılıkları bulunuyor. İtalya’da yüksek borç stoku ve faiz giderleri öne çıkarken Fransa’da bütçe açıkları ve siyasi belirsizlikler önemli risk başlıkları arasında yer alıyor. Bu farklılıklar, iki ülkenin mali sorunlarının piyasalarda aynı şekilde fiyatlandırılmayabileceğine işaret ediyor. Avrupa’da yeni bir borç krizi yaşanır mı? Avrupa’da artan kamu borcu, yüksek tahvil getirileri ve bütçe açıkları, yeni bir borç krizi ihtimaline ilişkin tartışmaları gündemde tutuyor. Goldman Sachs, genişleyen bütçe açıkları ve finansman maliyetlerinin İtalya’nın borç oranını yüksek tutabileceğine dikkat çekerken PIMCO, ülkenin Fransa’ya kıyasla sahip olduğu yapısal avantajları öne çıkarıyor. İtalya’nın önümüzdeki dönemdeki mali görünümü, bütçe hedeflerinin uygulanmasına, faiz oranlarının seyrine, ekonomik büyümeye ve seçim sonrasında izlenecek politikalara bağlı olacak. Mevcut göstergeler kamu maliyesi üzerindeki baskının arttığına işaret etse de İtalya’da yeni bir borç krizinin kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak için yeterli veri bulunmuyor.

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu Haber

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu

Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay yüzde 15,2 oldu. Yılın ocak-eylül döneminde otomotiv ihracatı ise 31 milyar 145 milyon dolar oldu. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv endüstrisinin eylül ayında da Türkiye ihracatındaki liderliğini sürdürdüğünü belirterek, “Yılın kalan bölümünde mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü koruyarak ihracatımızı daha ileri taşımayı hedefliyoruz” dedi. Tedarik endüstrisi liderliği korudu Eylül ayında otomotiv endüstrisinin en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı 1 milyar 460 milyon dolar olarak gerçekleşti. Binek otomobil ihracatı 1 milyar 98 milyon dolara, Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı 800 milyon dolara ulaştı. Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı 251 milyon dolar olurken, Çekiciler ihracatı 292 milyon dolara çıktı. Ocak-eylül döneminde tedarik endüstrisi ihracatı 12 milyar 135 milyon dolara ulaşarak toplam otomotiv ihracatından yüzde 39 pay aldı. Almanya en büyük pazar olmayı sürdürdü Eylül ayında Almanya 629 milyon dolarlık ihracatla otomotiv endüstrisinin en büyük pazarı olmayı sürdürdü. Fransa 506 milyon dolarlık ihracatla ikinci, Birleşik Krallık ise 453 milyon dolarla üçüncü büyük pazar oldu. Önemli pazarlardan İtalya’ya ihracat 349 milyon dolar, ABD’ye 116 milyon dolar olarak gerçekleşti. Eylül ayında otomotiv ihracatının ilk beş pazarı içinde yer alan ülkelerin dördünde artış kaydedildi. Tedarik sanayisinde Almanya, binek otomobilde Fransa lider Tedarik endüstrisinde eylül ayında en fazla ihracat Almanya’ya yapıldı. Binek otomobillerde en büyük pazar Fransa oldu. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda ise Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya öne çıktı. AB’ye ihracat 2,9 milyar dolara yaklaştı Eylül ayında Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 73,4 pay ve 2 milyar 890 milyon dolarlık ihracatla ülke grubu bazında ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde ise AB ülkelerine otomotiv ihracatı 22 milyar 948 milyon dolara ulaştı. AB’nin toplam otomotiv ihracatındaki payı yüzde 73,7 oldu.

Osmangazi’de Eylül ayı açılış ve yatırımlarla geçti Haber

Osmangazi’de Eylül ayı açılış ve yatırımlarla geçti

Mahallelerin öncelikli ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilen projelerle Osmangazi’nin fiziki yapısı güçlendirilirken; temizlikten sosyal donatılara, vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştıran uygulamalardan yeni yatırımlara kadar pek çok alanda önemli adımlar atıldı. Tamamlanan projeler vatandaşların kullanımına sunulurken, yapımı süren yatırımlarla da ilçenin ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretildi. Hizmet Yağmuru Osmangazi Belediyesi, Ovaakça Çeşmebaşı Mahallesi’nin farklı ihtiyaçlarına cevap verecek üç yeni yatırımı hizmete kazandırdı. Eyüp Kutlucan Hizmet Binası, Bayram Kutlucan Aile Sağlığı Merkezi, Muhtarlık ve Emir Özalp Çocuk Parkı toplu açılış töreniyle vatandaşlarla buluştu. Hayırseverlerin desteğiyle tamamlanan projeler; sağlık, belediye hizmetleri ve sosyal yaşam alanlarında mahalleye yeni imkanlar kazandırdı. Bir Pazar Alanı Daha Hizmete Girdi İlçede yaşayan vatandaşların mutlu, huzurlu ve konforlu bir şekilde alışveriş yapabilmesi için ilçedeki pazar alanlarının sayısını her geçen gün artıran Osmangazi Belediyesi, bir pazar alanını daha hizmete açtı. Emek Adnan Menderes Mahallesi sakinlerinin uzun yıllardır talep ettiği pazar alanı, Osmangazi Belediyesi tarafından tamamlanarak mahalle halkının hizmetine sunuldu. Toplam 62 pazarcı tezgahının bulunduğu pazar alanında bölge sakinleri, alışverişlerini sağlıklı, düzenli ve hijyenik koşullarda gerçekleştirebilecek. Hayallerine Yeni Bir Kapı Çocukların gelişimini destekleyen, sosyal yaşamlarına renk katan ve ailelerin hayatına dokunan projelerini sürdüren Osmangazi Belediyesi, Demirkapı Mahallesi’ne anlamlı bir yatırım daha kazandırdı. Çocukların yalnızca eğlenmelerine değil, sosyal ve zihinsel gelişimlerine katkı sunacak şekilde hayata geçirilen Demirkapı Şükran Gönenç Oyun ve Oyuncak Evi, paylaşma kültürünün güçlenmesine ve yeni arkadaşlıkların kurulmasına olanak sağlayacak. Hayal gücünü besleyen oyunların, keşfetme heyecanının ve birlikte öğrenmenin aynı çatı altında buluşacağı merkez, çocukların yaşamında güzel anılar biriktirebilecekleri özel bir mekan olacak. Yeni Hibe Başarısı Osmangazi Belediyesi, ulusal ve uluslararası fon kaynaklarını kente kazandırma çalışmalarına bir başarı daha ekledi. Bursa’nın önemli endüstriyel ve kültürel miras alanlarından tarihi Romangal (Turgut Yılmaz İpek) Fabrikası için hazırlanan “Romangal Katılımcı Yönetişim Projesi: Endüstriyel Mirastan Ortak Geleceğe”, Türkiye’nin yedi bölgesindeki 43 şehirden yapılan 147 başvuru arasından hibe desteği almaya hak kazanan dört projeden biri oldu. Aydın’ın Projesi Avrupa Birliği’ne Örnek Oldu Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın, ilçede vatandaşlarla doğrudan iletişim kurmak talep ve önerileri yerinde dinleyerek çözüm üretmek amacıyla başlattığı Mahalle Kahvaltıları Projesi, Avrupa Birliği’nden 100 bin avro hibe almaya hak kazandı. Mahalle Kahvaltıları Projesi, dünya genelinde 565 proje başvurusu alan programda, hibe alan 5 projeden biri olarak dikkatleri üzerine çekti. Vatandaşlarla bir arada olmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Başkan Aydın, “Biz sahada olmayı çok seviyoruz. Verdiğimiz emeklerin bir yerlerden karşılık bulması ve ödüllendirilmesi çalışma arkadaşlarımızı motive ediyor ve daha iyi neler yapabiliriz diye çabalıyoruz. Üç tane hibe projemiz kabul oldu. Romangal projesine de hibe aldık. Bunlar iki ay içinde oldu. On dört projemiz daha devam ediyor. Bu hibelerle daha iyi hizmet sunmak ve kaliteyi yukarıya çıkartmak için çalışmış oluyoruz” ifadelerini kullandı. Fırsat Eşitliği Başarıya Dönüştü Osmangazi Belediyesi, Başkan Erkan Aydın’ın eğitime verdiği önem doğrultusunda hayata geçirdiği Dijiders Dijital Dershane ile öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğinden yararlanmasına katkı sağladı. 8. sınıf, 12. sınıf ve mezun öğrencilere yönelik hazırlanan proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun ücretsiz dijital eğitim desteği sunulurken; rehberlik hizmetleri, seminerler ve motivasyon etkinlikleriyle öğrencilerin akademik ve kişisel gelişimleri desteklendi. LGS ve YKS’ye hazırlık sürecini kapsayan proje çerçevesinde öğrenciler, lise seviyesinde kentin ve üniversite seviyesinde ise Türkiye’nin önde gelen eğitim kurumlarını kazanarak yarınlarını şekillendirecek ilk adımlarını attı. Programdan yararlanan öğrencileri temsilen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ı ziyaret eden İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazanan Muhammed Ali Kara ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanan Ali Başar Kurban, Dijiders’in sınava hazırlık süreçlerine önemli katkı sağladığını ifade etti. Öğrenciler, “Testler, konu anlatımları ve uzaktan eğitim imkanlarıyla çok iyi desteklendik. Programın bizim için çok faydalı olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu. Yeni Bir Soluk İlçeye yeni park ve yeşil alanlar kazandıran Osmangazi Belediyesi, mevcut alanların bakım ve yenileme çalışmalarını da düzenli olarak sürdürüyor. Kullanım yoğunluğu ve mevsimsel koşullar nedeniyle yıpranan parklar, ihtiyaçlar doğrultusunda elden geçirilerek yeniden vatandaşların hizmetine sunuluyor. Çalışmalar kapsamında 2026 yılının ilk 8 ayında Osmangazi genelinde 112 farklı noktada bakım, onarım ve yenileme çalışması gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarla parkların fiziki koşulları iyileştirilirken, vatandaşların daha güvenli, konforlu ve nitelikli alanlarda vakit geçirmesi sağlandı. 7/24 Temizlik Mesaisi Daha temiz ve yaşanabilir bir Osmangazi hedefiyle çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, cadde ve sokaklarda süpürme ve çöp toplama hizmetlerini düzenli olarak gerçekleştiriyor. Evsel atıkların toplanmasıyla çevre kirliliğinin önüne geçilirken, ilçede günlük ortalama 190 ekip ve 945 personel ile çöp toplama, taşıma ve süpürme hizmeti veriliyor. Osmangazi’de günlük yaklaşık bin 100 ton atık toplanırken, bunun yaklaşık 135 tonunu kaba atıklar ile çuvallı tadilat atıkları oluşturuyor. Öte yandan temizlik araçlarına yerleştirilen yapay zeka destekli kameralar sayesinde ilçenin farklı noktalarındaki temizlik çalışmaları anlık olarak takip ediliyor. Kameralar aracılığıyla tespit edilen aksaklıklar, ilgili birimlere iletilerek hızlı bir şekilde gideriliyor.

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor?

DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD pazarındaki kaybını alternatif pazarlara yönelerek telafi etmeye çalışan Çin’in küresel rekabet haritasını değiştirdiğini belirterek, Türkiye açısından hem yeni rekabet alanlarının hem de fırsatların ortaya çıktığını söyledi. Çin ihracatını farklı pazarlara yönlendirdi Olpak, ABD’nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD pazarındaki konumunun gerilediğini, bunun üzerine ülkenin ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını ifade etti. Çin’in ABD’ye yaptığı ihracatın toplam dış satımı içindeki payı 2024’te yüzde 14,68 iken 2025’te yüzde 11,14’e geriledi. Olpak, ABD pazarındaki gerilemenin Çin’i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika, Orta Doğu ve Avrupa gibi farklı coğrafyalarda yeni ticaret kanalları oluşturmaya yönelttiğini belirterek, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD ile Çin arasındaki tarife anlaşmazlığından ibaret olmadığını, küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini söyledi. Çin’in yöneldiği pazarlar Türkiye için de kritik Çin’in alternatif pazarlardaki ağırlığının arttığına dikkat çeken Olpak, 2024-2025 döneminde Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 yükseldiğini belirtti. Afrika’da Nijerya, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği’nde Almanya’nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu ifade eden Olpak, bu coğrafyaların aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bölgeler olduğuna dikkat çekti. Olpak, “Önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız” dedi. Yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmeyeceğini vurgulayan Olpak, güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin giderek daha önemli hale geldiğini belirterek bu süreci küresel ticarette yükselen bir “güven rekabeti” olarak nitelendirdi. Afrika ve Orta Doğu yakından izlenmeli Olpak, Çin’in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını, buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. 2025 yılında Çin’in Mısır’a ihracatının 19,97 milyar dolara ulaştığını, Türkiye’nin ihracatının ise 4,07 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Olpak, aradaki farkın Çin lehine açıldığına işaret etti. Türkiye’nin Afrika’daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Olpak, Türkiye’nin ticaretin yanı sıra müteahhitlik, yatırım, lojistik ve sanayi iş birliklerinde önemli bir birikime sahip olduğunu söyledi. Olpak, Türkiye’nin rekabet modelinin kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerine kurulması gerektiğini belirterek, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da uzun vadeli ilişki kurma kapasitesinin önemli bir avantaj sağlayabileceğini kaydetti. Türkiye üretim ve yatırım merkezi olabilir Çin’in BAE’ye ihracatının 72,9 milyar dolara yükseldiğini, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının ise 9,28 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Olpak, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı. Yeni dönemde yalnızca hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünün hangi teknoloji seviyesi ve katma değerle ihraç edildiğinin de önem kazandığını belirten Olpak, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için daha fazla katma değer, güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve kalıcı iş ortaklıklarına odaklanması gerektiğini söyledi. ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Olpak, Türkiye’nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini ifade etti. Tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar Olpak, küresel ticarette artık yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, güvenli üretim, hızlı erişim, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve uzun vadeli iş ortaklıklarının da önem kazandığını belirtti. Avrupa’ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye’yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini söyledi. Olpak, ABD-Çin ticaretindeki dönüşümün yalnızca ihracat pazarlarında oluşabilecek rekabet açısından değil, Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. DEİK yeni ticaret alanlarını takip ediyor Küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını belirten Olpak, DEİK’in 153 iş konseyiyle Türk özel sektörünün yeni pazar ve iş birliklerine ulaşması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Olpak, Çin’in değişen ihracat stratejisinin de bu çerçevede takip edildiğini belirterek, hangi pazarlarda rekabetin arttığının ve hangi alanlarda yeni fırsatlar oluştuğunun veriye dayalı olarak analiz edilmesi gerektiğini ifade etti. Olpak’tan kur artışı uyarısı Olpak, ihracatçıların enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılması, döviz kurlarının bir miktar yükselmesi ve döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu söyledi. Kur artışının kısa vadede ihracat açısından çözüm gibi görülebileceğini ancak ithalatın ihracattan yüksek olduğu bir ekonomide maliyetlerin de buna bağlı olarak artabileceğini belirten Olpak, bu nedenle kur artışının orta vadeli bir çözüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Fon soruşturmalarına ilişkin açıklama Fon soruşturmalarıyla ilgili bir soru üzerine Olpak, hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, “Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.