SON DAKİKA
Hava Durumu

#Agentic Ai

Ekometre - Agentic Ai haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Agentic Ai haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Şirketler yazılımdan çok ticari sonuç bekliyor Haber

Şirketler yazılımdan çok ticari sonuç bekliyor

Robosme Kurucusu Engin Alan, 2027'de bu dönüşümün yapay zeka ve agentic AI uygulamalarıyla hızlanacağını belirtiyor. 2026'nın son çeyreğine yaklaşılırken müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) alanında şirketlerin yatırım öncelikleri de değişiyor. Ekonomik koşulların teknoloji harcamalarında daha seçici bir yaklaşımı zorunlu kılması, CRM çözümlerinden beklenen değerin yeniden sorgulanmasına yol açıyor. Şirketler artık yalnızca müşteri bilgilerinin tutulduğu, satış ekiplerinin faaliyetlerini kaydettiği ve yöneticilerin rapor aldığı sistemlere yatırım yapmak istemiyor. CRM yatırımlarının satışlara, müşteri deneyimine ve operasyonel verimliliğe somut katkı sağlaması bekleniyor. Binovist & Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan'a göre bu değişim, CRM'in geleneksel rolünün ötesine geçmesini zorunlu kılıyor. Alan, şirketlerin hangi satış fırsatına öncelik verilmesi gerektiğini, hangi müşterinin kaybedilme riski taşıdığını, hangi müşterilerde çapraz satış potansiyeli bulunduğunu ve sıradaki en doğru aksiyonun ne olduğunu görmek istediğini belirtiyor. Alan, bu süreci "CRM sahibi olmak" döneminden "CRM'den sonuç üretmek" dönemine geçiş olarak tanımlıyor. CRM'de soru değişiyor: "Ne oldu?"dan "Ne yapmalıyız?"a Yaklaşık 30 yıllık gelişiminde CRM sistemlerinin temel işlevlerinden biri, şirketlerin müşteri ilişkilerine ilişkin kurumsal hafızasını oluşturmak oldu. Ancak bugün şirketlerin elindeki veri hacminin büyümesiyle birlikte temel sorun veriye ulaşmaktan çok, veriyi anlamlandırmak haline geliyor. Bu nedenle CRM dünyasında üç aşamalı bir dönüşüm dikkat çekiyor: Önce "Ne oldu?", ardından "Bu veriler ne anlatıyor?", şimdi ise "Bundan sonra ne yapmalıyız?" soruları öne çıkıyor. Yapay zeka da bu dönüşümün en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. CRM uygulamalarında toplantıların özetlenmesi, raporların hazırlanması, içerik oluşturulması ve veri analizi gibi alanlarda kullanılan yapay zekanın önümüzdeki dönemde daha aktif biçimde devreye girmesi bekleniyor. Yapay zeka önermekten aksiyon almaya geçiyor Engin Alan, CRM'deki yapay zeka dönüşümünün yalnızca mevcut yazılımlara yeni AI özellikleri eklenmesinden ibaret olmadığını vurguluyor. Alan'a göre geleneksel CRM, "Bu müşteri hakkında ne biliyoruz?" sorusuna yanıt verirken analitik ve tahminleme teknolojileri "Bu veriler bize ne anlatıyor?" sorusunu yanıtlamaya başladı. Yapay zeka destekli CRM ise bir sonraki aşamada "Bu müşteri için şimdi ne yapmalıyız?" sorusuna odaklanıyor. Dönüşümün asıl kritik aşamasının ise bundan sonraki soru olduğunu belirten Alan, gelecekte CRM sistemlerinin yalnızca öneride bulunmakla kalmayıp belirli görevleri kullanıcı adına gerçekleştirmesinin gündeme geleceğini ifade ediyor. Agentıc AI CRM'in işleyişini değiştirebilir Alan, agentic AI olarak adlandırılan yeni nesil yapay zeka uygulamalarının CRM sistemleri üzerindeki etkisinin 2027 ve sonrasında daha belirgin hale gelmesini bekliyor. Bu sistemlerin yalnızca kullanıcıya bilgi sunan veya öneriler geliştiren araçlar olmaktan çıkarak belirlenen hedefler doğrultusunda verileri değerlendirebilmesi, öncelikleri belirleyebilmesi ve kendilerine verilen yetki sınırları içerisinde bazı aksiyonları gerçekleştirebilmesi öngörülüyor. Böylece CRM'in yalnızca şirketin geçmiş müşteri hareketlerini kaydeden bir sistem olmaktan çıkarak karar alma ve uygulama süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmesi mümkün hale gelebilecek. CRM Rekabetinde ölçüt "Özellik" değil, iş değeri olacak Engin Alan'a göre CRM pazarındaki rekabetin önümüzdeki dönemde sahip olunan özelliklerin sayısından ziyade yaratılan ticari değer üzerinden şekillenmesi bekleniyor. Alan, 2027'de öne çıkacak CRM çözümlerinin en fazla özelliği sunan sistemler olmayacağını belirterek geleceğin CRM anlayışının daha fazla veri toplamaktan çok, mevcut veriyi hızlı biçimde anlamlandırmaya, doğru kararlar almaya ve alınan kararları doğrudan aksiyona dönüştürmeye dayanacağını ifade ediyor. Bu yaklaşım, CRM yatırımlarında teknolojinin kendisinden çok ölçülebilir ticari sonuçların öne çıkacağı yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Doğuş Teknoloji’den Zero UI yaklaşımı Haber

Doğuş Teknoloji’den Zero UI yaklaşımı

Yapay zekâ, doğal dil teknolojileri ve bağlamsal sistemlerdeki gelişmelerle birlikte bu beklenti, dijital deneyimin merkezine Zero UI yaklaşımını taşıyor. Doğuş Teknoloji, ekran ve menülere bağımlılığı azaltan bu yaklaşımı müşteri deneyiminden çalışan deneyimine, günlük iş akışlarından kurumsal süreçlere uzanan yeni bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyor. Zero UI, kullanıcıların bir işlemi gerçekleştirmek için ekranlar ve menüler arasında adım adım ilerlemek zorunda kalmadığı bir deneyim yaklaşımını ifade ediyor. Kullanıcı, yapmak istediği işlemi bir uygulama içinde menü arayarak değil; doğal dilde yazarak, sesli komut vererek ya da bir görsel üzerinden işaretleyerek sisteme iletiyor. Sistem bu isteği mevcut bağlamı, geçmiş etkileşimleri ve erişebildiği verilerle birlikte yorumluyor, gerekli adımları arka planda otomatik olarak planlıyor ve uyguluyor; kritik noktalarda kullanıcıdan yalnızca onay alıyor ya da sürece müdahale etmesine imkân tanıyor. Böylece işlem, kullanıcı ekranlar arasında gezinmeden doğrudan sonuç üzerinden tamamlanıyor. Buradaki amaç ekranları tamamen ortadan kaldırmak değil; kullanıcı ile ulaşmak istediği sonuç arasındaki gereksiz adımları azaltmak. Yeni standart: Daha az efor, daha hızlı sonuç Dijital deneyim tasarımı uzun yıllardır kullanıcıların bir işlemi daha hızlı ve kolay tamamlayabilmesine odaklanıyor. Zero UI ise bu yaklaşımı bir adım ileri taşıyor: Kullanıcının bir arayüzü ne kadar iyi kullanabildiğinden çok, arayüzle ne kadar az uğraşmak zorunda kaldığını merkeze alıyor. Finansal analizler, detaylı karşılaştırmalar veya karmaşık veri incelemeleri gibi görsel sunumun önemli olduğu alanlarda ekranlar değerini korurken, rutin ve tekrarlayan işlemlerde arayüz giderek daha fazla geri plana çekiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Zero UI ile geleneksel arayüzlerin birbirini tamamladığı hibrit deneyimlerin daha fazla öne çıkması bekleniyor. Yapay Zekâ yalnızca yanıt vermiyor, harekete de geçiyor Zero UI yaklaşımına bugün yeni bir ivme kazandıran en önemli gelişmelerden biri, yapay zekânın yalnızca sorulara yanıt veren bir yapıdan belirli görevleri yerine getirebilen sistemlere doğru ilerlemesi. Araştırmalar, yapay zekânın kurumların günlük operasyonlarında giderek daha yaygın biçimde kullanılmaya başladığını gösteriyor. Bu gelişimle birlikte Agentic AI olarak tanımlanan sistemler; farklı kaynaklardan bilgi toplayabiliyor, verileri değerlendirebiliyor ve tanımlanan yetkiler kapsamında belirli işlemleri kullanıcı adına gerçekleştirebiliyor. Böylece kullanıcı yalnızca neye ihtiyaç duyduğunu ifade ederken, işlemin arka planındaki adımlar sistem tarafından yürütülebiliyor. Örneğin bir yönetici, farklı raporlama ekranlarını açıp verileri tek tek incelemek yerine satış performansına ilişkin sorusunu doğal dille yöneltebilir; sistem ilgili veri kaynaklarını değerlendirerek sonuçları özetleyebilir. Bir çalışan kurum içi bir süreci dijital asistan üzerinden başlatabilir veya saha çalışanı devam eden işi sırasında sesli komutla yeni bir görev oluşturabilir. Yapay zekânın bilgi sunmaktan aksiyon almaya doğru ilerlemesiyle birlikte dijital deneyimin başarısı da yalnızca işlemin ne kadar hızlı tamamlandığıyla değil, kullanıcının sonuca ulaşırken ne kadar az efor harcadığıyla ölçülmeye başlıyor. “Dijital deneyimin başarısı, kullanıcı yolculuğunu ne kadar sadeleştirdiğimizle ölçülecek.” Doğuş Teknoloji İş Çözümlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sermin Küçükyüce, Zero UI’ın dijital deneyimin geleceğinde önemli bir dönüşüme işaret ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Önümüzdeki dönemde dijital deneyimin başarısını, kullanıcıya kaç ekran sunduğumuzdan çok ona kaç adım kazandırdığımızla ölçülecek. Zero UI’ı bu nedenle ekranların tamamen ortadan kalkacağı bir gelecek olarak değil, teknolojinin günlük hayatın ve iş akışlarının içine daha doğal biçimde yerleştiği bir deneyim modeli olarak görüyoruz. Kullanıcı bir sisteme nasıl ulaşacağını, hangi menüye gireceğini ya da hangi ekranı açacağını düşünmek yerine ihtiyacını ifade edebilmeli ve mümkün olan en optimum yoldan sonuca ulaşabilmeli. Yapay zekâdaki gelişmeler bu yaklaşımı bugün çok daha güçlü hale getiriyor. Özellikle yapay zekânın yalnızca bilgi sunmakla kalmayıp belirli görevleri kullanıcı adına gerçekleştirebildiği sistemler, dijital deneyimin sınırlarını yeniden tanımlıyor. Teknoloji arka planda daha fazla sorumluluk üstlenirken, kullanıcının üzerindeki operasyonel ve bilişsel yük de azalıyor. Ancak arayüz geri plana çekildikçe güven, şeffaflık ve kullanıcı kontrolü daha da kritik hale geliyor. Teknolojinin kullanıcı adına daha fazla aksiyon aldığı bir dünyada sistemin ne yaptığını, hangi verileri kullandığını ve neden harekete geçtiğini anlaşılır biçimde açıklayabilmesi gerekiyor. Kritik noktalarda kullanıcıdan onay alınması ve gerçekleştirilen işlemlerin gerektiğinde geri alınabilmesi de bu deneyimin ayrılmaz bir parçası. Doğuş Teknoloji olarak, müşterilerimiz için daha sade, sezgisel ve akıllı dijital yolculuklar tasarlarken Zero UI’ı; yapay zekâ, veri, iş süreçleri ve insan odaklı tasarımın birlikte çalıştığı stratejik bir dönüşüm alanı olarak görüyoruz. Buradaki asıl değer, teknolojiyi daha görünür hale getirmek değil; teknolojiyi kullanıcı deneyiminin doğal bir parçasına dönüştürerek ihtiyaç ile sonuç arasındaki mesafeyi azaltmak."

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi Haber

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi

Bankacılıkta güven bir tercih değil, temel bir gerekliliktir. Ancak bankalar yapay zeka yatırımlarını diğer sektörlere kıyasla daha hızlı artırıyor. Buna rağmen çoğu kurum, bu teknolojiyi güven oluşturacak yönetişim, gözetim ve altyapıdan yoksun şekilde hayata geçiriyor. IDC’nin araştırma verilerine dayanan SAS Veri ve Yapay Zeka Etki Raporu: Güven Esası (The Trust Imperative), sektördeki bu temel çelişkiye dikkat çekiyor. Araştırmada, incelenen dört sektör arasında bankacılık; hem yapay zeka harcamalarında hem de güvenilir yapay zeka uygulamalarının benimsenmesinde kamu, sigorta ve yaşam bilimleri sektörlerini geride bırakıyor. Nitekim bankaların yaklaşık dörtte biri (%23), IDC’nin Güvenilir Yapay Zeka Endeksi’nde en yüksek seviyede yer alıyor. Ancak bu avantajlara rağmen, kurumların büyük çoğunluğu raporun "ideal durum" olarak tanımladığı "yüksek iç güven ve kanıtlanmış güvenilirlik" kombinasyonunun çok uzağında kalıyor. Rapora göre: Bankaların yalnızca %11’i hem kurum içi yapay zekâ güvenini yüksek seviyede tesis edebilmiş hem de somut olarak güvenilirliği kanıtlanmış yapay zekâ sistemlerine sahip. Bankaların yaklaşık yarısı (%47) IDC’nin “güven ikilemi” olarak tanımladığı noktada konumlanıyor. Bu kurumlar ya güven eksikliği nedeniyle güvenilir yapay zekayı yeterince kullanamıyor ya da doğrulanmamış sistemlere aşırı bağımlı hale geliyor. SAS Risk, Dolandırıcılık ve Uyum Çözümlerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Stu Bradley, konuya ilişkin şunları söyledi: “Güvenilir yapay zeka söz konusu olduğunda bankacılık, bu çalışmadaki tüm sektörlerin önünde yer alıyor. Buna rağmen çoğu bankanın temel hazırlık seviyesi olması gereken noktanın oldukça gerisinde kalıyor. Yaklaşık 10 bankadan 9'u henüz güven algısını somut kanıtlarla hizalayamadı ve her beş bankadan biri hâlâ izole edilmiş (silo) veri yapılarıyla çalışıyor. Yapay zeka hedefleri ile hazırlık seviyesi arasındaki bu boşluğu kapatmak, tüm bankalar için yönetim katında bir öncelik olmalıdır.” Yatırımlar artıyor, ancak temeller hâlâ kırılgan Dünya genelinde 2.375 BT ve iş dünyası liderinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor: Yapay zeka yetkinliklerine yapılan yatırımlar; bu teknolojiyi güvenilir kılan "sorumlu inovasyon" ilkeleri ile yapılan yatırımlarla eşleşmiyor. Tek bir model hatasının bile ağır düzenleyici cezalara yol açabileceği veya müşteri güvenini bir gecede yerle bir edebileceği bu sektörde, söz konusu kopukluk ciddi bir risk arz ediyor. Sorun yatırım eksikliği değil: Bankaların yapay zeka harcama grafiği, araştırmadaki diğer tüm sektörlerin üzerinde seyrediyor. Bankaların %60’ı bu alanda %4 ile %20 arasında bir büyüme beklerken, %12’lik bir kesim çok daha keskin artışlar öngörüyor. Bu ivmeye rağmen, çalışmada şu kritik temel yapısal zayıflıklara dikkat çekiyor: Veri siloları: Bankaların %19’u hâlâ silo veri altyapısıyla faaliyet gösteriyor; bu oran araştırmadaki en yüksek seviye. Yetersiz veri temelleri: Bankaların önemli bir bölümü etkin veri yönetişimi (%45) ve/veya merkezi ya da optimize edilmiş veri altyapısından (%41) yoksun. Yetenek açığı: Kurumların %42’si uzmanlaşmış yapay zekâ yetkinliklerinde eksiklik yaşıyor. Bu sorunları aşmak için bankaların %52’si yapay zekâ mimarisini genişletmeyi, %43’ü ise özel yapay zekâ ekipleri kurmayı veya büyütmeyi planlıyor. Ancak yalnızca %31’i doğrudan yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine odaklanmayı hedefliyor. Bu da karşı karşıya olunan engellerin teorik değil, doğrudan yapısal olduğunu ortaya koyuyor. IDC Yapay Zeka ve Otomasyon Bölümü Araştırma Direktörü Kathy Lange, “Bankacılık sektörü yapay zekanın potansiyelini açıkça anlıyor, ancak anlamak ile uygulamak aynı şey değil. Güçlü veri mimarileri, yönetişim çerçeveleri ve yetkin insan kaynağı olmadan bankalar, yatırım getirisi (ROI) sağlayamayan projelere kaynak ayırma riskiyle karşı karşıya kalır. Daha da önemlisi, bu durum güven temelini zedeleyebilir.” uyarısında bulundu. Yapay zekada gerçek değer: maliyet değil, inovasyon Rapor, yapay zekânın bankacılıktaki temel değerinin maliyet azaltımı olduğu yönündeki yaygın varsayımı da sorguluyor. Buna karşılık bankacılık sektörü, yapay zekâdan elde edilen değerin ana kaynağı olarak süreç verimliliği yerine ürün ve hizmet inovasyonunu önceliklendiren tek sektör olarak öne çıkıyor. Sektörler arası yatırım getirisi (ROI) verileri de bu yaklaşımı destekliyor. Yapay zekayı müşteri deneyimini iyileştirmek için kullanan kurumlar, yapılan her 1 dolarlık yatırım karşılığında 1,83 dolar ile en yüksek getiriyi elde ediyor. Pazar payını artırmaya odaklananlar 1,74 dolar ile ikinci sırada yer alırken, maliyet tasarrufuna odaklananların getirisi 1,54 dolar ile en düşük seviyede kalıyor. Ayrıca güvenilir yapay zekâyı önceliklendiren kurumların, yapay zekâ yatırımlarından elde ettikleri toplam getiriyi iki katına çıkarma olasılığı %60 daha yüksek. Bankalar aynı zamanda agentic AI (ajan tabanlı yapay zeka) konusunda diğer sektörlere göre daha kararlı adımlar atıyor. Kurumların yaklaşık üçte biri, daha otonom sistemleri desteklemek için güvenilir yapay zeka yatırımlarını artırmayı planlıyor. Ancak yapay zeka sistemleri daha fazla karar verme yetkisi kazandıkça, zayıf yönetişimin doğuracağı sonuçlar da bir o kadar ağırlaşıyor. SAS Global Finansal Hizmetler Direktörü Alex Kwiatkowski ise şunları söyledi: “Düzenleyici kurumlar ve müşteriler süreci yakından takip ediyor. Şu anda bankaların neredeyse yarısı ya doğrulanmamış yapay zekalar kullanıyor ya da onayladıkları teknolojileri hayata geçirmekte tereddüt ediyor,” diyerek ekledi: “Hiçbir banka bu rekabetçi rekabette geri planda kalan oyuncu olmak istemez ancak maliyet tasarrufu tek başına onları yarışta tutmaya yetmeyecektir. Kazananlar; yönetişim, açıklanabilirlik, şeffaflık ve güçlü veri temellerine işi ölçeklendirmeden önce, yani henüz bir şeyler bozulmadan yatırım yapan bankalar olacak.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.