SON DAKİKA
Hava Durumu

#Almanya

Ekometre - Almanya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Almanya haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Borsa İstanbul kayıpların ardından yükselişle açıldı Haber

Borsa İstanbul kayıpların ardından yükselişle açıldı

Borsa İstanbul, önceki işlem gününde yaşanan sert düşüşün ardından yeni güne yükselişle başladı. BIST 100 endeksi açılışta yüzde 0,38 değer kazanarak 11.473,82 puana yükseldi. Endeks, önceki işlem gününü yüzde 2,49 kayıpla 11.430,14 puandan tamamlamıştı. Yeni güne alıcılı başlayan piyasada sektör endekslerinin performansı da takip edildi. Bankacılık endeksi yükseldi Açılışta bankacılık endeksi yüzde 0,39 değer kazanırken holding endeksi yatay seyretti. Sektör endeksleri arasında en fazla yükseliş yüzde 0,86 ile ticaret sektöründe görüldü. Finansal kiralama ve faktoring endeksi ise yüzde 5,71 düşüşle en fazla gerileyen sektör oldu. Küresel piyasalarda risk iştahı zayıf ABD ile İran arasındaki çatışmaların yarattığı belirsizlikler, küresel piyasalarda risk iştahını baskılamaya devam ediyor. Önemli şirketlerin finansal sonuçlarının açıklanacağı bilanço sezonu öncesinde uluslararası borsalarda negatif bir görünüm öne çıkıyor. Yatırımcılar, küresel gelişmelerin yanı sıra yurt içi piyasalara yön verebilecek ekonomik verileri de yakından izliyor. Günün veri gündeminde neler var? Yurt içinde uluslararası yatırım pozisyonu verileri takip edilecek. Yurt dışında ise ABD'de haftalık ADP özel sektör istihdam verisi ve konut başlangıçları, Euro Bölgesi'nde cari işlemler dengesi ve Almanya'da Üretici Fiyat Endeksi öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor. BIST 100'de destek ve direnç seviyeleri Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.600 ve 11.700 puan seviyeleri direnç olarak izleniyor. Olası geri çekilmelerde ise 11.400 ve 11.300 puan seviyeleri destek konumunda bulunuyor.

Sarıgül soruşturmasında 12 kişi daha gözaltına alındı Haber

Sarıgül soruşturmasında 12 kişi daha gözaltına alındı

Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil ve gazeteci Murat Ağırel'in de adının geçtiği dosyada 12 kişi daha gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında 17 şüphelinin adliyeye sevk edildiği bildirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama soruşturmasında, yurt içinde ve yurt dışında kurulan şirketler üzerinden kaynağı belirsiz yüksek tutarlı paraların aklandığı iddiaları araştırılıyor. Almanya vatandaşı iki kişinin şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmada, finansal işlemler ve şirketler arasındaki para hareketleri mercek altına alındı. Operasyon kapsamında 12 kişi daha gözaltına alındı Soruşturmanın ilk aşamasında 16 Ekim'de Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve gazeteci Murat Ağırel hakkında gözaltı kararı verildi. Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel'in gözaltına alındığı bildirildi. OdaTV'nin haberine göre soruşturmanın devamında 12 kişi daha gözaltına alındı. Gözaltına alınanların Caner Baş, Cihan Durak, Zekai Erdem, Cihat Salman, Selim Daşdemir, Özgür Bölükbaşı, Bayram Özata, Cemil Vasken Barın, Zekeriya Yasemin, Mehmet Ali Aslan, Sadullah Ergün ve Ulusal Kriminal Direktörü Uğur Kurtulan olduğu belirtildi. Gözaltına alınan isimlerin geçmiş görevleri dikkat çekti Soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında iş dünyasından ve Şişli Belediyesinin geçmiş yönetim kadrolarından isimlerin bulunduğu öne sürüldü. Aslanlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aslan'ın gayrimenkul ve arazi yatırımlarıyla ilgilendiği, Bayram Özata'nın ise turizm sektöründe faaliyet gösteren Özata Tur'un sahibi olduğu belirtildi. Özata'nın geçmişte Şişli Belediyesinde görev yaptığı aktarıldı. Cemil Vasken Barın'ın Şişli Belediyesinin eski başkan yardımcılarından olduğu ve belediyenin 2016 yılı faaliyet raporunda İmar Komisyonu Başkanı olarak yer aldığı kaydedildi. Zekeriya Yasemin'in Almanya'da ticari faaliyetleri bulunan bir iş insanı olduğu ifade edildi. Cihat Salman'ın Mustafa Sarıgül'ün şoförü, Selim Daşdemir'in ise Emir Sarıgül'ün koruması olarak görev yaptığı ileri sürüldü. Sadullah Ergün'ün de geçmişte Şişli Belediye Meclisinde görev aldığı belirtildi. Emir Sarıgül teslim oldu Hakkında gözaltı kararı bulunan Emir Sarıgül, avukatıyla birlikte Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne giderek teslim oldu. Sarıgül hakkındaki işlemler sürerken, soruşturma kapsamında 17 şüphelinin adliyeye sevk edildiği bildirildi. Dosyada yüksek tutarlı para transferi iddiaları Soruşturmanın temelinde Almanya vatandaşı K.P. ve M.B.'nin şikâyetlerinin bulunduğu belirtildi. Şikâyetlerde, yurt içi ve yurt dışındaki şirketler aracılığıyla yüksek tutarlı finansal işlemler gerçekleştirildiği öne sürüldü. İddialar arasında 80 milyon euro tutarında sözleşmeler düzenlenmesi, 100 milyon euroluk havale işlemleri yapılması ve 1,5 milyon euro değerinde tekne satışı bulunuyor. Ayrıca 1 milyar euro tutarındaki bir fonun, kamu gücü ve nüfuz kullanılarak kredi yoluyla yurt dışına çıkarılmasının vaat edildiği iddia edildi. Söz konusu iddiaların soruşturma kapsamında incelendiği, şüphelilerin hukuki durumlarının ise adli makamların değerlendirmesi sonucunda netleşeceği belirtildi. Murat Ağırel'e ilişkin iddialar da inceleniyor Müştekiler, soruşturmaya konu bilgi ve belgeleri gazeteci Murat Ağırel'e ilettiklerini, belgelerin ilgili kişilere aktarılmasının ardından tehdit edildiklerini ileri sürdü. Şikâyetçiler tarafından sunulan ses ve görüntü kayıtları ile soruşturma kapsamında elde edilen diğer delillerin incelemeye alındığı bildirildi. Mustafa Sarıgül hakkındaki dosya Ankara'ya gönderilecek Soruşturmada adı geçen Mustafa Sarıgül hakkındaki iddiaların, milletvekilliği statüsü nedeniyle ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği öğrenildi. Adliyeye sevk edilen 17 şüphelinin savcılık işlemlerinin ardından haklarında verilecek karar bekleniyor. Soruşturma devam ediyor.

AB teşvikinde Türkiye riski Haber

AB teşvikinde Türkiye riski

İngiltere’nin belirli koşullarla kapsama alınmasının önü açılırken Türkiye’nin önerilen özel düzenlemenin dışında kalması endişe yarattı. Sektör temsilcileri, kararın ihracatı ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımları olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği (AB), küresel rekabette sanayisini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmak amacıyla yeni bir destek mekanizması hazırlıyor. Çin’in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD’nin sanayi teşviklerine karşı geliştirilen Made in Europe yaklaşımı, kamu alımları ve devlet desteklerinde Avrupa üretimi kriterlerini öne çıkarmayı hedefliyor. İmam Güneş’in haberine göre, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önü açılırken Türkiye ve Fas’ın önerilen özel kapsamın dışında kalması, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki konumuna ilişkin soru işaretleri yarattı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen düzenlemenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, üretim yeri ve Avrupa menşei kriterlerinin nihai biçimine bağlı olacak. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sanayisiyle güçlü üretim bağlarına rağmen yeni desteklerden yararlanamaması, ihracatın yanı sıra gelecekteki fabrika ve model yatırımlarını da etkileyebilir. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu tablo, düzenlemenin Türk otomotiv sektörü açısından önemini ortaya koyuyor. İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye’nin statüsü tartışmalı Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın temel başlıklarından biri, Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı oldu. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya, yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istedi. Gündeme gelen yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması öne çıktı. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken Türkiye’nin özel kapsam dışında kalması tartışmalara neden oldu. Uzlaşmada, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olması ve bataryalarda başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği aranması gibi kriterler gündeme geldi. Türkiye’de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşei hesabına dahil edilmesi mümkün olsa da nihai araç montajının AB sınırları içinde yapılmasının zorunlu tutulması, Türkiye’deki fabrikaları dezavantajlı duruma düşürebilir. Teşvikler üretim ve yatırım adreslerini değiştirebilir AB’nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri, üretimin hangi ülkelerde yapılacağını etkileyen araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünlerin desteklenmesini öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojileri gibi alanları kapsayan yaklaşımın, kamu alımları ve sanayi destekleri üzerinden uygulanması hedefleniyor. Elektrikli araç alım desteklerinde, kamu filolarında ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin ağırlık kazanması, AB dışındaki üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni yatırımların Avrupa ülkelerine yönelmesini teşvik edebilir. Türkiye’ye yönelik yatırımlar da risk altında Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına hangi hakların tanınacağı ve Avrupa menşei kriterlerinin nasıl uygulanacağı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret anlaşması veya Gümrük Birliği bulunan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine yönelik hükümler gündeme geliyor. Ancak Türk parçalarının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesi ile nihai aracın AB sınırları içinde üretilmesi farklı koşullar anlamına geliyor. Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye’nin yeni destek mekanizmalarına erişimi konusunda belirsizlik yaratıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye’nin Made with Europe yaklaşımı kapsamında en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas’ta bulunan Avrupalı üreticilerin yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. İş dünyasından eşit rekabet koşulları çağrısı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattıklarını belirtti. Gültepe, Avrupa tarafının düzenlemenin Türkiye’yi hedef almadığını ve kendi sanayisini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiğini aktardı. Ancak otomotiv ihracatının yüzde 70’inden fazlasının AB’ye yapıldığını hatırlatan Gültepe, yeni kriterlerin sektör üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının Türk üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini belirten Gültepe, ilave maliyetlerin ve vergilerin gündeme gelmesi halinde ihracatın azalabileceği ve yeni yatırımların Avrupa ülkelerine kayabileceği uyarısında bulundu. Gültepe, Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımlarının ve ortaklıklarının bulunduğunu vurgulayarak düzenlemenin henüz kesinleşmediğini ve Avrupa Parlamentosunun kararının belirleyici olacağını ifade etti. Türkiye’nin kendi üretimini ve sanayisini güçlendirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. OİB: Türkiye’nin dışlanması iki tarafa da zarar verir Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, Avrupa’nın sanayi rekabetini artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak desteklediklerini belirtti. Bununla birlikte Yazıcı, Türkiye’nin 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonuna rağmen kapsam dışında bırakılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayan Yazıcı, Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın mevcut haliyle yasalaşması durumunda hem AB’nin hem de Türk otomotiv sektörünün zarar görebileceğini söyledi. Tedarik zincirlerinin bozulmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Yazıcı, Eurostat verilerine dayanan analizlerine göre Türk otomotiv sektörünün AB genelinde 250 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlanmasını desteklediğini ifade etti. Yazıcı, Türkiye’de üretilen araç ve parçaların Made in Europe kapsamında değerlendirilmesi; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımları bakımından AB ülkeleriyle eşit koşullara tabi olması gerektiğini kaydetti. İKV: Gümrük Birliği hakları korunmalı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu da Fransa ile Almanya arasında otomotiv sektöründeki Made in Europe yaklaşımına ilişkin sağlanan uzlaşının Türkiye’yi dışarıda bırakmasını eleştirdi. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 73’ünün AB’ye yapıldığını hatırlatan Zeytinoğlu, Avrupa pazarında yeni üretim kriterleriyle karşılaşılmasının ticaret ve ihracat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için gündeme gelen ortak gümrük tarifeleri ve ticari korunma önlemlerine uyum şartlarının Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan önemli bir ekonomi olduğuna dikkat çekti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Gümrük Birliği’nin ruhuyla bağdaşmadığını savunarak gerekli görülmesi halinde Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil hukuki yolların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kamu alımları, dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemleri konusunda gerekli adımları atarak AB’den adil muamele talep etmesi gerektiğini de belirtti. Avrupa’nın yeni teşvik sisteminde neler var? AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi kapsamında öne çıkan başlıklar şöyle: Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. Batarya ve teknoloji yatırımları: İnovasyon Fonu ve IPCEI gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor. Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa’da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ticari korunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Nihai düzenleme Türkiye’nin konumunu belirleyecek Made in Europe düzenlemesinin nihai kapsamı, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet koşulları açısından belirleyici olacak. Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların hangi şartlarda Avrupa menşeli kabul edileceği, kamu alımlarına erişim ve yatırım teşviklerinden yararlanma imkanları önümüzdeki dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi ve Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki konumu dikkate alınarak özel bir düzenleme yapılması, sektör temsilcilerinin öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı Haber

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 81,5 milyar doları aştı

Almanya en büyük ihracat pazarı olurken, otomotiv sektörü 22,9 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Kimyevi maddeler sektörünün AB’ye ihracatı ise 10 milyar doları aştı. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ihracatı, ocak-eylül döneminde artışını sürdürdü. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, AB’ye yapılan dış satım geçen yılın aynı dönemindeki 78,4 milyar dolar seviyesinden 81,5 milyar dolara yükseldi. Böylece ihracat gelirlerinde yaklaşık 3 milyar dolarlık artış kaydedildi. Türkiye’nin toplam ihracatı da aynı dönemde yüzde 5,2 artarak 210,9 milyar dolara ulaştı. AB ülkelerine yapılan ihracat, Türkiye’nin dış satımında önemli bir pay oluşturmayı sürdürdü. En fazla ihracat Almanya’ya yapıldı Türkiye’nin AB ülkeleri arasında en büyük ihracat pazarı Almanya oldu. Bu ülkeye yapılan ihracat, ocak-eylül döneminde yıllık yüzde 4,2 artarak 15,4 milyar dolara çıktı. Almanya’yı 9,6 milyar dolarla İtalya, 8,3 milyar dolarla İspanya ve 7,9 milyar dolarla Fransa izledi. Romanya’ya 5,5 milyar dolar, Hollanda’ya 5,5 milyar dolar ve Polonya’ya 4,8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa’ya yapılan toplam ihracat yaklaşık 41,2 milyar dolara ulaştı. Dokuz aylık dönemde AB üyesi 17 ülkeye ihracat artarken, 10 ülkede düşüş kaydedildi. Otomotiv ihracatı 23 milyar dolara yaklaştı AB pazarında ihracatını değer bazında en fazla artıran sektör otomotiv endüstrisi oldu. Sektörün bölgeye ihracatı geçen yılın aynı dönemindeki 21,9 milyar dolardan 22,9 milyar dolara yükseldi. Yıllık artış yüzde 4,8 olarak gerçekleşti. Otomotiv endüstrisini 10,3 milyar dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 7,3 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon sektörü takip etti. Değer bazında ihracat artışında otomotiv endüstrisi yaklaşık 1,1 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı 1 milyar doların üzerinde, elektrik ve elektronik sektörünün ihracatı ise yaklaşık 489 milyon dolar arttı. İhracatın merkezi İstanbul oldu Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatında İstanbul ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde İstanbul’dan AB pazarına 29 milyar dolarlık dış satım gerçekleştirildi. İstanbul’u 11,4 milyar dolarla Kocaeli, 9,4 milyar dolarla Bursa, 5,7 milyar dolarla Ankara ve 5,4 milyar dolarla İzmir izledi. Söz konusu beş ilin AB ülkelerine toplam ihracatı 60,9 milyar dolara yaklaştı. Veriler, Avrupa pazarının Türkiye’nin sanayi üretimi ve ihracatı açısından önemini koruduğunu ortaya koydu.

Dünyanın gıda ambarı Türkiye Haber

Dünyanın gıda ambarı Türkiye

Fındıktan kuru incire, kirazdan levreğe, kuru üzümden una, turşudan Türk somonuna, defneden yumurtaya, narenciye ürünlerinden zeytinyağına uzanan geniş ürün yelpazesiyle dünya pazarlarına ulaşan Türkiye'nin tarımsal ihracatında Ege Bölgesi 7,8 milyar dolara ulaşan yıllık performansıyla yüzde 21 pay alarak öne çıkıyor. Dört iklimin yaşandığı Türkiye, bereketli toprakları, üç tarafını çeviren denizleri sayesinde Avrupa’nın en büyük üreticisi olurken, dünya genelinde ilk 10 ülke arasında yerini alıyor. Fındık, kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm, levrek, çipura, defne, kekik ve kiraz gibi ürünlerde dünya çapında zirvede yer alan Türkiye dünya genelinde 175 ülkeye gıda ürünleri ihraç ediyor. Dünya Gıda Günü nedeniyle bir mesaj yayınlayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye’nin gıda ürünleri ihracatındaki başarısının ve bu ihracatta Ege Bölgesi’nin liderliğinin altını çizdi. Çekirdeksiz kuru üzüm, deniz levreği ve çipura ilk üçte 2026 yılının ocak – eylül döneminde Ege Bölgesi’nden 5 milyar 125 milyon dolarlık tarım ürünleri ihraç edildiği bilgisini veren Öztürk, “Çekirdeksiz kuru üzüm 331 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alıyor. Deniz levreği 258 milyon dolar, çipura 239 milyon dolar, ayçiçeği yağı 174 milyon dolar, soya yağı 147 milyon dolarlık ihracatla ilk beşte gıda ürünlerimiz oldu” şeklinde konuştu. Ege Bölgesi’nden 169 ülkeye gıda ürünleri ihraç edildiğini ifade eden Öztürk öne çıkan pazarlar hakkında şu bilgileri verdi: “Amerika Birleşik Devletleri 388 milyon dolarlık tarım ürünler ihracatıyla ilk sırada yer aldı. İkinci basamağın sahibi 357 milyon dolarla İngiltere olurken, Rusya Federasyonu’na 313 milyon dolarlık tarım ürünleri ihraç ettik. Bu ülkeleri 300 milyon dolarla İtalya ve 296 milyon dolarla Almanya takip etti.” Gıda ihracatçılarımızı 5 fuara götürüyoruz Ege İhracatçı Birlikleri’nin uzun yıllardır dünyanın en prestijli gıda fuarlarının Türkiye Milli Katılım Organizasyonuna imza attığı bilgisini veren Başkan Öztürk; “Amerika Birleşik Devletleri’nde New York Fancy Food ve Kaliforniya’daki Natural Product Expo West Fuarlarına, Japonya’da Foodex Fuarına, Almanya Nünberg’teki Biofach Organik Ürünler Fuarına ve Çin Uluslarararası İthalat Fuarı’nda Türk gıda sektörünü temsil ediyoruz. Dünya’nın en büyük gıda ithalatçısı ABD’de Türk gıda ürünlerinin tüketimini artırmak için Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesini 8 yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bu proje sürecinde ABD’ye gıda ihracatımız 750 milyon dolardan 2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Sektörel ticaret heyetleri ve alım heyetleriyle Türkiye’nin gıda ihracatının artması için emek veriyoruz. Bu çabalar sonucunda orta vadede Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatında 50 milyar dolara ulaşacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Tarım ürünlerinde Ege Bölgesi’nin yeni hedef 10 milyar dolar Ege İhracatçı Birlikleri’nin tarım ürünleri ihracatının 2026 yılı sonunda 8 milyar dolara ulaşması için çaba gösterdiklerini aktaran EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, İzmir’de kurulan tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinde üretimin başlamasıyla birlikte orta vadede Ege Bölgesi’nden yapılan tarım ürünleri ihracatının 10 milyar dolara çıkmasını öngördüklerini sözlerine ekledi. Ege Bölgesi’nin ihracatta öne çıktığı gıda ürünleri; 2025 yılında Türkiye 570 milyon dolarlık levrek ürünü ihraç ederken, bu ihracatın yüzde 90’ını oluşturan 511 milyon doları Ege Bölgesi’nden gerçekleştirildi. Ege Bölgesi, 2025 yılında 453 milyon dolarlık çipura ihraç etti. Bu rakam Türkiye’nin 507 milyon dolarlık çipura ihracatında yüzde 89’luk oranı temsil etti. Türkiye geneli 107 milyon dolarlık alabalık ihraç edilirken, Ege Bölgesi 67 milyon dolarlık ihracatla alabalık ihracatından yüzde 56 pay aldı. Türkiye’nin dünya lideri olduğu turşu ihracatında biber turşuları ve kornişon turşuları öne çıkıyor. 2026 yılının ocak – eylül döneminde Türkiye, 130 milyon dolarlık biber turşusu ihraç ederken, biber turşusu ihracatında 101 milyon dolarını Egeli ihracatçıların imzası vardı. 129 milyon dolarlık kornişon turşusu ihracatının 94 milyon dolarlık büyük dilimini Egeli ihracatçılar dünyanın dört bir tarafına ulaştırdı. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu kuru domates ihracatında da aslan payı Ege Bölgesi’nin oldu. 132 milyon dolarlık kuru domates ihracatında Ege Bölgesi 118 milyon dolarlık büyük dilimle temsil edildi. Türkiye, 2026 yılının ocak-eylül döneminde 273 milyon dolarlık zeytin ve zeytinyağı ihraç ederken, bu ihracatın yüzde 63’ünü Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği üyeleri gerçekleştirdi. Türkiye’nin 82 milyon dolarlık zeytinyağı ihracatında Ege Bölgesi’nin payı yüzde 83’e ulaşırken, sofralık zeytin ihracatçıları Türkiye’ye 168 milyon dolar döviz kazandırırken bu ihracatın 88 milyon dolarlık kısmını Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği üyeleri kazandırdı. Türkiye’nin 2025/26 sezonunda 465 milyon dolarlık kuru üzüm ihracatında Egeli ihracatçılar yüzde 98’lik payı temsil ederken, Egeli ihracatçılar 354 milyon dolarlık kuru incir ihracatında yüzde 80’ine imza atıyor. Türkiye, defne yaprağı kekik ihracatında dünya lideri. Sektörel kaynaklara göre ülkemiz dünya kekik ticaretinin yaklaşık yüzde 70–75'ini, dünya defne ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 90'ını karşılıyor. 2026 yılı Ocak–Eylül döneminde Türkiye'nin kekik ihracatı 80,2 milyon dolar olarak gerçekleşirken, bunun 76,3 milyon doları Ege İhracatçı Birliklerimiz tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’nin kekik ihracatının yüzde 95’i Ege Bölgesi’nden yapıldı. Aynı dönemde Türkiye'nin defne yaprağı ihracatı 37,9 milyon dolar olurken, Ege İhracatçı Birliklerimizin ihracatı 23,2 milyon dolara ulaştı. Defne yaprağı ihracatında Ege Bölgesi’nin payı yüzde 61,2 oldu.

Avrupa’daki suç gelirleri Türkiye üzerinden aklandı Haber

Avrupa’daki suç gelirleri Türkiye üzerinden aklandı

Soruşturma makamları, grubun 6 yıl içinde Türkiye’ye 1 ila 4 ton arasında altın taşıdığından şüpheleniyor. Altınların toplam değerinin 55 milyon ila 210 milyon avro arasında olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık 40 adrese operasyon Almanya ve Hollanda’da suç gelirlerinin aklanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında eş zamanlı operasyon düzenlendi. Europol desteğiyle gerçekleştirilen operasyona yaklaşık 450 polis ve gümrük görevlisi katıldı. Almanya’nın farklı eyaletleri ile Hollanda’da yaklaşık 40 ev ve iş yerinde arama yapıldı. Operasyon kapsamında 43, 45 ve 46 yaşlarındaki 3 Türk vatandaşı hakkında çıkarılan yakalama kararları uygulandı. Köln Savcılığı, Aşağı Bavyera ve Köln emniyet müdürlükleri, Rotterdam Savcılığı ve Rotterdam Liman Polisi tarafından yapılan ortak açıklamada, şüphelilerin üçüncü kişilere hizmet verme yöntemiyle kara para aklama ve kaçakçılık faaliyetleri yürüttüklerinin değerlendirildiği belirtildi. Suç gelirleri altına dönüştürüldü Soruşturma makamları, şebekenin suç faaliyetlerinden elde edilen on milyonlarca avroluk nakit parayı gizleyerek devlet denetiminden kaçırdığını ve Türkiye’ye aktardığını değerlendiriyor. Söz konusu paranın önemli bölümünün başta uyuşturucu ticareti olmak üzere çeşitli suçlardan elde edildiği öne sürüldü. Şebekenin nakit parayla bağlantılı kuyumculardan eski ve hurda altın satın aldığı, bunları suç gelirleriyle elde edildiği değerlendirilen diğer takılarla birlikte eriterek külçelere dönüştürdüğü belirtildi. Hazırlanan altınların Almanya’dan Türkiye’ye kara veya hava yoluyla taşındığı, karayolu sevkiyatlarında ise özel olarak hazırlanmış araçların kullanıldığı iddia edildi. Altınlar Türkiye’de yeniden işlendi Türkiye’ye getirilen altınların burada yeniden işlendiği veya değerli altın takıların satın alınmasında kullanıldığı belirtildi. Bu işlemlerin ardından elde edilen varlıkların, kara para aklama hizmetinden yararlandığı öne sürülen kişilere aktarıldığı ifade edildi. Yetkililer ayrıca Türkiye’den satın alınan bazı mücevherler ile işlenmiş altın külçelerinin gümrük kurallarına aykırı biçimde yeniden Almanya’ya sokulduğundan şüpheleniyor. 6 yılda 210 milyon avroya kadar altın Soruşturma makamları, şebekenin 6 yıllık süreçte Türkiye’ye 1 ila 4 ton arasında altın taşıdığından şüpheleniyor. Söz konusu altınların toplam değerinin yaklaşık 55 milyon ila 210 milyon avro arasında olduğu tahmin ediliyor. Hollanda’daki soruşturmada ise Rotterdam Liman Polisi, grupla bağlantılı olduğu öne sürülen bir yasa dışı finans aracısını takibe aldı. Bu kişinin yaklaşık 60 milyon avroluk nakit paranın alınması ve grubun diğer üyelerine gönderilmesinde rol oynadığı düşünülüyor. Soruşturma 55 kilo altınla başladı Soruşturmanın geçmişi Ekim 2023’e uzanıyor. Bavyera’da gerçekleştirilen rutin otoyol kontrolünde Dortmund bölgesinden gelen bir araçta 55 kilogramdan fazla altın ve yaklaşık 500 bin avro nakit bulundu. Araçta bulunan 60 yaşındaki Türk sürücü ile 42 yaşındaki Türk kadın hakkında kara para aklama şüphesiyle tutuklama kararı çıkarıldı. Bu olayın ardından yürütülen soruşturmada, yurt dışı bağlantıları bulunan ve ağırlıklı olarak Türk kökenli kişilerden oluştuğu belirtilen gruba ulaşıldı. Şubat 2026’da Köln’de gerçekleştirilen operasyonda grupla bağlantılı kişilerde 5 kilogramdan fazla altın takı ele geçirildi. Araçlarda özel kaçakçılık bölmeleri bulundu Son operasyonda dijital materyal ve belgelerin yanı sıra yüksek miktarda nakit para ile yaklaşık 800 gram eritilmiş altın ele geçirildi. Ayrıca altın taşımada kullanıldığı değerlendirilen bir yelek ve kemer, 12 araç ile bir motosiklete el konuldu. Araçlardan 2'sinde profesyonel şekilde hazırlanmış kaçakçılık bölmeleri bulunduğu belirtildi. Soruşturma kapsamında toplam 24 kişi hakkında suç örgütü kurma, kara para aklama ve kaçakçılık şüphesiyle işlem yürütülüyor.

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu Haber

Otomotiv ihracatı eylülde 3,9 milyar dolar oldu

Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay yüzde 15,2 oldu. Yılın ocak-eylül döneminde otomotiv ihracatı ise 31 milyar 145 milyon dolar oldu. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv endüstrisinin eylül ayında da Türkiye ihracatındaki liderliğini sürdürdüğünü belirterek, “Yılın kalan bölümünde mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü koruyarak ihracatımızı daha ileri taşımayı hedefliyoruz” dedi. Tedarik endüstrisi liderliği korudu Eylül ayında otomotiv endüstrisinin en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı 1 milyar 460 milyon dolar olarak gerçekleşti. Binek otomobil ihracatı 1 milyar 98 milyon dolara, Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı 800 milyon dolara ulaştı. Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı 251 milyon dolar olurken, Çekiciler ihracatı 292 milyon dolara çıktı. Ocak-eylül döneminde tedarik endüstrisi ihracatı 12 milyar 135 milyon dolara ulaşarak toplam otomotiv ihracatından yüzde 39 pay aldı. Almanya en büyük pazar olmayı sürdürdü Eylül ayında Almanya 629 milyon dolarlık ihracatla otomotiv endüstrisinin en büyük pazarı olmayı sürdürdü. Fransa 506 milyon dolarlık ihracatla ikinci, Birleşik Krallık ise 453 milyon dolarla üçüncü büyük pazar oldu. Önemli pazarlardan İtalya’ya ihracat 349 milyon dolar, ABD’ye 116 milyon dolar olarak gerçekleşti. Eylül ayında otomotiv ihracatının ilk beş pazarı içinde yer alan ülkelerin dördünde artış kaydedildi. Tedarik sanayisinde Almanya, binek otomobilde Fransa lider Tedarik endüstrisinde eylül ayında en fazla ihracat Almanya’ya yapıldı. Binek otomobillerde en büyük pazar Fransa oldu. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda ise Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya öne çıktı. AB’ye ihracat 2,9 milyar dolara yaklaştı Eylül ayında Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 73,4 pay ve 2 milyar 890 milyon dolarlık ihracatla ülke grubu bazında ilk sıradaki yerini korudu. Ocak-eylül döneminde ise AB ülkelerine otomotiv ihracatı 22 milyar 948 milyon dolara ulaştı. AB’nin toplam otomotiv ihracatındaki payı yüzde 73,7 oldu.

Volkswagen'den 100 bin çalışanı sarsan karar Haber

Volkswagen'den 100 bin çalışanı sarsan karar

Yaklaşık 100 bin çalışanı ilgilendiren kararın ardından IG Metall sendikası, yeni yılda grev seçeneğinin gündeme gelebileceği uyarısında bulundu. Alman otomotiv sektöründe yeniden yapılanma süreci derinleşirken Volkswagen, maliyetlerini düşürmek amacıyla sendikayla imzalanan çok sayıda şirket içi toplu iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshedeceğini açıkladı. Şirketin aldığı karar, çalışma koşullarından ücret düzenlemelerine kadar geniş bir alanda çalışanların mevcut haklarını etkileyebilecek yeni bir müzakere sürecini başlattı. 100 bin çalışanı ilgilendiriyor Volkswagen tarafından yapılan açıklamada, ekonomik zorluklar nedeniyle çeşitli toplu iş sözleşmelerinin 31 Aralık itibarıyla feshedileceği bildirildi. Feshedilecek sözleşmeler arasında şirketin Almanya'daki ana fabrikalarında görev yapan yaklaşık 100 bin çalışanı kapsayan çatı sözleşmesi de bulunuyor. Söz konusu sözleşme, çalışma saatleri ve tatil ücretleri gibi temel çalışma koşullarını düzenliyor. 2024 yılında 35 bin kişilik istihdam azaltımı kararlaştırılmıştı Volkswagen, Eylül 2024'te de benzer bir adım atmış ve sendikayla yürütülen görüşmeler sonucunda zorunlu işten çıkarmalara başvurulmadan 35 bin kişilik istihdam azaltımını içeren bir uzlaşmaya varılmıştı. Ancak şirketin Üst Yöneticisi Oliver Blume liderliğinde sürdürülen yeniden yapılanma programı kapsamında maliyetlerin azaltılmasına yönelik yeni adımlar gündeme geldi. Bu süreçte daha önce faaliyetlerinin devamı konusunda güvence verilen bazı fabrikaların geleceğine ilişkin belirsizlikler de yeniden ortaya çıktı. Çinli üreticilerin rekabet baskısı artıyor Volkswagen İnsan Kaynaklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Arne Meiswinkel, Avrupa otomotiv pazarında Çinli üreticilerin artan rekabetine dikkat çekti. Pazardaki değişimlerin yapısal ve derin olduğunu belirten Meiswinkel, Volkswagen'in maliyetlerini rekabetçi seviyelere çekmesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade etti. Meiswinkel ayrıca IG Metall sendikasının yüzde 5 oranındaki ücret artışı talebini de reddetti. Sendikadan grev uyarısı Volkswagen'in kararına IG Metall sendikasından tepki geldi. Sendika temsilcisi Thorsten Groeger, grev yasağının 1 Ocak itibarıyla sona ereceğini hatırlatarak çalışanların mevcut haklarını korumak için mücadele edeceklerini belirtti. Groeger, şirketin kararını çalışanlara yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirerek, çalışanların gelirlerini azaltmaya yönelik girişimlere karşı sert bir mücadele yürütüleceği uyarısında bulundu. Ekim ayında yeniden masaya oturulacak Volkswagen yönetimi ile IG Metall temsilcilerinin yeni çalışma koşullarını görüşmek üzere ekim ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmesi bekleniyor. Müzakerelerde ücret artışları, çalışma koşulları, istihdam güvencesi ve maliyet azaltma hedeflerinin öne çıkması bekleniyor. Taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, grev yasağının sona ereceği 1 Ocak sonrasında Volkswagen'in Almanya'daki fabrikalarında iş bırakma eylemleri gündeme gelebilecek.

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor?

DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD pazarındaki kaybını alternatif pazarlara yönelerek telafi etmeye çalışan Çin’in küresel rekabet haritasını değiştirdiğini belirterek, Türkiye açısından hem yeni rekabet alanlarının hem de fırsatların ortaya çıktığını söyledi. Çin ihracatını farklı pazarlara yönlendirdi Olpak, ABD’nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD pazarındaki konumunun gerilediğini, bunun üzerine ülkenin ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını ifade etti. Çin’in ABD’ye yaptığı ihracatın toplam dış satımı içindeki payı 2024’te yüzde 14,68 iken 2025’te yüzde 11,14’e geriledi. Olpak, ABD pazarındaki gerilemenin Çin’i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika, Orta Doğu ve Avrupa gibi farklı coğrafyalarda yeni ticaret kanalları oluşturmaya yönelttiğini belirterek, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD ile Çin arasındaki tarife anlaşmazlığından ibaret olmadığını, küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini söyledi. Çin’in yöneldiği pazarlar Türkiye için de kritik Çin’in alternatif pazarlardaki ağırlığının arttığına dikkat çeken Olpak, 2024-2025 döneminde Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 yükseldiğini belirtti. Afrika’da Nijerya, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği’nde Almanya’nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu ifade eden Olpak, bu coğrafyaların aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bölgeler olduğuna dikkat çekti. Olpak, “Önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız” dedi. Yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmeyeceğini vurgulayan Olpak, güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin giderek daha önemli hale geldiğini belirterek bu süreci küresel ticarette yükselen bir “güven rekabeti” olarak nitelendirdi. Afrika ve Orta Doğu yakından izlenmeli Olpak, Çin’in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını, buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. 2025 yılında Çin’in Mısır’a ihracatının 19,97 milyar dolara ulaştığını, Türkiye’nin ihracatının ise 4,07 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Olpak, aradaki farkın Çin lehine açıldığına işaret etti. Türkiye’nin Afrika’daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Olpak, Türkiye’nin ticaretin yanı sıra müteahhitlik, yatırım, lojistik ve sanayi iş birliklerinde önemli bir birikime sahip olduğunu söyledi. Olpak, Türkiye’nin rekabet modelinin kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerine kurulması gerektiğini belirterek, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da uzun vadeli ilişki kurma kapasitesinin önemli bir avantaj sağlayabileceğini kaydetti. Türkiye üretim ve yatırım merkezi olabilir Çin’in BAE’ye ihracatının 72,9 milyar dolara yükseldiğini, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının ise 9,28 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Olpak, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı. Yeni dönemde yalnızca hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünün hangi teknoloji seviyesi ve katma değerle ihraç edildiğinin de önem kazandığını belirten Olpak, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için daha fazla katma değer, güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve kalıcı iş ortaklıklarına odaklanması gerektiğini söyledi. ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Olpak, Türkiye’nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini ifade etti. Tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar Olpak, küresel ticarette artık yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, güvenli üretim, hızlı erişim, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve uzun vadeli iş ortaklıklarının da önem kazandığını belirtti. Avrupa’ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye’yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini söyledi. Olpak, ABD-Çin ticaretindeki dönüşümün yalnızca ihracat pazarlarında oluşabilecek rekabet açısından değil, Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. DEİK yeni ticaret alanlarını takip ediyor Küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını belirten Olpak, DEİK’in 153 iş konseyiyle Türk özel sektörünün yeni pazar ve iş birliklerine ulaşması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Olpak, Çin’in değişen ihracat stratejisinin de bu çerçevede takip edildiğini belirterek, hangi pazarlarda rekabetin arttığının ve hangi alanlarda yeni fırsatlar oluştuğunun veriye dayalı olarak analiz edilmesi gerektiğini ifade etti. Olpak’tan kur artışı uyarısı Olpak, ihracatçıların enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılması, döviz kurlarının bir miktar yükselmesi ve döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu söyledi. Kur artışının kısa vadede ihracat açısından çözüm gibi görülebileceğini ancak ithalatın ihracattan yüksek olduğu bir ekonomide maliyetlerin de buna bağlı olarak artabileceğini belirten Olpak, bu nedenle kur artışının orta vadeli bir çözüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Fon soruşturmalarına ilişkin açıklama Fon soruşturmalarıyla ilgili bir soru üzerine Olpak, hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, “Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.