SON DAKİKA
Hava Durumu

#Avrupa

Ekometre - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Abdullah Gül Yunanistan'daki Delfi Ekonomi Forumu'na katıldı Haber

Abdullah Gül Yunanistan'daki Delfi Ekonomi Forumu'na katıldı

Delfi Ekonomi Forumu'nda katıldığı sohbette konuşan 11. Cumhurbaşkanı Gül, dünyanın küresel bir kriz ve belirsizlik döneminden geçtiğine işaret etti. Kurallara dayalı düzen aşındırılıyor Gül, bazı güçlü devletlerin kurallara dayalı düzeni ve uluslararası normları aşındırdığını ifade etti. Gazze, İran ve Lübnan'a yönelik saldırıların yıkıcı olduğunu belirten Gül, "Bu operasyonlar uluslararası kuralları hiçe saydı. Ciddi insan hakları ihlallerine neden oldu. Uzmanlara ve Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre Gazze'deki durum soykırım oldu" dedi. ABD, İllegal eylemlerin kapılarını aralıyor' ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının da uzun vadede bölgesel ve küresel anlamda stratejik sonuçları olacağını vurgulayan Gül, "Amerikalı yetkililer bile Tahran'ın ABD için yakın bir tehdit oluşturmadığını kabul ediyor. Bu şekilde davranarak, ABD diğer güçler için de illegal eylemlerin kapılarını aralıyor" diye konuştu. Gül, bu süreçte ABD'nin imajının zedelendiğini ve Körfez ülkelerinin de ABD'nin gücüne olan güvenini kaybettiğini belirtti. Hürmüz Boğazı'nın yeni bir sorun olduğuna işaret eden Gül, küresel enerji arzının da olumsuz etkilendiğini kaydetti. 'İsrail bölgedeki acının sorumlusudur' Gül, İsrail'in her zamankinden daha izole olduğunu belirterek, "İsrail bölgedeki acının sorumlusudur. Komşu ülkelere yönelik sözde tampon bölge, işgal ve yasa dışı yerleşim politikaları sürdükçe bölgedeki olumsuz hava değişmeyecektir" dedi. Bu arada, Avrupa'nın stratejik özerklik gereksinimine de değinen Gül, "Ankara, Avrupa'nın bugün ihtiyaç duyduğu askeri kabiliyet ve stratejik erişime sahiptir" diye konuştu.

Kia yılın en iyi otomobil üreticisi seçildi Haber

Kia yılın en iyi otomobil üreticisi seçildi

Bu yıl yedincisi gerçekleştirilen BBC TopGear.com EV Ödülleri, en başarılı elektrikli araçları ve sektörde dönüşüme öncülük eden markaları ödüllendirdi. Kia’nın bu prestijli ödüle layık görülmesi, markanın elektrikli mobilite alanındaki stratejik kararlılığını ve uluslararası ölçekte yakaladığı güçlü ivmeyi ortaya koydu. Kia’nın son yıllarda elde ettiği başarılar, markanın elektrikli araç segmentindeki kalıcı yükselişini destekliyor. Marka; 2024 yılında EV3 ile “Yılın En İyi Crossover Modeli”, 2023 yılında EV9 ile “Yılın En İyi Aile Otomobili”, 2022 yılında “Yılın En İyi Otomobil Üreticisi” ve 2021 yılında EV6 ile “Yılın En İyi Crossover Modeli” ödüllerinin sahibi olmuştu. Bu süreklilik, Kia’nın ürün geliştirmedeki kalite anlayışını ve inovasyondaki iddiasını güçlü bir şekilde yansıtıyor. TopGear.com Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Ollie Kew, “Kia’nın farklı segmentlerde konumlanan ve çeşitli ihtiyaçlara yönelik seçenekler sunan elektrikli araç ürün gamı, sektörde yüksek kalite ve istikrarlı tutarlılığıyla ayrışıyor. Kia’nın elektrikli modelleri, vadedilen menzil tutarlılığının yanı sıra konforlu sürüş yaklaşımıyla da ön plana çıkıyor. Marka, kompakt segmentten başlayarak EV9 ile üst segmente uzanan geniş ürün yelpazesiyle dikkat çekiyor.” ifadelerini kullandı. Kia Avrupa Ürün, Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Başkan Yardımcısı Pablo Martinez Masip ise, “TopGear.com tarafından ‘Yılın En İyi Otomobil Üreticisi’ seçilmek, Kia’nın Avrupa’daki elektrikli mobilite stratejisinin güçlü bir göstergesidir. Kompakt ve erişilebilir modellerden yüksek performanslı araçlara kadar uzanan geniş portföyümüzle, farklı müşteri ihtiyaçlarına yanıt veriyoruz. Bu ödül, dönüşüm yolculuğumuzdaki kararlılığımızı ve Avrupa’da lider bir marka olma hedefimizi pekiştiriyor.” dedi. Kia, 2026 yılı içerisinde Türkiye’de satışa sunmayı planladığı EV2 ve Niro EV ile elektrikli araç ürün gamını genişletmeyi hedefliyor.

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız Haber

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız” çağrısı yaptı. Avdagiç, İTO’nun nisan ayı Meclis Toplantısı’nda küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Büyüme için 3 öneri Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, “Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz" dedi. Fırsat penceresi konjonktürel değil Türkiye'nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: “Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)' diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız.” Temel zorluğumuz fiziksel kıtlık Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, “Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar” dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, “Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların yarattığı etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" dedi. Barışla yeni bir dönem bekliyoruz Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, “ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Yüzde 7’ye yaklaşan kur-enflasyon makası ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor Başkan Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, “Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız” dedi. Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4.7 arttığını kaydetti. Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: “Bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye'nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.” Merkez Bankası'nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: “Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır.” SOFTITO’da yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz 2026 yılının İTO ve üyeleri için dijital dönüşümün bir ileri safhaya taşındığı yapay zeka dönemi olacağını, bu yönde projelere ve faaliyetlere ağırlık vereceklerini hatırlatan Şekib Avdagiç, “Artık üretimden eğitime, gündelik hayattan kültüre kadar her safhada yapay zeka, odak noktamızda yer alıyor. Bizler de ya kendimizi dönüştüreceğiz ya da başkalarının dönüştüreceği bir varlık haline geleceğiz. Üretimimizi, sanayimizi yapay zeka ile yeniden tasarlamamız gerekiyor” dedi. Yapay zekanın, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için de stratejik bir teknoloji olduğunun altını çizen Avdagiç, bu yöndeki faaliyetleri ve projeleriyle İTO Teknoloji Ekosistemi oluşturduklarını, SoftITo, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ve Teknopark İstanbul ile birbirini tamamlayan üç kritik yapı kurduklarını anımsattı. Avdagiç, Meclis üyelerine de şu çağrıda bulundu: “Sizlere bir duyurum var: Şimdi bu yapının önemli bir ayağı olan SoftITo’da 4. Dönemi başlatıyoruz. Yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz. 320 saatlik eğitim sonucunda bu alanda aranan vasıflarla donatıyoruz. Müracaatları 19 Nisan 2026 tarihine kadar alıyoruz.”

BTM' den 10 yılda 2 milyar dolarlık ekosistem Haber

BTM' den 10 yılda 2 milyar dolarlık ekosistem

Bu yıl 10’uncu yaşını kutlamaya hazırlanan Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nin (BTM) Genel Müdürü Dr. Önder Kul, gelinen noktayı tek cümle ile özetledi: 10 yıl önce bir fikirdik, bugün 2 milyar doları aşan bir ekosistem haline geldik. İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından kurulan ve fikir aşamasındaki girişimleri küresel ölçekte değer üreten yapılara dönüştüren BTM, bugün girişimcilik ekosisteminin merkezinde konumlanıyor. BTM Genel Müdürü Dr. Önder Kul, gelinen noktayı şöyle özetledi: “10 yıl önce bir fikirdik, bugün 2 milyar doları aşan bir ekosistem haline geldik.” BTM’nin yalnızca bir kuluçka merkezi olmadığına dikkat çeken Kul, ortaya koydukları somut çıktılara da vurgu yaptı. Kul, “Bugün geldiğimiz noktada BTM, girişimciliğin konuşulduğu bir alan değil; üretildiği, yatırım aldığı ve global ölçekte karşılık bulduğu bir yapı. Geride kalan 10 yıl içinde 12 bin 500’den fazla girişimciye doğrudan destek sağladık. Bugün BTM girişimlerinin ulaştığı toplam portföy büyüklüğü 2 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Aynı şekilde 410 milyon doların üzerinde yatırım değerlemesi, oluşturduğumuz yapının sürdürülebilirliğini ve etkisini açıkça ortaya koyuyor” dedi. Fikirlerin ticarileştiği bir yapı kurduk BTM’nin yaklaşımının klasik destek modellerinden ayrıştığını belirten Kul, “Al fikrini gel, fikrin iş yapsın mottosu ile yola çıktık. Ancak bugün geldiğimiz noktada erken seviyeden ileri aşamaya kadar tüm girişimleri kapsayan desteklere sahip bir yapı haline geldik. Girişimcilerimize yalnızca alan değil; yatırımcıya erişim, mentörlük, uluslararası bağlantılar ve pazara açılma imkanı sunuyoruz. Bu sayede fikirler raflarda kalmıyor, şirketlere dönüşüyor, ticarete katkı sunuyor” dedi. BTM’nin, girişimcilik ekosisteminde otorite olarak kabul edilen UBI Global tarafından “Dünyanın En İyi Üçüncü Kuluçka Merkezi” seçildiğini hatırlatan Kul, uluslararası büyüme stratejilerine de değindi. BTM’nin artık küresel ölçekte oyun kuran bir yapıya dönüştüğünü söyleyen Kul, “BTM bugün dünyanın önemli girişimcilik merkezlerinde yer alarak global bir oyuncu olma yolunda ilerliyor. Londra’nın dönüşüm hikâyesinin en güçlü simgelerinden biri haline gelen Battersea Power Station’da konumlanmamız, bu vizyonun somut bir göstergesi. Aynı şekilde Dubai World Trade Centre’deki varlığımızla Körfez pazarına doğrudan erişim sağlıyoruz. BTM artık yerel bir yapı değil, global bir oyuncu” dedi. Yeni dönemde Avrupa ve Balkanlar’a açılım kapsamında Saraybosna’da da bir ofis açtıklarını belirten Kul, “Bosna Hersek’te hayata geçirdiğimiz yapılanma ile Balkanlar’dan Avrupa’ya uzanan bir girişimcilik köprüsü kuruyoruz. Bu ofisimiz, bölgedeki girişimciler için önemli bir merkez olacak. Saraybosna’da attığımız adım, Balkanlar’dan Avrupa’ya uzanan yeni bir girişimcilik hattının başlangıcı. Bu bölgeyi yalnızca izlemiyoruz, şekillendirmek de istiyoruz” dedi. 2026’da küresel vitrin genişliyor Uluslararası Teknoloji Pazarlama Ofisleri’nin (UTPO) girişimlerin globalleşmesinde kritik rol oynadığını vurgulayan Kul, “Yüzde 75’e varan finansman desteğiyle girişimcinin dünyaya açılmasını bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıp stratejik bir avantaja dönüştürdük. Bu model, girişimlerin globalleşme sürecini hızlandıran önemli bir kaldıraç görevi görüyor” dedi. BTM’nin girişimcileri global sahneye taşıma hedefinin altını da çizen Kul, “2026 yılında 30’u aşkın ulusal ve uluslararası fuarla girişimcilerimizi dünyanın farklı pazarlarına taşıyacağız. Bizim için görünürlük değil, erişim önemli” dedi. Bir yandan dünyada açılımlarını sürdürürken bir yandan da yurt içindeki etkin stratejilerine devam edeceklerinin altını çizen Kul, BTM’nin yürüttüğü tematik programların ekosistemde önemli bir derinlik oluşturduğunu ifade eden Kul, İstanbul Kalkınma Ajansı ve uluslararası paydaşlarla hayata geçirilen programların girişimcilik tabanını genişlettiğini belirtti. “Erken aşama girişimlerden yatırımcı geliştirmeye, lise düzeyinden kurumsal iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede programlar yürütüyoruz. Amacımız yalnızca bugünün değil, geleceğin girişimcilik ekosistemini de inşa etmek” diyen Kul, yeni dönemde hayata geçirilecek Yatırımcı Hızlandırma Programı, BİGG Cube ve yapay zekâ odaklı dönüşüm programlarının bu vizyonun bir parçası olduğunu söyledi. “BTM bu hikayenin merkezinde kalacak” Geçen yılın ikinci yarısında uygulamaya aldıkları Kampus Elçisi programına da değinen Kul, “24 üniversitede 34 kampüs elçisiyle girişimciliği sahaya taşıyoruz. Girişimciyi mezun olduktan sonra değil, daha okuldayken yakalıyoruz. Bu programla girişimcilik kültürünü üniversite ortamında yaygınlaştırıyor, genç yetenekleri erken aşamada keşfediyor ve onları ekosistemimize kazandırıyoruz” ifadelerini kullandı. 2025 başında BTM TEKMER’i faaliyete geçirdiklerini de hatırlatan Kul, “BTM TEKMER teknoloji odaklı girişimler için önemli bir merkez oldu. Girişimcilere mentorluk, eğitim, yatırımcı erişimi ve güçlü bir iş ağı sunarak fikirlerin ticarileşmesini ve sürdürülebilir şirketlere dönüşmesini sağlıyoruz” dedi. Dr. Önder Kul, BTM’nin önümüzdeki dönem vizyonunu ise “Türkiye’den çıkan girişimlerin dünyada daha fazla söz sahibi olduğu bir döneme giriyoruz. BTM bu hikayenin merkezinde olmaya devam edecek” sözleriyle özetledi.

Avusturya hava sahasını ABD'ye kapattı Haber

Avusturya hava sahasını ABD'ye kapattı

Avusturya, İran’a yönelik olası askeri operasyonlar kapsamında ABD’nin hava sahası kullanım talebine izin vermedi. ORF’nin haberine göre, Avusturya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ülkenin tarafsızlık yasası gereği bu tür askeri uçuşlara onay verilmediği bildirildi. Tarafsızlık yasası gerekçe gösterildi Avusturya Savunma Bakanlığı açıklamasında, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları için hava sahasını kullanmasına izin verilmediği belirtilirken, kararın ülkenin tarafsızlık politikası çerçevesinde alındığı ifade edildi. ABD’den gelen talebin detaylarına ilişkin ise bilgi paylaşılmadı. Siyasi tepkiler geldi Koalisyon hükümetinde yer alan Sosyal Demokrat Parti’nin Aşağı Avusturya Eyaleti Başkanı Sven Hergovich, yaptığı açıklamada ülkenin aktif bir tarafsızlık politikası izlemesi gerektiğini belirtti. Hergovich, “ABD Başkanı Donald Trump’ın tüm Körfez bölgesini sürüklediği, tamamen çılgın ve uluslararası hukuka aykırı savaşı nedeniyle Avusturya ve Avrupa ekonomik olarak büyük zarar görüyor.” ifadelerini kullandı. Uçuşlara tam yasak çağrısı Hergovich, Savunma Bakanı Klaudia Tanner’in ABD ordusunun Körfez’e yönelik hiçbir uçuşunu onaylamaması gerektiğini vurguladı. Nakliye ve lojistik destek uçuşları dahil tüm faaliyetlerin yasaklanmasının, ABD politikalarına karşı net bir mesaj olacağını ifade etti.

Sabiha Gökçen Havalimanı Avrupa havacılık ekosisteminin parlayan yıldızı Haber

Sabiha Gökçen Havalimanı Avrupa havacılık ekosisteminin parlayan yıldızı

Sabiha Gökçen Avrupa genelinde sektör standartlarını yükseltmeye devam ediyor Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin (ACI Europe) 2026 yılı Şubat trafik verilerine göre ISG, geçen yıla kıyasla kıtanın en güçlü büyüme performanslarından birine imza attı. İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (ISG), Avrupa havacılık sektöründeki güçlü yükselişini rekor performansla sürdürmeye devam ediyor. Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin (ACI Europe) 2026 yılı Ocak ve Şubat aylarına ilişkin trafik verilerine göre ISG, kıta genelinde en güçlü büyüme performansını sergileyen havalimanları arasında zirvede yer aldı. Yıllık 40 milyon üzeri yolcu kapasitesine sahip “Major/Büyük Havalimanları” kategorisinde, Ocak ayında %14,3, Şubat ayında ise %15,7 yolcu artışı kaydeden Sabiha Gökçen, Avrupa’nın en hızlı büyüyen havalimanı konumunu pekiştirdi. Bu güçlü performans, 2025 yılında elde edilen rekor büyümenin üzerine inşa edildi. ACI Europe 2025 yılı verilerine göre ISG, %16,7’lik yıllık yolcu artışı ile Avrupa’nın 40 milyon üzeri yolcu kategorisindeki 'Major/Büyük Havalimanları' arasında en hızlı büyüyen havalimanı olmuştu. 48,4 milyon yolcu ile tarihi eşik aşıldı 2025 yılını 48,4 milyon yolcu ile tamamlayan İstanbul Sabiha Gökçen, tarihindeki en yüksek yolcu sayısına ulaşarak önemli bir kilometre taşını geride bıraktı. Bu performansıyla Sabiha Gökçen; Münih, Londra- Gatwick, Lizbon gibi önde gelen Avrupa havalimanlarını geride bırakarak kıtanın en yoğun havalimanları arasında üst sıralara yükseldi. 2026 yılında da Avrupa havacılık sektöründeki öncü konumunu istikrarlı bir şekilde devam ettiren İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (SAW), ACI Europe Ocak ve Şubat raporlarına göre yolcu artışında zirvedeki konumunu korudu. Ocak 2026 Havalimanı Trafik Raporu'na göre, Avrupa kıtasındaki büyük (majör) havalimanları arasında yüzde 14,3'lük yolcu artışıyla en güçlü büyüme performansını sergileyen Sabiha Gökçen, Şubat ayında da %15,7 ile en yüksek büyüme oranıyla Avrupa havacılık arenasında, zirvedeki yerini sağlamlaştırdı. Sabiha Gökçen Havalimanı Avrupa havacılık ekosisteminin parlayan yıldızı Özellikle stratejik iş birlikleri ve genişleyen uçuş ağı sayesinde "Şehrin Havalimanı" kimliğini uluslararası bir bağlantı merkezi vizyonuyla pekiştiren İstanbul Sabiha Gökçen (ISG), küresel bir merkez olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Havalimanının son zamanlarda gerçekleştirdiği Uzak Doğu hatlarındaki stratejik ortaklıkları ve Avrupa genelinde artan uçuş frekansları, bu sürdürülebilir başarı grafiğinin en somut göstergeleri olarak dikkat çekiyor. Güçlü altyapısı, sürekli iyileştirilen ve artırılan operasyonel kapasitesi ve yolcu deneyimine odaklanan yaklaşımıyla Sabiha Gökçen Havalimanı, İstanbul’un küresel bir hava ulaşım merkezi olarak Avrupa’nın en prestijli havalimanları arasındaki yerini daha da ileriye taşımaya ve Türkiye’nin en önemli ve dinamik kapılarından biri olma misyonunu pekiştirmeye devam ediyor.

Demir çelik sektöründe dev buluşma Haber

Demir çelik sektöründe dev buluşma

Ege Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EİB Konferans Salonu’nda fiziki katılımın yanı sıra eş zamanlı webinar yayınıyla hibrit formatta yapıldı. Demir çelik sektöründe bilgi birikiminin yeni nesillere aktarılmasını hedefleyen organizasyon, sektörün deneyimli isimlerini, aktif profesyonellerini ve genç kuşağı aynı platformda buluşturdu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panel oturumunda, çelik sektörünün önde gelen isimleri mesleki deneyimlerini, sektörde yaşanan dönüşümleri ve geleceğe yönelik değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Organizasyon; sektör profesyonellerinin yanı sıra genç mühendisler, üniversite öğrencileri, akademisyenler ve kurum temsilcilerinin katılımıyla kuşaklar arası etkileşime zemin hazırladı. Açılış konuşmalarını, SteelRadar Yönetim Kurulu Başkanı Cem Öztüre ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan’ın gerçekleştirildiği “Deneyimden Geleceğe” başlıklı panel oturumunda ise Kibar Dış Ticaret A.Ş. Orta Doğu & Kuzey Afrika Ticaret Müdürü Barış Yüce, Çelik Dış Ticaret Derneği Yönetim Kurulu Danışmanı Mete Bülent Adalı, Çelik Dış Ticaret Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, Karabük Demir Çelik (KARDEMİR) Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Dr. S. Tuğrul İmer ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü Cem Öztüre üstlendi. Panelin açılış konuşmasını yapan Cem Öztüre, Türk çelik sanayisinin dünyada 7., Avrupa’da ise 1. sırada yer aldığını vurgulayarak; "Bugün 38 milyon ton üretim yapıyorsak, bu noktaya hiç de kolay gelinmedi. Bu başarı, bugün bu salonda bulunan sanayici üstatlarımızın eseridir. Yarın bu koltuklara sizler geçeceksiniz. Türk mühendisleri bugün Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar dünyanın her yerindeki tesisleri yönetiyor. Sizler bu tecrübelerle yoğrulup bayrağı daha ileriye taşıyacaksınız," dedi. Ege Demir ve DemirDışı İhracatçılar Birliği Başkanı Yalçın Ertan yaptığı açılış konuşmasında; “Ege Demir ve Demir Dışı İhracatçılar Birliği olarak SteelRadar ile gerçekleştirdiğimiz bu buluşma, tam olarak bilgi birikiminin kuşaktan kuşağa aktarılması ihtiyacına cevap veren çok kıymetli bir adımdır. Demir ve çelik sektörü, ülkemizin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini doğrudan yansıtan en stratejik alanlardan biridir. Ege bölgemiz; liman altyapısı, sanayi birikimi, lojistik avantajları ve nitelikli insan kaynağı ile sektörümüzün en önemli buluşma noktasıdır. Rakamlara bakacak olursak; 2025 yılında 2 milyar 591 milyon dolarlık bir ihracatla ülkemize devasa bir katkı sağladık. Türkiye bugün dünyada çok önemli bir çelik üreticisi ve ihracatçısı konumundadır. Özellikle uzun ürünlerde Çin'den sonra dünyanın ikinci büyük ihracatçısıyız. Bugünün öğrencileri yarının sektör temsilcileri olacaktır. Sektörümüzün sürdürülebilir başarısı, sizlerin bu deneyimlerden faydalanmasına ve doğru yönlendirilmesine bağlıdır. Sizlerin sektörü yakından tanıması bizim için bir sosyal sorumluluktur. Hepinize katılımlarınız için teşekkür ediyorum." Yalçın Ertan: "Genç ihracatçılar asla pes etmeyin" Kendi başarı hikayesini anlatan Yalçın Ertan, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik eğitimi ve ABD’deki master sürecinin ardından 1980 ihtilalinden hemen sonra ülkesine dönerek dış ticaretin "alfabesinin" yazıldığı yılları şu sözlerle aktardı; "Aydın Atça’dan çıkıp dünya pazarlarına uzanan 1982’de Metaş grubunda dış ticaret hamlesine başladığımızda alfabenin başındaydık. Diğer ülke temsilcileri bize ikinci sınıf tüccar muamelesi yapıyordu ama biz hiçbir zaman yılmadık ve özgüveni kaybetsek pazara girmek için sefere çıkar gibi gider, işi almadan geri dönmezdik. 15 yıl boyunca yılda 250 gün seyahat ettim. Ağırlıklı olarak inşaat demiri ve profil üretirken bugün ürün yelpazesi çok genişlemiş ve ülke olarak bugün Avrupa’nın bir numaralı üreticisine dönüştük. Gençler, annemin bir sözü vardır: 'Oğlum malına değil, pazarına güven.' Pazarınız kuvvetliyse, satış kanallarınız iyiyse malınızı satma şansınız daha yüksektir. Antenlerinizi dik tutun, iyi ilişkiler içinde olun, taahhütlerinizi yerine getirin, kokuyu iyi alın, çok çalışın, yılmayın ve asla pes etmeyin." "Nane şekerinden ihracat imparatorluğuna" Çelik Dış Ticaret Derneği Başkanı Namık Ekinci, çocuk yaşta başlayan ticaret tutkusunu ve sektördeki devrim niteliğindeki adımlarını paylaşarak"11 yaşımda mısırları pişirip satarak ticarete başladım. Karabük’teki haddehanelerde sırtımda demir taşıdım; Türkiye’de ilk 'prim sistemini' ben uyguladım. 80’li yıllarda İran ve Irak savaşırken, her iki ülkeye girebilmek için iki ayrı pasaport taşırdık. Irak'ta rakiplerimizden gizlenerek otel odalarından çıkmadan operasyon yönetirdik. 2000 yılına kadar Türkiye’nin yaptığı toplam çelik ihracatının %65’inin ilk ihracatçısı olma gururunu yaşadım. Dürüstlük ve strateji en büyük sermayenizdir." Muammer Bilgiç: "Türkiye’nin çelik başarısı bir 'üniversite' disiplinidir" Sektörün duayen isimlerinden Muammer Bilgiç, Türk çelik sektörünün tarihsel gelişimini ve kurumsallaşma sürecini şu derinlikli analizle aktardı. Bilgiç; "Türkiye bugün dünyanın on yedinci büyük ekonomisidir ama hiçbir sanayi dalında Avrupa'nın bir numarası değildir; bir tek demir çelik hariç! Bu devasa başarı tesadüf değildir. Her şeyin kaynağı Karabük’tür; Karabük aslında bir sektörel 'üniversite'dir. 1956’da kurulan Metaş ise Türkiye’nin özel sektördeki ilk ark ocaklı demir çelik tesisidir ve dünyadaki ikinci sürekli döküm makinesi orada kurulmuştur. Metaş ve Ekinciler gibi kurumlar, sadece çelik değil, insan yetiştirmişlerdir. Filmaşin üretiminden kaynak elektroduna kadar Türkiye’nin bugün dünyayla yarıştığı pek çok katma değerli ürünün tohumları o dönemdeki 'insana yatırım' vizyonuyla atılmıştır. Bu büyüklük kolay elde edilmedi, kıymetini bilmek zorundayız." "ODTÜ diplomasıyla 3 ay hurda ayıkladım" Çelik Dış Ticaret Derneği Danışmanı Mete Bülent Adalı, kariyerin mutfak kısmına vurgu yaparak; "Metalürji mühendisi olarak işe başladığımda, işin mutfağını öğrenmem için beni hurda sahasına soktular. Üç ay boyunca elimle hurda ayıkladım, bakırı demirden temizledim. İşin tozunu yutmadan masada kazanamazsınız. Haritayı önünüze koyun; hangi milletin neyi sevdiğini, Arapların ve Hintlilerin ticaret kültürünü öğrenin," tavsiyesinde bulundu. "Mülakatta istek ve süreklilik arıyoruz" Kardemir Satış ve Pazarlama GMY Tuğrul İmer, Kardemir’in stratejik önemini ve insan kaynağı kriterlerine değinerek; "Ray ve demir yolu tekerleği gibi kritik ürünlerde Türkiye'nin tek üreticisiyiz. Ancak dünya değişiyor, Avrupa CBAM ile artık kapıları zorlaştırıyor. Yeni pazarlar (Kuzey Afrika, ABD, Ukrayna) arayışındayız. Mülakatlarda adayların üniversitesinden ziyade o 'istek' ışığını ve sürekliliğini görmeye çalışıyoruz. İngilizce ve piyasa analizi yeteneği bizim için olmazsa olmazdır." "Zor zamanlarda pozitif strateji kazandırır" İzmir Demir Çelik (İDÇ) İhracat Satış Müdürü Eftal Pehlivan, sektördeki zorluklara rağmen iyimserliğini koruduğunu belirterek; "Şartlar kolay değil ama ben her zaman pozitif bakmayı tercih ediyorum. Hürmüz Boğazı'ndaki lojistik sıkıntılar bizim gibi Avrupa’ya yakın ve elektrikli ark ocağına sahip tesisler için fırsatlar yaratıyor. Doğru zamanda doğru yerde olmak ve network’ü güçlü tutmak bizi rakiplerimizin önüne geçirecektir. 'Made in EU' standartları önümüzde yeni kapılar açıyor,"dedi. "Yapay Zekanın yapamadığını insan tasarımı yapar" OSP Demir Celik Genel Müdürü Zühtü Özçelik, sanayici bakış açısıyla; "Türkiye'nin en büyük kaybı insanların çok erken emekli olmasıdır. 60-65 yaş, bir insanın en verimli dönemidir. Ben mülakatlarda belgelere değil, azme bakarım. Makine bir şekilde kurulur ama yapay zekada olmayan tek şey insani tasarım gücüdür. Kaizen (sürekli iyileştirme) felsefesini hayatınızın merkezine koyun," dedi. "Merak sizi marin sektörüne lider yapar" SAM Mekanik Enerji Taahhüt ve Ticaret Genel Müdürü Levent Bilgili, meraka dayalı inovasyonun gücünü, geliştirdiği elektrikli tekne projesiyle anlattı; "Mühendislik eğitimi bir unvandır; asıl güç araştırmacı ruhtadır. Sırf meraktan yaptığım elektrikli tekne sayesinde bugün Temsa ve Skoda gibi devlerle marin sektörü üzerine çalışıyorum. Katma değer sağladığınız sürece iş hayatında varsınız." İnteraktif Soru-Cevap ve yoğun katılım Panelin ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde, genç mühendis adayları ve akademisyenler merak ettikleri konuları duayen isimlere yöneltti. Sektörel daralmadan yeşil dönüşüme, kariyer basamaklarından yeni pazar stratejilerine kadar pek çok konunun detaylandırıldığı bu bölümde, kuşaklar arası dinamik bir diyalog kuruldu. Etkinlik, EİB Konferans Salonu’nu dolduran yüzlerce fiziksel katılımcının yanı sıra webinar üzerinden takip eden izleyicilerle birlikte yoğun bir katılıma sahne oldu. SteelRadar, "Deneyimden Geleceğe" serisiyle Türkiye'nin farklı sanayi bölgelerinde tecrübeyi yeni nesillere taşımaya devam edecek. Etkinlik, panelistlere plaketlerin takdim edilmesinin ardından sona erdi.

Orta Doğu gerilimiyle küresel enerji güvenlik ağı çöküyor Haber

Orta Doğu gerilimiyle küresel enerji güvenlik ağı çöküyor

ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri ile İran savaşı, enerjiyi ve sıvılaştırılmış doğalgaz tedarik zincirinin her noktasını etkiledi. WSJ'daki habere göre Hürmüz Boğazı'nın da kapanmasıyla oluşan petroldeki arz krizinin yaratacağı tahribat öngörülemiyor. LNG, savaş alanının ta kendisi haline gelirken, dünya da bu konuda zorlu bir sınava giriyor Wall Street Journal'daki habere göre İran'daki savaş, bölgesel LNG tedarik zincirinin her noktasını parçaladı. Dünyanın en büyük LNG üreticilerinden biri olan Katar'a İran'ın düzenlediği misilleme saldırıları, Ras Laffan tesisine zarar vererek kapasitesinin yaklaşık yüzde 17'sini beş yıla kadar devre dışı bıraktı ve ülkenin devasa genişleme planlarını geciktirdi. Salı günü ise QatarEnergy; Çin, Güney Kore, İtalya ve Belçika'daki müşterileri de dahil olmak üzere bazı LNG tedarik sözleşmelerinde mücbir sebep ilan etti. "LNG, savaş alanının ta kendisi oldu" Yani on yıllar boyunca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), enerji krizleri sırasında küresel ekonominin güvenilir bir çıkış noktası görevi görülürken, şimdi savaş alanının ta kendisi haline geldi. Tüm bunlarla beraber küresel LNG'nin yaklaşık beşte birini taşıyan Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi trafiği de felç olmuş durumda. Körfez'den gelen arz konusunda alıcı güveni de sarsılmış durumda. Uzmanlar, Trump yönetimi ve İran kısa süre içinde savaşı sona erdirmek konusunda anlaşsalar bile, LNG piyasası üzerindeki sonuçların uzun süreli ve petrol piyasasına göre daha da derin olacağını söylüyor. Ham petrolün aksine, dünyada acil durumlarda kullanılabilecek büyük bir stratejik doğalgaz rezervi bulunmamakta. Ortadoğu petrolünün bir kısmı karayolu boru hatlarıyla Hürmüz Boğazı'nı atlayarak Katar'a taşınabilirken, Katar LNG'sinin alternatif çıkış yolları yok. Öte yandan, sıvılaştırma tesisleri, inşası yıllar süren ve geleneksel petrol sahalarına göre onarımı çok daha uzun süren son derece uzmanlaşmış mühendislik mega projeler olarak biliniyor. "Savaş bir gecede bitse bile, doğalgaz piyasasının normale dönmesi çok uzun sürecek" WSJ'a konuşan Oxford Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve eski enerji ticaret yöneticisi Adi Imsirovic "Savaş bir gecede bitse bile, doğalgaz piyasasının normale dönmesi petrol piyasasına göre çok daha uzun sürecektir. Sistemdeki açığın büyük bir kısmı eskiden LNG tarafından karşılanıyordu, bu nedenle zincirleme etkiler çok büyük" dedi. LNG krizi, zengin ülkeleri uzun süreli enerji kaynaklı enflasyon dalgasıyla tehdit ederken, aynı zamanda kırılgan gelişmekte olan ekonomileri yakıtı kısıtlamaya ve fabrika üretim hatlarını kapatmaya zorluyor. Ayrıca küresel mahsul verimini de tehlikeye atıyor. Uzmanlara göre bu yeni gerçeklik, LNG'nin jeopolitik bir güvenlik ağı olarak uzun süredir sahip olduğu itibarını da zedeliyor. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya saldırısının ardından Avrupa'nın doğalgaz boru hattı tedarikini kesmesiyle, deniz yoluyla taşınan LNG sevkiyatları bu boşluğu hızla doldurmaya yardımcı oldu. 2011'deki Fukuşima felaketinin ardından, LNG sevkiyatları Japonya'nın nükleer reaktörlerini kapatmasının şokunu absorbe etti ve elektrik şebekesinin çalışmasını sağladı. Rystad Energy danışmanlık firmasının kıdemli analisti Jan-Eric Fähnrich "Bu, doğalgaz piyasası için yönsel bir değişim: zaman içinde daha fazla arz esnekliği beklemekten, daha sıkı dengeler ve daha büyük altyapı riskiyle karşı karşıya kalmaya doğru bir geçiş. Şimdi önemli olan sadece kaybedilen hacim değil, aynı zamanda oluşturulan emsaldir. Körfez'deki kritik enerji altyapısının savunmasız olduğu görüldüğünde, alıcılar bu riski ilk kesintiden daha uzun süre fiyatlandıracaklardır." değerlendirmesinde bulundu. "Savaş özellikle asya'yı orantısız şekilde etkiliyor" Katar ve BAE ihracatının durmasıyla birlikte, Avrupa ve Asya, ABD ve Avustralya'dan gelen boş kapasite için agresif bir şekilde rekabet etmek zorunda kalıyor. Veri sağlayıcısı Kpler'e göre, Avrupa'ya gitmesi planlanan yaklaşık 11 LNG tankeri 3 Mart'tan bu yana Asya'ya yönlendirildi. Geçtiğimiz hafta, Louisiana'daki Plaquemines LNG terminalinde yüklediği kargoyu taşıyan ve yaklaşık üç futbol sahası uzunluğundaki La Seine adlı tanker, yolculuğunun ortasında rotasını değiştirdi. Kpler verilerine göre, tanker batı Fransa'daki bir ithalat terminali yerine Asya'da daha yüksek fiyat veren bir alıcıya yöneldi. Rystad'a göre, İran savaşının sonuçları Asya'yı orantısız bir şekilde etkiliyor. Çin, Katar LNG'sinin en büyük ithalatçısı olup ihracatının yaklaşık dörtte birini satın alırken, Hindistan yaklaşık yüzde 10'unu ithal ediyor. LNG'lerinin çoğunu Körfez'den alan Asya'daki gelişmekte olan ülkeler, fiyatların yüksekliği nedeniyle özellikle zor durumda kalıyorlar. Planlar teker teker erteleniyor Saldırılardan önce, Katar'ın devasa Kuzey Sahası genişletme projesinin bu yılın sonlarından itibaren piyasayı yeni LNG ile doldurması bekleniyordu. Körfez'deki altyapı hasarı ve lojistik felci, bu planları erteleyecek gibi görünüyor. Rystad, genişlemede bir yıla kadar gecikmeler olabileceğini, Ras Laffan'ın yeniden inşasının ise beş yıl sürebileceğini tahmin ediyor. Danışmanlık firması Eurasia Group, müşterilerine gönderdiği bir raporda, "Aşırı arz beklenirken, küresel doğalgaz piyasası artık yetersiz arz (ve pahalılık) durumuna düşecek" diye yazdı. En büyük LNG ihracatçısı olan ABD, kıtlık döneminde büyük bir kazanç elde edecek olsa da, yeni ihracat kapasitesi eklemek yıllar alacak. Yine de yöneticiler, fiyatların hızla yükselmesinin talep düşüşüne ve ekonomik yavaşlamaya yol açabileceği konusunda uyarıyor. Shell, küresel LNG talebinin 2040 yılına kadar yüzde 68'e kadar artacağını öngörüyor. Ancak LNG'nin taşınabilirliğini sağlayan mühendislik, altyapısını benzersiz derecede kırılgan hale getiriyor. Uzmanlara göre savaş devam ettiği sürece kırılganlıklar ve belirsizlikler dünyayı ve enerji piyasalarını sarsmaya devam edecek gibi görünüyor...

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi Haber

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi

Döviz kredisine erişim neredeyse dururken; TL kredilere yönelen talep, faizlerin yüzde 55 seviyelerine yükselmesine yol açtı. Sektör temsilcileri tahsilatların aksadığı piyasada ‘yaprak dökümü’ uyarısında bulunurken, savaşın 2026’yı da ‘kayıp yıla’ dönüştürmesinden endişeli. ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların gerilimi sürerken, savaşın ateşi iç piyasayı ısıtmaya devam ediyor. Küresel enerji koridorunun merkezi konumundaki Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla petrol kaynaklı hammadde krizi, başta plastik olmak üzere birçok sektörde maliyetleri ve belirsizliği artırırken, reel sektörün daralan finansman kanallarını iyice sıkıştırdı. Savaşın başlamasının hemen ardından Merkez Bankası’nın (TCMB) önlem amacıyla attığı sıkılaştırma adımlarının yanı sıra artan döviz kredilerine erişimin neredeyse durması kredi maliyetlerini fırlattı. Bankalar kredi faiz oranlarını yüzde 45’ler seviyesinden yüzde 55’lere kadar yükseltirken, yüksek maliyetine katlanan firmaların dahi kredi bulmakta zorlandığı iddia ediliyor. Savaşın doğurduğu petrol krizinin enflasyonist etkisinden endişe edinen reel sektör, finansman ve operasyonel maliyetlerde yukarı yönlü hareketin 2026’yı da tıpkı 2025 gibi kayıp yıla çevirmesinden endişe ediyor. FAYAT: TL kredi kıymete bindi Merve Yiğitcan'ın haberine göre, piyasadaki finansal sıkışıklığa ilişkin değerlendirmelerde bulunan TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat, Merkez Bankası’nın politika faizine dokunmadan attığı adımların piyasa faizlerini yukarı çektiğini söyledi. Fayat, “Merkez Bankası, birkaç regülasyonla politika faizini artırmadan gecelik borçlanma maliyetini yaklaşık 300 baz puan yukarı çekmiş oldu. Bu hamle, bankaları döviz kredisi kullandırmama noktasına itti. Şu an hangi bankaya gitseniz ‘döviz yok’ yanıtını alıyorsunuz” dedi. Döviz kanallarının kapanmasıyla TL kredilere yönelik bir talep yığılması olduğunu dile getiren Fayat, “Adeta TL kredi kıymete bindi. Son iki haftada faizlerin yüzde 10 gibi çok yüksek bir oranda yukarı çekildiğini görüyoruz, yüzde 55 oranları konuşulmaya başlandı. Hem bayram öncesi ödemeler hem de çalışan maliyetleri bu talebi artırmış olabilir ancak asıl tetikleyici, döviz verilmemesi sebebiyle TL faizinin tırmanmasıdır” diye konuştu. Sektörün gelecek projeksiyonuna dair endişelerini de dile getiren Fayat, “Avrupa’nın satın alma endeksinin yükselmesiyle yılın ikinci yarısında bir toparlanma bekliyorduk ancak savaş kaynaklı ortaya çıkan bu finansal sıkıntılar ile bir çeyrek daha kaybetmiş olduk. Son çeyreğe kadar önümüzü göremeyeceğimiz bir hasar aldık. Eğer bu durum biraz daha uzarsa, 2025 yılını komple ‘kayıp yıl’ olarak geçirebiliriz. Risk gerçekten çok büyük” uyarısında bulundu. EROĞLU: En ufak sıkıntıda dahi kredi bulmak zorlaşıyor TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, savaşın başlamasıyla kredi maliyetlerinin bir anda yükselmesinin sanayiciyi şaşırtmadığını, ancak zor durumda bıraktığını anlattı. Eroğlu, “Biz sanayiciler olarak şunu hep yaşıyoruz, en ufak bir sıkıntı olduğunda kredi bulmak zorlaşıyor. Bankalar biraz nazlı davranıyor böyle zamanlarda, ilk adım olarak kredileri zorlaştırıyorlar. Zaten bu kadar zorken kredi bulmak, kaynağı elinde bulunduranların bu kadar sıkı davranması ister istemez durumu sanayiciler için daha da güçleştiriyor” şeklinde konuştu. ÖNEL: Kredi bulamayan faktoringe yöneldi İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de, finansman maliyetlerindeki artışın reel sektörü faktoring kıskacına ittiğini belirtirken, bankaların ‘isteksiz’ tavrına dikkat çekti. Önel, piyasadaki son durumu şu sözlerle aktardı: “Bankalar arası para piyasasında maliyetler hızla artarken, reel tarafta borçlanma imkanları neredeyse durdu. Bankalar artık kredi kullandırma taraftarı değil. Hatta maliyetine katlanıp yüksek faizle kredi almak isteyene dahi kaynak yaratılmıyor. Kredi bulamayan işletmeler zorunlu olarak faktoring firmalarına yöneliyor ancak orada da maliyetlerin yüzde 100 sınırını aşması kaçınılmaz hale geldi. Bir taraftan hammadde tedarikinde lojistik sıkıntılar var, diğer taraftan paraya ulaşamıyorsun. Bu tabloda üretimin ve ticaretin sürdürülebilirliği ortadan kalkıyor.” Piyasadaki nakit akışının bozulmasının bir ‘yaprak dökümüne’ dönüşebileceği uyarısında bulunan Önel, tahsilat sürelerinin dramatik şekilde uzamasının büyük bir risk olduğuna işaret etti. Savaşın piyasada güveni zedelediğine dikkat çeken Önel, “Savaş ve bölgesel riskler bahane edilerek tahsilat süreleri çok uzatıldı. Piyasada talep zaten düşük, bir de üzerine tahsilatların durma noktasına gelmesi işletmelerin öz sermayesini tamamen tüketti. İcra ve iflas dosyalarındaki ivmeli artış ile kapanan işletme sayılarındaki yükseliş piyasanın ne kadar sıkıştığını net bir şekilde gösteriyor. Kamunun selektif kredi türleri veya sektörel destek paketleriyle piyasayı rahatlatacak farklı kanallar açması artık bir zorunluluk haline geldi” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.