SON DAKİKA
Hava Durumu

#Avrupa

Ekometre - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Avrupa'ya ihracatta tır kuyrukları ticareti aksatıyor Haber

Avrupa'ya ihracatta tır kuyrukları ticareti aksatıyor

Otomotiv ve makine başta olmak üzere birçok sektörde sevkiyat gecikmeleri yaşanırken ihracatçılar müşteri kaybı ve artan maliyet riskine dikkat çekiyor. Ticaret, Dışişleri ve Ulaştırma bakanlıkları sorunun çözümü için diplomatik temaslarını sürdürüyor. Sınır kapılarındaki beklemeler ihracatı etkiliyor Türkiye'nin en önemli ihracat pazarlarından Avrupa'ya yönelik karayolu taşımacılığında yaşanan vize sorunları, teslimat sürelerini uzatmaya başladı. Özellikle sınır kapılarındaki yoğunluk, ihracat yüklerinin Avrupa'ya ulaşmasında gecikmelere neden oluyor. Ekonomim'den Barış Sedef'in haberine göre Almanya ve Hırvatistan güzergâhında, Sırbistan'dan Hırvatistan'a girişlerde Schengen bölgesi kapsamında uygulanan kontroller nedeniyle ciddi beklemeler yaşanıyor. Yunanistan ve Bulgaristan sınır kapılarında da kilometrelerce TIR kuyruğu oluşuyor. Yoğunluk bazı noktalarda TIR şoförlerinin eylemlerine kadar uzandı. 90 gün kuralı şoförleri avrupa hattından uzaklaştırıyor Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, Schengen bölgesinde uygulanan 90 günlük kalış süresinin sınır kapılarındaki beklemeler nedeniyle aşılabildiğini belirtti. Aras, Hırvatistan'a girişte 3 gün, Bulgaristan'dan Türkiye'ye dönüşte 4 gün, Türkiye'den Yunanistan ve Bulgaristan'a girişlerde ise 5-6 gün bekleme yaşanabildiğini ifade etti. Şoförlerin araçlarını bırakıp ayrılamadığını vurgulayan Aras, bu nedenle 90 günlük sürenin aşılabildiğini ve sürücülerin vize ihlali gerekçesiyle geri gönderildiğini söyledi. Hırvatistan'ın ceza uygulayarak pasaportlara damga vurduğunu ve sürücülerin yeniden vize almasını zorlaştırdığını kaydetti. Aras, Avrupa hattında çalışamaz hale gelen sürücülere yönelik giriş yasaklarının kaldırılmasını, Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarının kapasitesinin artırılmasını ve yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesini istedi. Makine ihracatında gecikme endişesi Avrupa'ya gönderilen ürünler arasında makine sektörü önemli bir yer tutuyor. Makine sektörünün Avrupa'ya yaptığı ihracatın, toplam sektör ihracatı içerisindeki payı yüzde 35-40 arasında bulunuyor. Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, Avrupa'ya yapılan sevkiyatlarda bazı aksamaların başladığını belirterek sınır geçişlerindeki yavaşlamanın devam etmesi halinde makine ihracatındaki gecikmelerin artabileceği uyarısında bulundu. Yılmaz, mevcut durumda sevkiyatların bir miktar geciktiğini ve sınır kapılarındaki işleyişin yavaşladığını ifade etti. Teslimat gecikmeleri müşteri kaybı riskini artırıyor İkitelli Organize Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (İOSİD) Başkanı Ahmet Akkaya da TIR kuyruklarının ihracatçılar ve uluslararası taşımacılık firmaları açısından ciddi sorunlar yarattığını söyledi. Gecikmelerin ek maliyetleri beraberinde getirdiğini belirten Akkaya, ürünlerin zamanında teslim edilememesinin Avrupa'daki müşterilerle ticari ilişkileri riske attığına dikkat çekti. Akkaya, rekabetin yoğun olduğu mevcut koşullarda ihracatçıların pazarlarını korumasının daha da önemli hale geldiğini vurguladı. Macaristan transit geçiş belgelerinde kota sorunu Avrupa'ya yapılan taşımacılıkta Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle alternatif güzergâh olarak öne çıkan Macaristan'da da transit geçiş belgesi sıkıntısı yaşanıyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar kapsamında belirlenen yıllık 145 bin adetlik ana transit geçiş belgesi kotasının hızla tükenmesi üzerine Ticaret ve Ulaştırma bakanlıklarının girişimleriyle 10 bin adet ek belge temin edildi. Ek belgelerin dağıtımına başlandığını belirten UND Başkanı Şerafettin Aras, 10 bin belgenin yalnızca 20-25 günlük ihtiyacı karşılayabileceğini söyledi. Yılın bitimine yaklaşık iki ay kaldığını hatırlatan Aras, mevcut ek kotanın yetersiz kalacağını ve yeni geçiş kotaları üzerinde çalışma yapılması gerektiğini ifade etti. Üç bakanlık diplomatik temaslarını sürdürüyor Uluslararası taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunlar üzerine Ticaret Bakanlığı da yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, sürücülerin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı arasında koordineli çalışmalar yürütüldüğü bildirildi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile birlikte sorunun çözümü için diplomatik girişimlerini sürdürdüğü belirtildi. Ayrıca Bulgaristanlı mevkidaşlar ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle yapılan görüşmelerde Türk taşımacılık sektörü sürücülerine vize kolaylığı sağlanması ve sınır geçişlerinde öncelikli işlem esnekliği tanınması taleplerinin iletildiği kaydedildi.

Trump’tan Grönland açıklaması Haber

Trump’tan Grönland açıklaması

Grönland’ın ABD ve Avrupa’nın savunması açısından stratejik önemine dikkat çeken Trump, bölgenin olası saldırılara karşı savunma sistemleri için kritik bir konumda bulunduğunu savundu. Trump’tan Grönland’da enerji ve maden arama mesajı ABD Başkanı Donald Trump, daha önce ABD kontrolünde olması gerektiğini savunduğu Grönland hakkında sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Trump, bölgede büyük çaplı petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu bildirdi. Grönland’ın hem ABD’nin hem de Avrupa’nın savunması ve güvenliği açısından benzersiz bir öneme sahip olduğunu belirten Trump, bölgenin stratejik konumuna vurgu yaptı. Grönland’a savunma sistemleri yerleştirilmesi gündemde Trump, ABD’ye yönelik gelecekte gerçekleşebilecek herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını ileri sürdü. Bölgede konuşlandırılacak savunma sistemlerinin insansız hava araçlarını, füzeleri ve gelecekte geliştirilebilecek farklı silahları etkisiz hale getirebileceğini savunan Trump, Grönland’ın ABD’ye zaman, konum ve görüş hattı açısından önemli avantajlar sunduğunu ifade etti. Grönland’ın stratejik önemi yeniden gündemde Trump, Grönland’a ulusal güvenlik gerekçeleriyle ihtiyaç duyduklarını daha önce de birçok kez dile getirmişti. Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland ise ABD’nin kontrolüne ilişkin açıklamalara tepki göstermişti. Bölge, stratejik konumu ve doğal kaynak potansiyeli nedeniyle enerji, madencilik ve savunma politikaları açısından önem taşıyor. ABD, Danimarka ve Grönland arasında güvenlik görüşmeleri Haberde aktarılan bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, 22 Eylül’de New York’ta ABD’nin Grönland’daki güvenlik kontrollerine ilişkin bir anlaşmaya imza attı. Trump’ın son açıklamaları, Grönland’ın doğal kaynaklarının değerlendirilmesi ve bölgedeki güvenlik politikalarının geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Ancak petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin kapsamı, takvimi ve hangi şirketler tarafından yürütüleceğine ilişkin ayrıntılar paylaşılan metinde yer almıyor.

Avrupa’da borç alarmı büyüyor Haber

Avrupa’da borç alarmı büyüyor

Avrupa’da artan kamu borcu ve bütçe açıkları, finans piyasalarında endişeleri artırıyor. Fransa’daki mali sorunların ardından yatırımcıların odağı İtalya’ya çevrilirken Başbakan Giorgia Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamalarına yönelik planları, ülkenin mali görünümüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Goldman Sachs, artan bütçe açıkları ve yüksek borçlanma maliyetlerinin İtalya’nın kamu borcunu azaltmasını zorlaştırabileceğine dikkat çekti. PIMCO ise İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu değerlendiriyor. Fransa’dan sonra İtalya gündemde Avrupa’da kamu maliyesine yönelik kaygılar giderek daha fazla ülkenin ekonomik görünümünü etkiliyor. Fransa’da artan borç yükü ve siyasi belirsizliklerin ardından İtalya’nın bütçe dengesi ve borçlanma politikaları da uluslararası yatırımcıların yakın takibine girdi. Meloni hükümetinin savunma ve enerji harcamaları için hazırladığı yeni mali plan, bütçe açığı tahminlerinin yükselmesine neden oldu. Yüksek faiz oranları ve artan kamu harcamaları, ülkenin borçlanma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırabilecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Meloni hükümetinden 28 milyar euroluk mali plan İtalya hükümeti, savunma ve enerji harcamalarını karşılamak amacıyla 2027 ve 2028 yıllarını kapsayan ek mali esneklik planı hazırladı. Avrupa Birliği’nin belirli koşullarda kamu harcamalarına esneklik sağlayan mali kuralları kapsamında değerlendirilen planın, iki yıllık dönemde yaklaşık 29 milyar euroya kadar ek mali alan oluşturabileceği belirtiliyor. Hükümetin 2 Ekim’de kabul ettiği kamu maliyesi planında, Avrupa Birliği’nin ulusal muafiyet mekanizmasından yararlanılması öngörülüyor. Söz konusu tutar, tamamı kullanılmış bir borçlanma miktarından ziyade planlanan ek mali esnekliği ifade ediyor. Bütçe açığı hedefleri yukarı çekildi İtalya’nın yeni mali çerçevesinde bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranının 2027’de yüzde 3,4, 2028’de ise yüzde 3,2 olması bekleniyor. Hükümetin açıkladığı bütçe açığı projeksiyonları şöyle: 2026: GSYİH’nin yüzde 2,9’u 2027: GSYİH’nin yüzde 3,4’ü 2028: GSYİH’nin yüzde 3,2’si 2029: GSYİH’nin yüzde 2,3’ü Tahminler, bütçe açığının 2026’da yüzde 3 seviyesinin altında kalmasının ardından 2027 ve 2028’de yeniden bu eşiği aşabileceğine işaret ediyor. Goldman Sachs’tan yüzde 137 borç tahmini Goldman Sachs Kıdemli Avrupa Ekonomisti Filippo Taddei, İtalya hükümetinin bütçe açığı hedeflerini yukarı yönlü revize etmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Taddei’ye göre genişleyen bütçe açıkları ve sıkı finansman koşulları, kamu borcunun milli gelire oranının düşürülmesini zorlaştırabilir. Goldman Sachs, İtalya’nın kamu borcunun GSYİH’ye oranının 2028’de yaklaşık yüzde 137’ye ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, ülkenin yüksek borç yükünün önümüzdeki yıllarda da Avrupa ekonomisinin temel risk başlıklarından biri olabileceğini gösteriyor. İtalya hükümetinin kendi projeksiyonlarında ise kamu borcu oranının 2027’de yüzde 138,5 civarında zirve yaptıktan sonra 2028’de yüzde 137,9’a gerilemesi bekleniyor. Bu nedenle İtalya’nın Avrupa’nın en yüksek borç oranına sahip ülkesi olacağı kesinleşmiş değil. Ülkenin sıralamadaki konumu, diğer Avrupa ekonomilerinin borç dinamiklerine de bağlı olacak. Seçim belirsizliği yatırımcıların odağında İtalya’nın mali görünümünü etkileyen unsurlar arasında siyasi gelişmeler de bulunuyor. Olağan takvime göre en geç Aralık 2027’de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde siyasi partilerin ekonomi politikaları ve harcama vaatleri yatırımcılar tarafından yakından izleniyor. Seçim dönemlerinde kamu harcamalarını artırmaya yönelik vaatlerin öne çıkması, bütçe açıklarını azaltmayı amaçlayan mali disiplin politikalarının uygulanmasını zorlaştırabiliyor. Yatırımcılar bu nedenle yalnızca İtalya’nın mevcut borç seviyesini değil, seçim sonrasında izlenebilecek ekonomi politikalarını da değerlendiriyor. Yükselen tahvil faizleri borçlanma maliyetlerini artırıyor İtalya’nın kamu borcuna ilişkin endişeler, devlet tahvili piyasasında da etkisini gösteriyor. Özellikle 10 yıllık İtalyan devlet tahvillerinin getirileri, ülkenin finansman koşullarını değerlendirmek açısından önem taşıyor. Tahvil getirilerinin yüksek seviyelerde kalması, yeni borçlanmaları ve vadesi gelen borçların yeniden finanse edilmesini daha maliyetli hale getirebilir. Bu durum, yüksek borç stokuna sahip ülkelerde faiz giderlerinin bütçe üzerindeki yükünü artırabilir. İtalya’da genişleyen bütçe açıklarının yüksek finansman maliyetleriyle aynı döneme denk gelmesi, kamu borcunun sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları güçlendiriyor. UBS’nin İtalyan tahvillerine yönelik pozisyonu Uluslararası yatırım bankası UBS’nin İtalyan devlet tahvillerine yönelik kısa pozisyon aldığına ilişkin değerlendirmeler de piyasalardaki risk algısı açısından dikkat çekiyor. Kısa pozisyon, bir finansal varlığın fiyatındaki düşüşten kazanç sağlamayı amaçlayan yatırım stratejisi olarak biliniyor. Tahvil fiyatları ile getirileri genellikle ters yönde hareket ettiğinden, tahvil fiyatlarındaki düşüş getiri oranlarını yükseltebiliyor. Bununla birlikte UBS’nin yaklaşımı, bütün yatırımcıların İtalya için aynı risk senaryosunu benimsediği anlamına gelmiyor. PIMCO’ya göre İtalya’nın Fransa karşısında avantajları var Küresel varlık yönetim şirketi PIMCO’nun Portföy Yöneticisi Konstantin Veit, İtalya’nın Fransa’ya kıyasla bazı yapısal avantajlara sahip olduğunu savunuyor. Veit’in değerlendirmesinde iki ülkenin devlet tahvillerindeki yatırımcı dağılımı öne çıkıyor. Fransız devlet tahvillerinde yabancı yatırımcıların önemli paya sahip olması, piyasa dalgalanmalarına karşı hassasiyeti artırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. İtalya’da ise yerli yatırımcı tabanının daha güçlü olması, tahvil piyasasında istikrar sağlayabilecek faktörlerden biri olarak gösteriliyor. İtalya’nın birincil bütçe dengesi de bu karşılaştırmada önem taşıyor. Kamu gelirleri ile faiz dışı harcamalar arasındaki farkı ifade eden birincil bütçe dengesinin Fransa’ya kıyasla daha güçlü olması, İtalya açısından olumlu bir unsur olarak değerlendiriliyor. Veit ayrıca İtalya’nın siyasi yapısına ve geçmişte zorlu mali kararları uygulama deneyimine dikkat çekiyor. Fransa ve İtalya’nın borç riskleri farklılaşıyor Fransa ve İtalya, yüksek kamu borçları, bütçe açıkları ve borçlanma maliyetleri nedeniyle Avrupa piyasalarında yakından izlenen ekonomiler arasında bulunuyor. Ancak iki ülkenin yatırımcı tabanı, birincil bütçe dengesi ve siyasi koşulları bakımından farklılıkları bulunuyor. İtalya’da yüksek borç stoku ve faiz giderleri öne çıkarken Fransa’da bütçe açıkları ve siyasi belirsizlikler önemli risk başlıkları arasında yer alıyor. Bu farklılıklar, iki ülkenin mali sorunlarının piyasalarda aynı şekilde fiyatlandırılmayabileceğine işaret ediyor. Avrupa’da yeni bir borç krizi yaşanır mı? Avrupa’da artan kamu borcu, yüksek tahvil getirileri ve bütçe açıkları, yeni bir borç krizi ihtimaline ilişkin tartışmaları gündemde tutuyor. Goldman Sachs, genişleyen bütçe açıkları ve finansman maliyetlerinin İtalya’nın borç oranını yüksek tutabileceğine dikkat çekerken PIMCO, ülkenin Fransa’ya kıyasla sahip olduğu yapısal avantajları öne çıkarıyor. İtalya’nın önümüzdeki dönemdeki mali görünümü, bütçe hedeflerinin uygulanmasına, faiz oranlarının seyrine, ekonomik büyümeye ve seçim sonrasında izlenecek politikalara bağlı olacak. Mevcut göstergeler kamu maliyesi üzerindeki baskının arttığına işaret etse de İtalya’da yeni bir borç krizinin kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak için yeterli veri bulunmuyor.

Avrupa’nın en iyi iş yerleri belli oldu Haber

Avrupa’nın en iyi iş yerleri belli oldu

Bu yıl Avrupa genelinden 100 organizasyonun yer aldığı listede, Türkiye’de faaliyet gösteren 20 şirket; çalışan deneyimi, bağlılık ve güven alanlarında Avrupa’nın en başarılı iş yerleri arasında gösterildi. Liste hazırlanırken Great Place To Work®, Avrupa genelinde 2,4 milyondan fazla çalışanın deneyimini temsil eden 1,5 milyondan fazla gizli anket yanıtını analiz etti. Bu yanıtların 1,2 milyonu liste kriterlerini karşılayan şirketlerden geldi ve sıralama doğrudan çalışanların geri bildirimlerine dayandı. Güven temelli iş yeri kültürü şirketleri öne çıkarıyor Fortune Avrupa’nın En İyi 100 İşvereni™ listesine girebilmek için şirketlerin Great Place To Work Certified™ unvanına sahip olması, en az 500 çalışanının bulunması ve 2025 yılı ya da 2026 yılının ilk döneminde Avrupa’daki ulusal En İyi İşverenler™ listelerinden en az birinde yer alması gerekiyor. Organizasyonlar, tüm çalışanlar için cömert, destekleyici ve yüksek performansı teşvik eden iş yeri deneyimleri oluşturma yönündeki çalışmalarıyla değerlendiriliyor. Great Place To Work® CEO’su Michael C. Bush, listedeki şirketlerin çalışanları tarafından en çok güvenilen organizasyonlar arasında yer aldığını belirterek yüksek güven düzeyinin şirketlere daha fazla çeviklik, inovasyon ve performans kazandırdığının altını çizdi. Fortune Avrupa Liste Direktörü Grethe Schepers ise kesintisiz değişimin yaşandığı bir yılda listedeki şirketlerin eski formüllere dönmek yerine güvene daha fazla yatırım yaptığını belirtti. Schepers, insanı merkeze alan kurum kültürünün değişimi yönetirken şirketlerin en büyük gücü olduğunu vurguladı. Araştırma; Avusturya, Belçika, Kıbrıs, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye ve Birleşik Krallık’taki ulusal En İyi İşverenler™ listelerinde yer alan şirketleri kapsıyor. Türkiye’den 4 şirket Avrupa’nın en iyileri arasında Bu yıl Fortune Avrupa’nın En İyi 100 İşvereni™ 2026 listesinde Türkiye’den Hugo Boss, Foundever, ESBAŞ ve Organik Kimya yer aldı. Türkiye’de de faaliyet gösteren 16 global şirketle birlikte toplam 20 organizasyon, çalışanlarına sundukları yüksek güvene dayalı iş yeri deneyimiyle Avrupa’nın en iyi işverenleri arasında öne çıktı. Listede Hilton 1., AbbVie 2., DHL 3., Allianz 6., Stryker 7., Siemens Healthineers 9., TP 12., Marriott 15., Chiesi 21., MetLife 23., Takeda 24., Viatris 35., Hugo Boss 39., Pluxee 50., Al Dabbagh Group 59., Eli Lilly 70., Foundever 73., ESBAŞ 82. ve Zoetis 93., Organik Kimya ise 100. sırada yer aldı. Great Place To Work® Türkiye CEO’su Eyüp Toprak, Türkiye’den 4 şirketin ve Türkiye’de de faaliyet gösteren 16 şirketin listedeki başarısını şöyle değerlendirdi: “Türkiye’den 4 şirketin ve Türkiye’de de faaliyet gösteren 16 şirketin bulunduğu toplam 20 organizasyonun Avrupa’nın En İyi 100 İşvereni™ arasında yer almasından büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, ülkemiz iş dünyasında çalışan deneyimine ve güven temelli kurum kültürüne verilen önemin güçlü bir göstergesi. Farklı sektörlerden organizasyonların kapsayıcı ve yüksek performansı destekleyen iş yeri kültürleriyle Avrupa çapında öne çıkmasını son derece kıymetli buluyor; bu anlamlı başarıya imza atan tüm şirketleri ve çalışanlarını gönülden kutluyorum.” Avrupa’nın En İyi İşverenleri™ 2026 – İlk 25 HiltonAbbVieDHLCiscoSpecsaversAllianzStrykerAvivaSiemens HealthineersSalesforceHiltiTPSopra SteriaNVIDIAMarriottAlshaya GroupBiogenSii GroupXMKiabiChiesiAdmiral GroupMetLifeTakedaVerisure

Altında ekim ayı için üç kritik gösterge Haber

Altında ekim ayı için üç kritik gösterge

Fed beklentileri zayıfladı WGC, son ABD verilerinin Fed’in yakın vadede yeni bir faiz artırımına gideceği yönündeki beklentileri zayıflattığını belirtti. Piyasalarda yalnızca Fed için değil, İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası için de ilave sıkılaşma beklentilerinin gerilediği ifade edildi. Tahvil faizleri yakından izlenecek Konseye göre politika faizlerine ilişkin daha güvercin fiyatlamaya rağmen tahvil getirilerinin yüksek kalması, yatırımcıların kısa vadeli para politikası beklentilerinden daha uzun vadeli mali risklere ve yükselen vade primlerine odaklandığını gösterebilir. WGC, böyle bir görünümün altın talebini desteklemeye devam edebileceğini değerlendirdi. Avrupa'daki altın ETF girişlerinin son dönemde daha geniş tabanlı ve kalıcı bir görünüm sergilediğine dikkat çeken WGC, özellikle İngiltere'deki güçlü talebin mali sürdürülebilirlik, enflasyon belirsizliği ve para politikasına yönelik güven sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini belirtti. İngiltere'de ETF talebi beklentiyi aştı İngiltere'de işlem gören altın ETF'lerine üçüncü çeyrekte 54 ton giriş gerçekleşti. Son beş yıllık verilere dayanan WGC modelinde aynı dönem için yaklaşık 18 tonluk giriş öngörülüyordu. Böylece gerçekleşen ETF talebi model tahmininin 36 ton üzerine çıktı. WGC, İngiltere'deki bu hareketin 2022'de yaşanan tahvil krizindeki kısa süreli talep artışından farklı olarak daha kalıcı bir eğilime işaret ettiğini bildirdi. Fransa ve Almanya'da da tahvil faizleri ile vade primlerindeki yükselişe paralel olarak altın ETF'lerine giriş görüldü. Altın eylülde yüzde 8,5 düştü Altın fiyatı eylül ayını ons başına 4 bin 176 dolardan tamamladı. Böylece değerli metal aylık bazda yüzde 8,5 geriledi. Aynı dönemde ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi 53 baz puan artarak yüzde 5,3'e yükseldi. Dolar endeksindeki yüzde 2'lik yükseliş de altın fiyatları üzerinde baskı oluşturdu. Buna karşın küresel altın ETF'lerinde eylül ayında 10 milyar dolar, yani 67 ton net giriş gerçekleşti. Kuzey Amerika ETF girişlerinde ilk sırada yer alırken, Avrupa ve Asya bölgeleri onu takip etti. Vadeli piyasalarda pozisyonlar geriledi Vadeli piyasalarda ise farklı bir tablo ortaya çıktı. COMEX'te yönetilen fonların net pozisyonları 12 milyar dolar, 84 ton azalırken, toplam spread pozisyonları 22 milyar dolar, 156 ton geriledi. WGC, ekim ayında yatırımcıların özellikle Fed'in faiz patikasını, para politikası beklentilerindeki gevşemeye rağmen tahvil faizlerinin yüksek kalıp kalmayacağını ve mali risklere bağlı ETF talebinin devam edip etmeyeceğini izleyeceğini belirtti.

WEF'ten küresel ekonomi uyarısı Haber

WEF'ten küresel ekonomi uyarısı

Katılımcıların yüzde 56'sı önümüzdeki bir yılda istikrarlı veya iyileşen bir ekonomik görünüm beklerken, jeopolitik çatışmalar, yüksek enflasyon, daralan mali destekler ve yapay zeka yatırımlarının yarattığı belirsizlikler öne çıktı. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), kamu ve özel sektörde görev yapan başekonomistlerin katılımıyla hazırlanan Başekonomistlerin Değerlendirmeleri raporunu yayımladı. Araştırma, küresel ekonominin gelecek bir yılına ilişkin beklentileri ve büyümeyi etkileyebilecek yapısal riskleri ele aldı. Ekonomide istikrarlı görünüm beklentisi Ankete katılan başekonomistlerin yüzde 56'sı, önümüzdeki 12 ayda küresel ekonominin istikrarlı kalmasını veya iyileşmesini bekliyor. Buna karşın katılımcıların yüzde 97'si jeopolitik çatışmaları gelecek yıl boyunca belirsizliğin önemli kaynaklarından biri olarak gösteriyor. Başekonomistlerin yalnızca dörtte biri, küresel ekonominin daha dayanıklı hale geleceğini öngörüyor. Mali desteğin yerini yeni dayanıklılık unsurları alıyor Başekonomistlerin yüzde 69'u, mali desteğin 2020'den bu yana küresel ekonomi açısından en önemli dayanıklılık kaynaklarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak bu desteğin önümüzdeki 12 ay boyunca aynı rolü sürdüreceğini düşünenlerin oranı yüzde 28'de kalıyor. Ekonomistlerin çoğu, gelecekte ekonomik dayanıklılığın esnek tedarik zincirlerine, teknolojik yeniliklere ve enerji piyasalarına uyum sağlama kapasitesine daha fazla bağlı olacağını düşünüyor. ABD ve Çin, ekonomik şoklara karşı en yüksek dayanıklılığı gösterebilecek ülkeler arasında değerlendiriliyor. Yapay zeka yatırımları büyümenin yeni dinamiği Ankete katılanların yüzde 97'si, gelecek bir yılda yapay zeka kullanımının artacağını tahmin ediyor. Katılımcıların yüzde 69'u ise bu teknolojinin önemli verimlilik artışı sağlayacağını öngörüyor. Yapay zeka alanındaki rekabetin ABD ve Çin arasında yoğunlaşması beklenirken, başekonomistlerin yüzde 69'u iki ülke arasındaki teknolojik farkın daralacağını düşünüyor. Aynı orandaki katılımcı, Çin'in büyük dil modellerinin 12 ay içinde ABD'deki muadillerine yetişebileceği görüşünde. Veri merkezi yatırımlarına ilişkin beklentiler Her 10 başekonomistten yaklaşık 8'i, veri merkezi yatırımlarının küresel ekonomik büyümenin önemli bir bölümünü oluşturacağını düşünüyor. Bununla birlikte, katılımcıların yüzde 79'u bu yatırımların yerel topluluklardan ciddi direnç görebileceğini öngörüyor. Veri merkezlerinin istihdam yaratma kapasitesine ilişkin beklentiler ise daha sınırlı. Başekonomistlerin yüzde 61'i, bu yatırımların istihdam oluşturma açısından önemli bir paya sahip olacağını düşünmüyor. Katılımcıların çoğu, veri merkezi yatırımlarının elektrik ve su fiyatlarını artırabileceği görüşünde. Jeoekonomik parçalanma riski artıyor Başekonomistlerin yüzde 77'si, gelecek yıl jeoekonomik parçalanmanın artmasını bekliyor. Katılımcıların yüzde 55'i ABD'de, yüzde 43'ü ise Avrupa'da gümrük vergilerinin yükseleceğini tahmin ediyor. Ankete katılanların üçte ikisi küresel ticaret hacminin artacağını düşünürken, yüzde 83'ü Çin'in ABD dışındaki pazarlara yönelik ihracatının büyümesini bekliyor. Hindistan, Güneydoğu Asya, Orta Asya ve ABD, ekonomik görünüm açısından en olumlu değerlendirilen bölgeler arasında yer alıyor. Çin'in görünümünün ise zayıfladığı belirtiliyor. Ekonomistlerin yaklaşık üçte biri Çin'de zayıf büyüme bekliyor. Avrupa ekonomisinde sınırlı bir iyileşme öngörülmesine rağmen, katılımcıların yüzde 61'i bölgede zayıf veya çok zayıf büyüme tahmininde bulunuyor. Para politikalarında farklılaşma beklentisi Başekonomistlerin yaklaşık üçte biri, ABD, Çin ve Avrupa'da işsizliğin artacağını öngörüyor. Katılımcılar ayrıca para politikalarında ülkeler ve bölgeler arasında farklı yönlere doğru bir ayrışma yaşanabileceğini değerlendiriyor. Ankete göre, Japonya'da para politikasının sıkılaşmasını bekleyenlerin oranı yüzde 70, Avro Bölgesi için yüzde 53, ABD için ise yüzde 42 olarak ölçüldü. Gıda ve enerji maliyetlerinde artış beklentisi Başekonomistlerin yüzde 88'i gıda, yüzde 83'ü elektrik ve yüzde 77'si ulaşım maliyetlerinde artış bekliyor. Katılımcıların çoğu, birçok bölgede reel gelirlerin azalacağını veya mevcut seviyelerde kalacağını tahmin ediyor. Hükümetlerin temel ihtiyaç ürünlerinde vergi indirimleri ve tavan fiyat gibi görünür önlemlere başvurması beklenirken, düşük gelirli hanelere yönelik vergi indirimi öngören ekonomistlerin oranı yüzde 36'da kalıyor. WEF'ten dayanıklılık çağrısı WEF Ekonomik Büyüme ve Dönüşüm Bölümü Başkanı Attilio Di Battista, değerlendirmesinde başekonomistlerin küresel ekonomide istikrar beklentisini koruduğunu ancak belirsizliğin yüksek seviyede olduğunu belirtti. Di Battista, jeopolitik dalgalanmalar, olası varlık fiyatı düzeltmeleri, yapay zeka yatırımlarına yönelik artan denetimler ve yaşam maliyeti baskılarının küresel ekonomi açısından risk oluşturduğunu ifade etti. Son yıllarda yaşanan krizlerin aşılmasında hükümet desteklerinin önemli rol oynadığını belirten Di Battista, mali kapasitenin ilerleyen dönemde daralabileceğine dikkat çekerek, yeni bir şok ortaya çıkmadan önce dayanıklılığın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye'den 11 şirket Avrupa devleri arasında Haber

Türkiye'den 11 şirket Avrupa devleri arasında

Fortune tarafından hazırlanan Fortune 500 Europe 2026 listesi, Avrupa’nın en büyük şirketlerini yıllık gelirleri üzerinden sıraladı. 23 ülkeden ve 21 farklı sektörden şirketlerin yer aldığı listede toplam gelir yüzde 4 artarak 15,5 trilyon dolara yükseldi. Bu tutar, Avrupa ekonomisinin yaklaşık yarısına karşılık geldi. Listedeki şirketlerin toplam çalışan sayısı 34,6 milyon olurken, toplam kâr yüzde 3 artışla 1 trilyon doların üzerine çıktı. Listeye girmek için gereken minimum gelir de geçen yılki 6,3 milyar dolardan 7,4 milyar dolara yükseldi. Zirvede yine Volkswagen var Volkswagen, 363,1 milyar dolarlık geliriyle Avrupa’nın en büyük şirketi oldu. Alman otomotiv devi böylece Fortune 500 Europe sıralamasında üst üste üçüncü kez zirvede yer aldı. Shell 273,7 milyar dolarlık gelirle ikinci, Glencore ise 247,5 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. Listenin ilk 10 sırasında BP 192,5 milyar dolarla dördüncü, TotalEnergies 182,3 milyar dolarla beşinci, Stellantis 173,1 milyar dolarla altıncı oldu. BMW Group 150,5 milyar dolarla yedinci, Mercedes-Benz Group 149,1 milyar dolarla sekizinci sırayı aldı. Banco Santander 145,1 milyar dolarla dokuzuncu olurken, BNP Paribas 141,6 milyar dolarla ilk 10’u tamamladı. Kârlılıkta ise HSBC öne çıktı. Banka, 22 milyar dolarlık kârıyla listede en yüksek kâr açıklayan şirket oldu. Türkiye'den 11 şirket listede Fortune 500 Europe 2026 listesine Türkiye merkezli 11 şirket girdi. Bu şirketlerin toplam geliri 285,4 milyar dolar olurken, toplam istihdam 516 bin 100 kişi olarak kaydedildi. Türkiye’den listeye giren şirketler ve Avrupa sıralamaları şöyle: Koç Holding: 53 VakıfBank: 143 Sabancı Holding: 146 Türkiye İş Bankası: 151 Halkbank: 163 Türk Hava Yolları: 179 Ford Otosan: 215 BİM: 240 Anadolu Grubu: 244 Tera Yatırım Menkul Değerler: 389 Tofaş: 470 Koç Holding, 53. sıradaki konumuyla Türkiye’den listeye giren şirketler arasında ilk sırada yer aldı. Türk şirketlerinin toplam geliri 285,4 milyar dolar Fortune 500 Europe 2026’da yer alan 11 Türkiye merkezli şirketin toplam geliri 285,4 milyar dolara ulaştı. Bu şirketlerde toplam 516 bin 100 kişinin istihdam edilmesi, Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük şirketleri sıralamasındaki temsilinin ölçeğini ortaya koydu. Fortune’un 2026 listesi, Avrupa’nın büyük şirketlerinin toplam gelir ve kâr açısından büyümeyi sürdürdüğünü gösterirken, Türkiye’den 11 şirketin sıralamaya girmesi ülke şirketlerinin Avrupa ölçeğindeki konumunu da ortaya koydu.

Elektrikli araçta küresel satış 1,83 milyona ulaştı Haber

Elektrikli araçta küresel satış 1,83 milyona ulaştı

Londra merkezli veri analiz şirketi Benchmark Mineral Intelligence'ın ağustos ayına ilişkin verileri, elektrikli araç pazarında bölgeler arasındaki farklılaşmanın belirginleştiğini ortaya koydu. Dünya genelinde elektrikli araç satışları ağustosta 1,83 milyon adede ulaşırken, satışlar geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2 arttı. Ocak-ağustos döneminde ise küresel satışlar yıllık bazda yüzde 4 artışla 13,4 milyon adede yükseldi. Avrupa'da satışlar yüzde 36 arttı Küresel pazardaki en güçlü büyüme Avrupa'da görüldü. Avrupa'da ağustos ayında elektrikli araç satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 36 artarak 380 bin oldu. Bununla birlikte satışlar temmuza kıyasla yaz dönemindeki mevsimsel yavaşlamanın etkisiyle yüzde 15 geriledi. Bölgede ocak-ağustos dönemindeki toplam satışlar ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artarak 3,3 milyona ulaştı. Çin'de gerileme devam etti Dünyanın en büyük elektrikli araç pazarı Çin'de ise ağustos ayında düşüş kaydedildi. Çin'deki elektrikli araç satışları yıllık bazda yüzde 11 azalarak 1,03 milyon seviyesine geriledi. Ocak-ağustos döneminde de satışlar yüzde 12 düşüşle 6,9 milyon oldu. Böylece Çin, küresel elektrikli araç pazarındaki ağırlığını korurken yılın ilk sekiz ayında satışların daraldığı başlıca büyük pazar olarak öne çıktı. Kuzey Amerika'da sert düşüş Kuzey Amerika'da da elektrikli araç satışlarında belirgin bir gerileme yaşandı. Bölgede ağustos ayındaki satışlar geçen yılın aynı ayına göre yüzde 33 düşerek 140 bine indi. Ocak-ağustos döneminde ise satışlar yüzde 21 azalarak 1 milyon seviyesinde gerçekleşti. Pazarın görünümü bölgelere göre ayrışıyor Benchmark Mineral Intelligence verileri, küresel elektrikli araç pazarındaki büyümenin bölgelere eşit dağılmadığını gösterdi. Avrupa'daki güçlü artış küresel satışları desteklerken, Çin ve Kuzey Amerika'daki gerilemeler toplam büyümenin daha sınırlı kalmasına neden oldu. Ocak-ağustos döneminde küresel satışların yüzde 4 artması, elektrikli araçlara yönelik talebin genel olarak devam ettiğini ancak pazar dinamiklerinin bölgesel olarak önemli ölçüde farklılaştığını ortaya koydu.

Macaristan 10 Rus diplomatı sınır dışı etti Haber

Macaristan 10 Rus diplomatı sınır dışı etti

Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki diplomatik gerilim yeniden yükseldi. Almanya’nın Rusya’ya yönelik diplomatik ve kültürel kurumlara ilişkin kararlarının ardından Macaristan da 10 Rus diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi. Budapeşte yönetimi, diplomatların faaliyetlerinin Viyana Sözleşmesi kapsamında kabul edilemez olduğunu belirtirken, kararın Macaristan’ın güvenliği ve egemenliğini korumaya yönelik olduğunu açıkladı. Moskova’dan sert karşılık mesajı Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Macaristan’ın kararının Rusya-Macaristan ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini söyledi. Peskov, Rusya’nın Macaristan ile ilişkilerini geliştirmeye açık olduğunu belirterek, diplomatik ilişkilerdeki mevcut birikimin zarar görmesini istemediklerini ifade etti. Ancak Peskov, Moskova’nın karara karşılık vereceğini net biçimde ortaya koydu: “Bu eylemler, cevapsız kalmayacak.” Rusya Dışişleri Bakanlığı da Macaristan’ın kararına karşılık verileceğini açıkladı. Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Rusya’nın yanıtının “sert ve acı verici” olacağını belirtti. Macaristan: Diplomatların faaliyetleri kabul edilemez Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orbán, 10 Rus diplomatı sınır dışı etme kararının diplomatik ilişkilerin kesilmesi anlamına gelmediğini söyledi. Orbán, Budapeşte’nin Rusya ile gerekli diyaloğu sürdürmeye devam edeceğini, ancak ilişkilerin karşılıklı saygı ve kurallara uyulması temelinde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Macaristan hükümeti diplomatların hangi faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Almanya ile Rusya arasında da diplomatik gerilim tırmanıyor Macaristan’ın kararının öncesinde Almanya ile Rusya arasında da karşılıklı diplomatik adımlar atılmıştı. Almanya’nın Bonn’daki Rus Başkonsolosluğu ile Berlin’deki Rus Evi'ne yönelik kararlarının ardından Moskova, Almanya’nın St. Petersburg Başkonsolosluğunun faaliyet iznini geri çekti ve başkonsolosluğun 18 Eylül’e kadar faaliyetlerini sonlandırmasını istedi. Moskova’dan Ukrayna görüşmelerine ilişkin mesaj Peskov, Ukrayna konusunda ABD aracılığıyla yürütülen görüşmelere ilişkin de açıklamalarda bulundu. Henüz üzerinde uzlaşılmış bir yol haritası bulunmadığını belirten Peskov, Rusya, ABD ve Ukrayna arasındaki üçlü müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda siyasi iradenin bulunduğunu söyledi. Kremlin Sözcüsü, ABD tarafıyla temasların sürdüğünü ve görüşmelerin yeniden başlatılmasını umduklarını ifade etti. Peskov ayrıca Ukrayna ile esir asker değişimi ve ABD ile tutuklu takasına ilişkin temasların devam ettiğini belirtti. Böylece Macaristan’ın 10 Rus diplomatı sınır dışı etme kararı, Moskova ile Avrupa arasındaki diplomatik gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde yeni bir kriz başlığı olarak öne çıktı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.