
Türkiye’nin, ilk teklif kapsamındaki ürünlerde AB’ye yıllık yaklaşık 8 milyar euroluk ihracatı bulunuyor. Yeni düzenlemenin 2028’den itibaren uygulanması öngörülürken, Türkiye’nin ihracatında karbon maliyetleri ve düşük emisyonlu üretim daha belirleyici hale gelebilir.
SKDM kapsamı 180 üründen 457 ürüne çıkabilir
Avrupa Birliği’nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçilmesinin ardından, düzenlemenin kapsamını genişletmeye yönelik çalışmalar sürüyor.
Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te açıkladığı yaklaşık 180 ürünlük genişleme teklifi, AB kurumlarının değerlendirmeleriyle daha kapsamlı bir hale geldi. Avrupa Parlamentosu, 15 Eylül 2026’da kabul ettiği pozisyonla kapsama alınacak ürün sayısının 457’ye çıkarılmasını öngören yaklaşımı destekledi. AB Konseyi de 12 Haziran’da kapsam genişlemesine ilişkin pozisyonunu kabul etti.
Böylece makine, metal mamuller ve bazı ev aletlerinin 2028’den itibaren karbon düzenlemesine dahil edilmesini öngören süreçte kurumlar arası müzakere aşamasına geçildi. Nihai ürün listesi ve uygulama koşulları, Parlamento ile Konsey arasındaki görüşmelerin ardından kesinleşecek.
İmam Güneş’in haberine göre, Komisyonun ilk teklifinde yaklaşık 180 yeni ürünün kapsama alınması planlanıyordu. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin Eylül 2026 değerlendirmesinde, ilgili komitenin ürün sayısını 457’ye çıkarma önerisine yer verildi. Parlamento Genel Kurulu, 15 Eylül’de yapılan oylamada 464 kabul, 50 ret ve 159 çekimser oyla kapsamı genişleten değişiklikleri kabul etti.
Türkiye, karbon düzenlemesinden en fazla etkilenecek ikinci ülke
Avrupa Komisyonu’nun etki analizine göre Türkiye, SKDM’nin genişletilmesinden en fazla etkilenmesi beklenen ülkeler arasında Çin’in ardından ikinci sırada bulunuyor.
Ticaret Bakanlığı’nın aktardığı verilere göre, Komisyonun ilk teklifine esas alınan senaryoda yeni kapsama girebilecek ürünlerde Türkiye’nin AB’ye yıllık ihracatı yaklaşık 8 milyar euro olarak hesaplanıyor. Ancak Parlamento ve Konseyin daha geniş ürün listelerine ilişkin Türkiye özelinde güncellenmiş bir ihracat büyüklüğü henüz açıklanmadı.
Türkiye, mevcut SKDM kapsamındaki ürünlerde de Avrupa Birliği’nin önemli tedarikçileri arasında yer alıyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre Ekim 2023-Haziran 2025 döneminde AB’nin üçüncü ülkelerden gerçekleştirdiği yaklaşık 156 milyon tonluk SKDM ürünü ithalatının 18,34 milyon tonu Türkiye’den karşılandı.
Türkiye, bu miktarla Ukrayna’nın ardından ikinci sırada yer alırken çimento ve alüminyumda AB’nin en büyük tedarikçisi oldu. Türkiye’den yapılan SKDM kapsamındaki ihracatın içerdiği emisyon miktarı ise yaklaşık 42 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı.
Karbon maliyeti tedarik zincirine yayılacak
Avrupa Komisyonu’nun kapsam genişletme girişiminin temel hedeflerinden biri, karbon maliyetlerinden kaçınmak amacıyla üretimin AB dışına kaydırılmasını önlemek.
Mevcut sistemde belirli demir-çelik ve alüminyum ürünleri doğrudan SKDM kapsamına giriyor. Ancak bu hammaddelerin AB dışındaki ülkelerde nihai ürünlere dönüştürülmesi halinde bazı ürünler düzenlemenin dışında kalabiliyor. Yeni düzenlemeyle bu farkın azaltılması amaçlanıyor.
Kapsamın genişlemesi, Türk sanayicileri açısından düşük karbonlu hammadde kullanımını ve tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesini daha önemli hale getirecek. Avrupa pazarında rekabet gücü belirlenirken ürün fiyatı ve teknolojik özelliklerin yanı sıra kullanılan hammaddelerin karbon yoğunluğu da etkili olabilecek.
Makine ve metal sanayisinde karbon maliyeti artabilir
SKDM’nin ikinci aşamasından etkilenmesi beklenen sektörlerin başında makine sanayisi geliyor. Çelik, döküm ve alüminyum gibi girdileri yoğun kullanan üreticiler, bugün doğrudan düzenleme kapsamında bulunmayan bazı ürünlerde de karbon maliyetiyle karşılaşabilecek.
Komisyonun teklifinde bağlantı elemanları, metal parçalar, endüstriyel ekipmanlar ve çeşitli makine bileşenleri öne çıkıyor. Yeni uygulama, özellikle AB’ye ihracat yapan üreticilerin hammadde tercihlerinde ve emisyon hesaplamalarında değişikliğe gitmesini gerektirebilir.
İhracatçıların yalnızca kendi üretim süreçlerini değil, tedarikçilerinden aldıkları hammaddelerin karbon verilerini de takip etmesi önem kazanacak.
Beyaz eşya ihracatında karbon hesabı değişebilir
Düzenlemenin etkilerinin ulaşabileceği bir diğer alan beyaz eşya ve dayanıklı tüketim sektörü olacak. Avrupa Komisyonu’nun ilk teklifinde çamaşır makinelerinin örnek gösterilmesi, karbon maliyetinin nihai tüketici ürünlerine kadar uzanabileceğine işaret ediyor.
Kapsamın genişlemesi halinde çelik sac ve alüminyum gibi girdilerin üretiminden kaynaklanan emisyonlar daha fazla önem kazanacak. Bu durum, Türkiye’den Avrupa’ya beyaz eşya ve metal ağırlıklı ürün ihraç eden şirketlerin üretim maliyetlerini ve rekabet stratejilerini etkileyebilir.
Otomotiv ve kimya sektörleri için yeni düzenlemeler gündemde
SKDM’nin ilerleyen yıllarda başka sektörlere genişletilmesi de değerlendiriliyor. Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te yayımladığı gözden geçirme raporuna göre 2027’de kimya gibi ilave sektörlerin, daha fazla nihai ürünün ve bazı dolaylı emisyonların kapsama alınması gündeme gelebilecek.
Bu olasılık, Türkiye’nin AB’ye ihracatında önemli paya sahip otomotiv, kimya ve plastik sektörleri açısından da önem taşıyor. Ancak mevcut süreç, otomotivin veya kimya, plastik ve cam sektörlerinin tamamının SKDM kapsamına alınacağı anlamına gelmiyor.
SKDM genişlemesi için 2028 hedefi
Avrupa Komisyonu’nun teklifinde yeni ürünlerin 1 Ocak 2028’den itibaren SKDM kapsamına alınması öngörülüyor. Uygulamanın kesin çerçevesi, AB kurumları arasındaki müzakerelerin tamamlanmasının ardından belirlenecek.
AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında üreticilere sağlanan ücretsiz emisyon tahsislerinin 2026-2034 döneminde kademeli olarak kaldırılması da karbon maliyetlerinin etkisini artırabilecek.
Türkiye açısından düşük karbonlu hammadde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği, Avrupa pazarındaki rekabetin temel unsurları arasına giriyor. Özellikle AB’ye ihracat yapan sanayi kuruluşlarının 2028 öncesinde üretim süreçlerini ve tedarik zincirlerini yeni düzenlemeye göre değerlendirmesi önem taşıyor.